1989 yılında askerî darbe ile iktidarı ele geçiren Ömer El Beşir, 2019 yılında bir başka askerî darbe ile devrilirken, bu süreçte birlikte hareket eden Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Güçleri (RSF) arasındaki görüş ayrılıkları, ülkeyi 15 Nisan 2023 tarihinde iç savaşa sürüklemiştir.
İsyancı RSF, başkent Hartum’daki havalimanının ve başkanlık sarayının kontrolünü ele geçirirken, ülke genelinde çatışmalar şiddetlenmiştir. Yakın zamanda ise Sudan ordusu, Hartum’un isyancılardan geri alındığını duyurmuştur. Hartum’dan çekilen RSF, hâlihazırda Darfur’un yanı sıra Orta Afrika Cumhuriyeti ve Güney Sudan sınırlarındaki belirli bölgeleri kontrol etmeye devam etmektedir.
Hartum’dan çekilmesini yeniden konumlanmak amacıyla taktiksel bir karar olarak değerlendiren RSF, daha güçlü bir biçimde geri döneceğini duyurmuştur. SAF Komutanı El Burhan’ın da müzakerelere ve uzlaşmalara kapalı olduklarını açıklaması, iç savaşın ve insani krizlerin devam edeceğini göstermektedir. Nitekim RSF’nin son günlerde Kuzey Darfur’da artan saldırıları ve çok sayıda sivilin ölümü, bunu teyit etmektedir.
İki yıla yaklaşan iç savaştan en çok etkilenen kesim, âdeta çapraz ateşe maruz kalan sivillerdir. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 28 Mart 2025 tarihli basın bildirisinde, sivillerin korunması konusunda küresel başarısızlığa dikkat çekilirken, 12,9 milyon insanın evlerini terk ettiği, yaklaşık 4 milyon insanın mülteci olarak komşu ülkelerde zor koşullar altında yaşadığı belirtilmiştir.[1]
İç savaş sürecinde sivillere yönelik şiddeti içeren çok sayıda rapor bulunmaktadır. Etnik temelli toplu infazlar, sivilleri hedef alan hava saldırıları, hastanelere, ambulanslara ve yardım çalışanlarına yönelik saldırılar, kolera, sıtma ve dang humması salgınları, ilaç kıtlığı, açlık, kıtlık, cinsel şiddete maruz kalan kadınlar ve çocuklar, raporlarda sıklıkla yer verilen konulardır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) tarafından hazırlanan 23 Ekim 2024 tarihli raporda, cinsel şiddete maruz kalan kurbanların çoğunluğunu 17 – 35 yaş arası kızların ve kadınların oluşturduğu, birinci elden kaynaklara göre, 8 yaşındaki kızların ve 75 yaşındaki kadınların cinsel şiddete maruz kaldıkları, vaka sayısı düşük olmakla birlikte erkeklerin de mağdurlar arasında bulundukları bildirilmektedir.[2]
Birleşmiş Milletler İnsani İşler ve Acil Durum Yardım Koordinatörü Yardımcısı Tom Fletcher’in, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde, "Bugün size katılmak üzere gelen ve bugün sizin tarafınızdan karşılanan dünyanın bir temsilcisi olarak, sizi koruyamadığımız için utanç duyuyorum ve diğer insanların yaptıklarından dolayı da onlardan utanıyorum" ifadelerini kullanmıştır.[3]
Sudan’daki iç savaşın uzamasında, can kayıplarının artmasında ve sivillere yönelik şiddetin boyutlarında, göz ardı edilmemesi gereken en önemli detaylardan biri, şüphesiz uluslararası toplumun sorumluluğudur.
Şubat ayındaki 38. Zirve’de Sudan’daki iç savaşı dünyanın en kötü insani krizi olarak nitelendiren Afrika Birliği ile BM’nin vasat bir rol oynadıkları süreçte, ABD ile Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Cidde’de ve Cenevre’de gerçekleştirilen müzakerelerden somut hiçbir sonuç elde edilememiştir. Ayrıca Mısır, Çad, Libya ve Etiyopya gibi Afrika ülkelerinin arabuluculuk girişimleri de sonuçsuz kalmıştır.
Bahsi geçen arabuluculuk girişimlerine öncülük eden ve destek veren dış güçlerin Sudan’da rekabet halinde olmaları, kendi ulusal çıkarlarını gözetmeleri ve tarafsız olmamaları, müzakerelerdeki başarısızlığın doğal bir sonucudur.
