ÖZET
Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan soğuk savaş dönemi uluslararası arenada çift kutuplu bir siyasi ortamın oluşumuna neden olmuştur. Soğuk Savaş yıllarının ardından yaşanan ekonomik ve siyasi çıkmazlar Sovyetler Birliği’ni dağılmaya götürmüştür. Yüzyıllar boyunca geniş bir coğrafyada hakimiyetini sürdürmekte olan Rus otoritesinin etkisiz hale gelmesinin ardından bağımsızlığını ilan eden ülkeler birtakım sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Ekonomi, siyaset, toplumsal yapı şeklinde çoğaltabileceğimiz etmenler bağımsızlığını ilan eden devletlerin karşılaştıkları sorunlardır. Orta Asya’da kurulan Türk Cumhuriyetleri’nin bu zorlu yapılanma sürecini atlatmalarında Türkiye ile girdikleri diyaloglar kritik bir öneme sahiptir. Dağılmadan önceki süreçte Turancılık ideali korkusu sebebiyle Sovyetler bünyesinde yer alan Orta Asya Türk milletleri ile Türkiye arasındaki ilişkiler engellenmiştir. 1991’den itibaren hızla girilen ikili ilişkiler neticesinde Türk Cumhuriyetleri ülkeleri ile zirveler düzenlenmeye başlanmış ardından ise 2009 Nahçıvan Anlaşması ile Türk Konseyi (Keneşi) kurulmuştur. 2021 yılında alınan karar ile Türk Devletleri Teşkilatı adını alan bu birlikle birlikte Türkistan coğrafyasında sayısız gelişmelerin yaşanması hız kazanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Türk Devletleri Teşkilatı, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Avrasyacılık
ABSTRACT
The Cold War period between the United States and the Soviet Union led to the formation of a bipolar political environment in the international arena. The economic and political stalemate following the Cold War years led the Soviet Union to disintegrate. The countries that declared their independence after the Russian authority, which had dominated a wide geography for centuries, became ineffective, faced a number of problems. Factors such as economy, politics and social structure are the problems faced by the states that declared their independence. The dialogues with Turkey are of critical importance for the Turkish Republics established in Central Asia to overcome this difficult structuring process. In the period before the collapse, the relations between the Central Asian Turkic nations under the Soviet Union and Turkey were prevented due to the fear of the Turanist ideal. As a result of the rapid bilateral relations since 11991, summits were organized with the Turkic Republics, and then the Turkic Council was established with the Nakhchivan Agreement of 2009. In 2021, with this union, which was named the Organization of Turkic States with the decision taken in 2021, numerous developments in the Turkestan geography gained momentum.
Keywords: Organization of Turkic States, Central Asian Turkic Republics, Eurasianism
1. GİRİŞ
Dünya tarihinin başladığı günden bu yana insanlar topluluklar halinde yaşayarak güvenliklerini sağlama, sosyal ihtiyaçlarını karşılama, ticaret yapma ve benzeri faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu insan toplulukları zamanla büyümüş, farklı coğrafyalarda yaşayan insan toplulukları karşılaşmış, topluluklar arası etkileşimler ve savaşlar meydana gelmiştir. Dünya nüfusunun artmasıyla çoğalan topluluklar belli otoritelere ihtiyaç duymuştur. Modernite öncesi devletlerin oluşması bu şekilde meydana gelmiştir. Günümüzde bulunan modern ulus devlet anlayışının tarihi ise on altıncı yüzyıla kadar geriye gidebilmektedir. Ancak genel kabul modern ulus devletinin 1648 yılında Wesphalia Barışı’nın gerçekleşmesiyle Avrupa topraklarında ortaya çıktığı yönündedir. Modern ulus devletlerin yükselişiyle uluslararası ilişkiler kurulmaya başlamıştır. Zamanla kurulup bozulan ittifaklar, çıkar gözetimleri ve çıkar çatışmaları uluslararası anlaşmalarla birlikte uluslararası örgütlerin de doğuşuna sebep olmuştur.
Uluslararası örgütlerin kurulmasının ardından uluslararası arenanın aktörleri devletlerle birlikte uluslararası örgütler olmuştur. Bu örgütler devletlerin küresel siyasetin değişen yönlerine ayak uydurmasını kolaylaştırıcı bir unsur olarak ön plana çıkmışlardır.
