İklim değişikliği; deniz seviyelerinin ve sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte, güvenlik politikalarının temelini oluşturan stratejik çerçevelerin ve varsayımların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Bu dönüşüm, karar alıcılar için kaynakların, kurumların ve teknolojilerin önemini artıracak yeni bir çerçeve oluşturuyor. İklim değişikliğinin etkileri yoğunlaştıkça ve şiddetlendikçe, güvenlik ve jeopolitik tartışmalardaki kilit rolü, belirgin hale geliyor. Bu nedenle, iklim değişikliği tüm güvenlik stratejilerinin en zorlu "bozguncusu" olmaya adaydır. Bu bozguncuyu göz ardı ederek yapılan çalışmaların, kaynak israfından başka bir anlam taşımayacağı günler çok uzakta değildir.
Küresel Mücadelede Mevcut Durum
Uluslararası iklim değişikliği müzakerelerinin yarım asırdır sürmesinin ardından, kritik bir dönüm noktasına ulaştık. 2015 yılında, 196 tarafın kabul ettiği Paris İklim Anlaşması kapsamında belirlenen Küresel Uyum Hedefi (GGA); insanları, geçim kaynaklarını ve ekosistemleri korumak için küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi sıcaklık seviyelerine göre 1.5°C ile sınırlamayı amaçlayan küresel eylemleri içeriyordu. Ancak GGA'nın uygulanması konusunda hükümetler arası müzakereler sancılı ve yavaş ilerledi; zaman zaman tamamen tıkandı. Fosil yakıtların üretimi ve kullanımı devam etti, sıcaklıklar tırmandı ve hedefler tutturulamadı. Bilim insanları, 1.5°C'lik bir ısınmanın bile dünyanın önemli bir bölümünde deniz seviyesinin dramatik şekilde yükselmesine, rekor kuraklıklara, büyük sel felaketlerine ve canlı türlerinde ciddi kayıplara yol açacağını belirtirken, dünya şimdiden yaklaşık 1.2°C ısındı. Bu gidişat durdurulamazsa, gezegenimizin ısısı bu yüzyılın sonunda 2°C'nin üzerine çıkacak. İklim değişikliğine yönelik etkisiz ve yetersiz çabalar, ne yazık ki, paranın telafi edemeyeceği kadar sıcak bir dünyaya yol açmak üzere.
Küresel İklim Felaketleri ve Etkileri
Bu yıl, en fazla sera gazı salınımı yapan iki ülkeden biri olan Amerika Birleşik Devletleri, milyarlarca dolar zarara yol açan bir dizi iklim felaketi yaşadı ve çeşitli orman yangınları ve aşırı hava olaylarıyla mücadele etti. Çin ise aşırı yağışlar sonucu meydana gelen yıkıcı sellerle boğuşuyor; bu durum, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) projelerinin sürdürülebilirliğini dahi tehdit ediyor. Brezilya ve Kanada'da, kuraklık ve yüksek sıcaklıkların tetiklediği şiddetli orman yangınları meydana geldi;. Asya'nın farklı bölgelerinde tropikal fırtınalar görüldü. Kuzey Amerika ve Orta Doğu'da rekor sıcaklıklar enerji kaynakları üzerinde büyük baskı yarattı. Aşırı sıcaklar Avrupa ve Güney Amerika'da da etkili olurken, gıda ve su güvenliği tehdit altına girdi. Hindistan, son 122 yılın en sıcak yazını yaşadı; bazı bölgelerde sıcaklıklar hayati risk yarattı. Ancak tüm bu felaketlerin içinde, en ürkütücü etkilerle karşı karşıya kalacak olan bölge, şüphesiz ki iklim değişikliğinin merkez üssü olan Afrika kıtasıdır. Bu konuyu aşağıda detaylandıracağız.