Rekabetin yoğun olduğu Afrika Boynuzu’nda ve Kızıldeniz’de stratejik bir konuma sahip olan Sudan’daki iç savaşı finanse eden kaynakların başında ise altın gelmektedir.
Körfez ülkelerinden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Sudan’daki iç savaşta dikkat çeken dış güçlerin başında gelmektedirler. Arabuluculuk rolüne soyunan Suudi Arabistan, Sudan Silahlı Kuvvetleri’ni, BAE ise isyancı RSF’yi desteklemektedir. Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne destek veren ülkeler arasında Mısır, İran, Türkiye, Katar ve Cezayir’in de isimleri geçmektedir.
Sudan, BAE’nin RSF’ye doğrudan destek vermek suretiyle soykırım, cinayet, tecavüz, zorla yerinden etme, kamu mallarına zarar verme ve insan hakları ihlallerine neden olduğunu, özellikle Batı Darfur’daki Masalit topluluğuna yönelik soykırımı desteklediğini gerekçe göstererek, geçtiğimiz ay Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açmıştır.[4]
İç savaş sürecini uzatan, can kayıplarını ve sivillere yönelik şiddeti arttıran bir diğer temel etken, dış güçler tarafından yapılan silah sevkiyatlarıdır. Uluslararası Af Örgütü’nün 25 Temmuz 2024 tarihli raporu, Sudan’a yönelik silah transferinin boyutlarını gözler önüne sermektedir. “Sudan Çatışmasını Destekleyen Yeni Silahlar“ başlıklı raporda; Çin, Rusya, Sırbistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Yemen’den gönderilen silahlara atıfta bulunulmaktadır. Aynı raporda, Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne malzeme tedarik eden Sarsılmaz Sanayi’nin yanı sıra Derya Arms, BRG Defence (Burgu Metal) ve Dağlıoğlu Silah gibi küçük ölçekli Türk şirketlerinin de ürettikleri silahları ve av tüfeklerini Sudan’a ihraç ettikleri bilgisine yer verilmektedir. [5]
Sudan’ın yer altı zenginliklerine yönelik rekabette BAE ile Mısır öne çıkarken[6], İstanbul merkezli Tahe Madencilik ile Sudan hükümetinin ortak girişimi olarak 2012 yılında kurulan Delgo Madencilik[7] adlı şirketin, Kuzey Sudan’daki altın arama çalışmalarına ve bölgedeki bağlantılarına da yer verilmektedir.[8] Ayrıca yine El Beşir döneminde Sudan limanına bir deniz üssü inşa etmesi için davet edilen Rusya’ya altın madenciliği konusunda çeşitli imtiyazların verildiği bilinmektedir. Rusya’nın yakın geçmişte Wagner’i de kullanarak Sudan’ın altın rezervlerini yağmaladığı görülmüştür.[9] Rusya, iç savaş sürecinde Sudan Silahlı Kuvvetleri’ni desteklerken, Wagner ise altın karşılığında Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinden RSF’ye silah desteği sağlamaktadır. Bir başka ifadeyle, aynı anda her iki tarafa da silah satıldığı gözlemlenmektedir.
Uluslararası Af Örgütü’nün bir diğer araştırmasında ise BAE tarafından RSF’ye sağlanan zırhlı personel taşıyıcılarının, Fransız tasarımı ve üretimi olan gelişmiş savunma sistemlerini içerdiği belirtilmektedir.[10]
Sudan’a gönderilen silahların, 20 yıldır yürürlükte olan BM Güvenlik Konseyi’nin silah ambargosuna rağmen Darfur’da da kullanılması, yaptırımların göz ardı edildiğinin açık bir göstergesidir.
Sudan’daki iç savaşta, yabancı paralı askerlerin de varlığı tespit edilmiştir. Darfur’daki çatışmalarda öldürülen Kolombiyalılara ait kimlik bilgileri sosyal medyadan paylaşılırken, Sudan medyasının, Kolombiyalı haber sitesi La Silla Vacía tarafından yayımlanan araştırma raporuna dayandırdığı haberde, BAE bağlantılı en az 300 Kolombiyalı paralı askerin Sudan’da bulunduğu belirtilmiştir.[11] Ayrıca yukarıda da değinildiği gibi Wagner tarafından Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinden RSF’ye silah sevkiyatı yapılmaktadır.
