Giriş
Ancak 2022 yılında Ferdinand “Bongbong“ Marcos Jr.’ın devlet başkanı seçilmesi, Filipinler-ABD ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına yol açmıştır. Marcos Jr., selefinin aksine ABD ile geleneksel ittifakı canlandırmayı ve iki ülke arasındaki işbirliğini derinleştirmeyi hedefleyen adımlar atmıştır. Bu süreçte, hem savunma hem de ekonomi ve teknoloji alanlarında çeşitli anlaşmalar ve projeler gündeme gelmiştir. Öte yandan, Donald Trump’ın 2024 ABD Başkanlık seçimlerini yeniden kazanmasıyla birlikte, Washington yönetiminin dış politika yaklaşımının nasıl şekilleneceği ve Filipinler başta olmak üzere Asya-Pasifik’teki müttefiklerin güvenlik beklentilerini nasıl etkileyeceği merak konusudur.
Bu makalede, Duterte yönetimiyle yükselen gerilimlerden Marcos Jr. dönemine uzanan iyileşme çabaları ve Trump’ın ikinci döneminde Filipinler-ABD ilişkilerinin geleceğine dair öngörüler ele alınacaktır. Aynı zamanda, Güney Çin Denizi’nde artan Çin varlığının bölgesel güvenlik dinamikleri üzerindeki etkisi ve Filipinler’in jeostratejik konumunun ABD ile ilişkiler açısından ne anlama geldiği üzerinde durulacaktır.
Duterte Dönemi: ABD ile Gerilimli İlişkiler
Duterte'nin göreve başlamasının hemen ardından, ABD ile ilişkilerde ilk gerilimler ortaya çıkmıştır. Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın, Duterte'nin uyuşturucu ile mücadele politikalarındaki insan hakları ihlallerine yönelik eleştirileri, iki lider arasında diplomatik bir krize yol açmıştır. Duterte'nin Obama'ya yönelik hakaret içeren ifadeleri, Laos'ta düzenlenen 2016 ASEAN Zirvesi'nde planlanan ikili görüşmenin iptal edilmesine neden olmuştur (BBC Türkçe, 2016).
Duterte, ABD ile olan askeri işbirliğini de sorgulamış ve bazı adımlar atmıştır. Eylül 2016'da, Mindanao'daki ABD özel kuvvetlerinin bölgeden ayrılmasını talep etmiş ve ABD ile ortak askeri tatbikatların sona erdirileceğini açıklamıştır (Mogato, 2016). Bu kararlar, iki ülke arasındaki uzun süreli askeri işbirliğini zayıflatmıştır.
Duterte, ABD ile ilişkilerde yaşanan gerilimler sırasında, Çin ve Rusya ile yakınlaşma politikası izlemiştir. Bu dönemde, Çin ile ekonomik ve askeri işbirliği anlaşmaları imzalanmış, Rusya ile de savunma alanında ortaklıklar geliştirilmiştir. Bu stratejik yönelim, Filipinler'in dış politikasında önemli bir değişimi göstermektedir (Talamayan, 2022).
Şubat 2020'de, Duterte yönetimi, ABD ile 1999 yılında imzalanan Visiting Forces Agreement'ı (VFA) feshetme kararı almıştır. Bu anlaşma, ABD askerlerinin Filipinler'de bulunmasını ve ortak tatbikatlar yapılmasını düzenlemekteydi. Ancak, Haziran 2020'de bu karar askıya alınmış ve Temmuz 2021'de tamamen iptal edilmiştir (Galang, 2020; Wong, 2021). Bu süreç, iki ülke arasındaki askeri işbirliğinin geleceğine dair belirsizlikler yaratmıştır .
Duterte'nin başkanlık dönemi, Filipinler-ABD ilişkilerinde önemli gerilimlere ve değişimlere sahne olmuştur. İnsan hakları konusundaki eleştiriler, askeri işbirliğinin sorgulanması ve Çin ile yakınlaşma politikaları, iki ülke arasındaki geleneksel ittifakı zayıflatmıştır. Bu dönemde yaşanan gelişmeler, Filipinler'in dış politikasında yeni dengelerin oluşmasına neden olmuştur.
Marcos Jr. Dönemi: İlişkilerde Yeniden Yakınlaşma
Marcos Jr. yönetimi, ABD ile askeri iş birliğini yeniden canlandırmış ve genişletmiştir. 2023 yılında, Genişletilmiş Savunma İşbirliği Anlaşması (EDCA) kapsamında, ABD'nin Filipinler'deki askeri üs sayısı beşten dokuza çıkarılmıştır. Yeni belirlenen üsler arasında Cagayan eyaletindeki Camilo Osias Deniz Üssü ve Lal-lo Hava Üssü, Isabela eyaletindeki Camp Melchor Dela Cruz ve Palawan'daki Balabac bulunmaktadır (Çebi, 2024). Ayrıca, 2023 yılında ABD ve Filipinler, Tayvan Boğazı'na yakın sularda şimdiye kadarki en büyük ortak askeri tatbikatlarını gerçekleştirmiştir. "Balikatan" adı verilen bu tatbikata 12.200 ABD askeri ve 5.400 Filipinli asker katılmıştır (Alaca, 2023).