Uluslararası İklim Politikaları ve Zorluklar
Tarım ve gıda, geçtiğimiz yıl Dubai’de, 190’ın üzerinde ülkeden liderleri, yöneticileri ve uzmanları buluşturan COP28’in en önemli gündem maddesiydi. Ancak gıda güvenliği konusunda 160 ülkenin imzaladığı taahhüde rağmen, bir Ortak Çalışma Programı metni üzerinde uzlaşılamadı. Bu yıl 11-22 Kasım 2024 tarihleri arasında Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de gerçekleşecek olan COP29'da ise, ülkeler emisyon kesintilerine yönelik taahhütlerini artırmayı ve uyum finansmanının adil paylaşımını müzakere ederek sürdürülebilir bir dünya için kolektif kararlar almaya çalışacaklar.
Dünyanın iklim değişikliğinin etkilerini azaltması ve ülkelerin bu değişikliklere uyum sağlayabilmesi kapsamında 2024’te kamu, özel ve alternatif kaynaklardan 1.3 trilyon dolar finansman sağlandı. Bu, toplam küresel GSYİH'nin yüzde 1'i. Oldukça büyük bir miktar. Ancak Birleşmiş Milletler, ısı artışını 1.5°C ile sınırlamak için 2030'a kadar her yıl 5 trilyon dolar yatırım yapılması gerektiğini belirtiyor. Gelişmekte olan ülkelerin ayrıca yıllık 1 trilyon dolar borç finansmanına ihtiyacı var. Küresel ısınmayı yavaşlatmak için harcanacak her 1 dolar karşılığında, eğer yavaşlatılamazsa, 6-7 dolar maliyet oluşacak.
Jeopolitik Riskler ve Olası Senaryolar
Küresel sistem, istikrarsız devletlerin ve küçük aktörlerin artan etkisiyle zaten karmaşık bir jeopolitik yapıya doğru ilerlerken, çıkabilecek büyük ihtilafların dünyayı kaosa sürükleme tehlikesi büyük. Örneğin, dünya karbonsuzlaştıkça fosil yakıt ihracatçısı ülkelerin güç ve nüfuz kaybedeceği ya da sera gazı azaltma çabalarından tamamen vazgeçerek çatışmaları büyütebileceği, tartışılan riskler arasında. Limanlar, LNG tesisleri ve uydu yer istasyonları gibi altyapılar askeri hedefler haline gelebilir; çok taraflı kurumlar çöküşle karşı karşıya kalabilir. Buna karşın, yenilenebilir enerjinin üretimi, dağıtımı ve depolanması için gerekli olan bor, lityum ve kobalt gibi değerli madenlere sahip ülkeler bölgesel liderlik pozisyonlarına yükselebilir ve dünya, öngörülenin dışında güç değişimlerine sahne olabilir. Sayısız senaryo mümkün.
Paris Anlaşması ve İhtiyaç Duyulan İşbirliği
Paris Anlaşması, dünyayı emisyonları azaltma ve iklim uyum eylem planları hazırlamaya yönlendirmek için doğru bir ilk adımdı. Ancak uluslararası toplum, fosil yakıt üretimi ve kullanımını önümüzdeki 30 yıl içinde tamamen ortadan kaldırıp net sıfır geçişini başarıyla tamamlasa dahi, bunun dünya jeopolitiğine nasıl yansıyacağı, öngörülemez durumda. İklim kaynaklı güvenlik tehditlerine ve jeopolitik istikrarsızlıklara yanıt verecek kapsamlı stratejiler geliştirmek, iklimle ilgili jeopolitik riskleri etkili şekilde yönetmek ve çeşitli senaryoları müzakere edebilmek için daha fazla işbirliği mekanizmasına ihtiyaç var. Küresel güvenlik açısından hayati öneme sahip bölgelerin başında da Afrika geliyor. Küresel ısınmaya en az katkıda bulunmasına rağmen, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en fazla etkilenmekte olan bu kıtada oluşacak istikrarsızlık, uluslararası ticareti, enerji arzını ve göç akışlarını etkileyerek sadece bölge ülkelerine değil, küresel düzeyde bütün ekonomik ve siyasi aktörlere de zarar verecektir.