Türkiye’nin Afrika çıkarması 2003 yılında “Afrika ile Ekonomik İlişkiler için Strateji Geliştirme“ teması ile Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından başlatılmıştı. Yaklaşık 20 yılda Güney Afrika’dan, Sudan’a, Etiyopya’dan Somali’ye, Kongo’dan Senegal’e, Mali ve Gabon’a uzanan geniş bir coğrafi yelpazede yeni yeni anlaşmalar imzalamış, aslında geçmişi 1970 lere kadar uzanan eski anlaşmaları tazeleyerek, sözler verip, sözler almıştır. Başlangıçta bu kararlılıkta Nicholas Sarkozy’nin verdiği “siz AB ile ilişkilerinizi kollamak yerine Afrika’yla işbirliği yapsanıza!“ öğüdünün ne payı olmuştur bilemiyorum.
Ama yoksul ve yoksun Afrika’da, eski ve yeni aktörler yanı sıra, Türkiye’nin dostluk temaları ve insani dokunuşlarla yerini almasının iyi olduğunu düşünenlerdenim. Fiilen eğitim, sağlık ve alt yapı alanlarında faaliyetlere girerek başlatılan Afrika açılımını, 2017 den itibaren güvenlik ve askeri varlık gösterme alanına yayması ise koşulların gerektirmesine bağlı olduğu gibi, Birleşmiş Milletler barış misyonlarında yer almasının bir sonucudur.
Aradan geçen 22 yılda elbette başarıda var; başarısızlık da. Ulaşılan başarılarda, geliştirilen vizyonun, kurumsal çabaların, örgütlenmenin, kamu ve gönüllü kuruluş faaliyetlerinin eş anlı eylemlerinin rolü büyüktü. Ticarete dış yardım ile verilen desteğin hep iyi ve ticaretten öte insani bir tasarım olduğunu düşünmüştüm. Özellikle konunun insandan – insana boyutunu adeta “gözünden yol bulup, gönlüne akmak“ olarak niteleyip, sevgi ve dostluk bağları ile geliştirilen ilişkilerin önemini sık sık dile getirmiştim.
Yapılan hatalar arasında, özellikle modern tarım yapma vaadi ile arazi kiralayıp, bu amacı gerçekleştirememekten daha önemlisi alınan teşviklerin karşılık bulmaması nedeniyle elde edilen kişisel kazançlara karşılık katlanılan kamu zararı olduğunu vurgulamakta fayda var. Kıta’nın doğusunda ve batısında yapılan faaliyetlerde bir iş, kültürü, ahlakı ve biçimi standardını yerleştirilememiş olması da dikkat edilmesi ve tekrarlanmaması gereken hatalardan bir başkasıdır.
Türkiye’nin Afrika Boynuzu ile olan Ekonomik İlişkileri
Türkiye-Afrika ticareti 10 milyar Doların üzerine çıkmış durumda. Bu değer, Çin-Afrika ticaretinin onda biri bile olsa değerli. Kısa vadede açık versek bile tutundurmayı hedefleyen uzun vadeli öngörüler, Türkiye için bir atılım, Afrika için yeni bir ortak olarak değerli. Ama Afrika’da başta Çin olmak üzere İran, İsrail ve kadim Batılı ortakların rekabeti Türkiye için hem teşvik, hem tehdit unsuru. Bu bakımdan Türkiye’nin verdiği sözlere, söz verdiği liderlere çok dikkat etmesi gerekir.
Genel olarak Türkiye ile Afrika arasındaki ticaret hacminin 2024 yılında 37 milyar doları aştığı e bu artışın 203 yılından bu yana 7 katlık bir artış olduğu bilinmekle birlikte, bu miktarın ancak 10-12 milyar dolarlık kısmı Afrika boynuzu ile olan ticari ilişkileri temsil etmektedir. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, 2024 den itibaren daha da belirginleşen küresel belirsizlik ve korumacı ticaret uygulamalarına rağmen Türkiye’nin coğrafi yakınlık üstünlüğü olan bir bölgede başarı elde etmiş olmasıdır..