Marcos Jr. yönetimi, ABD ile ekonomik ve teknolojik işbirliğini de geliştirmeye önem vermiştir. 2022 yılında, ABD'li özel sermaye şirketi Cerberus Capital Management, Subic Körfezi'ndeki eski Hanjin tersanesini satın almış ve bu tesisin yeniden canlandırılması için adımlar atılmıştır (The Maritime Executive, 2022; Cahiles-Magkilat, 2022).
Ayrıca, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in 2022 yılında Filipinler'e yaptığı ziyarette, yenilenebilir enerji, kritik minerallerin tedariki, kadın hakları ve eğitim, halk sağlığı ve nükleer enerji planlaması gibi konularda işbirliğinin artırılması yönünde anlaşmalar yapılmıştır (Altun, 2022). Bu anlaşmalar, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknolojik bağların güçlendirilmesine katkı sağlamıştır.
Güney Çin Denizi'nde artan Çin etkisine karşı, Marcos Jr. yönetimi ABD ile stratejik iş birliğini artırmıştır. 2024 yılında, ABD, Japonya ve Filipinler liderleri Washington'da bir araya gelerek bölgesel güvenlik konularını ele almış ve ortak devriyeler düzenleme kararı almıştır (Çebi, 2024).
Güney Çin Denizi ve Bölgesel Dinamikler
Güney Çin Denizi'nde egemenlik iddiaları, başta Çin, Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei ve Tayvan olmak üzere birçok ülke tarafından ileri sürülmektedir. Bu iddialar, özellikle Spratly ve Paracel Adaları gibi bölgelerde yoğunlaşmaktadır. Çin, "Dokuz Çizgi Hattı" olarak bilinen ve denizin büyük bir kısmını kapsayan tarihsel bir hak iddiasında bulunmaktadır. Bu durum, diğer kıyıdaş ülkelerle ciddi anlaşmazlıklara yol açmaktadır (Calilov, 2024). Çin, 2014 yılından itibaren Spratly Adaları'nda yaklaşık 3000 hektarlık alanı kapsayan yedi resif üzerinde arazi ıslah çalışmaları yapmış ve bu bölgelerde üç havaalanı inşa etmiştir (BBC News: 2015). Bu adımlar, Çin'in bölgedeki askeri varlığını güçlendirme çabası olarak değerlendirilmekte ve bölgedeki diğer ülkeler tarafından endişeyle karşılanmaktadır.
Filipinler, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddialarına karşı uluslararası hukuku kullanarak itirazlarda bulunmuştur. 2016 yılında, Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi, Çin'in tarihsel hak iddialarının yasal bir temeli olmadığına hükmetmiştir. Ancak Çin, bu kararı tanımadığını belirtmiş ve bölgedeki faaliyetlerine devam etmiştir (Aytekin, 2024).
ABD, Güney Çin Denizi'nde seyrüsefer serbestisini koruma ve müttefiklerinin güvenliğini sağlama amacıyla bölgedeki askeri varlığını sürdürmektedir. Filipinler ile ABD arasındaki askeri işbirliği, 1951 tarihli Karşılıklı Savunma Anlaşması ve 2014 tarihli Gelişmiş Savunma İşbirliği Anlaşması (EDCA) ile güçlendirilmiştir (Galang, 2024). 2023 yılında, EDCA kapsamında ABD'nin Filipinler'deki askeri üs sayısı beşten dokuza çıkarılmıştır. Bu yeni üsler, stratejik konumlarıyla dikkat çekmektedir; örneğin, Cagayan ve Isabela'daki üsler Tayvan'a yakınlığıyla, Palawan'daki üs ise Spratly Adaları'na yakınlığıyla öne çıkmaktadır (Lema, 2023).
Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler, bölgesel güvenlik mimarisini etkilemekte ve çok taraflı işbirliği girişimlerini tetiklemektedir. ASEAN ülkeleri, bölgedeki istikrarı korumak için diplomatik çabalarını sürdürmekte, ancak Çin'in artan askeri faaliyetleri karşısında endişelerini dile getirmektedirler. Bu bağlamda, Filipinler'in ABD ile askeri işbirliğini derinleştirmesi, bölgedeki güç dengelerini etkilemekte ve diğer bölge ülkelerinin de benzer adımlar atmasına zemin hazırlamaktadır (Çebi, 2024).