Her dönem küresel siyasetin yönünü değiştiren unsurlar var olmuştur. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte, iki kutuplu sistem geçerliliğini yitirirmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının siyasi, ekonomik ve demokrasiyi ilgilendiren yönleri vardır. Bu nedenlerin analizleri türlü mecralarda alanında yetkin kişiler tarafından tartışılmıştır. Siyasi arenaya birden fazla aktörün katılmasına neden olacak bu kritik dönemin ardından değişimler ardı sıra yaşanmıştır.
1.1 Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin Kurulması
SSCB’nin dağılmasının ardından Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Tacikistan gibi birçok yeni devlet önce egemenliklerini ardından ise bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Yıllardır Sovyet sistemiyle yürütülen her türlü siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal işleyişlerin bir anda ortadan kaybolmasıyla kurulan devletler türlü sorunlarla mücadele etmek durumunda kalmışlardır. Bağımsızlık sonrası birçok Türk Cumhuriyeti, SSCB'nin sağladığı ekonomik destekten yoksun kalmıştır. Yeni bağımsızlık kazanan ülkelerde, demokratik kurumların oluşturulması ve otoriter yönetimlerden uzak bir sistem kurulması zaman almıştır. Sovyetler Birliği'nin keyfi sınır politikaları, bu ülkelerde etnik gruplar arasında çatışmalara neden olmuştur. Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan gibi ülkeler arasında yaşanan sınır anlaşmazlıkları, ekonomik iş-birliğini ve sosyal barışı olumsuz etkilemiştir.
Tüm bu zorluklara rağmen, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri kalkınma yolunda önemli adımlar atmışlardır. Bunlar; zengin doğal kaynakların üretimini, kullanımını ve ihracatı aktifleştirmek, bölgesel iş-birliklerinde yer almak, eğitim ve kültürel alanda mesleki gelişimleri desteklemek olmuştur.
1.2 Türkiye-Türk Cumhuriyetleri İlişkileri ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın Gelişimi
Türkiye ve Orta Asya Türkleri arasında Rus hakimiyeti boyunca ilişkiler var olamamıştır. Sovyetler Birliği döneminde imzalanan Moskova Anlaşması farklı coğrafyalarda bulunan Türklerin iletişimine engel olmuştur. Bunun temel nedeni Ruslar tarafından büyük bir tehdit olarak görülen Turancılık fikrinin yayılma ihtimali olmuştur. Türkiye’den Kafkasya’ya Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanan bir milliyetçilik dalgasının Turancılık idealine ulaşma ihtimali Rus hakimiyetindeki Türk milletleri ile olan ilişkilerimize engel olmuştur. Bu sebeple orta kültür, ortak dil ve ortak dine sahip olduğumuz Orta Asya milleti ile uzun bir dönem boyunca ilişkiler kurulamamıştır.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılarak Orta Asya coğrafyasında yeni bir dönemin başlamasıyla Türkiye ile ilişkiler kurulmaya başlanmıştır. Bu bağlamda atılan adımların ilki zirve ve toplantılar düzenlenmesi olmuştur. Zirvelerin temel konuları Türk Dili Konuşan Ülkeler isimli birliğin kurulması ve bu doğrultuda siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi olmuştur. Ekonomik iş birliği ve yatırım teşviklerinin masaya yatırılması ile Türk Cumhuriyetleri ile girilecek ticari ilişkiler sağlam bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır. Bu konuda atılan adımların başlıcaları Ticaret ve Ekonomik İş-birliği, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması ve Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları’nın imzalanması olmuştur. Türk Dili Konuşan ülkeler olarak adlandırılan bu birlikteliğin ismi 3 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Nahçıvan Anlaşmasıyla Türk Konseyi (Keneşi) olarak değiştirilmiştir.
Türk Konseyi’nin ilk döneminde daha çok bölgesel iş birliklerinin çerçevesi oluşturulurken, sonraki yıllarda bu iş birliklerinin kapsamı genişletilmiştir. Nahçıvan Anlaşmanın önsözünde üye devletler, Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın amaç ve ilkelerine bağlılıklarını teyit ederek, Konseyin temel amacını, Türk Devletleri arasında kapsamlı iş birliğini derinleştirmek, bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkıda bulunmak olarak tanımlamışlardır. Üye ülkeler ayrıca, demokrasi, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim gibi temel ilkelere bağlılıklarını ifade etmişlerdir. Teşkilat kapsamındaki iş birliği, üye ülkeler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliğinden kaynaklanan özel dayanışma temelinde inşa edilmektedir. Nahçıvan Anlaşması’yla beraber bir uluslararası örgüt yapısı ortaya çıkmaya başlamıştır.
