ÖZET
Ukrayna savaşı, Gazze krizi, Güney Çin Denizi gerilimleri ve bu gelişmelere paralel olarak gündemi işgal eden III. Dünya Savaşı söylemleri insanları karamsarlığa sürüklüyor. Teknolojik gelişmelerin insan aklının sınırlarını zorlaması ve art niyetli kullanıma açık olması, yeni silah sistemlerinin yıkıcılığındaki dehşet seviyesi, iklim değişimi kaynaklı doğal felaketler, sahtecilik teknolojilerinin artmasıyla birlikte algı ile gerçek arasındaki farkların anlaşılamaması ve nükleer silahların kullanılmasına yönelik restleşmeler dünyamızın geleceğine yönelik endişeleri artırıyor. Bunların yanında küresel rekabetin sertleşmesi de güvensizlik algısını derinleştiriyor. Bütün dünya yeni bir küresel güven(siz)lik sorununun yaşandığı konusunda hem fikir ama yaşanan krizlerin nedenini anlamakta ve nasıl evirilebileceğini öngörebilmekte zorlanıyor. Mevcut konjonktürde güç politikalarının küresel düzeni sarsacak seviyede sertleşerek devam edeceğine dair emareler artarken önümüzdeki yılların daha sıcak geçeceği anlaşılıyor. Bu şartlar altında küresel güç parametrelerindeki değişim dikkate alındığında kısa dönemde küresel düzenin kabuk değiştirmeye doğru evirileceğini iddia etmek mümkün görünüyor. Bu tebliğ mevcut güvensizlik ortamının küresel rekabet ile bağıyla birlikte güç politikalarının küresel güvensizliği nasıl derinleştirdiğini göstermeyi ve küresel rekabetin kısa vadede nasıl evirileceğine yönelik bir vizyon yansıtmayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler:
Küresel Rekabet, Asya Önceliği, Hegemonya, Önleyici Soğuk Savaş, Asya-Pasifik
GİRİŞ
Rusya Federasyonu (RF)’nun 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgal girişiminin ardından yaşanan gelişmeler ve nükleer silahların kullanılacağı söylemleri insanlığı gelecek kaygısına sürükledi. 07 Ekim 2023’te çıkan Gazze krizinin ateşi yakın coğrafyamızdan başlayarak dünyanın farklı bölgelerine yayılma riski taşıdı ve bu risk halen devam ediyor. Bunlara ilave olarak Güney Çin Denizi’nden gelen haberler ayrı bir endişe kaynağını besliyor. Bütün dünya yeni bir küresel güven(siz)lik sorununun yaşandığı konusunda hem fikir ancak sorunun kaynağını tespitte ayrışıyor. İnsanlar güncel krizlerin nasıl evirilebileceğini ve nelere yol açabileceğini öngörebilmekte zorlanıyor. İnsanlık tarihi krizler ve savaşlar ile dolu olmasına rağmen içinde bulunduğumuz dönemin farklılıkları mevcut güvenlik krizinin anlaşılmasını zorlaştırıyor.
Yaşamakta olduğumuz dönemi farklı kılan en önemli özelliklerden biri teknolojik gelişmelerin insan aklının sınırlarını zorlaması ve hızına yetişilememesi. İklim değişimi kaynaklı felaketlerin her geçen gün ürettiği tahribat artık dünyanın yüzleşmek zorunda olduğu bir gerçek. Yeni silah sistemlerinin yıkıcılığındaki dehşet seviyesi ve bu alandaki vahşi yarış bir başka olumsuz faktör. İletişim teknolojilerinin dünyayı küçültmesi kötü örneklerin anında dünyanın her yanına ulaşmasına neden olarak karamsarlığı besliyor. Algı ile gerçek arasındaki farkların anlaşılamaması, sahtecilik teknolojilerinin her geçen gün artması ve teknolojik gelişmelerin art niyetli kullanılmasına dair örnekler olumsuzluk hislerini artırıyor. Bu olumsuzlukların yanında küresel rekabetin sertleşmesi de güvensizlik algısını derinleştiriyor.
ABD başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump’ın seçim sürecindeki vaatleri Ukrayna savaşının sonlandırılmasına yönelik ümitleri yeşertirken Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC)’ne yönelik sert bir yıpratma stratejisinin hayata geçirileceğinin işaretlerini veriyor. Trump’ın İsrail’e kayıtsız şartsız destek vereceğine dair geçmişteki söylemleri, göreve başlayacağı 20 Ocak 2025 sonrasında yakın coğrafyamızın ısınacağını düşündürüyor. Trump’ın geçmiş söylemleri ve açıkladığı kabine dikkate alındığında gerek ABD içinde gerekse küresel düzlemde mevcut dengeleri değiştirecek adımlar atmaya hazırlandığı anlaşılıyor. Bu gelişmelerin ışığında önümüzdeki dönemde hem dünyada hem de ABD içinde istikrarsızlığın artacağını hesaba katmak gerekiyor.
Böyle bir dünyada önümüzdeki yıllar ve on yılların daha da öngörülemez bir atmosferde yaşanacağını görmek zor değil. Dünya ülkelerinin bu tür belirsizlikleri ve iklim değişiminin sarsıcı etkilerini azaltma adına işbirliğini yapacağına dair ümit verici gelişmeler yok. Tam tersine güç politikalarının küresel düzeni sarsacak seviyede sertleşeceğine dair emareler artıyor. Bu durumda mevcut küresel düzenin kabuk değiştirmeye doğru evirileceğini ve dünyanın ciddi değişimlere gebe olduğunu iddia etmek abartılı olmaz. Gelinen noktada içinde yaşadığımız küresel güvensizlik krizinin kaynağını tespit edebilmek önem arz ediyor. Bu bağlamda güç politikalarının küresel güvensizlik üzerindeki rolünü incelemek faydalı olacaktır.
1.Küresel Rekabetin Son İki Yüzyılı
Dünya tarihi bölgesel ve küresel rekabetten kaynaklanan çatışmalarla doludur. Özellikle son iki yüzyılda küresel ölçekte rol üstlenmek isteyen devletler küresel anlamda değer taşıyan kara ve deniz ticaret yollarına, stratejik kanal ve boğazlara, dönemsel kritik madenler ile enerji kaynaklarına ve bunlara ulaşım imkânlarına sahip olmak istemiş, rakiplerin bu vasıtalara ulaşmasını engellemeye çalışmıştır. Sömürge kazanma yarışı aslında bu rekabetin bir tezahürüdür. Afrika, Güney Asya, Güney Doğu Asya, Hint Okyanusu ve Pasifik Adalarında sömürge kazanma hırsının küresel rekabete kattığı hız dünya savaşlarına giden süreci kısaltmıştır. Ekonomik ve stratejik kaynaklara ulaşma arzusu teknolojik gelişmelerin silah sanayine kattığı özgüvenle birleşince dünya savaşları kaçınılmaz olmuştur.