Avrupa Birliği’nin SAFE (Strategic Technologies for Europe Platform) girişimi, Avrupa’nın savunma sanayi altyapısını güçlendirmeyi amaçlayan önemli bir mali çerçeve sunmaktadır. Ancak SAFE’e katılım, özellikle Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) siyasallaştırma girişimleri düşünüldüğünde, Türkiye’nin stratejik çıkarları pahasına gerçekleşemez. Tam da bu nedenle, İspanya, İtalya, Portekiz, Polonya, Macaristan ve Romanya gibi güvenilir NATO müttefikleriyle askerî-endüstriyel alanda işbirliğini derinleştirmek her zamankinden daha kritik hâle gelmektedir.
1. Avrupa Güvenliğinin Temeli NATO’dur: Ne Çifte Yapılanma Ne Ayrışma
Türkiye, Avrupa savunma girişimlerinin NATO’dan “ayrılabilir fakat ayrı olmayan“ bir yapıda olmasını desteklemektedir. Türkiye bir AB üyesi olmadığı için SAFE yönetişim mekanizmasında oy hakkına sahip değildir; bu da Ankara’nın Yunanistan ve GKRY’nin siyasi manipülasyonlarına açık hâle gelmesi riskini doğurur.
Bu nedenle, AB Komisyonu’nun ve Yunanistan/Kıbrıs Rum Yönetimi’nin şart koştuğu tavizler karşılığında SAFE’e dâhil olmak yerine, Türkiye’nin güvenilir NATO ve AB üyesi devletlerle ikili savunma işbirliğini derinleştirmesi daha rasyonel bir tercih olacaktır. SAFE programı Avrupa güvenlik mimarisini destekleyen önemli bir fon mekanizması olsa da, Türkiye’nin temel yaklaşımı Avrupa savunma girişimlerinin NATO’nun mevcut yapılarının tekrarı veya alternatifi hâline dönüşmemesi olmalıdır.
2. Yunanistan ve GKRY Tarafından Siyasallaştırma Girişimleri
ELIAMEP gibi Yunan düşünce kuruluşlarının yayınladığı analizler², SAFE’i Türkiye’nin stratejik tercihlerini yönlendirebilecek bir araç olarak çerçevelemektedir. Bu analizlerde, Ankara’nın “NATO üyeliği ile jeopolitik merkeziyetini kullanarak nüfuz projeksiyonu yapabildiğini ve SAFE’e katılmayı hedeflediği“ yönündeki söylem dikkat çekmektedir.
Bu yaklaşım, Yunanistan ve GKRY’nin, Türkiye’nin AB savunma mekanizmalarına erişimini, ikili sorunları AB’nin kurumsal süreçlerine taşıyarak engelleme yönündeki yapısal tutumunun yeni bir yansımasıdır.
Türk savunma sanayi şirketlerinin yabancı fonlara –AB kaynakları dâhil– erişim talebi doğal olmakla birlikte, bu durum Türkiye’nin SAFE’e katılma yönünde stratejik bir zorunluluk içerdiği anlamına gelmez. Türkiye’nin stratejik hedefi SAFE’e girmekten ziyade, AB’ye tam üye olmak ve üyelik sürecinin Yunanistan veya GKRY tarafından veto edilmemesine yönelik yapısal güvence elde etmektir.
AB’nin Türkiye’nin savunma sanayisine duyduğu ihtiyaç, Türkiye’nin Avrupa fonlarına duyduğu ihtiyaçla karşılıklıdır. Türkiye açısından optimal tercih; Portekiz, İspanya, İtalya, Polonya ve Romanya gibi güvenilir müttefiklerle (ve diğer benzer güvenilir müttefiklerle) ortak girişimler, ortak üretim hatları ve teknoloji yatırımlarını artırmaktır. Bu ülkelerin kendi deniz kuvvetlerini ve askerî kapasitelerini geliştirmesine katkı sağlayacak projeler, karşılıklı bağımlılığı ve ortak çıkarları güçlendirecektir.