2021 yılında “Yeşil Teknoloji ve Akıllı Şehirler“ temasıyla İstanbul Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda düzenlenen 8. zirvede önemli kararlar alınmıştır. Kararlardan başlıcası Türk Konseyi isminin Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirilmesidir. Ayrıca üye ülkeler birlikteliği ile 2040 Vizyon Belgesinin imzalanmasıyla iş birliklerinin geliştirilmesi ve bir uluslararası örgüt yapısında istikrar sağlanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda tek bir örgüt çevresinde birleşen Türk Cumhuriyetleri’nin birlikleri, dayanışmaları, sosyal ve ekonomik gelişimleri; TDT’nin uluslararası arenada güçlü bir örgüt olarak öne çıkmasının yolunu açmıştır.
1.3 Türk Devletleri Teşkilatı’nın Yapı ve Organları
Kurucu üyeleri Türkiye Cumhuriyeti, Kazakistan Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti, Kırgız Cumhuriyeti olan konseye zamanla Özbekistan asil üye olarak, Macaristan, Türkmenistan ve KKTC gözlemci üyeler olarak katılım sağlamıştır. KKTC’nin Akdeniz’deki stratejik öneminin yanında Avrupa Birliği içinde yer alan Macaristan’ın AB ilişkilerindeki rolü TDT’nin kapsamını ve gücünü genişletmektedir. Macaristan Devleti’nin AB üyesi olması, TDT ülkeleri ile AB arasında iletişim, iş birliği ve diyalog geliştirilmesine olanak tanımaktadır. İki güçlü birlik arasında geliştirilen diyaloglar Avrasya’nın yükselişi için kritik bir konuma sahiptir.
Türk Devlet Teşkilatı’nın organları 2009 Nahçıvan Anlaşması’nın 3. maddesinde düzenlenmiştir. TDT’nin yapısı Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Aksakallar Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi ve Sekretarya olarak beş yönetim biriminden oluşmaktadır. Devlet Başkanları konseyi en üst otoritedir ve her yıl en az bir kez toplanmaktadır. Türk tarihi ve devlet geleneği açısıdan büyük bir öneme sahip olan Aksakallar’ın teşkilatın yapısında bulunuyor olması TDT’nin köklü bir geçmişi, töreyi, ne kadar önemsediğini göstermektedir. Aksakallar asırlar boyu halkın bilgeleri, yol göstericileri ve karar mercileri olmuştur. TDT sayesinde bu köklü gelenek modern dünyaya uyarlanmış bir biçimde önemini koruyarak işleyişini devam etmektedir.
1.4 Türk Devletleri Teşkilatı’nın Üye Ülkeler Açısından Önemi
Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından sorunlar ardı sıra baş göstermeye başlamıştır. Sovyetler Birliği içinde yer aldıkları süre boyunca kolektif güvenlik sistemi sayesinde bağımsız güvenlik kaygıları yaşamamış olan ülkeler artık güvenliklerini kendileri sağlamak zorunda kalmışlardır. Finansal sıkıntılar baş göstermiş, uluslararası devletler nezdinde coğrafyanın kredi notunun düşük olması sebebiyle kredi almak zorlaşmıştır. Nüfusun ülkeler içindeki dağılımları değişmiştir. Rusya ve Türk Cumhuriyetleri arasında yaşanan göçler, beraberinde sosyal sıkıntıları da getirmiştir. Sosyal sıkıntılar işsizlik, yoksulluk, gelir adaletsizliği, yolsuzluktan kaynaklanan sosyal problemler şeklide sıralanabilir.
Ekonomik sıkıntıların artışı ülkelerin doğal kaynaklarını kullanmaya yöneltmiştir fakat ülkelerde zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarının bulunmasına rağmen bu kaynakları üretime sokacak gelişmiş teknolojileri uzun yıllar mevcut olmamıştır. Yatırım teşviklerinin artırılması ve yabancı sermayenin piyasaya sokulması yönündeki adımlar ülkelerin ekonomik kalkınmalarına ve halkın refah seviyesinin artmasına katkıda bulunmuştur. Tüm girişimlere rağmen ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeylerinin etkili bir seviyeye gelmesi ancak Türk Cumhuriyetleri’nin birlik içinde hareket etmesiyle gerçekleşmiştir.
