Avrupa Birliği Yolunda Bosna-Hersek

Kategori Seçilmedi

1980-2000 dönemi, dünya kapitalist sisteminin neo-liberal ekonomi politikaları üzerinden yeniden yapılandırıldığı bir dönem oldu. Bu dönemde, Balkanlardaki sosyalist ülkeler yeniden yapılanma sürecinin dışında kalmadılar. Yugoslavya, Bulgaristan ve Arnavutluk’ta 1980’li yıllarda, Romanya’da 1990’lı yıllarda neo-liberal ekonomi politikaları uygulamaya sokuldu ve bu politikalara uygun düşen bir takım siyasal, hukuksal ve sosyal düzenlemelere gidildi. 1990’lı yıllarda ise bu ülkeler resmen sosyalizmi terk edip kapitalizme geçiş yaptılar ve kapitalist dünya sistemine entegre oldular. Dolayısıyla, 1980-2000 dönemi, Balkanlar için sosyalizmden kapitalizme geçiş yılları oldu.

Liberalleşme ve özelleştirme politikaları ile siyasi, iktisadi ve sosyal alanlarda Batı Avrupa tarzı kurum ve kuruluşlarının oluşturulması, sosyalizmden kapitalizme geçen ve kapitalist dünya sistemine entegre olan Balkan ülkelerinin ortak özellikleri olmuştur. Bu ülkeler, geçişi hızlı ve az bedeller ödeyerekten gerçekleştirebilmek amacıyla, yüzlerini AB’ye, ABD’ye ve NATO, IMF, BM, Dünya Bankası, Uluslararası Ticaret Örgütü gibi kurum ve kuruluşlara çevirdiler. Özellikle AB, geçiş sürecindeki Balkanlı devletler ve toplumlar için en büyük cazibe merkezi oldu. Kapitalist dünya sistemiyle entegre olmak isteyen Balkanlı eski sosyalist devletlerin birincil hedefi AB’ye katılmak oldu.

Bu hedefe önce Slovenya 1 Mayıs 2004, sonra da Bulgaristan ile Romanya 1 Ocak 2007 tarihlerinde Birliğe tam üye olarak ulaştılar. Arnavutluk, Makedonya, Hırvatistan ve Sırbistan-Karadağ devletleri ile AB arasında ise “İstikrara ve Ortaklık Anlaşmaları (İOA)“ imzalandı ve bu ülkelerin AB ile olan “entegrasyon ilişkileri“, İOA çerçevesinde yürütüldü. Haziran 2006’da Karadağ’ın Sırbistan’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan etmesinden sonra ise, AB ile Karadağ Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler kaldığı yerden devam ettirildi ve Mart 2007’de iki taraf arasında yeni bir İOA imzalandı.

Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde yaşanılan savaşlarda savaş ve insanlık suçu işlemiş olan bazı üst düzey askerlerin ve politikacıların yakalanması ve Lahey’de 1991 yılında kurulmuş olan “Eski Yugoslavya İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi“ne teslim edilmeleri konusunda yeterli gayreti ve işbirliğini göstermedikleri gerekçesiyle, Nisan 2004-Ekim 2005 tarihleri arasında Hırvatistan ile, Mayıs 2006 – Haziran 2007 tarihleri arasında ise Sırbistan ile ilişkiler geçici bir süreliğine askıya alındı. 3 Ekim 2005 tarihinde Hırvatistan ile AB arasında tam üyelik müzakereleri başlatılırken, 13 Haziran 2007 tarihinde de Sırbistan ile İOA tekrara uygulamaya sokuldu.

Yugoslavya’nın parçalanması, sosyalizmden kapitalizme geçiş ve dünya kapitalist sistemine entegrasyon sürecinde en büyük sıkıntılar yaşayan Balkan ülkesi Bosna-Hersek oldu. Yaklaşık 200 bin insanın yaşamını yitirdiği, 1 milyon 500 bin insanın ülkesini terk etmek zorunda kaldığı ve büyük maddi/ekonomik kaybın gerçekleştiği 3,5 yıllık savaşın sonunda Bosna-Hersek Cumhuriyeti, “Bosna-Hersek Federasyonu“ ve “Sırp Cumhuriyeti“ adında iki entiteden oluşan bir federal devlet olarak kuruldu.

Aralık 1995’de Boşnak, Sırp ve Hırvat tarafları arasında imzalanan Dayton Antlaşması, bugünkü Bosna-Hersek Cumhuriyetinin anayasasını ve devlet yapısını oluşturdu. Dayton Anlaşması, aynı zamanda ABD ile AB’ye ve IMF, Dünya Bakası, Avrupa Kalkınma Bankası, AGİT, BM, NATO gibi kuruluşlara ülkenin denetimi ve yönetimi konusunda geniş yetkiler ve sorumluluklar yükledi. Bosna-Hersek Cumhuriyeti ve halkları, Aralık 1995’ten beri bu devletlerin ve kuruluşların denetimi ve yönetimi altında yaşamaya devam ediyor.

Diğer Balkanlı eski sosyalist devletler gibi, Bosna-Hersek Cumhuriyeti de AB’ye katılımı temel politika olarak benimsedi. Fakat devletin parçalı ve sorunlu yapısı nedeniyle AB Komisyonu’nun istediği reformlar bir türlü gerçekleştirilemeyince, AB ile Bosna-Hersek Cumhuriyeti arasında İOA bir türlü uygulamaya sokulamadı.

