Çin’in 'Kararlı Direniş' Stratejisi

Yorum

Çin dışişleri bakanı Wang Yi’nin son basın toplantısı, Çin dış politikasında devam eden süreklilikler ve kopuşları anlamlandırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Çin’de gerçekleştirilen iki oturum kapsamında yapılan basın toplantısına Wang’ın "Eğer ABD Çin'i çevrelemeye devam ederse, biz de kararlılıkla karşı koyacağız." sözleri damga vurdu....

Çin dışişleri bakanı Wang Yinin son basın toplantısı, Çin dış politikasında devam eden süreklilikler ve kopuşları anlamlandırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Çinde gerçekleştirilen iki oturum kapsamında yapılan basın toplantısına Wang’ın "Eğer ABD Çin'i çevrelemeye devam ederse, biz de kararlılıkla karşı koyacağız." sözleri damga vurdu.

ABD ve Çin arasında özellikle son dönemde derinleşen ticaret savaşının etkisine binaen yapılan sonuna kadar savaşacağız“ şeklindeki açıklamalar Çinin dış politikasında yeni bir kurt savaşçı pratiğine dönüşe işaret ederken ardından gelen durumu tevil etmeye yönelik çabalar Çinin hala temkinli bir yaklaşıma sahip olduğunu gösteriyor.

Çatışma tercih değil ama geri adım yok
Wang Yi'nin açıklamalarını detaylı biçimde tetkik ettiğimizde, üç önemli husus öne çıkıyor. Birincisi Çin, ABD ile ortaya çıkabilecek tüm sorunları aynı agresiflik ile karşılayacağının ön kabulü ile hareket ediyor. Burada “çatışma tercih değil“ denilerek aslında açık kapı da bırakılırken özellikle Tayvan ve ticaret savaşları gibi konularda kesinlikle geri adım atılmayacağı vurgulanıyor. ABD iki yüzlü olmakla suçlanırken aynı anda hem baskı hem de iş birliğinin imkânsız olduğu ifade ediliyor.

İkinci olarak toplantıya damga vuran bir diğer husus ise Rusya ile devam eden ortaklığın sarsılmaz oluşuna yönelik retorik. Wang, dışarda koşullar ne olursa olsun bu sınırsız dostluğun etkilenmeyeceğini üzerine basa basa belirtiyor. Son dönemde Trump-Putin yakınlaşmasının Çini izole edebileceği yönündeki düşünce de stratejik bir girişimden çok tarihsel bir analoji olarak kaldı.

Üçüncü ve belki de en önemli husus ise Wang’ın çok kutupluluğa doğrudan ve dolaylı şekilde yaptığı vurgular oldu. Uluslararası ilişkilerin birkaç ülkenin tekelinde olmasına karşıyız. Dünya orman kanununa dönmemeli, egemen eşitlik ve adalet ilkesi korunmalı“ yönündeki retorik Çinin Batı merkezli hegemonik işleyişten duyduğu rahatsızlığı yansıtıyor. Burada özellikle BMnin otoritesine yapılan vurgu önemli.

Kurt savaşçı’ değil daha özgüvenli bir Çin
Mevcut konjonktür itibariyle Çinin dış politikasının yeni bir kurt savaşçı diplomasiye döndüğünü söylemek mümkün değil ancak uzlaşmacı pozisyondan daha özgüvenli olduğu yeni bir mevziye geçiş yaptığını söyleyebiliriz. Trumpun yeniden başkan olması ve ilişkileri germesine Çinin verdiği stratejik bir yanıt olarak mülahaza etmek de mümkün. Bu minvalde Çinin küresel stratejisi için de bazı çıkarımlar yapabiliriz. ABD ile yoğun bir büyük güç rekabetine tutuşan Çin uzun zamandır yaptığı gibi çok kutuplu dünya düzenini teşvik etmeye devam ediyor. BMnin otoritesinin yeniden tesis edildiği ve güçlendirildiği reforme edilmiş çok kutuplu küresel bir düzen Çinin öncelikli talepleri arasında.

Burada altı çizilmesi gereken bir diğer çok önemli husus şu ki Çin, müesses nizamın alaşağı edilmesini ya da alternatif bir öteki ile değiştirilmesini değil tam aksine faydalandığı ve sayesinde ticari yükselişini tamamladığı mevcut düzenin reforme edilmesini savunuyor. Bir diğer çıkarım ise Çinin Rusya ile olan kapsamlı stratejik ortaklığının aslında Çinin küresel stratejisinin tam ortasında olduğunu görmek olacaktır. Çin açısından bu stratejik bir tercih ve çevrelenmeye dönük çok önemli bir enstrüman olarak öne çıkıyor.

Bunların yanında Çinin bir diğer önceliği ise ABDnin ekonomik ve teknolojik baskılarına karşılık olarak kendi iç pazarını ve teknoloji yatırımlarını (özellikle yapay zekâ) güçlendiren ve bağımsızlaştıran bir momentumu yakalamak olduğu görülüyor.

Çinin küresel stratejisi: Çok kutupluluğu inşa etmek
Son olarak Çin'in Küresel Güney ile kurduğu çok katmanlı ilişkiler ve özellikle Afrika ile Latin Amerika örneklerinde gözlemlenen yoğun diplomatik ve ekonomik faaliyetleri, ABD ile süregelen jeopolitik rekabette yaşanabilecek olası kayıplara karşı bir denge arayışını yansıtıyor. Bu bağlamda Çin, "diğerlerini" organize etme ve BRICS ile Şanghay İşbirliği Örgütü benzeri uluslararası mekanizmalar aracılığıyla küresel ölçekte "tamamlayıcı" nitelikte işbirliği yapıları ihdas etme çabası içerisinde.

