Rusya, 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesinin ardından Batı ile yaşadığı gerginlik sonucu yönünü Asya-Pasifik bölgesine dönmüştür. Aslında, Rusya, Asya-Pasifik bölgesine yabancı bir ülke değildir. Sovyet döneminde Asya-Pasifik bölgesinde bir çok bağlantıları ve stratejik ortaklıkları bulunmaktaydı. Bu yeni dönemde, Moskova, Çin dışındaki Asya Pasifik ülkeleriyle ilişkileri daha da geliştirme yoluna gitti. Bu bağlamda, Kuzey Kore ve Vietnam ile askeri paktlar imzalarken Kamboçya ordusu ile özel anlaşmalar imzalamış, Hindistan ile farklı bir ilişki seviyesi yakalamıştır.
Bu çalışmada, 2024 yılında Rusya Devlet Başkanı Putin’in Çin, kuzey Kore ve Vietnam ziyaretleri temel alınarak ABD’nin Pasifik’teki askeri ittifaklar ağına karşı Çin ile birlikte kendi ittifak ağlarını kurma girişimi ele almaktadır.
Rusya’nın Asya-Pasifik vizyonu
Günümüz uluslararası ilişkiler yaklaşımlarının en temel sorunsallarından birisi de giriş bölümünden de kısaca bahsedildiği gibi yükselen Asya olgusudur. Toprakların neredeyse % 90’nın Asya’da olduğu Rusya’nın bu yükselen Asya’nın neresinde Durduğu hep merak konusu olmuştur. Tarih boyunca Rusya batı karşısında ne zaman sıkışsa hep yönünü Asya’ya doğuya dönmüştür. Bundan 150 yıl önce Kırım savaşında da Avrupa’ya karşı kaybeden Rusya bir kez daha yönünü Asya’ya Doğu’ya dönmüştü. Ancak bütün bu dönüşler geçici olmuş batıyla Avrupa’yla ilişkilerine düzelttikten sonra Rusya iyi eden yönünü Avrupa’ya dönmüş ve kendisini bir Avrupa gücü olarak değerlendirmiştir. Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatının (AGİT) temellerini atan Helsinki nihai senedinin temellerini Sovyetler Birliği atmıştır. O dönem Sovyetler Birliği Avrupa’yı “ortak evimiz“ olarak tanımlamıştır.
2017’de Çin Komünist Partisinin 19. Kongresinde Xi Jinping’in Çin’i bir dünya gücü olarak ya da bir başka deyişle süper güç olarak ilan etmesiyle hem Avrasya’da hem de Pasifik’te dikkat çeken gücüyle Çin, Rusya açısından bir stratejik ortak olarak değerlendirildiği kadar aynı zamanda da stratejik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştır. İşte bu noktadan itibaren Rusya, Çin’in dümen suyunda gitmek yerine veya Çin’in belirlediği yol haritasını takip etmek yerine Sovyet döneminde oluşturmuş olduğu ikili ortaklıkları, ikili ilişkileri yeniden canlandırma arayışına girmiştir. Ukrayna savaşı Rusya’ya aradığı fırsatı vermiş ve dünyadan izole edilmeye çalışılırken bu yalnızlığı Asya-Pasifik’teki ilişkilerini kuvvetlendirerek aşmayı amaçlamıştır.
Bu doğrultuda, Sovyet döneminden miras aldığı kimi politikaları da uygulamaya başlamıştır. Her şeyden önce 2022’de tam da Ukrayna savaşından hemen önce Çin ile ilişkileri daha da geliştirerek iki ülke arasındaki ilişkileri “sınırsız“ olarak tanımlanarak iki ülke arasındaki ilişkilere yeni bir kavramsal anlam katılmış ve bu stratejik ortaklık “Büyük Avrasya Ortaklığı“ olarak adlandırılmıştır. Rusya ve Çin arasındaki ilişkilerin ani ve hızlı gelişmesini başta ABD olmak üzere Batı, Çin’in Ukrayna savaşına aktif destek vermesi şeklinde yorumlamış ancak Çin yaptığı her resmi açıklamada Rusya’nın Ukrayna savaşını hiçbir şekilde destek vermediğini belirtmiştir. Gerçekten de ne Ukrayna ne Batılı ne de Amerikan gizli servisleri Çin’in aktif olarak askeri anlamda Rusya’yı desteklediğine yönelik sahada veya cephede herhangi bir delil tespit edememiştir. Buna rağmen Çin’e yönelik suçlamalar ortadan kalkmamıştır.
