Adalar Denizi (Ege) Anadolu Yarımadası’nın batısında yer alan ve eski bir kara alanının (Egeid) tektonik hareketler neticesinde çökerek deniz işgaline uğramasının eseri olan sığ deniz sahasına karşılık gelmektedir. Çok sayıda ada ve kayalığın yayılış gösterdiği bu deniz aynı zamanda Akdeniz ile Marmara Denizi ve Karadeniz arasındaki oşinografik bağlantıyı sağlamaktadır. Oluşumuna vesile olan genç tektonik hareketlerin günümüzde de devam ediyor oluşu, kıyılarında ve içerisindeki adalarda yoğunlaşan yerleşmelerdeki büyük bir nüfusu tehdit eden sismik riski de beraberinde getirmektedir. Bununla birlikte, yakın zamanda aktivite göstermiş volkanik sahaların varlığı ve bunların bazılarında devam eden gaz çıkışlarının gözlenmesi de her an ortaya çıkabilecek bir volkanik tehdide işaret etmektedir. Bu volkanik sahaların bazılarının yerleşmelerin bulundukları alanları ihtiva ettiği veya yoğun nüfuslanmış kesimlerin çok yakınında yer aldığı dikkati çekmektedir. Öte yandan tarihsel süreçte zaman zaman yerleşmelerin ortadan kalkmasına sebep olarak önemli bir risk potansiyeli taşıdığını gösteren alüvyal boğulma ve karalaşma süreçleri de bölgenin afet potansiyelini daha üst seviyelere taşımaktadır. Bu durumun tam tersi ise tektonik süreçlerin denetimindeki grabenleşmeye bağlı gelişen deniz basması ve transgresif faaliyetlerde görülmektedir. Aynı şekilde deniz işgaline uğramış çok sayıda tarihi yerleşme kalıntısını da Adalar Denizi kıyılarında görmek mümkündür. Tektoniğin dolaylı bir etkisi olan tsunami ve deniz basması olayları da dikkate alındığında bölgenin afet riski açısından önemle üzerinde durulması gereken bir potansiyel barındırdığı anlaşılmaktadır. Bu çalışmada Adalar Denizi’nin afet riski açısından kategorik anlamda tanımlanan tehditler temelinde bir değerlendirmesi yapılarak, alınabilecek tedbirler ve uluslararası iş birlikleri açısından nasıl bir zeminde önleyici müdahalelerin geliştirilebileceği tartışılmıştır. Sahanın jeolojik, jeomorfolojik, hidrografik ve paleocoğrafik verilerinin coğrafi bilgi sistemleri destekli olarak analiziyle de katkı sağlanan değerlendirme süreci hem boyut hem de çeşitlilik açısından yüksek afet riski barındıran bir sahayla karşı karşıya olunduğu gerçeğinin altını çizmiştir.
Anahtar kelimeler: Adalar Denizi, doğal afetler, deprem, tsunami, deniz basması, alüvyal boğulma, Egeid karası, volkanizma.
1. GİRİŞ
Afetleri toplumsal açıdan fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak hayatın normal akışını ve insanların faaliyetlerini sekteye uğratan ya da durduran, maruz kalanlarca da üstesinden gelinemeyecek tesir üreten doğal, teknolojik veya beşerî kaynaklı olayların neticeleri olarak tanımlamak mümkündür. Dolayısıyla herhangi bir hadise için afet nitelemesinde bulunulması için meydana gelen olayın kendisine değil sonuçlarına odaklanılması gerekmektedir. Ortaya çıkaracağı kayıplarla hayatın normal akışını bozacak veya durduracak bir olayın afete dönüşme potansiyeli ise şüphesiz insanların ve faaliyetlerinin yoğunluğunun artması nispetinde yükselmektedir. Bu sebeple, tarih boyunca ökümen alanlar ile afetlerin dağılışları daima benzer bir desen ortaya koymuştur. Özellikle eski çağlardan bu yana yerleşmeye sahne olan ve eski dünya karaları olarak da tabir edilen Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının orta kuşaktaki yerleşmeye elverişli bölümleri insanlık tarihinin en dramatik afet kayıtlarının tutulduğu bölgeye karşılık gelmektedir. Söz konusu bu bölgenin tam ortasında ise Doğu Akdeniz Havzası, Anadolu ve devamındaki Adalar Denizi yer almaktadır.