Güney Çin Denizi, zengin doğal kaynakları ve stratejik önemi nedeniyle bölgesel ve küresel güçlerin rekabetine sahne olmaktadır. Çin'in genişleyen askeri varlığı ve egemenlik iddiaları, bölgedeki diğer ülkelerin güvenlik endişelerini artırmakta ve ABD gibi dış aktörlerin müdahil olmasına yol açmaktadır. Bu dinamikler, Filipinler-ABD ilişkilerini derinleştirmekte ve bölgedeki güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmektedir.
Trump Dönemi: ABD-Filipinler İlişkilerinin Geleceğine Dair Öngörüler
Bununla birlikte, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki artan etkisine karşı ABD'nin askeri varlığını sürdürmesi beklenmektedir. Filipinler'in Washington Büyükelçisi Jose Manuel Romualdez, Trump yönetiminin Filipinler ile olan savunma anlaşmalarını koruyacağını ve Çin'e karşı dengeleyici bir rol oynayacağını belirtmiştir (Lema, 2024).
Trump'ın "Önce Amerika" politikası çerçevesinde, ABD'nin Asya'daki müttefiklerinden savunma harcamalarını artırmaları yönünde taleplerde bulunması muhtemeldir. Bu durum, Filipinler'in savunma bütçesini artırma ve askeri kapasitesini güçlendirme yönünde baskı oluşturabilir.
Sonuç olarak, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde ABD-Filipinler ilişkilerinin, güvenlik ve ekonomik alanlarda yeni dinamikler kazanması beklenmektedir. Filipinler, ABD'nin bölgedeki stratejik çıkarları doğrultusunda önemli bir müttefik olmaya devam edecek, ancak bu ilişkinin doğası, Trump'ın dış politika tercihleri ve bölgesel gelişmelere bağlı olarak evrilecektir.
Sonuç
Bununla birlikte, Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasıyla birlikte ABD dış politikasının alacağı yön, Filipinler’in stratejik hesaplamalarını yeniden şekillendirebilir. Trump yönetiminin önceki dönemde ittifaklar yerine ikili anlaşmalara ağırlık veren ve Asya-Pasifik müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması talep eden politikası, Filipinler-ABD ilişkilerinde yeni zorlukları beraberinde getirebilir. Öte yandan Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki nüfuzunu artırmaya yönelik hamleleri de Filipinler’in, ABD ile yakınlığını güvenlik çerçevesinde pekiştirmeye iten önemli bir itici faktör olmaya devam edecektir.
Bu koşullar altında Filipinler, bir yandan ABD ile stratejik ittifakını sürdürürken diğer yandan bölgesel çoklu denklemde kendi manevra alanını genişletmek isteyebilir. Bu strateji, Manila’nın Çin ve diğer yükselen bölgesel aktörlerle ilişkilerini tamamen kesmeden yürütmek zorunda kaldığı hassas bir denge gerektirmektedir. Dolayısıyla Washington ile ilişkilerdeki gelişme hızını, Manila’nın iç siyasi dinamikleri kadar ABD’nin küresel ve bölgesel jeopolitik öncelikleri de belirleyecektir.
Güney Çin Denizi’nde yaşanan gerilimler ve ABD’nin Asya’daki güvenlik taahhütlerini nasıl yorumlayacağı, Filipinler’in gelecekte dış politikada hangi yönelimleri benimseyeceğinde tayin edici olmaya devam edecektir. Bu açıdan Filipinler’in özellikle savunma ve ekonomi alanlarında ABD ile güçlenen işbirliği, hem Marcos Jr. yönetiminin Çin karşısında elini sağlamlaştıracak hem de Trump’ın ikinci döneminde ABD’nin bölgedeki varlığını muhafaza etmesi durumunda Filipinler’in kritik bir müttefik olarak konumunu korumasına yardımcı olacaktır. Bununla birlikte, eğer Trump yönetimi çok taraflı yapılardan ziyade dar kapsamlı ikili mutabakatları veya daha katı talep ve koşulları benimserse, Filipinler’in jeostratejik konumdan faydalanmak adına belli oranda bağımsız hareket etme arayışına girmesi de mümkündür.
Sonuç itibariyle, Filipinler-ABD ilişkilerinin yeniden ivme kazanması, tarihsel bağların ve bölgesel güvenlik kaygılarının bir tezahürüdür. Ancak bu ilişkinin seyrinin, hem Manila’nın ihtiyaçları hem de Washington yönetiminin öncelikleri doğrultusunda sürekli olarak yeniden tanımlanacağı açıktır. Güney Çin Denizi’nde artan Çin etkisi ve Trump yönetiminin ikinci dönem dış politika yaklaşımı, bu yeniden tanımlama sürecinin en önemli belirleyicileri olmaya aday görünmektedir.