Her şeye rağmen Asya- Pasifik bölgesi Rusya için güvenli bir liman gibi durmamaktadır. Zira 2020’de seçimi kazanan Biden ilk iş olarak ABD’nin en uzun savaşı olan Afganistan savaşına bir son vererek Afganistan’dan askerlerini çekmiş ama bir ay sonra Pasifik’te İngiltere ve Avustralya ile AUKUS adı verilen Çin’e karşı bir askeri pakt kurmuştur. Bu askeri paktın temeli Avustralya donanmasının nükleer denizaltılarla güçlendirilmesi ve Güney Kore’nin nükleer koruma şemsiyesi altına alınmasıdır. ABD, bir taraftan Kuzey Kore gibi İran gibi ülkelerin nükleer silah edinmesine ve nükleer silahların yayılmasına karşı olduğunu açıklaması öbür taraftan Avustralya’yı nükleer bir güce kavuşturma yönünde adım atması birbiriyle tezat oluşturmuştur. Ardından QUAD’ı güçlendirmeye yönelik adımlar atmış, ayrıca 2023’te Güney Kore, Japonya, ABD üçlü ittifakını bölgede hayata geçirmiştir. Hemen bir yıl sonra da ABD, Japonya, Filipinler İttifakı’nı hayata geçirmiştir. ABD’nin Hint-Pasifik adını verdiği Pasifik bölgesindeki hızlı ittifaklar zincirini oluşturmasına karşın Rusya da harekete geçmiş ve Çin ile ilişkileri geliştirirken askeri anlamda ortak birçok tatbikat yapmış ve Pasifik’te Çin ile havadan ve denizden birlikte devriye gezmiştir.
Rusya-Kuzey Kore İttifakı
Rusya, bunun yanında Pasifik’te önemli bir aktör olan ve bizzat kendi elleriyle kurdukları Kuzey Kore ile de ilişkileri geliştirmeye başlamıştı daha önce Putin Kuzey Kore’yle çok fazla siyasi anlamda fiziki bir temas gerçekleşti girmemiş sadece Kuzey Kore’yi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde destek vermiş ama genel olarak Rusya’yla Kuzey Kore ilişkilerinin en düşük seviyede tutmuştu.
Ne zaman ki 2017’den itibaren Trump, Kuzey Kore’ye yönelik politikalarda değişikliğe gidip Kim Jong-un ile şahsi ilişkilerini geliştirmeye başlamış, Putin de Kim Jong-un'la yüz yüze görüşmeye başlamış yeni bir Kuzey Kore stratejisi oluşturmuştur. Aslında, Rusya ve Kuzey Kore ilişkileri aslında yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Çarlık Rusya’sı zamanında Kore Krallığından göç eden Kore halkı Çarlık Rusya’sının topraklarına ve ona bitişik topraklara yerleşmişler, dolayısıyla Çarlık Rusya'nın da Kore Krallığı ile ilişkisi bu dönem başlamıştır. Çarlık Rusya’sı Kore siyasetinde de saray politikalarında da bir dönem etkili olmuştur. Ama esas gelişme 1948'de Sovyetler Birliği'nin Kore Yarımadası'nın kuzeyinde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'ni (Kuzey Kore) kurması ve başına Çin Komünist Partisi'nde Japonlara karşı savaşmış eski bir gerilla lideri olan Kim İl Sung’u getirmesiyle olmuştur. Bir başka deyişle bugün eğer bir Kuzey Kore devleti varsa bu Ruslar sayesinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, Kuzey Kore halkı ve Kuzey Kore liderliği, Rusya'ya çok şey borçludur.