1.5 Türkiye ile İlişkilerin Geliştirilmesi ve TDT’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Üzerindeki Etkileri
Türkiye geçmişten bu yana Avrasya’nın merkezinde yer alarak Asya ve Avrupa arasında bir köprü görevi görmüştür. Asya ve Avrupa’nın sentezi olarak betimleyebileceğimiz Türkiye kıtalar arasında var olmanın olumlu/olumsuz etkilerini yüzyıllar boyunca yaşamıştır. Günümüzde gelişen savunma sanayisi, kaynakların teknolojik yöntemlerle üretime sokulması, artan ihracat hacmi, aktif bir diplomasi yürütmesi, sağlık ve hizmet sektöründe yaşanan gelişmelerle Türkiye bölgede yükselen bir güç olmaya devam etmektedir.
Türkiye’nin sahip olduğu bu avantajlı konum kendisini TDT’nin katalizör devleti olma konumuna getirmiştir. Güvenlik konusunda attığı adımlarla yerli üretim savunma ürünleri üye devletler tarafından ilgiyle karşılanmaktadır. Aynı zamanda Yukarı Karabağ’da Azerbaycan- Ermenistan arasında yaşanan savaşın sonlanmasında Türkiye’nin, gücünün sadece bir kısmını Azerbaycan lehine kullanarak ortaya koymuş olduğu başarı ortadadır. Türkiye bu krizde İngiltere savunma bakanının deyimiyle “oyun değiştirici“ bir rol oynamıştır. Türkiye bu söylemden öte izlediği strateji ile oyun değiştirici olmanın ötesinde oyun kurucu bir ülke konumuna gelmiştir. Komşu ülkelerine ve çevresine güvenlik sağlayıcı ülke konumunda yer alışı Türkiye’nin askeri ve siyasi potansiyelinin yadsınamaz bir boyutta olduğunu kanıtlamaktadır.
Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) aracılığıyla Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile çok boyutlu ilişkiler geliştirmiştir. Türkiye’nin bölgeyle kurduğu bu güçlü bağlar, tarihi ve kültürel ortaklıkların yanı sıra siyasi, ekonomik ve eğitim alanlarındaki iş birliklerini içermektedir. TDT’nin bölge üzerindeki etkisi, öncelikle siyasi iş birlikleri yoluyla hissedilmektedir. Türkiye, üye ülkelerle düzenli zirveler düzenleyerek, bölgesel sorunların çözümünde ve uluslararası platformlarda ortak bir duruş sergilenmesinde etkin rol oynamaktadır.
Ekonomik alanda ise Türkiye’nin öncülüğünde Orta Koridor Projesi gibi stratejik girişimler hayata geçirilmiştir. Bu proje, Asya ile Avrupa arasında ticaret yollarını güçlendirmeyi ve üye ülkelerin ekonomik kalkınmalarını hızlandırmayı hedeflemektedir. Ayrıca Türkiye, doğrudan yatırımlar ve ticaret anlaşmalarıyla bölge ülkelerinin ekonomik büyümelerine destek olmuş ve enerji, lojistik gibi sektörlerde iş birlikleri geliştirilmiştir.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın 170 milyona yaklaşan çoğunluğu gençlerden oluşan nüfusu, 1,5 trilyon dolar seviyesindeki toplam milli geliri, zengin doğal kaynakları ve Orta Koridor dediğimiz dünyanın en önemli ticaret yolunda bulunması hasebiyle ticaret ve ekonomik iş birliğini daha fazla geliştirmek için hem büyük fırsatlar mevcuttur. Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan üye devletler ile Çin’den Avrupa’ya ve tüm dünyaya ulaşan lojistik ağı Yeni İpek Yolu şeklinde adlandırılmaktadır. Ticareti canlandırıcı bu projeler ile son yıllarda TDT üye ülkelerinin kendi aralarındaki ticaret 2022 yılında 33 milyar dolar iken 2023 yılında 42 milyar dolara yükselmiştir.
Kültürel ve eğitim alanlarındaki faaliyetler, TDT’nin bölgede etkisini artıran diğer önemli unsurlardandır. TÜRKSOY ve TİKA gibi kuruluşlar aracılığıyla, Türk dili konuşan ülkelerde ortak bir kültürel kimlik bilinci oluşturulmakta ve bu mirasın korunması için çeşitli projeler yürütülmektedir. Ayrıca Türkiye, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve burs programları aracılığıyla Orta Asya ülkelerinden gelen öğrencilere eğitim desteği sağlamakta ve bölge halkları arasında sosyal bağları güçlendirmektedir.
Devamı için tıklayınız.
Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasında yaşanan soğuk savaş dönemi uluslararası arenada çift kutuplu bir siyasi ortamın oluşumuna neden olmuştur. Soğuk Savaş yıllarının ardından yaşanan ekonomik ve siyasi çıkmazlar Sovyetler Birliği’ni dağılmaya götürmüştür. Yüzyıllar boyunca geniş bir coğrafyada hakimiyetini sürdürmekte olan Rus otoritesinin etkisiz hale gelmesinin ardından bağımsızlığını ilan eden ülkeler birtakım sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Ekonomi, siyaset, toplumsal yapı şeklinde çoğaltabileceğimiz etmenler bağımsızlığını ilan eden devletlerin karşılaştıkları sorunlardır. Orta Asya’da kurulan Türk Cumhuriyetleri’nin bu zorlu yapılanma sürecini atlatmalarında Türkiye ile girdikleri diyaloglar kritik bir öneme sahiptir. Dağılmadan önceki süreçte Turancılık ideali korkusu sebebiyle Sovyetler bünyesinde yer alan Orta Asya Türk milletleri ile Türkiye arasındaki ilişkiler engellenmiştir. 1991’den itibaren hızla girilen ikili ilişkiler neticesinde Türk Cumhuriyetleri ülkeleri ile zirveler düzenlenmeye başlanmış ardından ise 2009 Nahçıvan Anlaşması ile Türk Konseyi (Keneşi) kurulmuştur. 2021 yılında alınan karar ile Türk Devletleri Teşkilatı adını alan bu birlikle birlikte Türkistan coğrafyasında sayısız gelişmelerin yaşanması hız kazanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Türk Devletleri Teşkilatı, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Avrasyacılık
ABSTRACT
The Cold War period between the United States and the Soviet Union led to the formation of a bipolar political environment in the international arena. The economic and political stalemate following the Cold War years led the Soviet Union to disintegrate. The countries that declared their independence after the Russian authority, which had dominated a wide geography for centuries, became ineffective, faced a number of problems. Factors such as economy, politics and social structure are the problems faced by the states that declared their independence. The dialogues with Turkey are of critical importance for the Turkish Republics established in Central Asia to overcome this difficult structuring process. In the period before the collapse, the relations between the Central Asian Turkic nations under the Soviet Union and Turkey were prevented due to the fear of the Turanist ideal. As a result of the rapid bilateral relations since 11991, summits were organized with the Turkic Republics, and then the Turkic Council was established with the Nakhchivan Agreement of 2009. In 2021, with this union, which was named the Organization of Turkic States with the decision taken in 2021, numerous developments in the Turkestan geography gained momentum.
Keywords: Organization of Turkic States, Central Asian Turkic Republics, Eurasianism
1. GİRİŞ
Dünya tarihinin başladığı günden bu yana insanlar topluluklar halinde yaşayarak güvenliklerini sağlama, sosyal ihtiyaçlarını karşılama, ticaret yapma ve benzeri faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Bu insan toplulukları zamanla büyümüş, farklı coğrafyalarda yaşayan insan toplulukları karşılaşmış, topluluklar arası etkileşimler ve savaşlar meydana gelmiştir. Dünya nüfusunun artmasıyla çoğalan topluluklar belli otoritelere ihtiyaç duymuştur. Modernite öncesi devletlerin oluşması bu şekilde meydana gelmiştir. Günümüzde bulunan modern ulus devlet anlayışının tarihi ise on altıncı yüzyıla kadar geriye gidebilmektedir. Ancak genel kabul modern ulus devletinin 1648 yılında Wesphalia Barışı’nın gerçekleşmesiyle Avrupa topraklarında ortaya çıktığı yönündedir. Modern ulus devletlerin yükselişiyle uluslararası ilişkiler kurulmaya başlamıştır. Zamanla kurulup bozulan ittifaklar, çıkar gözetimleri ve çıkar çatışmaları uluslararası anlaşmalarla birlikte uluslararası örgütlerin de doğuşuna sebep olmuştur.
Uluslararası örgütlerin kurulmasının ardından uluslararası arenanın aktörleri devletlerle birlikte uluslararası örgütler olmuştur. Bu örgütler devletlerin küresel siyasetin değişen yönlerine ayak uydurmasını kolaylaştırıcı bir unsur olarak ön plana çıkmışlardır.