İç savaş sürecinde tüm dünyaya, savaşan tarafları silahlandırmayın çağrısı yapan, arabuluculuk girişiminde bulunan, 7 Ocak 2025’te Sudan’da soykırımın tespit edildiğini duyuran[12], silah satıcılarına ve her iki tarafın liderlerine yaptırım kararları alan ABD’nin BAE’ye yaklaşımı ise ayrı bir tartışma konusudur.
Bölgedeki çıkarları gereği diğer dış güçlerin politikalarını yakından takip eden ABD, BAE’nin Sudan politikasına sessiz kalarak dengeleyici bir rol oynamaya çalışmaktadır. Konuya ilişkin dikkat çekici detaylardan biri, çok sayıda emekli Amerikalı askerî yetkilinin, BAE hükümeti için çalıştığı gerçeğidir.[13]
ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Sara Jacobs ile Senatör Chris Van Hollen ise 24 Ocak 2025 tarihinde BAE’nin RSF’ye silah sağladığını ve bunun ABD'ye verilen güvencelerle doğrudan çeliştiğini duyurmuşlardır.[14]
Buna karşın, Amerikalı Büyükelçi Dorothy Shea, BM Güvenlik Konseyi’ndeki 27 Ocak 2025 tarihli konuşmasında, ABD’nin bu savaşta hiçbir tarafı desteklemediğini, savaşan her iki tarafın da Sudan'daki şiddetten ve acıdan sorumlu olduğunu ifade ederken, uluslararası topluma ise sorumluların hesap vermeleri ve yargılanmaları için iş birliği çağrısında bulunmuştur.[15]
Büyükelçi Shea’nın her iki tarafa silah temin eden dış güçlere değinmemesi, ABD’yi tarafsız olarak yansıtmaya çalışması, iç savaşta ve dahası soykırımda ciddi sorumlulukları bulunan uluslararası topluma yargılama konusunda iş birliği çağrısında bulunması, büyük bir çelişki oluşturmaktadır.
Öte yandan, silah transferinde komşu ülkelerin kullanılması ve izlenen politikalar, bölgesel dinamikler üzerinde de olumsuz bir etki yaratmaktadır. BAE’nin Libya, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Uganda, Ruanda ve Kenya üzerinden RSF’ye silah desteği sağlaması, Sudan’da çıkarılan altınların bir bölümünün komşu Mısır’a, bir bölümünün Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinden Rusya’ya, diğer bir bölümün ise Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Uganda, Eritre ve Güney Sudan üzerinden BAE’ye gitmesi, Sudan’ın Güney Sudan’ı, BAE tarafından Doğu Aweil'de sahra hastanesi görünümü altında bir "saldırı üssü" kurulmasına izin vermekle suçlaması, RSF’ye silah desteği verdiği gerekçesiyle Çad’daki N'Djamena ve Amdjarass havalimanlarını meşru hedefler olarak göstermesi, Kenya’nın 22 Şubat 2025 tarihinde RSF tarafından kontrol edilen bölgelerde “paralel hükümet“ kurmayı amaçlayan siyasi konferansa ev sahipliği yapması, Sudan’ın sınır komşuları olan Güney Sudan, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya, Mısır, Etiyopya ve Eritre’nin milyonlarca Sudanlı mültecinin akınına uğraması, iç savaşın bölgeye yansımalarıdır.
Sudan’da bölünmenin çözüm olmadığı gerçeği, 2011 yılında Güney Sudan’ın bağımsızlığının ardından net bir şekilde görülmesine karşın, tarihten ders alınamadığı gözlemlenmektedir.
Özellikle Batılı ülkeler tarafından desteklenen 9 Ocak 2011 tarihli referandumda 3,8 milyondan fazla Güney Sudanlının oy kullandığı ve %98,83’ünün bağımsızlığı desteklediği[16] petrol zengini Güney Sudan’ın kısa sürede iç savaşa sürüklendiği, hâlen hafızalardadır.
2018 yılında imzalanan barış anlaşmasına rağmen sivillere yönelik şiddetin devam etmesi, bağımsızlıktan bu yana yapılamayan ve sürekli olarak ertelenen ulusal seçimler, yakın zamanda Başkan Yardımcısı Riek Machar’a yönelik ev hapsi kararı, yeni bir iç savaşın uzak olmadığını göstermektedir.
Uzun yıllardır Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil’de büyük krizler yaşayan Sudan, ülke geneline yayılan iç savaşın da etkisiyle yeni bölünmelere açıktır.