Soğuk Savaş döneminin aksine Boris Yeltsin liderliğindeki Rusya Federasyonu soğuk savaş sonrası Kuzey Kore ile ilişkilerde daha temkinli olmuş, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oylamaları dışında Kuzey Kore ile fazla angajmana girmemeye çalışmıştır. Özellikle Batının ekonomik desteğine ihtiyaç duyan Yeltsin döneminde yani 1990'ların tamamında Rusya’nın Kuzey Kore politikası Batıyı kızdırmayacak bir şekilde yürütülmüştür. Bu bağlamda, herhangi bir askeri ilişki veya siyasi ilişki kurmaktan kaçınılmıştır. Ancak 2014 sonrası özellikle Kırım'ın işgalinin ardından Rusya'nın Batı ile karşı karşıya gelmesi ve G7’den çıkarılması Putin'in Kuzey Kore ile ilişkilerini geliştirmesinde etkili olmuştur.
2018’den itibaren Putin, Trump’ın Kim Jong-un ile görüşmesinin günde gelmesiyle birlikte Kim jong-un ile görüşmelerini sıklaştırmıştır. 2022'de başlayan Ukrayna Savaşı'yla birlikte Rusya'nın ihtiyaç duyduğu askeri mühimmatı tedarik etmek için başvurduğu ülkelerin başında Kuzey Kore gelmiş, Rusya, Kuzey Kore'den özellikle top mermisi ve füze aldığı ABD ve Güney Kore tarafından iddia edilmiştir. Son bir yıldan beri Kuzey Kore adeta bir mühimmat üretim fabrikasına dönüşmüş, 7/24 bütün ülkedeki atölyelerde ve fabrikalarda Rusya için gerekli olan mühimmatların üretildiği iddia edilmiştir. 2024 sonbaharında ise Kuzey Kore askerlerin Rusya’nın işgal altındaki toprağı olan Kursk’a konuşlandırıldığı görülmüştür.
18 Haziran 2024 gecesi Putin Kuzey Kore'ye geldi. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, kendisini uçağın merdivenlerinde kucaklayarak karşıladı. Ertesi gün Putin’e Pyongyang’da dillere destan bir resmi karşılama töreni yapıldı. Adeta bir karnaval havasında geçen bu renkli tören tüm dünya basını tarafından izlendi. Karşılama töreninin ardından iki lider arasında baş başa görüşme ve heyetler arası görüşmeler yapılmış bu görüşmeler sırasında Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalanarak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki ilişkilerin seviyesi yükseltilmiştir. Daha önce Kuzey Kore, Rusya tarafından himaye edilen, yardım edilen, Sovyet mirası olarak görülürken, bu anlaşmayla birlikte artık Kuzey Kore, Rusya’nın müttefiki olarak yerini almıştır. Artık himaye edilen bir devlet statüsünden Rusya'nın stratejik ortağı ve müttefikliği statüsüne yükselmiştir.
