Lümpen Proletarya’nın Siyasal İşlevi

Makale

21. yüzyılın ilk çeyreği sona yaklaşırken, Ortadoğu ve Türkiye’de toplumsal yapılar yalnızca iktisadi krizlerle değil, aynı zamanda sınıfsal çözülme, siyasal kutuplaşma ve örgütsüzleşme dinamikleriyle yeniden şekillenmektedir. Son yıllarda, özellikle de Türkiye’de son günlerde yaşanan siyasi hareketlilikler, klasik sınıf tanımlarının ötesine geçen kitlelerin siyasal işlevine dair soruları daha da yakıcı hale getirmiştir. ...

21. yüzyılın ilk çeyreği sona yaklaşırken, Ortadoğu ve Türkiye’de toplumsal yapılar yalnızca iktisadi krizlerle değil, aynı zamanda sınıfsal çözülme, siyasal kutuplaşma ve örgütsüzleşme dinamikleriyle yeniden şekillenmektedir. Son yıllarda, özellikle de Türkiye’de son günlerde yaşanan siyasi hareketlilikler, klasik sınıf tanımlarının ötesine geçen kitlelerin siyasal işlevine dair soruları daha da yakıcı hale getirmiştir. Devlet destekli yardım ağlarına bağımlı hale getirilen yoksullar, sistem dışına itilmiş işsiz gençler, paramiliter yapılarda örgütlenen bireyler ve sokak ekonomisine mahkûm edilen kentli kalabalıklar… Bu kesimler üretim ilişkileri içinde net bir yere sahip olmasa da, siyasal düzlemde ciddi bir etkiye sahiptir. Tam da bu noktada, Marx’ın “lümpen proletarya“ olarak tanımladığı sınıf dışı kitleler, günümüzün toplumsal çözümlemelerinde merkezî bir konuma yerleşmektedir.

Lümpen proletaryanın siyasal işlevini Marx, Gramsci ve Fanon’un kuramsal yaklaşımları çerçevesinde ele almak, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde bu sınıf dışı tabakanın nasıl manipüle edildiğini ve aynı zamanda nasıl bir devrimci potansiyele sahip olabileceğini sorgulamak günümüzü anlamamızı kolaylaştıracaktır. Ortadoğu’da savaş, işgal, neoliberal yıkım ve devlet krizleri sonucunda görünür hale gelen lümpenleşme olgusunun, Türkiye’de sosyal yardım politikaları, kent yoksulluğu ve örgütsüz gençlik biçiminde tezahür ettiği gözlemlenmektedir. Bu bağlamda lümpen proletarya, hem siyasal manipülasyonun en kolay aracı, hem de yönlendirilmediğinde kendi içinde patlamaya hazır devrimci bir enerji olarak belirir.

Söz konusu sınıfsal konumun tarihsel materyalist bir çözümlemesini yapmak, lümpen proletaryanın siyasal sistemler içindeki ikili rolünü; yani hem karşı-devrimci araç hem de potansiyel devrimci özne olma niteliğini ampirik örneklerle ve kuramsal bir çerçevede incelemeyi gerektirmektedir.

Lümpen Proletarya: Marx ve Engels’te Kavramsal Arka Plan
Lümpen proletarya (Almanca: Lumpenproletariat), Marx ve Engels’in sınıf kuramında proletaryanın dışına düşmüş, sınıf bilincinden yoksun, üretim süreciyle doğrudan bağ kuramayan, istikrarsız ve çoğu zaman suçla iç içe geçmiş toplumsal katmanları ifade eder. Marx, özellikle Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i (1852) adlı eserinde bu kavramı kapsamlı biçimde ele alır. Ona göre lümpen proletarya:

“Toplumun bütün sınıflarından kopmuş, çürümüş kalıntılardan, işsizlerden, maceraperestlerden, kaçak askerlerden, eski mahkumlardan, dolandırıcılardan, falcılardan, dilencilerden, serserilerden, organik olarak bir üretim ilişkisine dahil olmayan tüm bu ‘pisliği’“ kapsar. (Marx, 1852/1972, s. 55)

Marx bu grubu özellikle politik olarak güvenilmez, kolay manipüle edilebilir ve karşı-devrimci hareketler tarafından kolayca kullanılabilir bir güç olarak görür. Proletaryanın devrimci karakterinin aksine, lümpen proletarya mevcut düzenin devamına hizmet edebilir.