Her dönem küresel siyasetin yönünü değiştiren unsurlar var olmuştur. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte, iki kutuplu sistem geçerliliğini yitirirmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının siyasi, ekonomik ve demokrasiyi ilgilendiren yönleri vardır. Bu nedenlerin analizleri türlü mecralarda alanında yetkin kişiler tarafından tartışılmıştır. Siyasi arenaya birden fazla aktörün katılmasına neden olacak bu kritik dönemin ardından değişimler ardı sıra yaşanmıştır.
1.1 Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin Kurulması
SSCB’nin dağılmasının ardından Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Tacikistan gibi birçok yeni devlet önce egemenliklerini ardından ise bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Yıllardır Sovyet sistemiyle yürütülen her türlü siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal işleyişlerin bir anda ortadan kaybolmasıyla kurulan devletler türlü sorunlarla mücadele etmek durumunda kalmışlardır. Bağımsızlık sonrası birçok Türk Cumhuriyeti, SSCB'nin sağladığı ekonomik destekten yoksun kalmıştır. Yeni bağımsızlık kazanan ülkelerde, demokratik kurumların oluşturulması ve otoriter yönetimlerden uzak bir sistem kurulması zaman almıştır. Sovyetler Birliği'nin keyfi sınır politikaları, bu ülkelerde etnik gruplar arasında çatışmalara neden olmuştur. Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan gibi ülkeler arasında yaşanan sınır anlaşmazlıkları, ekonomik iş-birliğini ve sosyal barışı olumsuz etkilemiştir.
Tüm bu zorluklara rağmen, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri kalkınma yolunda önemli adımlar atmışlardır. Bunlar; zengin doğal kaynakların üretimini, kullanımını ve ihracatı aktifleştirmek, bölgesel iş-birliklerinde yer almak, eğitim ve kültürel alanda mesleki gelişimleri desteklemek olmuştur.
1.2 Türkiye-Türk Cumhuriyetleri İlişkileri ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın Gelişimi
Türkiye ve Orta Asya Türkleri arasında Rus hakimiyeti boyunca ilişkiler var olamamıştır. Sovyetler Birliği döneminde imzalanan Moskova Anlaşması farklı coğrafyalarda bulunan Türklerin iletişimine engel olmuştur. Bunun temel nedeni Ruslar tarafından büyük bir tehdit olarak görülen Turancılık fikrinin yayılma ihtimali olmuştur. Türkiye’den Kafkasya’ya Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanan bir milliyetçilik dalgasının Turancılık idealine ulaşma ihtimali Rus hakimiyetindeki Türk milletleri ile olan ilişkilerimize engel olmuştur. Bu sebeple orta kültür, ortak dil ve ortak dine sahip olduğumuz Orta Asya milleti ile uzun bir dönem boyunca ilişkiler kurulamamıştır.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılarak Orta Asya coğrafyasında yeni bir dönemin başlamasıyla Türkiye ile ilişkiler kurulmaya başlanmıştır. Bu bağlamda atılan adımların ilki zirve ve toplantılar düzenlenmesi olmuştur. Zirvelerin temel konuları Türk Dili Konuşan Ülkeler isimli birliğin kurulması ve bu doğrultuda siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi olmuştur. Ekonomik iş birliği ve yatırım teşviklerinin masaya yatırılması ile Türk Cumhuriyetleri ile girilecek ticari ilişkiler sağlam bir zemine oturtulmaya çalışılmıştır. Bu konuda atılan adımların başlıcaları Ticaret ve Ekonomik İş-birliği, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması ve Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları’nın imzalanması olmuştur. Türk Dili Konuşan ülkeler olarak adlandırılan bu birlikteliğin ismi 3 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Nahçıvan Anlaşmasıyla Türk Konseyi (Keneşi) olarak değiştirilmiştir.
Türk Konseyi’nin ilk döneminde daha çok bölgesel iş birliklerinin çerçevesi oluşturulurken, sonraki yıllarda bu iş birliklerinin kapsamı genişletilmiştir. Nahçıvan Anlaşmanın önsözünde üye devletler, Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın amaç ve ilkelerine bağlılıklarını teyit ederek, Konseyin temel amacını, Türk Devletleri arasında kapsamlı iş birliğini derinleştirmek, bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkıda bulunmak olarak tanımlamışlardır. Üye ülkeler ayrıca, demokrasi, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetişim gibi temel ilkelere bağlılıklarını ifade etmişlerdir. Teşkilat kapsamındaki iş birliği, üye ülkeler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliğinden kaynaklanan özel dayanışma temelinde inşa edilmektedir. Nahçıvan Anlaşması’yla beraber bir uluslararası örgüt yapısı ortaya çıkmaya başlamıştır.