İnsanın yeryüzündeki sergüzeştinin çok önemli sayfalarının yazıldığı, çok büyük medeniyetlerin ve ihtişamlı şehirlerin kurulduğu Adalar Denizi ve yakın çevresi aynı zamanda değişik türde afetler sebebiyle bu medeniyetlerin ve şehirlerin birçoğunun da yok olduğu coğrafyadır. Bu hali göz önünde bulundurulduğunda çalışma alanının sürekli ve yaygın bir afet etki sahası olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde de aynı koşulların bazı değişme ve farklılıklar içermekle birlikte varlığını koruduğu bilinmektedir. Özellikle tektonik, hidrografik, meteorolojik ve volkanik kökenli afetler günümüzde de sahadaki etki ve tehdidini sürdürmektedir. Bunlara sürekli olarak artan nüfus ve bunu izleyen ekonomik faaliyetlerin de eklenmesiyle antropjenik süreç ve etmenler de katılmıştır. Bütün bu faal güçler bölgenin afet potansiyelinin geniş bir çerçeveye oturmasına sebep olmuştur.
2. ADALAR DENİZİ’NDE AFET RİSKİ BARINDIRAN SÜREÇ VE ETMENLER
Doğası gereği afetleri doğal veya beşerî bileşenlerin herhangi birinden soyutlayarak tanımlamak ne tam anlamıyla mümkündür ne de doğrudur. Ayrıca, kimi afetlerin tek bir süreç veya etmenle birlikte ifade edilmesi pratikte mümkün olsa da esasında çoğunlukla birçok aktörün rol aldığı komplike ve karmaşık süreçlerle tanımlanabilecek afetlerin çok daha büyük bir kümülatif yoğunluk arz etmesi, bölgenin afet potansiyelini kesin sınırlarla ayrılmış başlıklar altında toplayarak anlatmayı zorlaştırmaktadır. Yine de genel bir tasnif yapma gayesiyle Adalar Denizi ve çevresinin afet potansiyelini tektonik, volkanik, meteorolojik, hidrografik ve antropojenik kökenli olanlar şeklinde beş ana başlık altında toplamak mümkündür.
2.1. Tektonik Süreç ve Etmenler
Temel bileşenini ve tetikleyici faktörünü tektonik süreç ve etmenlerin oluşturduğu afetleri sismisite, grabenleşme, kütle hareketleri ve tsunami şeklinde tanımlamak mümkün olmakla birlikte, başka birçok afetin oluşum mekanizması içerisinde de yine tektonik süreç ve etmenlerin rolü vardır. Bu noktada en yaygın etkisi tektonizmadan güç alarak ortaya çıkan afetlerin bu başlık altında incelenmesinin bölgenin afetselliği ve dinamikleri açısından daha doğru olacağı kanaatine varılmıştır.
2.1.1. Sismisite
Afrika, Arabistan ve Avrasya levhaları arasında sıkışma rejiminin denetimindeki sahada, Anadolu Mikro Levhası ve bundan bağımsız olarak değerlendirilen Ege Denizel Levhası çalışma alanının tektonik anlamda yapısal bileşenlerini meydana getirmektedir (Şekil 1). Arabistan Levhası’nın Afrika Levhası’na göre daha hızlı gerçekleşen kuzeye hareketi, Anadolu Levhası’nın henüz deniz tabanının Afrika Levhası tarafından tüketilmediği batıdaki bölgeye doğru kaçışını güçlendirmektedir. Bununla birlikte, söz konusu sahanın güneybatısında Anadolu Levhası ve Ege Denizel Levhası’nın altına doğru dalarak bir dalma-batma zonu olan Helen Yayı’nı oluşturan Afrika Levhası, bu dalış hareketiyle kuzeyindeki iki levhayı Helen Yayı boyunca dibe çekme etkisi ortaya koymaktadır. Bu sebeple Ege Denizel Levhası’nın da yapısal sınırlarını oluşturan ve Kuzey Anadolu Fay Zonu ile Helen Yayı arasında kalan bölgede açılma rejimi etkileri izlenmektedir. Söz konusu açılma Anadolu Levhası’nın batsını da içerisine alacak şekilde grabenleşmeye