ÖZET
Siyaset ve din birlikteliği söz konusu olduğunda dinin büyük ölçüde özel bir yaşam tarzı ve tercihi olarak işlev gördüğü ve dolayısıyla kendi sınırları içerisinde kalması gerektiği düşünülür. Bu aynı zamanda modern çağın da bir düşüncesidir. Ne var ki Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana dinin daha doğrusu mesiyanik birtakım dinî argümanların çağımızda siyasi güç olarak kullanıldığı görülmekte ve özellikle ABD’yi çevreleyen Evanjelizm ve İsrail politikasında etkili olan Siyonizm’in mesiyanik tonlu propagandalara öncülük ettiği fark edilmektedir. 7 Ekim Aksa Tufanı sonrası yaşanan gelişmeler jeopolitik çıkarların teo-politik argümanlarla nasıl desteklendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Kutsal Kitap’tan alıntılanan mitsel birtakım anlatıların 21. yüzyılda yaşanan bir çatışmaya nasıl uyarlanabildiği sorusu ahlaki ve etiksel olarak tartışılırken, soykırım niteliğine varan katliamların ortasında İsrail hükümeti resmî ağızdan dinî metin alıntılamaya devam etmiştir. Söz konusu yaklaşım ve politika ABD yönetimi tarafından da desteklenmiştir.
Teo-politik çerçeveli bu uluslararası sistemde Türkiye’nin alacağı tavır son derece önem arz etmektedir. Zira hem Evanjelizm’in hem Siyonizm’in mesiyanik argümanları ülkemizi de kapsayan gelişmeler barındırmaktadır. Çalışmada, 7 Ekim Gazze-İsrail çatışması örneğiyle din ve devlet arasındaki ilişkilere yönelik perspektifler sunulacaktır. Dinin veyahut din yerine geçmiş örgüt ve hareketlerin çatışmalardaki rolü aktarılmaya çalışılacaktır. Çalışmanın sonunda kutsal metinlerin emperyalist sömürgecilik ve işgal politikaları için nasıl araçsallaştırıldığının anlaşılması beklenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Eskatoloji, Apokaliptik, Olam haBa, Amalek, Mesiyanik Çağ, Evanjelizm, Siyonizm, Mesihi Yahudilik, Teo-politik, 11 Eylül Saldırısı, 7 Ekim Gazze, PKK/YPG Terörü
ABSTRACT
When it comes to the union of politics and religion, it is thought that religion largely functions as a private lifestyle and preference and therefore should remain within its own boundaries. This is also a thought of the modern age. However, since the end of the Cold War, it has been observed that religion, or rather some messianic religious arguments have been used as political power in our age. It is especially noticed that Evangelicalism surrounding the USA and Zionism which is effective in Israeli politics are leading messianic-toned propaganda. The developments following the October 7th al-Aqsa Flood clearly reveal how geopolitical interests are supported by theo-political arguments. While the question of how some mythical narratives quoted from the Bible can be adapted to a conflict in the 21st century is being discussed morally and ethically the Israeli government has continued to quote religious texts from official sources in the midst of massacres that amount to genocide. This approach and policy has also been supported by the US administration.
The stance that Turkey will take in this international system which has a theo-political framework is extremely important. Because the messianic arguments of both Evangelicalism and Zionism include developments that also include our country. In the study, perspectives on the relations between religion and the state will be presented with the example of the October 7 Gaza-Israel conflict. The role of religion or organizations and movements that replace religion in conflicts will be tried to be conveyed. At the end of the study, it is expected to understand how the sacred texts are instrumentalized for imperialist colonialism and occupation policies.
Key Words: Eschatology, Apocalyptic, Olam haBa, Amalek, Messianic Age, Evangelism, Zionism, Messianic Judaism, Theo-politics, September 11 Attack (9/11), October 7 Gaza, PKK/YPG Terrorism
1. GİRİŞ
Teoloji tarihin her döneminde siyasetle iç içe olmuştur. Özellikle Orta Çağ’da yaşanan Haçlı Savaşları Hristiyanlığın dünyevi otoriteye damgasını vurmaya çalıştığı bir dönemdir. Din ve inançları nedeniyle insanlara yönelik yapılan engizisyon ve aforozları çeşitli teolojik tartışmalar izlemiş ve ardından Martin Luther, John Calvin, Huldrych Zwingli gibi Hristiyan kitleden Hristiyanlığı eleştiren reddiyeler yeni Hristiyan mezheplerin doğmasına yol açmıştır. Fermanlarla Hristiyan olmayanlar Avrupa’dan kovulmuştur. Yeni yüzyıllara doğru adım attıkça bu tür din ve siyaset etkileşiminin azalacağı yönünde bir beklenti vardı. Özellikle modern çağ ve düşünceyle birlikte farklı açılımlar, farklı bakış açıları, hümanizm ön plana çıkmış ve böylelikle teoloji destekli argümanların veyahut dinî hareketlerin en azından siyasi arenada geride kaldığı düşünülmüştü. Ne var ki son döneme ilişkin dikkat çeken detay, demokratik olarak adlandırılan ülkeler dahil devletlerin özellikle kriz ve çatışma zamanlarında bilinçli olarak teolojik referanslara yöneldiğinin fark edilmesidir (teo-politik).
Teo-politik müdahaleler aslında Batı’da uzun süredir ele alınan bir mevzudur. Konu üzerine pek çok müstakil akademik dergi bulunmakta, workshoplar, disiplinler arası konferanslar, atölye çalışmaları düzenlenmekte, modern dönemde teolojinin siyasetteki yeri ve etkisi araştırılmaktadır. Bu çalışmada 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından gerçekleştirilen Aksa Tufanı sonrası İsrail’in bir yıldan fazla bir süredir devam ettirdiği Gazze saldırılarında kullandığı mesiyanik perspektifli teolojik argümanlar ve onların teolojik içeriği/arka planı ele alınacaktır. Çalışma aynı zamanda bir eleştiri niteliğindedir. Kutsal metinlerin, mitlerin siyasi figürlerce nasıl araçsallaştırıldığına bir örnektir.
1.1. Kutsalın Dönüşü
İsrail-Filistin çatışması hiç şüphesiz en karmaşık uluslararası çatışmalardan biridir. Yıllar boyunca ikili arasındaki sorunun çözümü için birçok girişimde bulunulmasına rağmen çok az şey değişmiştir. Yaşanan son Gazze-İsrail çatışması iki devletli çözümden oldukça uzak olunduğunu göstermektedir. Nitekim Gazze Şeridi’nde şahit olunduğu üzere işgal ve hak ihlallerinin İsrail hükümetinin “varoluşsal tehdit“ imgelemesiyle resmî politikası olduğu anlaşılmaktadır. Geçmişe bakıldığında İsrail’in birden fazla cephede savaştığı ve varoluşsal tehdit addettiği son çatışma Yom Kippur Savaşı (1973) idi. Savaşı İsrail kazanmış olmasına rağmen onlar için büyük bir travmayla sonuçlanmıştı. Yaklaşık elli yıl sonra gerek İsrail hükümeti üyeleri gerek pro-İsrail yazılı ve görsel medya tarafından sık sık holokost ve antisemitizm hatırlatmasıyla birlikte kullanılan Gazze, hayatta kalmak için kazanılması gereken bir savaş olarak lanse edilmiş ve böylece adeta elli yıl öncesine geri dönülmüştü.