2021 yılında “Yeşil Teknoloji ve Akıllı Şehirler“ temasıyla İstanbul Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nda düzenlenen 8. zirvede önemli kararlar alınmıştır. Kararlardan başlıcası Türk Konseyi isminin Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirilmesidir. Ayrıca üye ülkeler birlikteliği ile 2040 Vizyon Belgesinin imzalanmasıyla iş birliklerinin geliştirilmesi ve bir uluslararası örgüt yapısında istikrar sağlanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda tek bir örgüt çevresinde birleşen Türk Cumhuriyetleri’nin birlikleri, dayanışmaları, sosyal ve ekonomik gelişimleri; TDT’nin uluslararası arenada güçlü bir örgüt olarak öne çıkmasının yolunu açmıştır.
1.3 Türk Devletleri Teşkilatı’nın Yapı ve Organları
Kurucu üyeleri Türkiye Cumhuriyeti, Kazakistan Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti, Kırgız Cumhuriyeti olan konseye zamanla Özbekistan asil üye olarak, Macaristan, Türkmenistan ve KKTC gözlemci üyeler olarak katılım sağlamıştır. KKTC’nin Akdeniz’deki stratejik öneminin yanında Avrupa Birliği içinde yer alan Macaristan’ın AB ilişkilerindeki rolü TDT’nin kapsamını ve gücünü genişletmektedir. Macaristan Devleti’nin AB üyesi olması, TDT ülkeleri ile AB arasında iletişim, iş birliği ve diyalog geliştirilmesine olanak tanımaktadır. İki güçlü birlik arasında geliştirilen diyaloglar Avrasya’nın yükselişi için kritik bir konuma sahiptir.
Türk Devlet Teşkilatı’nın organları 2009 Nahçıvan Anlaşması’nın 3. maddesinde düzenlenmiştir. TDT’nin yapısı Devlet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Aksakallar Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi ve Sekretarya olarak beş yönetim biriminden oluşmaktadır. Devlet Başkanları konseyi en üst otoritedir ve her yıl en az bir kez toplanmaktadır. Türk tarihi ve devlet geleneği açısıdan büyük bir öneme sahip olan Aksakallar’ın teşkilatın yapısında bulunuyor olması TDT’nin köklü bir geçmişi, töreyi, ne kadar önemsediğini göstermektedir. Aksakallar asırlar boyu halkın bilgeleri, yol göstericileri ve karar mercileri olmuştur. TDT sayesinde bu köklü gelenek modern dünyaya uyarlanmış bir biçimde önemini koruyarak işleyişini devam etmektedir.
1.4 Türk Devletleri Teşkilatı’nın Üye Ülkeler Açısından Önemi
Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından sorunlar ardı sıra baş göstermeye başlamıştır. Sovyetler Birliği içinde yer aldıkları süre boyunca kolektif güvenlik sistemi sayesinde bağımsız güvenlik kaygıları yaşamamış olan ülkeler artık güvenliklerini kendileri sağlamak zorunda kalmışlardır. Finansal sıkıntılar baş göstermiş, uluslararası devletler nezdinde coğrafyanın kredi notunun düşük olması sebebiyle kredi almak zorlaşmıştır. Nüfusun ülkeler içindeki dağılımları değişmiştir. Rusya ve Türk Cumhuriyetleri arasında yaşanan göçler, beraberinde sosyal sıkıntıları da getirmiştir. Sosyal sıkıntılar işsizlik, yoksulluk, gelir adaletsizliği, yolsuzluktan kaynaklanan sosyal problemler şeklide sıralanabilir.
Ekonomik sıkıntıların artışı ülkelerin doğal kaynaklarını kullanmaya yöneltmiştir fakat ülkelerde zengin yeraltı ve yer üstü kaynaklarının bulunmasına rağmen bu kaynakları üretime sokacak gelişmiş teknolojileri uzun yıllar mevcut olmamıştır. Yatırım teşviklerinin artırılması ve yabancı sermayenin piyasaya sokulması yönündeki adımlar ülkelerin ekonomik kalkınmalarına ve halkın refah seviyesinin artmasına katkıda bulunmuştur. Tüm girişimlere rağmen ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeylerinin etkili bir seviyeye gelmesi ancak Türk Cumhuriyetleri’nin birlik içinde hareket etmesiyle gerçekleşmiştir.