mahal verecek normal fayların geliştiği bir tektonik yapı ortaya çıkarmıştır. İşte bu yapı Adalar Denizi ve çevresini etkileme potansiyeline sahip birçok afetin altında yatan başlıca sebeptir. Sismik aktivite ve bölgenin deprem üretme kapasitesinin yüksekliği bu mekanizmanın eseridir. Adalar Denizi çevresindeki depremler genellikle Kuzey Anadolu Fay Zonu ile Helen Yayı ekseninde yoğunlaşmakla birlikte, bu iki hat arasındaki alanda da graben kenar farları başta olmak üzere yıkıcı deprem üretme potansiyeline sahip çok sayıda aktif fay bulunmaktadır. Tarihsel süreçte yıkıcı etkileri olan ve bazıları Ms>8 olarak tahmin edilen (365, 1303 ve 1856 Girit depremleri) birçok depreme dair kayıtlar bulunmakla birlikte saha, aletsel dönemde Ms=4 ile Ms=7.4 arasında değişen yüzlerce depreme sahne olmuştur (Şekil 1). Özellikle 1926 Rodos depremi (Ms=7.0), 1948 Karpathos depremi (Ms=7.2) ve 1957 Fethiye depremleri (Ms=6.7 ve 7.2) bölgede büyük can ve mal kayıplarına yol açmıştır.
Devamı için tıklayınız.
Anahtar kelimeler: Adalar Denizi, doğal afetler, deprem, tsunami, deniz basması, alüvyal boğulma, Egeid karası, volkanizma.
1. GİRİŞ
Afetleri toplumsal açıdan fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğurarak hayatın normal akışını ve insanların faaliyetlerini sekteye uğratan ya da durduran, maruz kalanlarca da üstesinden gelinemeyecek tesir üreten doğal, teknolojik veya beşerî kaynaklı olayların neticeleri olarak tanımlamak mümkündür. Dolayısıyla herhangi bir hadise için afet nitelemesinde bulunulması için meydana gelen olayın kendisine değil sonuçlarına odaklanılması gerekmektedir. Ortaya çıkaracağı kayıplarla hayatın normal akışını bozacak veya durduracak bir olayın afete dönüşme potansiyeli ise şüphesiz insanların ve faaliyetlerinin yoğunluğunun artması nispetinde yükselmektedir. Bu sebeple, tarih boyunca ökümen alanlar ile afetlerin dağılışları daima benzer bir desen ortaya koymuştur. Özellikle eski çağlardan bu yana yerleşmeye sahne olan ve eski dünya karaları olarak da tabir edilen Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının orta kuşaktaki yerleşmeye elverişli bölümleri insanlık tarihinin en dramatik afet kayıtlarının tutulduğu bölgeye karşılık gelmektedir. Söz konusu bu bölgenin tam ortasında ise Doğu Akdeniz Havzası, Anadolu ve devamındaki Adalar Denizi yer almaktadır.
İnsanın yeryüzündeki sergüzeştinin çok önemli sayfalarının yazıldığı, çok büyük medeniyetlerin ve ihtişamlı şehirlerin kurulduğu Adalar Denizi ve yakın çevresi aynı zamanda değişik türde afetler sebebiyle bu medeniyetlerin ve şehirlerin birçoğunun da yok olduğu coğrafyadır. Bu hali göz önünde bulundurulduğunda çalışma alanının sürekli ve yaygın bir afet etki sahası olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde de aynı koşulların bazı değişme ve farklılıklar içermekle birlikte varlığını koruduğu bilinmektedir. Özellikle tektonik, hidrografik, meteorolojik ve volkanik kökenli afetler günümüzde de sahadaki etki ve tehdidini sürdürmektedir. Bunlara sürekli olarak artan nüfus ve bunu izleyen ekonomik faaliyetlerin de eklenmesiyle antropjenik süreç ve etmenler de katılmıştır. Bütün bu faal güçler bölgenin afet potansiyelinin geniş bir çerçeveye oturmasına sebep olmuştur.