Sudan’daki iç savaştan kazanımlar elde eden ise dış güçlerdir. Nitekim dış güçlerin, Sudan ve Güney Sudan örneklerinde görüldüğü gibi Afrika’ya yaklaşımları, uluslararası toplum hakkında da genel bir fikir vermektedir.
İsyancı RSF, başkent Hartum’daki havalimanının ve başkanlık sarayının kontrolünü ele geçirirken, ülke genelinde çatışmalar şiddetlenmiştir. Yakın zamanda ise Sudan ordusu, Hartum’un isyancılardan geri alındığını duyurmuştur. Hartum’dan çekilen RSF, hâlihazırda Darfur’un yanı sıra Orta Afrika Cumhuriyeti ve Güney Sudan sınırlarındaki belirli bölgeleri kontrol etmeye devam etmektedir.
Hartum’dan çekilmesini yeniden konumlanmak amacıyla taktiksel bir karar olarak değerlendiren RSF, daha güçlü bir biçimde geri döneceğini duyurmuştur. SAF Komutanı El Burhan’ın da müzakerelere ve uzlaşmalara kapalı olduklarını açıklaması, iç savaşın ve insani krizlerin devam edeceğini göstermektedir. Nitekim RSF’nin son günlerde Kuzey Darfur’da artan saldırıları ve çok sayıda sivilin ölümü, bunu teyit etmektedir.
İki yıla yaklaşan iç savaştan en çok etkilenen kesim, âdeta çapraz ateşe maruz kalan sivillerdir. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 28 Mart 2025 tarihli basın bildirisinde, sivillerin korunması konusunda küresel başarısızlığa dikkat çekilirken, 12,9 milyon insanın evlerini terk ettiği, yaklaşık 4 milyon insanın mülteci olarak komşu ülkelerde zor koşullar altında yaşadığı belirtilmiştir.[1]
İç savaş sürecinde sivillere yönelik şiddeti içeren çok sayıda rapor bulunmaktadır. Etnik temelli toplu infazlar, sivilleri hedef alan hava saldırıları, hastanelere, ambulanslara ve yardım çalışanlarına yönelik saldırılar, kolera, sıtma ve dang humması salgınları, ilaç kıtlığı, açlık, kıtlık, cinsel şiddete maruz kalan kadınlar ve çocuklar, raporlarda sıklıkla yer verilen konulardır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR) tarafından hazırlanan 23 Ekim 2024 tarihli raporda, cinsel şiddete maruz kalan kurbanların çoğunluğunu 17 – 35 yaş arası kızların ve kadınların oluşturduğu, birinci elden kaynaklara göre, 8 yaşındaki kızların ve 75 yaşındaki kadınların cinsel şiddete maruz kaldıkları, vaka sayısı düşük olmakla birlikte erkeklerin de mağdurlar arasında bulundukları bildirilmektedir.[2]
Birleşmiş Milletler İnsani İşler ve Acil Durum Yardım Koordinatörü Yardımcısı Tom Fletcher’in, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde, "Bugün size katılmak üzere gelen ve bugün sizin tarafınızdan karşılanan dünyanın bir temsilcisi olarak, sizi koruyamadığımız için utanç duyuyorum ve diğer insanların yaptıklarından dolayı da onlardan utanıyorum" ifadelerini kullanmıştır.[3]
Sudan’daki iç savaşın uzamasında, can kayıplarının artmasında ve sivillere yönelik şiddetin boyutlarında, göz ardı edilmemesi gereken en önemli detaylardan biri, şüphesiz uluslararası toplumun sorumluluğudur.
Şubat ayındaki 38. Zirve’de Sudan’daki iç savaşı dünyanın en kötü insani krizi olarak nitelendiren Afrika Birliği ile BM’nin vasat bir rol oynadıkları süreçte, ABD ile Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Cidde’de ve Cenevre’de gerçekleştirilen müzakerelerden somut hiçbir sonuç elde edilememiştir. Ayrıca Mısır, Çad, Libya ve Etiyopya gibi Afrika ülkelerinin arabuluculuk girişimleri de sonuçsuz kalmıştır.
Bahsi geçen arabuluculuk girişimlerine öncülük eden ve destek veren dış güçlerin Sudan’da rekabet halinde olmaları, kendi ulusal çıkarlarını gözetmeleri ve tarafsız olmamaları, müzakerelerdeki başarısızlığın doğal bir sonucudur.
Rekabetin yoğun olduğu Afrika Boynuzu’nda ve Kızıldeniz’de stratejik bir konuma sahip olan Sudan’daki iç savaşı finanse eden kaynakların başında ise altın gelmektedir.
