Umudu Kucaklarcasına Coşku
Erivan’da büyük bir ilgi ve sevgiyle karşılandım. Grupta Ankara’dan genç bir araştırmacı, Fransa’dan gelen bir Türk ve Türk-Ermeni Dostluk Derneği Başkanı Kaan Soyak vardı. Konferansın katılımcıları adeta tembihlenmiş gibiydi. Toplantı Türkiye ile başlayabilecek ekonomik işbirliğinin ülkelerine sağlayacağı faydaya odaklandığından düzenleyiciler, sakıncalı konulara girilmemesini istemişti. Sunduğum bildiri zaten oldukça teknikti. Bildirimin teorik temelinde “küçük bir ülke ile büyük bir ülke arasında ticari ilişki başladığında, bundan küçük ülkenin daha fazla yararlanacağı“ önergesi olduğundan bu Ermenistan için bir umut olmuştu. Ticarete konu olacak mal ve hizmetlerin, kısmen sınır ticaretinin özelliğine, kısmen de transit ticaret ötesine geçecek ilişkilerin zaman içinde göstereceği seyre bağlı olacağı kesindi. Verdiğim ilk siyasi mesaj kaçınılmaz olarak kapalı sınırla ilgili olmuştu. İki ülke arasındaki sınır resmen kapalıyken yasal ticaret nasıl başlayabilirdi? Ermenistan’ın tanımadığı sınır açılabilir miydi? 328 km uzunluğundaki Ermenistan ile Türkiye sınırı Türkiye'nin en uzun dördüncü sınırı. Ama Türkiye için önemli bir güvenlik sorunu değildi. Ancak Ermenistan’ın 1921 Kars-Gümrü (Moskova) anlaşmasıyla çizilen Sovyet sınırını 1992 den sonra tanımadığını açıklaması, Türkiye’nin sınırı açmamasının siyasi nedeniydi. Ayrıca Ermenistan’ın Azerbaycan’la olan Yukarı Karabağ anlaşmazlığı da Türkiye’nin sınırı açmama kararında etkiliydi. Bir de Kars’ın yerel gazetelerinde gördüğüm, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ve AB sitelerinde de radyasyon kaçağı nedeniyle uyarılan Metzamor nükleer santraline değinince salonda orta şiddette bir çalkalanma yaratmıştım. Ama çabuk uzlaşmıştık. Çünkü Türkiye’yle yakınlaşmak, istiyorlardı. Nitekim Daşnak Partisi üyesi olduğunu sonradan öğrendiğim bir Nükleer Mühendis, toplantıdan sonra söyledikleri için gelip özür dilemişti.