Bu çıkarımlara ek olarak Avrupa ile stratejik diyaloğun ve karşılıklı güvenin artırılması gerektiğini belirten Wang’ın Avrupa'nın güvenilir bir ortak olabileceğine inanıyoruz." şeklindeki açıklaması son dönemde yaşanan transatlantik parçalanmaya önemli bir gönderme yapıyor. Buna Ursula Von der Leyenin "Çin'le ticari bağları geliştirmek ve anlaşmalar yapmak için alan var." sözlerini eklediğimiz zaman aslında resim tamamlanıyor.

Çin ve Rusyanın arasını açmaya çalışan ABD menşeli stratejik tercihlerin Avrupayı izole eden ya da çaresizliğe iten bir yaklaşım ile hareket etmesi total bir başarısızlığa neden olabilir. Çinin bu boşluğu doldurması zor olmayacaktır. Ayrıca Avrupa burada stratejik özerkliğe dair umut vaat eden bazı işaretler de arıyor olabilir.

Sonuç olarak Çin kendisini istikrar sağlayıcı“ ya da en azından bunu talep eden ve çatışmadan imtina eden bir güç olarak öne çıkarırken karşılıklı saygıya“ yapılan vurgu da çok kutuplu bir küresel düzenin kaçınılmaz bir gerçeklik olduğuna dair inançtan ileri geliyor. Dolayısı ile Pekin'in mesajı aslında net: Çok kutuplu dünya kaçınılmaz ve Çin, bu yeni düzenin mimarlarından biri olmakta kararlı.

X: @drhkorkmaz
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2851 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1152
TASAM Avrupa 23 662
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 304
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Alman Marshall Fonu (GMF), “Eğer Çin Tayvan’a Saldırırsa” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, Tayvan meselesine “Pekin’in ödeyeceği bedel” üzerinden bakıyor. Raporun ayrıntılarına yakından bakalım.;

1823 yılında Başkan James Monroe tarafından Amerikan Kongresi’ne sunulan ve daha sonra dış politika literatüründe “Monroe Doktrini” olarak anılan metin, o dönemde Batı Yarımküre’nin jeopolitik dönüşümünde belirleyici bir rol oynamıştır (Monroe, 1823). Başlangıçta Avrupa güçlerinin Amerika kıtasındak...;

“Dünya Savaşı”nı sadece birçok ülkenin katıldığı bir çatışma olarak tanımlamak zor. Bu aynı zamanda küresel güç hiyerarşisinin (patronun kim olduğunun) şiddet yoluyla değişmesi anlamına da geliyor. Tarih, bu değişim sancılarının nadiren kansız olduğunu gösteriyor.;

Trump’ın idaresindeki Amerika’nın davranışları tecviz edilemez ancak bunları hesapsız kitapsız kişisel kapris saymak da yanlış olur.;

Venezuela başkanı Maduro ve eşinin bir gece ansızın derdest edilip New York’taki bir gözaltı merkezinde tutuklu olarak bulundurulması ve Pazartesi gününden itibaren Güney New York mahkemesinde yargılanmaya başlaması akıllara bir kaç soru ve endişe getiriyor. ;

Maduro’ya yönelik şok edici bir operasyon icra eden Trump yönetimi “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi. Bu hamle ABD–Çin rekabetini Venezuela üzerinden yeniden tanımlayan tarihi bir kırılma. Aslında 2019’dan bu yana bölgede farklı bir denklem var. ABD'nin temel endişesi Çin’in Latin Amerika’daki k...;

ABD ve Çin savaşmak zorunda mı? Graham Allison, Destined for War kitabında korkutucu bir tarihsel örüntüyü önümüze koyuyor. Savaş kaçınılmaz değil ama tarih aksini söylüyor. ABD’li ünlü Profesör Graham T. Allison, 2017 yılında Destined for War: Can America and China Escape Thucydides’s Trap? adlı k...;

Diasporalar, 21. yüzyıl uluslararası ilişkiler literatüründe yalnızca göç hareketlerini açıklayan bir olgu olmaktan çıkarak, devletlerin dış politika, ekonomi ve yumuşak güç stratejilerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu bağlamda Japonya’nın Afrika ile ilişkileri, klasik sömürgeci modelle...;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bünyesinde yaptığımız bilimsel çalışmalar ile Dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri kavrama ve analiz etmeye yönelik çabalarımızın ortaya koyduğu açık bir gerçek var: Aktörleri, kuralları, vizyonu eskisinden çok farklı olan yeni bir uluslararası sistem il...

Türk insanının, Osmanlı zamanında olsun, Cumhuriyet döneminde olsun, stratejik düşünceler üretebildiği ve bunları karar organları üzerinden uygulamaya geçirebildiği tarihi bir gerçektir.Bu özellik tarihte her ülke ve her toplum için geçerli olmamıştır.

21. yüzyılın kuşkusuz en önemli paradigma değişimlerinden birini küreselleşme süreci oluşturuyor. Bu süreçle beraber siyasal, sosyal, ekonomik pek çok alanda köklü değişimler yaşandı, yeni yol ve yöntemler keşfedildi, eski yöntemler yeniden inşa edildi; sonuçta yepyeni bir anlayışla karşı karşıya ka...