Körfez ülkelerinden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Sudan’daki iç savaşta dikkat çeken dış güçlerin başında gelmektedirler. Arabuluculuk rolüne soyunan Suudi Arabistan, Sudan Silahlı Kuvvetleri’ni, BAE ise isyancı RSF’yi desteklemektedir. Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne destek veren ülkeler arasında Mısır, İran, Türkiye, Katar ve Cezayir’in de isimleri geçmektedir.
Sudan, BAE’nin RSF’ye doğrudan destek vermek suretiyle soykırım, cinayet, tecavüz, zorla yerinden etme, kamu mallarına zarar verme ve insan hakları ihlallerine neden olduğunu, özellikle Batı Darfur’daki Masalit topluluğuna yönelik soykırımı desteklediğini gerekçe göstererek, geçtiğimiz ay Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde dava açmıştır.[4]
İç savaş sürecini uzatan, can kayıplarını ve sivillere yönelik şiddeti arttıran bir diğer temel etken, dış güçler tarafından yapılan silah sevkiyatlarıdır. Uluslararası Af Örgütü’nün 25 Temmuz 2024 tarihli raporu, Sudan’a yönelik silah transferinin boyutlarını gözler önüne sermektedir. “Sudan Çatışmasını Destekleyen Yeni Silahlar“ başlıklı raporda; Çin, Rusya, Sırbistan, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Yemen’den gönderilen silahlara atıfta bulunulmaktadır. Aynı raporda, Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne malzeme tedarik eden Sarsılmaz Sanayi’nin yanı sıra Derya Arms, BRG Defence (Burgu Metal) ve Dağlıoğlu Silah gibi küçük ölçekli Türk şirketlerinin de ürettikleri silahları ve av tüfeklerini Sudan’a ihraç ettikleri bilgisine yer verilmektedir. [5]
Sudan’ın yer altı zenginliklerine yönelik rekabette BAE ile Mısır öne çıkarken[6], İstanbul merkezli Tahe Madencilik ile Sudan hükümetinin ortak girişimi olarak 2012 yılında kurulan Delgo Madencilik[7] adlı şirketin, Kuzey Sudan’daki altın arama çalışmalarına ve bölgedeki bağlantılarına da yer verilmektedir.[8] Ayrıca yine El Beşir döneminde Sudan limanına bir deniz üssü inşa etmesi için davet edilen Rusya’ya altın madenciliği konusunda çeşitli imtiyazların verildiği bilinmektedir. Rusya’nın yakın geçmişte Wagner’i de kullanarak Sudan’ın altın rezervlerini yağmaladığı görülmüştür.[9] Rusya, iç savaş sürecinde Sudan Silahlı Kuvvetleri’ni desteklerken, Wagner ise altın karşılığında Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinden RSF’ye silah desteği sağlamaktadır. Bir başka ifadeyle, aynı anda her iki tarafa da silah satıldığı gözlemlenmektedir.
Uluslararası Af Örgütü’nün bir diğer araştırmasında ise BAE tarafından RSF’ye sağlanan zırhlı personel taşıyıcılarının, Fransız tasarımı ve üretimi olan gelişmiş savunma sistemlerini içerdiği belirtilmektedir.[10]
Sudan’a gönderilen silahların, 20 yıldır yürürlükte olan BM Güvenlik Konseyi’nin silah ambargosuna rağmen Darfur’da da kullanılması, yaptırımların göz ardı edildiğinin açık bir göstergesidir.
Sudan’daki iç savaşta, yabancı paralı askerlerin de varlığı tespit edilmiştir. Darfur’daki çatışmalarda öldürülen Kolombiyalılara ait kimlik bilgileri sosyal medyadan paylaşılırken, Sudan medyasının, Kolombiyalı haber sitesi La Silla Vacía tarafından yayımlanan araştırma raporuna dayandırdığı haberde, BAE bağlantılı en az 300 Kolombiyalı paralı askerin Sudan’da bulunduğu belirtilmiştir.[11] Ayrıca yukarıda da değinildiği gibi Wagner tarafından Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinden RSF’ye silah sevkiyatı yapılmaktadır.
İç savaş sürecinde tüm dünyaya, savaşan tarafları silahlandırmayın çağrısı yapan, arabuluculuk girişiminde bulunan, 7 Ocak 2025’te Sudan’da soykırımın tespit edildiğini duyuran[12], silah satıcılarına ve her iki tarafın liderlerine yaptırım kararları alan ABD’nin BAE’ye yaklaşımı ise ayrı bir tartışma konusudur.