Ayrıca, Türk inşaat şirketlerinin Afrika ülkelerinde 2.043 kalkınma projesinde yer alıyor olması ve bunların önemli bir kısmının sürekli bir çatışma bölgesi olan Afrika Boynuzunda ve bu bölgeye yakın olan ülkelerde bulunması dikkat çekicidir. Türk Hava Yolları'nın birçok uluslararası havayolu şirketinin girmekten çekindiği ülkelere kapı açması da yine önemlidir. THY bilfiil İstanbul üzerinden Afrika'yı dünyanın geri kalanına bağlayan bir ayrıcalığa sahip olduğu için genel olarak Afrika’nın tümünde ve özel olarak Afrika boynuzunda bir kazan-kazan dengesi kurmayı başarmıştır..
Ama yoksul ve yoksun Afrika’da, eski ve yeni aktörler yanı sıra, Türkiye’nin dostluk temaları ve insani dokunuşlarla yerini almasının iyi olduğunu düşünenlerdenim. Fiilen eğitim, sağlık ve alt yapı alanlarında faaliyetlere girerek başlatılan Afrika açılımını, 2017 den itibaren güvenlik ve askeri varlık gösterme alanına yayması ise koşulların gerektirmesine bağlı olduğu gibi, Birleşmiş Milletler barış misyonlarında yer almasının bir sonucudur.
Aradan geçen 22 yılda elbette başarıda var; başarısızlık da. Ulaşılan başarılarda, geliştirilen vizyonun, kurumsal çabaların, örgütlenmenin, kamu ve gönüllü kuruluş faaliyetlerinin eş anlı eylemlerinin rolü büyüktü. Ticarete dış yardım ile verilen desteğin hep iyi ve ticaretten öte insani bir tasarım olduğunu düşünmüştüm. Özellikle konunun insandan – insana boyutunu adeta “gözünden yol bulup, gönlüne akmak“ olarak niteleyip, sevgi ve dostluk bağları ile geliştirilen ilişkilerin önemini sık sık dile getirmiştim.
Yapılan hatalar arasında, özellikle modern tarım yapma vaadi ile arazi kiralayıp, bu amacı gerçekleştirememekten daha önemlisi alınan teşviklerin karşılık bulmaması nedeniyle elde edilen kişisel kazançlara karşılık katlanılan kamu zararı olduğunu vurgulamakta fayda var. Kıta’nın doğusunda ve batısında yapılan faaliyetlerde bir iş, kültürü, ahlakı ve biçimi standardını yerleştirilememiş olması da dikkat edilmesi ve tekrarlanmaması gereken hatalardan bir başkasıdır.
Türkiye’nin Afrika Boynuzu ile olan Ekonomik İlişkileri
Türkiye-Afrika ticareti 10 milyar Doların üzerine çıkmış durumda. Bu değer, Çin-Afrika ticaretinin onda biri bile olsa değerli. Kısa vadede açık versek bile tutundurmayı hedefleyen uzun vadeli öngörüler, Türkiye için bir atılım, Afrika için yeni bir ortak olarak değerli. Ama Afrika’da başta Çin olmak üzere İran, İsrail ve kadim Batılı ortakların rekabeti Türkiye için hem teşvik, hem tehdit unsuru. Bu bakımdan Türkiye’nin verdiği sözlere, söz verdiği liderlere çok dikkat etmesi gerekir.
Genel olarak Türkiye ile Afrika arasındaki ticaret hacminin 2024 yılında 37 milyar doları aştığı e bu artışın 203 yılından bu yana 7 katlık bir artış olduğu bilinmekle birlikte, bu miktarın ancak 10-12 milyar dolarlık kısmı Afrika boynuzu ile olan ticari ilişkileri temsil etmektedir. Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, 2024 den itibaren daha da belirginleşen küresel belirsizlik ve korumacı ticaret uygulamalarına rağmen Türkiye’nin coğrafi yakınlık üstünlüğü olan bir bölgede başarı elde etmiş olmasıdır..
Ayrıca, Türk inşaat şirketlerinin Afrika ülkelerinde 2.043 kalkınma projesinde yer alıyor olması ve bunların önemli bir kısmının sürekli bir çatışma bölgesi olan Afrika Boynuzunda ve bu bölgeye yakın olan ülkelerde bulunması dikkat çekicidir. Türk Hava Yolları'nın birçok uluslararası havayolu şirketinin girmekten çekindiği ülkelere kapı açması da yine önemlidir. THY bilfiil İstanbul üzerinden Afrika'yı dünyanın geri kalanına bağlayan bir ayrıcalığa sahip olduğu için genel olarak Afrika’nın tümünde ve özel olarak Afrika boynuzunda bir kazan-kazan dengesi kurmayı başarmıştır..