Putin, Kuzey Kore’nin Rodong Sinmun gazetesi için yazdığı makalede Kuzey Kore hakkında şunları söylemiştir: Kuzey Kore’nin Rusya'nın Ukrayna'daki özel askeri operasyonuna sarsılmaz desteğini, önemli uluslararası konularda bizimle dayanışmalarını ve Birleşmiş Milletler içindeki ortak önceliklerimizi ve görüşlerimizi savunma istekliliğini çok takdir ediyoruz. ABD, esasen çifte standartlara dayanan küresel bir yeni sömürge diktatörlüğünden başka bir şey olmayan “kurallara dayalı düzen“ olarak adlandırdığı şeyi dünyaya empoze etmek için kendi yolundan gidiyor. Böyle bir yaklaşıma katılmayan ve bağımsız bir politika izleyen uluslar artan dış baskıyla karşı karşıya. ABD liderliği, kendine güven ve bağımsızlık için böylesi doğal ve meşru bir özlemi, küresel hakimiyetine bir tehdit olarak görüyor... Rusya, Kuzey Kore ve kahraman Kore halkını hain, tehlikeli ve saldırgan düşmana karşı mücadelelerinde, bağımsızlık, kimlik ve kalkınma yollarını özgürce seçme hakları için mücadelelerinde durmadan destekledi ve destekleyecektir. Ayrıca uluslararası ilişkilere daha fazla demokrasi ve istikrar getirmek için birlikte yakından çalışmaya hazırız. Bunu yapmak için, Batı tarafından kontrol edilmeyen alternatif ticaret ve karşılıklı yerleşim mekanizmaları geliştirecek, gayri meşru tek taraflı kısıtlamalara ortaklaşa karşı çıkacak, Avrasya'da eşit ve bölünmez güvenlik mimarisini şekillendireceğiz.“
Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması
Putin'in ziyaretinde en çok göze batan ve Batı’nın da en fazla üzerinde durduğu mesele Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması oldu. Aslında, bu anlaşma,1961 yılında Sovyetler Birliği ile Kuzey Kore arasında imzalanan dostluk ve karşılıklı yardım anlaşmasının yenilenmiş versiyonuydu.1961 anlaşması, bir tarafın silahlı saldırıya uğraması durumunda diğer tarafın tereddüt etmeden askeri birlik ve diğer yardımları sağlamasını öngören, otomatik askeri müdahale olarak adlandırılan bir hükmü içeriyordu. Bu yeni anlaşma bir bakıma 1961 anlaşmasının aslında güncellenmesiydi.
Putin’e basın tarafından Kuzey Kore ile imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasının detayları sorulduğunda verdiği cevapta anlaşmanın 1961 anlaşmasıyla aynı oluğunu söylemişti. O halde 1961’de Sovyetler Birliği’nin Kuzey Kore imzalamış olduğu Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşmasının içeriğine kısaca bir bakmak lazım. 1961 anlaşmasının ilk üç maddesi aslında tüm merakları gideriyor:
Madde:1 (…) imzacı taraflardan herhangi biri, herhangi bir Devlet veya Devletler koalisyonu tarafından silahlı saldırıya uğrar ve bu nedenle kendisini bir savaş durumunda bulursa, diğer imzacı Taraf, elindeki bütün araçlarla derhal askeri ve diğer yardımları yapacaktır.
Madde 2: Her bir Akit Taraf, diğer Akit Tarafa karşı herhangi bir ittifaka girmemeyi, herhangi bir koalisyona katılmamayı veya herhangi bir eylem veya tedbirde bulunmamayı taahhüt eder.
Madde 3: Akit Taraflar, her iki Devletin çıkarlarını ilgilendiren bütün önemli uluslararası konularda, barışı ve evrensel güvenliği güçlendirmek amacıyla birlikte istişarelerde bulunacaklardır.
1961’de imzalanan bu antlaşma resmi olarak 15 yıl yürürlükte kalacaktı. Eğer hiçbir itiraz olmazsa yürürlükte kalmaya devam edecekti. Muhtemelen Sovyetler Birliği yıkılana kadar bu antlaşma da yürürlükte kaldı. Şimdi bugün Rusya bu antlaşmayı yeniden canlandırma adına Kuzey Kore ile bir anlaşma imzaladı ve yapılan açıklama ve değerlendirmelerden anlaşılıyor ki bu anlaşma 1961 tarihli antlaşmanın güncellenmiş halidir. O halde kamuoyuna açıklanmayan yeni antlaşmanın maddeleri de muhtemelen yukarıda verilen maddelerin içeriklerinden oluşmaktadır.
Devamı için tıklayınız.