Bölgedeki çıkarları gereği diğer dış güçlerin politikalarını yakından takip eden ABD, BAE’nin Sudan politikasına sessiz kalarak dengeleyici bir rol oynamaya çalışmaktadır. Konuya ilişkin dikkat çekici detaylardan biri, çok sayıda emekli Amerikalı askerî yetkilinin, BAE hükümeti için çalıştığı gerçeğidir.[13]
ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Sara Jacobs ile Senatör Chris Van Hollen ise 24 Ocak 2025 tarihinde BAE’nin RSF’ye silah sağladığını ve bunun ABD'ye verilen güvencelerle doğrudan çeliştiğini duyurmuşlardır.[14]
Buna karşın, Amerikalı Büyükelçi Dorothy Shea, BM Güvenlik Konseyi’ndeki 27 Ocak 2025 tarihli konuşmasında, ABD’nin bu savaşta hiçbir tarafı desteklemediğini, savaşan her iki tarafın da Sudan'daki şiddetten ve acıdan sorumlu olduğunu ifade ederken, uluslararası topluma ise sorumluların hesap vermeleri ve yargılanmaları için iş birliği çağrısında bulunmuştur.[15]
Büyükelçi Shea’nın her iki tarafa silah temin eden dış güçlere değinmemesi, ABD’yi tarafsız olarak yansıtmaya çalışması, iç savaşta ve dahası soykırımda ciddi sorumlulukları bulunan uluslararası topluma yargılama konusunda iş birliği çağrısında bulunması, büyük bir çelişki oluşturmaktadır.
Öte yandan, silah transferinde komşu ülkelerin kullanılması ve izlenen politikalar, bölgesel dinamikler üzerinde de olumsuz bir etki yaratmaktadır. BAE’nin Libya, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Uganda, Ruanda ve Kenya üzerinden RSF’ye silah desteği sağlaması, Sudan’da çıkarılan altınların bir bölümünün komşu Mısır’a, bir bölümünün Orta Afrika Cumhuriyeti üzerinden Rusya’ya, diğer bir bölümün ise Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Uganda, Eritre ve Güney Sudan üzerinden BAE’ye gitmesi, Sudan’ın Güney Sudan’ı, BAE tarafından Doğu Aweil'de sahra hastanesi görünümü altında bir "saldırı üssü" kurulmasına izin vermekle suçlaması, RSF’ye silah desteği verdiği gerekçesiyle Çad’daki N'Djamena ve Amdjarass havalimanlarını meşru hedefler olarak göstermesi, Kenya’nın 22 Şubat 2025 tarihinde RSF tarafından kontrol edilen bölgelerde “paralel hükümet“ kurmayı amaçlayan siyasi konferansa ev sahipliği yapması, Sudan’ın sınır komşuları olan Güney Sudan, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya, Mısır, Etiyopya ve Eritre’nin milyonlarca Sudanlı mültecinin akınına uğraması, iç savaşın bölgeye yansımalarıdır.
Sudan’da bölünmenin çözüm olmadığı gerçeği, 2011 yılında Güney Sudan’ın bağımsızlığının ardından net bir şekilde görülmesine karşın, tarihten ders alınamadığı gözlemlenmektedir.
Özellikle Batılı ülkeler tarafından desteklenen 9 Ocak 2011 tarihli referandumda 3,8 milyondan fazla Güney Sudanlının oy kullandığı ve %98,83’ünün bağımsızlığı desteklediği[16] petrol zengini Güney Sudan’ın kısa sürede iç savaşa sürüklendiği, hâlen hafızalardadır.
2018 yılında imzalanan barış anlaşmasına rağmen sivillere yönelik şiddetin devam etmesi, bağımsızlıktan bu yana yapılamayan ve sürekli olarak ertelenen ulusal seçimler, yakın zamanda Başkan Yardımcısı Riek Machar’a yönelik ev hapsi kararı, yeni bir iç savaşın uzak olmadığını göstermektedir.
Uzun yıllardır Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil’de büyük krizler yaşayan Sudan, ülke geneline yayılan iç savaşın da etkisiyle yeni bölünmelere açıktır.
Sudan’daki iç savaştan kazanımlar elde eden ise dış güçlerdir. Nitekim dış güçlerin, Sudan ve Güney Sudan örneklerinde görüldüğü gibi Afrika’ya yaklaşımları, uluslararası toplum hakkında da genel bir fikir vermektedir.