1.5 Türkiye ile İlişkilerin Geliştirilmesi ve TDT’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Üzerindeki Etkileri
Türkiye geçmişten bu yana Avrasya’nın merkezinde yer alarak Asya ve Avrupa arasında bir köprü görevi görmüştür. Asya ve Avrupa’nın sentezi olarak betimleyebileceğimiz Türkiye kıtalar arasında var olmanın olumlu/olumsuz etkilerini yüzyıllar boyunca yaşamıştır. Günümüzde gelişen savunma sanayisi, kaynakların teknolojik yöntemlerle üretime sokulması, artan ihracat hacmi, aktif bir diplomasi yürütmesi, sağlık ve hizmet sektöründe yaşanan gelişmelerle Türkiye bölgede yükselen bir güç olmaya devam etmektedir.
Türkiye’nin sahip olduğu bu avantajlı konum kendisini TDT’nin katalizör devleti olma konumuna getirmiştir. Güvenlik konusunda attığı adımlarla yerli üretim savunma ürünleri üye devletler tarafından ilgiyle karşılanmaktadır. Aynı zamanda Yukarı Karabağ’da Azerbaycan- Ermenistan arasında yaşanan savaşın sonlanmasında Türkiye’nin, gücünün sadece bir kısmını Azerbaycan lehine kullanarak ortaya koymuş olduğu başarı ortadadır. Türkiye bu krizde İngiltere savunma bakanının deyimiyle “oyun değiştirici“ bir rol oynamıştır. Türkiye bu söylemden öte izlediği strateji ile oyun değiştirici olmanın ötesinde oyun kurucu bir ülke konumuna gelmiştir. Komşu ülkelerine ve çevresine güvenlik sağlayıcı ülke konumunda yer alışı Türkiye’nin askeri ve siyasi potansiyelinin yadsınamaz bir boyutta olduğunu kanıtlamaktadır.
Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) aracılığıyla Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile çok boyutlu ilişkiler geliştirmiştir. Türkiye’nin bölgeyle kurduğu bu güçlü bağlar, tarihi ve kültürel ortaklıkların yanı sıra siyasi, ekonomik ve eğitim alanlarındaki iş birliklerini içermektedir. TDT’nin bölge üzerindeki etkisi, öncelikle siyasi iş birlikleri yoluyla hissedilmektedir. Türkiye, üye ülkelerle düzenli zirveler düzenleyerek, bölgesel sorunların çözümünde ve uluslararası platformlarda ortak bir duruş sergilenmesinde etkin rol oynamaktadır.
Ekonomik alanda ise Türkiye’nin öncülüğünde Orta Koridor Projesi gibi stratejik girişimler hayata geçirilmiştir. Bu proje, Asya ile Avrupa arasında ticaret yollarını güçlendirmeyi ve üye ülkelerin ekonomik kalkınmalarını hızlandırmayı hedeflemektedir. Ayrıca Türkiye, doğrudan yatırımlar ve ticaret anlaşmalarıyla bölge ülkelerinin ekonomik büyümelerine destek olmuş ve enerji, lojistik gibi sektörlerde iş birlikleri geliştirilmiştir.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın 170 milyona yaklaşan çoğunluğu gençlerden oluşan nüfusu, 1,5 trilyon dolar seviyesindeki toplam milli geliri, zengin doğal kaynakları ve Orta Koridor dediğimiz dünyanın en önemli ticaret yolunda bulunması hasebiyle ticaret ve ekonomik iş birliğini daha fazla geliştirmek için hem büyük fırsatlar mevcuttur. Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan üye devletler ile Çin’den Avrupa’ya ve tüm dünyaya ulaşan lojistik ağı Yeni İpek Yolu şeklinde adlandırılmaktadır. Ticareti canlandırıcı bu projeler ile son yıllarda TDT üye ülkelerinin kendi aralarındaki ticaret 2022 yılında 33 milyar dolar iken 2023 yılında 42 milyar dolara yükselmiştir.
Kültürel ve eğitim alanlarındaki faaliyetler, TDT’nin bölgede etkisini artıran diğer önemli unsurlardandır. TÜRKSOY ve TİKA gibi kuruluşlar aracılığıyla, Türk dili konuşan ülkelerde ortak bir kültürel kimlik bilinci oluşturulmakta ve bu mirasın korunması için çeşitli projeler yürütülmektedir. Ayrıca Türkiye, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve burs programları aracılığıyla Orta Asya ülkelerinden gelen öğrencilere eğitim desteği sağlamakta ve bölge halkları arasında sosyal bağları güçlendirmektedir.
Devamı için tıklayınız.