Engels de Komünist Manifesto’da bu grubu “eski toplumun çürük kalıntıları“ olarak tanımlar ve şöyle der: “Bunlar proletarya saflarına değil, burjuvazinin emrine giren asalaklardır.“ (Marx & Engels, 1848/1976, s. 495)

Bu yaklaşımda lümpen proletarya, devrimci sınıf mücadelesinin dışında ve hatta bazen karşısında konumlandırılır. Üretim araçlarıyla ilişkisi zayıf, örgütsüz ve düzensiz bir yapıya sahiptir.

1. Marx’ın Paris Komünü’nden Önceki Analizlerinden (ör. Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i) Lümpen Proletaryaya Bakışı

Karl Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i (1852) adlı eserinde lümpen proletaryaya dair en kapsamlı analizini sunar. Marx’a göre lümpen proletarya, sınıf mücadelesinde proletaryanın devrimci gücünü bastırmak için burjuvazi tarafından kullanılan bir “pislikler yığınıdır.“ Bu sınıf ne üretim araçlarına sahiptir, ne de üretim sürecine dâhil olmuştur; bu nedenle sınıf bilinci taşımaz ve devrimci mücadeleye katkı sunamaz.

Marx şöyle yazar: “Paris’in lümpen proletaryası, yani tüm sınıflardan, tüm bozulmuş ve bozguna uğramış unsurların bulanık kütlesi, Bonaparte’ın doğal destekçisidir.“ (Marx, 1852/1972, s. 55) Burada Marx, bu sınıfın organik bir sınıf olmadığını, üretimle değil; çıkarcı, keyfi ve çıkar temelli sadakatlerle hareket ettiğini belirtir. Özellikle Louis Bonaparte’ın iktidara gelişinde bu sınıf, paramiliter gruplar aracılığıyla devrimi bastırmak için kullanılmıştır.

2. Antonio Gramsci’nin ve Frantz Fanon’un Bu Kavrama Getirdiği Katkılar

Antonio Gramsci:

Gramsci, lümpen proletaryayı, devrimci özne olmaktan uzak, hegemonya mücadelesinde kolayca yönlendirilebilecek bir kitle olarak görür. Onun Prison Notebooks’taki analizlerine göre bu kitleler, organik entelektüeller üretmeyen, ideolojik olarak hegemon sınıflara bağlı kalan bir yapıdadır. Gramsci’ye göre:

“Bu kitleler, siyasal olarak pasif, önderlikten yoksun ve karşı-hegemonik bir bilinçten uzak oldukları sürece, egemen sınıfın politik aygıtının manipülasyonuna en açık unsurlar olurlar.“
(Gramsci, 1971, s. 334) Gramsci’nin özgün katkısı, bu sınıfın kültürel hegemonya yoluyla nasıl yönlendirildiğini açıklamasıdır.

Frantz Fanon:

Fanon, klasik Marksist yaklaşımdan farklı olarak, lümpen proletaryayı devrimci özneye en yakın grup olarak tanımlar. Özellikle The Wretched of the Earth adlı eserinde, kolonyal toplumlarda lümpenlerin sisteme en az entegre olan, bu nedenle en patlayıcı devrimci potansiyele sahip grup olduğunu öne sürer.

Fanon şöyle yazar: “Lümpen proletarya, sömürgeci kentlerin çeperinde yaşayan, dışlanan, bastırılan ama aynı zamanda sisteme en az bağlı olan gruptur… ve bu nedenle en radikal devrimci potansiyele sahiptir.“
(Fanon, 1963/2004, s. 82)

Fanon’a göre bu sınıf, devrimci öncü parti tarafından doğru yönlendirilirse, kolonyal sistemin yıkılmasında belirleyici olabilir.

3. Lümpen Proletaryanın Devrimci Özne Olamayacağına Dair Klasik Tez ve Bu Görüşe Eleştiriler

Klasik Tez:

Klasik Marksist teoriye göre, lümpen proletarya devrimci özne olamaz çünkü:
• Üretim araçlarıyla ilişkisizdir.
• Sınıf bilinci taşımaz.
• Örgütlü mücadele deneyimine sahip değildir.
• Kısa vadeli çıkarlar ve sadakat ilişkileriyle yönlendirilebilir.

