Güney Kore’nin Busan şehrinde gerçekleşen liderler zirvesi nafile bir detente (yumuşama) çabası gibi görünürken Trump’un masaya oturmak zorunda kalması Çin’in konjonktürel çerçevede önemli bir başarısı olarak okunabilir.
Zirveden hemen önce Trump’ın dillendirdiği G2 kavramı retorik değişim açısından önemli görünse de aslında ABD açısından bir çaresizliği de resmediyor.
G2 kavramı, Çin ve ABD’nin küresel sahnede eşit konumda olduğu anlamına geliyor.
Bu aynı zamanda Avrupa’nın öneminin kalmadığı Japonya ve Hindistan'ın ise hesaba bile katılmadığı yeni bir düzen tasavvurunu akla getiriyor.
Küresel sahnede eşit konumda görünmek itibar açısından Pekin'in keyfini yerine getirmiş olabilir ancak çok kutuplu bir küresel düzeni savunan Çin bahse konu kavrama mesafeli kalmaya devam edecektir.
Çin’in özellikle nadir elementler kartını kullanmış olması ABD cenahında bir şoka neden olsa da geri adım atmayan agresif bir dış politikanın inşası aslında uzun zamandır Asya’nın öbür yanında olgunlaşan bir durum.
Japonya ile yaşanan Tayvan krizinde de gördüğümüz kadarı ile “Savaşçı Kurt“ diplomasisi olarak bilinen yaklaşım her geçen gün daha da derinleşiyor.
Askeri açıdan da modernizasyon sürecini tahkim eden Çin’in daha şahin bir rotaya kayması makul görünebilir ancak bunun uzun vadeli ve stratejik sabır ile donatılan uzun soluklu bir “halk savaşı“ olduğunu da akıldan çıkarmamak gerekiyor.
ABD ve Çin arasındaki yapısal rekabet aslında birinci Trump döneminde ete kemiğe bürünmüştü. 2018 yılında ticaret savaşları ile başlayan gerilim taktiksel zaman kazanma hamleleri dışında somutlaşarak devam etti.
Hatırlayacaksınız 2023 yılında da San Fransisco’da iki lider (Şi ve Biden) el sıkışmıştı.
Onun öncesinde yaşanan balon krizi gibi sürreel durumları da not etmekte fayda var.
San Fransisco zirvesi ringde yorulan ve bir sonraki raunt için mola veren iki boksörün durumuna benziyordu. Bahse konu zirvede balon krizi sırasında kopan askeri iletişimin yeniden tesis edilmesi dışında herhangi bir ilerleme sağlanamamıştı.
Dolayısı ile yapısal rekabetin derinleşmesi diplomatik süreçlerin yapısını da zorunlu çerçevede kırılgan bir hale getiriyor.
ABD-Çin ilişkilerinin mevcut durumunu kurumsal bir kırılganlaşma süreciolarak da okuyabiliriz.
Teknoloji savaşı, gümrük duvarları, çip ambargoları...
Bunlar sürekli gündemde oldu. Busan’da ise iki tarafın biraz da zorunluluklardan dolayı masaya oturduğuna şahit olduk.
ABD tarafından Çin’e uygulanan tarifeler %57’den %47’ye indirildi. Çin ise nadir toprak elementleri ihracatını sürdürmeyi kabul etti.
Görüşme notlarında Tayvan konusuna neredeyse hiç değinilmedi. Bu "sorunu çözdükleri" için değil, masayı devirmemek için "halının altına süpürdükleri" içindi.
Hatta daha sonra ABD, Tayvan’a yapılan 330 milyon dolarlık silah satışını onaylayarak “stratejik belirsizliği“ biraz daha netleştiren bir adım atmış oldu.
Öte yandan Trump’ın görüşme öncesi yaptığı açıklamada “diğer ülkeler test yaparken biz duramayız; nükleer testleri başlatmaları için Savaş Bakanlığı’na talimat verdim“ sözleri ciddi yankı buldu.
Bu yeni durum başka bir tartışmanın fitilini ateşledi ancak başka bir yazının konusu.
Busan zirvesi ittifak mimarilerini, yaptırım rejimlerini ve tedarik zincirinin silahlandırılması meselesini tersine çevirmedi.
Sadece bu sert rekabetin maliyetini kontrollü biçimde düşürmeye dönük taktiksel bir ateşkes sağladı.
Bu nedenle zirveyi, hegemonya mücadelesinde stratejik hattı değiştiren bir “détente“ olarak değerlendirmek yerine krizleri, tırmanma eşiğinin hemen altında tutmaya yönelik bir risk yönetimi hamlesi olarak görmek daha isabetli.
Soğuk Savaş’tan daha karmaşık, daha sinsi bir "Soğuk Barış" dönemindeyiz.
Tayvan Boğazı’ndaki gri bölge taktikleri, Güney Çin Denizi’ndeki su sıkma savaşları devam ediyor. ABD ise Tayvan konusunda hala stratejik bir netliğe ulaşmış değil.
Taraflar, birbirleriyle konuşmayı (detente) sürdürürken, diğer elleriyle tedarik zincirlerini ve cephaneliklerini tahkim ediyor.
Bu sükûnet, bir çözümden ziyade yoğunlaştırılmış bir hazırlık evresine benziyor.
Herkes beklenen o meşum krize doğru yol alındığının farkında.
Şu anda taktiksel sükûnetin tekinsiz gürültüsünü dinliyoruz.
( X @drhkorkmaz )