Hindistan'ın Büyük Güç Sanrıları
Yeni Delhi'nin Büyük Stratejisi Büyük Hedeflerini Nasıl Engelliyor?
Yüzyılın başından beri ABD, Hindistan'ın büyük bir güç olarak yükselmesine yardımcı etmeye çalışmıştır. George W. Bush'un başkanlığında Washington, Yeni Delhi ile ülkenin tartışmalı nükleer silah geliştirme çalışmalarına rağmen Hindistan'ın sivil nükleer programını destekleyen büyük bir anlaşmayı kabul etti. Obama yönetimi altında ABD ve Hindistan, Hindistan'ın askeri yeteneklerini artırmayı ve güç projeksiyonu yapmasına yardımcı olmayı amaçlayan savunma sanayi işbirliğine başladı. Başkan Donald Trump'ın ilk döneminde ABD, Hindistan'la hassas istihbarat paylaşımına başladı ve daha önce sadece Amerikan müttefikleri için ayrılmış olan ileri teknolojileri almaya uygun hale getirdi; Başkan Joe Biden döneminde ise Washington, Yeni
Delhi'ye sofistike savaş uçağı motoru teknolojisi verdi. Bu son yönetimlerin her biri Hindistan ile diplomatik, teknolojik ve askeri işbirliğini derinleştirerek Bush'un “Hindistan'ın yirmi birinci yüzyılda büyük bir dünya gücü olmasına yardım etme“ sözünü yerine getirdi.
Bu sözün mantığı ise basitti. Washington, iki büyük demokrasiyi bölen Soğuk Savaş döneminin kinini aşmak istiyordu. Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle birlikte Hindistan ve ABD'nin artık karşıt taraflarda olmaları için bir sebep yoktu. Ayrıca, Hintli göçmenlerin Amerikan ekonomisini şekillendirmede daha büyük bir rol oynaması ve Yeni Delhi'nin Soğuk Savaş sonrası ekonomik reformlarının Amerikan firmalarını ve sermayesini Hindistan pazarlarına davet etmesiyle, insanlar derin bir şekilde birbirlerine giderek daha fazla bağlandılar. Bu değişimlerin altında daha derin bir jeopolitik fırsat yatıyordu: Hintli ve ABD'li yetkililer İslamcı terörizmle mücadele ve daha da önemlisi liberal uluslararası düzeni korurken yükselen Çin'in tehlikelerini bertaraf etmek gibi pek çok ortak çıkarları olduğunu fark ettiler. Washington doğru bir şekilde daha güçlü bir Hindistan'ın daha güçlü bir ABD yaratacağı sonucuna vardı.
Ancak Hindistan ve Amerika Birleşik Devletleri her konuda anlaşabilmiş değiller. Yeni Delhi, Washington'un sürekli olarak tek süper güç olduğu bir dünya istemiyor. Bunun yerine, Hindistan'ın da gerçek bir büyük güç olarak yer alacağı çok kutuplu bir uluslararası sistemistiyor. Sadece Çin'i değil ki yakın zamanlı bir meydan okuma olarak gözüküyor, aynı zamanda ABD de dahil ederek tekil, hegemonik hakimiyet peşinde koşan her ülkeyi dizginlemeyi hedefliyor.
Hindistan çok kutupluluğun hem küresel barışın hem de kendi yükselişi için bir anahtar olduğunu düşünüyor. Stratejik özerkliğini saplantılı bir şekilde koruyor, resmi ittifaklardan kaçınıyor ve ABD'ye yakınlaşmasını sürdürüken bile İran ve Rusya gibi Batı düşmanlarıyla bağlarını koruyor. Bu davranışın çok kutuplu bir uluslararası düzenin ilerlemesine yardımcı olması amaçlanıyor. Ancak etkili ve hatta gerçekçi olmayabilir. Hindistan ekonomik gücünü son yirmi yılda arttırmış olsa da, bırakın ABD'yi, uzun vadede bile Çin'i dengeleyecek kadar hızlı büyümemektedir. Yüzyılın ortalarında tahminsel olarak GSYİH açısından büyük bir güç haline gelecektir, ancak bir süper güç olması beklenmemektedir. Askeri açıdan bakıldığında Güney Asya'daki en önemli konvansiyonel güç, ancak bu konuda da yerel rakibine karşı avantajları çok büyük değil: Mayıs ayındaki çatışmalarda Pakistan, Hint uçağını düşürmek için Çin tarafından tedarik edilen savunma sistemlerini kullandı. Bir tarafta Çin, diğer yanda düşman Pakistan varken Hindistan her zaman istenmeyecek iki cepheli savaş ihtimalinden korkmalıdır. Bu arada ülke, Hindu milliyetçiliğini benimseyerek ana güç kaynaklarından biri olan liberal demokrasiden vazgeçiyor. Bu evrim, Hindistan'ın yükselişini, toplumsal gerilimleri arttırarak ve komşularıyla olan sorunlarını şiddetlendirerek baltalayabilir ve güvenlik kaynaklarını dışa doğru güç projeksiyonunun aleyhine içeriye yönlendirmeye zorlayabilir.
Hindistan'ın göreceli zayıflığı, çok kutupluluğa duyduğu istek ve liberal olmayan yörüngesi, kendisini haklı olarak büyük bir güç olarak görebileceği zamanlarda bile arzu ettiğinden daha az küresel etkiye sahip olacağı anlamına gelmektedir. Dünyanın dördüncü (ya da üçüncü) büyük ekonomisi haline gelmek bir ülkenin nüfuzunda dramatik bir genişlemenin habercisi olmalıdır, ancak Hindistan için durum böyle olmayacaktır. Bağımsızlığının yüzüncü yıldönümü olan 2047'de bile Çin'in gücünü engellemek için yabancı ortaklara güvenmek zorunda kalabilir. İttifaklardan ve hatta yakın ortaklıklardan duyduğu rahatsızlık nedeniyle, özellikle ABD dış politikasında daha işlemsel hale geldikçe ve Washington Yeni Delhi'den bir rakip olarak korkmaya başlarsa, dış desteği güvence altına almak zor olabilir. Önümüzdeki on yıllarda Hindistan inkar edilemez bir şekilde güçlenecek, fakat bu gücü anlamlı bir şekilde kullanma becerisi azalacak ve küresel etkisi azalacaktır.