Bu yüzden, devrimci özne olarak proletarya öne çıkar. Marx ve Engels bu konuda net bir ayrım yapar: Proletarya tarihin devrimci motoru, lümpen proletarya ise reaksiyoner güçlerin aracı olarak görülür.

Eleştiriler:

Fanoncu Eleştiri:

Kolonyal ve post-kolonyal toplumlarda üretim sürecinin kendisi dışlayıcı olduğundan, lümpenleşme sistemin bir sonucudur. Bu gruplar devrimci potansiyel taşıyabilir, yeter ki doğru politik önderlik sağlansın.

Güncel Marksist Yaklaşımlar:

Modern kentlerde gelişen prekarya, enformel emekçiler, güvencesiz işçiler, yani “yeni lümpen proletarya,“ kapitalist sistemin yapısal ürünüdür. Bu grupların devrimci potansiyeli yok sayılamaz, fakat bu potansiyelin açığa çıkabilmesi için örgütlü politik bilinç ve ideolojik yönlendirme gerekir (Standing, 2011).

Ortadoğu’da Lümpen Proletaryanın Görünümü

a. İşsizlik ve Enformel Sektörde Çalışanlar (Mısır, Lübnan, Ürdün)

▪ Kentleşmenin ve Neoliberal Reformların Sonucu Olarak Sanayisizleşme ve Lümpenleşme

1980 sonrası Ortadoğu ülkelerinde neoliberal politikaların uygulanması, devlet destekli sanayi politikalarının terk edilmesine ve üretim ekonomisinden hizmet ve spekülatif finans sektörlerine kayışa yol açmıştır. Bu dönüşüm özellikle Mısır, Lübnan ve Ürdün gibi ülkelerde büyük bir işsizlik ve informel sektör patlaması yaratmıştır.

Örneğin Mısır’da IMF yapısal uyum programları kapsamında özelleştirmelerle binlerce işçi işten çıkarılmış, sanayi kapasiteleri daralmış ve kent çeperlerinde informel çalışan geniş kitleler oluşmuştur. Bu kesimler üretim sürecinden dışlanmış, örgütsüz ve güvencesiz bir şekilde yaşam mücadelesi vermektedir.

“Neoliberal dönüşümler işgücü piyasasını parçalamış, işçilerin çoğunu üretim sürecinin dışında, güvencesiz bir yaşam alanına sürüklemiştir.“ (Mitchell, 2002, s. 45)

▪ Yarı-Proleterleşme: Ne Tam Üretimde, Ne Feodal Yapıda

Bu kitleler ne klasik anlamda proleter, çünkü üretken sermayede istihdam edilmiyorlar; ne de feodal ilişkiler içinde, çünkü toprakla ilişkileri kopmuş. Bu duruma yarı-proleterleşme denir ve lümpenleşmeye uygun bir toplumsal formasyondur.

Marx’ın “yetersiz gelişmiş kapitalist toplumlarda sınıf yapılarına geçiş formları“ olarak tanımladığı bu tip yapılar, potansiyel olarak devrimci değil, daha çok istikrarsız ve kolay yönlendirilebilir sınıfsal oluşumlardır.

b. Silahlı Milisler ve Paramiliter Gruplar (Irak, Suriye, Yemen)

▪ Üretim Sürecinden Kopmuş Bireylerin, Devlet Dışı Silahlı Yapılarda Yer Alması

Irak, Suriye ve Yemen gibi savaşın ve emperyalist müdahalelerin yıktığı ülkelerde, devletin çözülmesiyle birlikte yüz binlerce kişi ekonomik ve toplumsal yapının dışına itilmiştir. Bu bireyler, üretim sürecine katılamadıkları gibi temel ihtiyaçlarını da karşılayamaz hale gelmiş, silahlı milis grupların bir parçası olarak yeniden toplumsal hayata entegre edilmiştir.

Bu tür yapılar, hem etnik ve mezhepsel motivasyonlarla, hem de ücret karşılığı şiddet uygulama biçiminde organize olmuştur. Lümpen karakterleri, örgütlü politik bilinçten çok, sadakat, bağlılık ve kimlik temelli motivasyonlarla hareket etmelerine yol açmaktadır.

