Almanya, Ukrayna’nın tam ölçekli Rus işgali ve ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden seçilmesiyle şekillenen Zeitenwende sonrası dünyadaki yerini değerlendirirken, Hint-Pasifik’e yakından dikkat etmeye devam etmelidir. Çin’in yükselişi ve artan etkisi, doğu ve güney Afrika’dan batı Pasifik’e kadar uzanan Hint-Pasifik bölgesini tanımlamaktadır. Bu bölge, küresel ticaretin ve ekonomik büyümenin merkezi olmaya devam ederken, dünyanın en büyük ekonomileri arasındaki jeopolitik gerilimlerin giderek arttığı bir alan olarak da önemini korumaktadır.
Almanya, Hint-Pasifik’in önemini erken bir dönemde fark etmiş ve Eylül 2020’de bölgeye yönelik bir strateji yayınlayarak AB genelinde bir yaklaşım belirlemeye çalışmıştır. Bu strateji, yedi öncelik alanını içermektedir: çok taraflılık, iklim değişikliği, güvenlik, ticaret, insan hakları, kültür ve dijital dönüşüm. Almanya, bölgenin deniz güvenliğine hukuki ve çok taraflı çabalarla katkıda bulunmuş, örneğin Pekin’in Güney Çin Denizi’ndeki faaliyetlerine ilişkin endişelerini dile getirmiş ve BM organlarında diplomatik tutumları ile hukuki yaklaşımları koordine etmiştir. Berlin ayrıca Hint-Pasifik’e deniz kuvvetleri unsurları da konuşlandırmıştır.
Bölgeyi daha iyi analiz edebilmek için farklı bileşenlere ayırmak faydalı olacaktır. Almanya’nın Hint-Pasifik’teki öncelikli bileşeni Çin’dir. Çin, Almanya’nın büyük bir ticaret ortağı olmasının yanı sıra, toprak revizyonizmi (ve askeri yığınağı), piyasa dışı ekonomik uygulamaları ve çok taraflı kuruluşlardaki kurumsal revizyonizmi nedeniyle giderek büyüyen bir meydan okuma oluşturmaktadır. Çin’le ilgili tartışmalar, en çok üç konu üzerinde yoğunlaşmaktadır: Tayvan ile birleşme hedefi, elektrikli araçlar, yarı iletkenler ve güneş enerjisi bileşenleri dahil olmak üzere çeşitli sanayi sektörlerinde aşırı kapasite sorunu ve Çin’in BM ve diğer çok taraflı kuruluşlardaki uzlaşmaz tutumu. Ancak Çin ile Rusya arasındaki artan yakınlaşma da Pekin’i Avrupa’nın güvenliği ve refahı açısından önemli ve doğrudan bir faktör haline getirmektedir. Ayrıca, Çin’deki Alman yatırımları Berlin’in siyasi, güvenlik ve ekonomik çıkarları açısından giderek olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
Hint-Pasifik’teki diğer ülkeler, Almanya ile iş birliği ve Çin’e yönelik yaklaşımında fırsatlar sunmaktadır. Bir grup ortak; ABD ve NATO, G7 ve Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) gibi transatlantik bileşeni ağır basan kuruluşlara entegre olmuş Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi bölgesel müttefiklerden oluşmaktadır. Bir diğer grup ise Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) üyeleri, daha küçük Güney Asya devletleri ve Pasifik ada ülkeleridir, ancak bunlar Çin’in yükselişinin sonuçları konusunda Batılı ülkelerle aynı kaygıları paylaşmamaktadır. Son olarak, Hindistan da bölgedeki önemli bir aktördür; ne tamamen Batı ittifaklarına entegredir ne de Hint-Pasifik’te Çin hegemonyasının olası sonuçları konusunda kayıtsızdır. Berlin ile Yeni Delhi arasında daha derin bir güvenlik iş birliği, ekonomik ve teknolojik iş birlikleri mümkündür. Bu nedenle, Almanya’nın bölgeyle olan etkileşimini sürdürmesi beklenmektedir.
Peki, Almanya Hint-Pasifik’e nasıl yaklaşmalıdır? Ekonomik açıdan bakıldığında, Almanya’nın kendi direncini artırmak ve daha çeşitli pazar erişimi ile ithalat kaynakları oluşturmak için, aşırı doygun ve merkezi bir Çin ekonomisinin ötesine yatırım yapması gerekmektedir. Almanya ayrıca güvenliği destekleme konusunda da önemli bir rol oynayabilir, ancak siyasi ve askeri faktörler, güç projeksiyonunu sınırlamaktadır. Bununla birlikte, Berlin, Çekya ve Litvanya gibi küçük Avrupa ülkelerinin izlediği politikaları örnek alarak Tayvan ile daha yakın ilişkiler geliştirebilir. Bu tür bir yaklaşım, istihbarat iş birliği ve ekonomik dirençlilik sağlayarak Almanya’nın ABD’ye, önümüzdeki on yıllarda öncelik vereceği bir bölgeye daha aktif katkı sunduğunu göstermesine olanak tanıyacaktır.
Berlin ayrıca, Hint-Pasifik pazarlarının ölçeğini kullanarak Alman savunma sektörünü yeniden inşa etmek için bir fırsat yaratabilir. Almanya, Zeitenwende kapsamında yeniden silahlanırken ve askeri destek ile silahlanma konusunda ABD’ye bağımlılığını azaltmaya çalışırken, bazı Hint-Pasifik ülkeleri, pazar büyüklükleri, tedarik zinciri ortaklıkları ve teknoloji kaynakları açısından daha cazip hale gelmektedir. Bu ülkeler arasında yalnızca Japonya, Güney Kore ve Avustralya değil, aynı zamanda Hindistan, Filipinler ve Endonezya da bulunmaktadır.
Kuşkusuz Almanya, kısa vadede Avrupa’nın doğu ve güney sınırları, transatlantik ilişkiler ve Orta Doğu ile meşgul olacaktır. Ancak Berlin’in Hint-Pasifik’te önemli ekonomik ve güvenlik çıkarları bulunmaktadır. Bölgeye yönelik proaktif bir Alman yaklaşımı, zorlukların ve önceliklerin netleştirilmesini, bölgesel dinamiklerin daha iyi anlaşılmasını ve ekonomik ile siyasi çıkarları koruyup ilerletecek yaratıcı politikaların benimsenmesini gerektirecektir.
Dhruva Jaishankar, Washington DC’deki Observer Research Foundation America’nın icra direktörüdür.
(GMF ve Alfred Landecker Vakfı tarafından yayınlanan “Almanya'nın Değişen Küresel Düzendeki Rolü“ başlıklı rapordan çevirilmiştir.)
Çeviri: Hanife Şeyma SAY
Almanya ve Hint-Pasifik
Almanya, Ukrayna’nın tam ölçekli Rus işgali ve ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden seçilmesiyle şekillenen Zeitenwende sonrası dünyadaki yerini değerlendirirken, Hint-Pasifik’e yakından dikkat etmeye devam etmelidir. Çin’in yükselişi ve artan etkisi, doğu ve güney Afrika’dan batı Pasifik’e kadar uzanan Hint-Pasifik bölgesini tanımlamaktadır....