İstenilen reformlar, büyük ölçüde ortak devlet kurumlarının geliştirmesi yönündeydi. Fakat şiddetli bir savaştan çıkmış, milliyetçi histeri ve politikaların halen son derece canlı ve güçlü olduğu bir ortamda, Boşnak-Hırvat tarafı (Bosna-Hersek Federasyonu) ile Sırp tarafı (Sırp Cumhuriyeti) arasında ülkenin ortak kurumlarının kurulması hususunda mutabakat sağlanamaması neticesinde, AB Komisyonunca talep edilen reformlar bir türlü gerçekleştirilemedi. Böylece, AB ile Bosna-Hersek arasında uzun bir süre İOA yapılamadı.

AB Komisyonunun öncelikli olarak uygulanmasını istediği reform, çok-etnikli ortak polis teşkilatının oluşturulması yönündeydi. Bosna-Hersek Cumhuriyeti kurulduğu günden itibaren, ülkede iki farklı entitenin iki farklı polis teşkilatı varlığını sürdürmektedir: Bosna-Hersek Federasyonu (Boşnak-Hırvat) Polis Teşkilatı ve Sırp Cumhuriyeti (Sırp) Polis Teşkilatı. AB Komisyonu, bu iki polis teşkilatının tek bir polis teşkilatı (Bosna-Hersek Cumhuriyeti Polis Teşkilatı) bünyesinde birleştirilmediği sürece İOA’nın uygulanamayacağını söylüyordu. Yani İOA’nın gerçekleşebilmesi, “çok-etnikli ortak polis teşkilatının kurulması“ reformuna bağlanmıştı.

Bu konuda önemli bir gelişme 24 Ekim 2007 tarihinde gerçekleşti. Bosna-Hersek Cumhuriyeti Parlamentosunda yer alan altı büyük siyasal parti, tarihsel ve sosyo-kültürel açıdan özel bir önemi olan Mostar kentinde ortak bir mutabakat deklarasyonu imzaladılar. Siyasal parti liderleri, “çok-etnikli ortak bir polis teşkilatının kurulması“ ve bunun gerçekleşmesi için “gerekli olan işbirliğinin yapılması“ yönünde ortak karar aldılar ve Mostar Deklarasyonu’nu imzaladılar.

Mostar Deklarasyonu’nun imzalanmasına müteakip, Bosna-Hersek Cumhuriyeti Başbakan Vekili Nikola Spiriç ve AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn, 4 Aralık Salı günü düzenlenen bir törenle “İstikrar ve Ortaklık Anlaşması“nı paraflayarak belgenin imzalanmasına giriş yaptılar. Fakat bu anlaşmanın uygulamaya girebilmesi için anlaşmanın imzalanması gerekiyor. İmza ise, Mostar Deklarasyonu’nda belirtilen ve sözü verilen reformun gerçekleştirilmesine bağlandı. Bu reform gerçekleştirilmediği takdirde, parafe edilen İOA imzalanmayacak ve uygulamaya sokulmayacak. İOA imzalandığında ise, 27 AB ülkensin parlamentolarının onayına sunulacak. Bundan sonra da AB, Bosna-Hersek’in resmi aday statüsüne hazır olup olmadığını değerlendirecek.

Reform sürecini ve böylece İOA’nın imzalanmasını çabuklaştırmak amacıyla Bosna-Hersek’in en büyük altı partisinin liderleri 11 Aralık Salı günü Yüksek Temsilci ve AB Bosna-Hersek Özel Temsilcisi Miroslav Lajcak ile yaptıkları toplantıda, polis reform yasasını hazırlayacak bir çalışma grubu kurma konusunda anlaştılar. 7 gün sonra ise “polis teşkilatı reform yasaları“nı hazırlamakla görevli çalışma grubu oluşturuldu.

Çalışma grubu; polis koordinasyon bürosu, adli tıp soruşturma enstitüsü, polis personeli eğitim enstitüsü, polis destek dairesi, bağımsız kurul, vatandaş şikayet kurulu ve polis memurları şikayet kurulunu oluşturacak olan ilgili reform yasalarını hazırlayacak. Reform yasalarının Mart 2008’e kadar hazırlanıp uygulama sokulması ve böylece İOA’nın da imzalanıp yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Bosna-Hersek’in ve ülkede yaşayan üç halkın (Boşnak, Sırp, Hırvat) AB’ye katılım süreci, ülkedeki siyasal liderlerin ve partilerin uyumlu biçimde çalışarak AB Komisyonu tarafından talep edilen reformları ne derece gerçekleştirebileceklerine bağlı. Başka bir ifadeyle, bir zamanlar Yugoslavya Federasyonu bünyesinde “özyönetimli sosyalist-demokratik toplum“ kurmak için mücadele etmiş olan Bosna-Hersek halklarının yaşamları ve gelecekleri, Avrupalı büyük devletlerin AB kurumları vasıtasıyla talep ettikleri “reformlar“ çerçevesinde şekilleniyor...

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

Boutros-Ghali’nin BM Genel Sekreteri iken yaptığı bir konuşmada ifade ettiği gibi günümüzde her ne kadar devletler küresel sistemin en temel aktörü olmaya devam etse de, sınırları üzerindeki hâkimiyetlerini ve kontrollerini sarsacak gelişmeler yaşanmakta, bu da diğer aktörlerle işbirliğini zorunlu k...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.