▪ Fanoncu Yaklaşımla: Sisteme Entegre Olamayan Alt Sınıfın Şiddet Üzerinden Varoluşu

Frantz Fanon, bu tür grupları “sistemin en dışında kalan ve en fazla şiddete maruz kalan sınıf“ olarak tanımlar. Fanon’a göre kolonyal ve postkolonyal toplumlarda lümpen proletarya, baskıcı sisteme karşı patlayıcı bir devrimci potansiyele sahip olabilir, ancak doğru politik yönlendirme olmaksızın bu enerji, karşı-devrimci veya gerici biçimlere evrilebilir.

“Kolonyal şehirlerin çeperlerinde yaşayan bu alt sınıflar, en fazla ezilen olmalarına rağmen devrimci liderlikten yoksun bırakıldıklarında, kendilerini şiddetle ifade etmeye yönelirler.“ (Fanon, 1963/2004, s. 98)

c. Sokak Ekonomisi ve Uyuşturucu/Ağır Suç Örgütleri (İran, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgeleri)

▪ Devletin Gözetim Dışında Kaldığı Alanlarda Ortaya Çıkan Lümpenleşmiş Gruplar

İran’da ve Türkiye’nin Doğu-Güneydoğu bölgelerinde, devletin ekonomik ve idari otoritesinin zayıf olduğu alanlarda kapitalist üretim ilişkilerinden dışlanmış, örgütsüz ve yoksul kitlelerin lümpenleştiği gözlemlenmektedir.

Bu gruplar, sokak ekonomisi, kaçakçılık, uyuşturucu ticareti, mafya yapılanmaları, ve bölgesel suç ağları içinde yer almakta; üretim dışı faaliyetlerle yaşamlarını sürdürmektedirler. Bunlar aynı zamanda ideolojik yönlendirmeye açık, bazen radikal dinci hareketlerin, bazen de yerel güç odaklarının kontrolüne giren gruplardır.

“Devletin çekildiği ya da zayıf olduğu coğrafyalarda, lümpen unsurlar ekonomik hayatta ve yerel otoritelerde hızla güçlenme eğilimi gösterir.“ (Bayat, 2010, s. 144)

▪ Lümpen Proletarya ile Yeraltı Ekonomisinin Bütünleşmesi

Bu gruplar, organize suç şebekeleriyle birleşerek, devletin hukuk dışı alanlarında bir tür “alternatif ekonomik düzen“ yaratır. Bu durum, Marksist analiz açısından organize suçun sınıfsal temellerinin görünür hale gelmesi anlamına gelir.

Teorik Çerçeve ile Bölgesel Bağlantılar

Marx’ın Perspektifiyle:

Marx, lümpen proletaryayı üretim ilişkilerinden dışlanmış, örgütlenme kapasitesi zayıf, kısa vadeli çıkarlar peşinde koşan ve sıklıkla karşı-devrimci güçlerin aracı olan bir sınıf dışı tabaka olarak tanımlar (Marx, 1852). Özellikle 18 Brumaire’de, Louis Bonaparte’ın iktidara gelişinde bu grupların oynadığı rol, lümpenlerin politik manipülasyona ne kadar açık olduğunu gösterir.

Ortadoğu’da neoliberal yıkım sonrası kent yoksulluğuna sürüklenen, üretimden kopmuş, devlet yardımları veya paramiliter ağlara bağımlı bireyler, Marx’ın tanımına birebir uymaktadır.

Gramsci’nin Hegemonya Teorisiyle:

Gramsci’ye göre lümpen gruplar hegemon sınıfların kültürel ve ideolojik aygıtlarıyla şekillendirilir. Politik bilinçten yoksun oldukları için egemen ideolojinin kolayca taşıyıcısı olabilirler. Bu bağlamda, devletin sadaka sistemleri, medya propagandası ve dini söylemler, lümpen sınıfları mevcut düzene entegre etmenin araçlarıdır.

Türkiye, Ürdün, Mısır gibi ülkelerde hükümetlerin sosyal yardım ve ideolojik aygıtlarla lümpen kitleleri “sadakat ilişkisi“ içinde tutması, Gramsci’nin hegemonya kavramıyla birebir örtüşür.