2. ADALAR DENİZİ’NDE AFET RİSKİ BARINDIRAN SÜREÇ VE ETMENLER
Doğası gereği afetleri doğal veya beşerî bileşenlerin herhangi birinden soyutlayarak tanımlamak ne tam anlamıyla mümkündür ne de doğrudur. Ayrıca, kimi afetlerin tek bir süreç veya etmenle birlikte ifade edilmesi pratikte mümkün olsa da esasında çoğunlukla birçok aktörün rol aldığı komplike ve karmaşık süreçlerle tanımlanabilecek afetlerin çok daha büyük bir kümülatif yoğunluk arz etmesi, bölgenin afet potansiyelini kesin sınırlarla ayrılmış başlıklar altında toplayarak anlatmayı zorlaştırmaktadır. Yine de genel bir tasnif yapma gayesiyle Adalar Denizi ve çevresinin afet potansiyelini tektonik, volkanik, meteorolojik, hidrografik ve antropojenik kökenli olanlar şeklinde beş ana başlık altında toplamak mümkündür.
2.1. Tektonik Süreç ve Etmenler
Temel bileşenini ve tetikleyici faktörünü tektonik süreç ve etmenlerin oluşturduğu afetleri sismisite, grabenleşme, kütle hareketleri ve tsunami şeklinde tanımlamak mümkün olmakla birlikte, başka birçok afetin oluşum mekanizması içerisinde de yine tektonik süreç ve etmenlerin rolü vardır. Bu noktada en yaygın etkisi tektonizmadan güç alarak ortaya çıkan afetlerin bu başlık altında incelenmesinin bölgenin afetselliği ve dinamikleri açısından daha doğru olacağı kanaatine varılmıştır.
2.1.1. Sismisite
Afrika, Arabistan ve Avrasya levhaları arasında sıkışma rejiminin denetimindeki sahada, Anadolu Mikro Levhası ve bundan bağımsız olarak değerlendirilen Ege Denizel Levhası çalışma alanının tektonik anlamda yapısal bileşenlerini meydana getirmektedir (Şekil 1). Arabistan Levhası’nın Afrika Levhası’na göre daha hızlı gerçekleşen kuzeye hareketi, Anadolu Levhası’nın henüz deniz tabanının Afrika Levhası tarafından tüketilmediği batıdaki bölgeye doğru kaçışını güçlendirmektedir. Bununla birlikte, söz konusu sahanın güneybatısında Anadolu Levhası ve Ege Denizel Levhası’nın altına doğru dalarak bir dalma-batma zonu olan Helen Yayı’nı oluşturan Afrika Levhası, bu dalış hareketiyle kuzeyindeki iki levhayı Helen Yayı boyunca dibe çekme etkisi ortaya koymaktadır. Bu sebeple Ege Denizel Levhası’nın da yapısal sınırlarını oluşturan ve Kuzey Anadolu Fay Zonu ile Helen Yayı arasında kalan bölgede açılma rejimi etkileri izlenmektedir. Söz konusu açılma Anadolu Levhası’nın batsını da içerisine alacak şekilde grabenleşmeye mahal verecek normal fayların geliştiği bir tektonik yapı ortaya çıkarmıştır. İşte bu yapı Adalar Denizi ve çevresini etkileme potansiyeline sahip birçok afetin altında yatan başlıca sebeptir. Sismik aktivite ve bölgenin deprem üretme kapasitesinin yüksekliği bu mekanizmanın eseridir. Adalar Denizi çevresindeki depremler genellikle Kuzey Anadolu Fay Zonu ile Helen Yayı ekseninde yoğunlaşmakla birlikte, bu iki hat arasındaki alanda da graben kenar farları başta olmak üzere yıkıcı deprem üretme potansiyeline sahip çok sayıda aktif fay bulunmaktadır. Tarihsel süreçte yıkıcı etkileri olan ve bazıları Ms>8 olarak tahmin edilen (365, 1303 ve 1856 Girit depremleri) birçok depreme dair kayıtlar bulunmakla birlikte saha, aletsel dönemde Ms=4 ile Ms=7.4 arasında değişen yüzlerce depreme sahne olmuştur (Şekil 1). Özellikle 1926 Rodos depremi (Ms=7.0), 1948 Karpathos depremi (Ms=7.2) ve 1957 Fethiye depremleri (Ms=6.7 ve 7.2) bölgede büyük can ve mal kayıplarına yol açmıştır.
Devamı için tıklayınız.