Çin Ningxia Üniversitesi Çin-Arap Araştırmaları Enstitüsü Direktörü ve CICIR eski başkan yardımcısı Li Shaoxian, Weibo’da dikkat çeken yorumlar yaptı.
Li'ye göre "ABD'nin İsrail’i Orta Doğu’da şekillendirici aktör olarak öne çıkarmak istemesi gerçekçi değil".
Li'nin yorumlarına yakından bakalım.
- Çinli Orta Doğu uzmanı Li Shaoxian’a göre, ABD’nin “İsrail öncülüğünde“ yeni bir Orta Doğu düzeni inşa etme hayali gerçekçi değil. ABD’nin bu beklentisi, bölgenin çok katmanlı ve karmaşık jeopolitiğini yeterince hesaba katmıyor.
- 2003 Irak Savaşı’ndan sonra güç dengeleri İran, Türkiye, İsrail ve Arap ülkeleri arasında şekillendi. Bu dengeyi basitçe değiştirmek mümkün değil.
- 2023’ten itibaren İran’ın bölgedeki etkisi azaldı; Arap ülkeleriyle olan gerilimleri de yumuşamaya başladı. Buna karşılık İsrail, Arap ülkeleri arasında giderek daha büyük bir güvensizlik ve endişe kaynağı haline geliyor.
- Li’ye göre, ABD’nin İsrail merkezli stratejisi bu yüzden uzun vadede tutmayacak. Li, 2023 vurgusu yaparken Çin'in İran ve Suudi Arabistan arasında yaptığı arabuluculuk rolüne atıf yapıyor. Öte yandan Li'nin yorumları Çin'in geleneksel dış politikası ile de uyumlu. Çin'in Ortadoğu'daki dış politikası tamamen dengeleyici olmak yönünde.
- Bu çerçeveden bakılınca İbrahim anlaşmalarının genişletilmesi de Arap ülkeleri açısından artık anlamlı bir seçenek değil. Li'nin yorumlarına bakılırsa Ortadoğu'da yeni bir dengeleme dönemi başladı.
- Aslında bu ara süreç Suriye'de rejimin düşmesi ile başladı ve dengeler tamamen değişti. Hatta süreci Ukrayna savaşına ve Rusya'nın bölgede etkisiz hale geldiği döneme kadar götürebiliriz. İsrail'in bu ara dönemde hegemon olarak öne çıkmaya çalışması ya da ABD tarafından böyle bir gündemin dayatılması söz konusu hegemonik boşluğu doldurmaya yönelik idi.
- Ancak görünen o ki bu boşluk doldurulamadı. ABD'nin hayali ve İsrail'in hırsı yüksek yoğunluklu savaş ortamında savaşı uzun süre devam ettirmeyi göze alamadı. Bu hem itibari kayıplara neden olacaktı hem de çok ciddi bir ekonomik külfet ortaya koyacaktı. Mühimmatların azalması meselesi bile tam anlamıyla çözülemedi.
- Öte yandan ABD ve İsrail'in bu anlatısı, bölgedeki tarihsel, sosyolojik ve jeopolitik gerçekleri ciddi biçimde gözden kaçırıyor. İsrail’in askeri yetenekleri tek başına kalıcı bölgesel liderlik için yeterli değil. Orta Doğu’da meşruiyet, yalnızca sert güçle değil, siyasi rıza ile de inşa edilir.
- Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Mısır gibi kendi tarihsel derinliğine, demografik büyüklüğüne ve siyasi etkisine yaslanan aktörlerin bulunduğu bir coğrafyada İsrail’in tek merkezli bir düzen kurması neredeyse imkânsız. Aslında İsrail de bunun farkında ancak uluslararası mekanizmaların etkisiz kalmasından dolayı sert güce yönelerek yoğun bir tahkimat yapmaya çalışıyor. Bölgedeki çok-kutupluluk eğilimi ve birçok faktörden oluşan etkiler hegemonya girişimlerini sürekli törpülüyor.
- Sonuç olarak, bölgedeki birçok ülkenin kapasitesi bölgesel dengeleri etkilemeye yetse bile, bunları kalıcı biçimde dönüştürüp hegemonya tesis etmesi pek mümkün görünmüyor. Bölgenin ittifak dinamikleri, çok kutuplu, müzakereci ve uzun soluklu bir dengeyi zorunlu kılıyor.