Metnin tamamı alttaki ilgili dokümanda mevcuttur.
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2854 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1153
TASAM Avrupa 23 662
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 306
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Ortadoğu’da bu girişime karşı durabilecek tek ülke, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye bir Ortadoğu devleti haline getirilmeden, bölgede emperyalizmin beklentisine uygun bir düzen kurulamaz. Irak, Suriye ve Lübnan’da yaşananlar, ABD-İsrail’in İran planları, Türkiye’nin yalnızlaştırılarak Batı emperyal...;

Suriye iç savaşı, 2011 yılında başlayan, bölge dışı bölgesel ve küresel güçlerin de farklı yöntemlerle müdahaleleriyle şekillenen karmaşık bir çatışma süreci olup, yalnızca Suriye’nin iç dinamiklerini değil, özellikle çevre ülkelerin politikalarını, demografilerini, sosyolojilerini ve ekonomilerini ...;

Önceki “Yeni Büyük Oyun” başlıklı makalemizde Üçüncü Dünya Savaşı öncesi Yeni Ortadoğu’dan Kafkasya, Türkistan ve nihayet Çin’e uzanan Avrasya sahnesinde bekleyen savaşları anlatmıştık. Suriye ve Lübnan’dan sonra sırada Irak, İran, Türkiye, Azerbaycan ve Rusya’da rejim değişiklikleri olacağını, so...;

Tarife şoklarına, tedarik zinciri parçalanmasına ve jeopolitik belirsizliğe rağmen Hindistan, 2026'ya Küresel Güney'in "sürükleyici ve başlıca ekonomilerinden" biri olarak giriyor— istikrarlı büyüme tahminlerini elektronikte genişleyen bir sanayi tabanı, daha fazla inovasyona odaklanan bir doğr...;

Trump’ın Grönland’a “el koyma” hırsı, ABD için yeni olmasa da bugün farklı bir anlam taşıyor. İklim değişikliğini reddeden Trump, Kuzey Kutbu (Arktik) bölgesindeki ısınma sonunda Grönland çevresindeki denizlerin ulaşıma uygun hale gelmesi nedeniyle adayı bugün daha da çok istiyor. ;

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu; “Denizlerden Okyanuslara Türk Deniz Gücü” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 27 Kasım 2025 tarihinde, Wish More Hotel Istanbul’da yapılan 11. İstanbul Güvenlik Konferansı eş-etkinliği olarak birlikte icra edilmiştir. ;

Güney Kıbrıs, bu yılın ilk altı ayında AB dönem başkanlığı görevini yerine getirecek. Bu 2012'deki ilk AB dönem başkanlığından bu yana ilk defa AB politika gündemini doğrudan yönlendirmesi için bir fırsat. Bir taraftan kendi öncelikleri doğrultusunda bazı hassasiyetleri öne çıkarırken diğer taraftan...;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu; “Ticaret Koridorları Güvenliği ve Türkiye” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 28 Kasım 2025 tarihinde, Wish More Hotel İstanbul’da yapılan 11. İstanbul Güvenlik Konferansı eş-etkinliği olarak birlikte icra edilmiştir.;

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bünyesinde yaptığımız bilimsel çalışmalar ile Dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri kavrama ve analiz etmeye yönelik çabalarımızın ortaya koyduğu açık bir gerçek var: Aktörleri, kuralları, vizyonu eskisinden çok farklı olan yeni bir uluslararası sistem il...

Başta ülkemizde bulunan on Afrika büyükelçiliğinin değerli temsilcileri, yine Başbakanlığımız başta olmak üzere, Dışişleri Bakanlığımızın ve periyodik olarak bu toplantılara katılan bütün kamu kurumları ve diğer kurumların kıymetli temsilcileri teşrifinizden ötürü hepinize teşekkür ediyor ve hoş gel...

Türk insanının, Osmanlı zamanında olsun, Cumhuriyet döneminde olsun, stratejik düşünceler üretebildiği ve bunları karar organları üzerinden uygulamaya geçirebildiği tarihi bir gerçektir.Bu özellik tarihte her ülke ve her toplum için geçerli olmamıştır.

Dünyadaki ve kültür coğrafyamızdaki ( Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika ) iktisadi, siyasi ve sosyo-kültürel gelişmeler ve değişimler baş döndürücü bir hızla yaşanmaktadır.

“III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi“ 4 - 6 Aralık 2007 tarihleri arasında İstanbul'da Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi - TASAM'ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi'ne, Afrika Birliği'ne üye ülkelerden Afrika Birliği nezdinde kıta hakkındaki çalı...