“Türkiye ve Yükselen Asya: Ekonomik İş-birliği Fırsatları, Trendler ve Riskler“
BAĞIŞ, Bilal (2022)
“Türkiye’nin Jeopolitik Açılımı: Bir Uluslararası Örgüt Olarak Türk Devletleri Teşkilatı“
GÜNDOĞDU, Serkan (2023)
MAKALELERİNİN ANALİZLERİ
ÖZET
Wesphalia Barışı’yla 17. yüzyılda modern ulus devletler kurulmuş bununla birlikte uluslararası siyasette temel aktör bu ulus devletler haline gelmiştir. Modern ulus devletlerin var oluşu beraberinde uluslararası örgütlerin de kurulmasının yolunu açmıştır. Bu sayede uluslararası arenanın temel aktörleri devletlerle beraber uluslararası örgütler olmuştur. Devletler kadar önemli bir role sahip olan bu uluslararası örgütler küresel siyasette aktif olarak rol almışlardır. Türkiye uzun yıllar boyunca Milletler Cemiyeti, Birleşmiş Milletler, NATO gibi uluslararası örgütlerde yer almıştır.
Türkiye’nin gerek ekonomik gerekse siyasi olarak güçlenmesi ve gelişmesiyle bu örgütlere olan ihtiyacı azalma eğilimi göstermiştir. 21.yüzyılın gelişmeleri Türkiye’nin kurucu olduğu bir uluslararası örgütün arenaya çıkmasıyla yeni bir devir yaratılmıştır. Türkiye’nin siyasi bir ittifaka ihtiyaç duyan Orta Asya ülkeleriyle kurduğu diyaloglar Türk Devletleri Teşkilatı’nın doğuşunu beraberinde getirmiştir. Gerek TDT, gerek BRİCS, gerek ASEAN atılımları Asya’nın yükselişini simgelemeye başlamıştır. Bu bağlamda kurulan iş-birlikleri ve trendlerin beraberinde getireceği uluslararası arenanın nasıl şekilleneceği sorusu önem arz etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Uluslararası örgütler, TDT, BRİCS, Yeniden Asya
Türkiye’nin gerek ekonomik gerekse siyasi olarak güçlenmesi ve gelişmesiyle bu örgütlere olan ihtiyacı azalma eğilimi göstermiştir. 21.yüzyılın gelişmeleri Türkiye’nin kurucu olduğu bir uluslararası örgütün arenaya çıkmasıyla yeni bir devir yaratılmıştır. Türkiye’nin siyasi bir ittifaka ihtiyaç duyan Orta Asya ülkeleriyle kurduğu diyaloglar Türk Devletleri Teşkilatı’nın doğuşunu beraberinde getirmiştir. Gerek TDT, gerek BRİCS, gerek ASEAN atılımları Asya’nın yükselişini simgelemeye başlamıştır. Bu bağlamda kurulan iş-birlikleri ve trendlerin beraberinde getireceği uluslararası arenanın nasıl şekilleneceği sorusu önem arz etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Uluslararası örgütler, TDT, BRİCS, Yeniden Asya
ABSTRACT
With the Peace of Westphalia, modern nation-states were established in the 17th century, and these nation-states became the main actors in international politics. The existence of modern nation-states paved the way for the establishment of international organizations. In this way, alongside states, international organizations became the primary actors in the international arena. These international organizations, which hold roles as significant as states, have actively played a role in global.
Turkey has been part of international organizations such as the League of Nations, the United Nations, and NATO for many years. As Turkey has strengthened and developed both economically and politically, its need for these organizations has shown a tendency to decrease. Developments in the 21st century have created a new era with the emergence of an international organization founded by Turkey. The dialogues it established with Central Asian countries, which required a political alliance, led to the birth of the Organization of Turkic States (OTS). Both the OTS, as well as initiatives like BRICS and ASEAN, have begun to symbolize the rise of Asia.
In this context, the question of how these collaborations and emerging trends will shape the international arena has become significant.
Keywords: International organizations, Organization of Turkic States, BRICS, Re-Asia
Turkey has been part of international organizations such as the League of Nations, the United Nations, and NATO for many years. As Turkey has strengthened and developed both economically and politically, its need for these organizations has shown a tendency to decrease. Developments in the 21st century have created a new era with the emergence of an international organization founded by Turkey. The dialogues it established with Central Asian countries, which required a political alliance, led to the birth of the Organization of Turkic States (OTS). Both the OTS, as well as initiatives like BRICS and ASEAN, have begun to symbolize the rise of Asia.
In this context, the question of how these collaborations and emerging trends will shape the international arena has become significant.
Keywords: International organizations, Organization of Turkic States, BRICS, Re-Asia
GİRİŞ
İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılın en önemli gerçeklerinden bahsetmek gerekirse bunlardan ilki muhakkak ki güç dengelerinin ve küresel siyasetin değişimidir. Bugün global güç dengelerinin batıdan doğuya doğru kaydığı gerçeği 21. Yüzyılın çok büyük ihtimalle bir Asya yüzyılı olacağının göstergesidir. Günümüzde finansal işleyişle birlikte politik işleyiş de çok hızlı bir dönüşüm içindedir. Rusya’nın yeni ticari ortaklar arayışının Asya ülkelerine dönük olduğu görülmektedir. Ukrayna savaşıyla birlikte girilen yeni enerji rotaları ve ticaret yolları arayışı Türkiye ve Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin önemini artırmaktadır. Bu bağlamda Asya’nın yükselişinin bir parçası olmak, oluşan fırsatları kaçırmamak açısından Türkiye’ye düşen önemli bir rol bulunmaktadır.
Türkiye coğrafi konumu itibariyle Asya ve Avrupa’nın arasında yer alan, her türlü lojistik, siyasi ve sosyal akışın merkezinde bulunan önemli bir ülkedir. Tarih boyunca kıtalar ortasında yer almanın avantajlarını ve dezavantajlarını türlü örneklerle yaşamış olan Türkiye, bu yeni dönemde TDT ülkeleri, BRİCS ülkeleri ve ASEAN ülkeleriyle kazan kazan politikası ile ilişkilerini yürütmeye devam etmektedir. Bu ülkelerle kazan kazan bakış açısıyla devam eden ilişkiler, girilecek diyaloglar ve imzalanacak anlaşmalar ile ilişkilerin daha da verim ve süreklilik kazanması öngörülmektedir. Türkiye’nin sahip olduğu bu fırsatın nitelikli bir şekilde değerlendirilmesi, bölgesel gücünü hem ekonomik hem de siyasi anlamda artıracaktır.
Rusya ve Çin ile devam eden diyaloglar incelendiğinde Türkiye’nin Orta Asya’da dengeleme üzerine bir politika izlediği görülmektedir. Türkistan coğrafyasının halen Rusya’nın etki alanında olduğu gerçeği, bu denge politikasını oluşturmaktadır. Bu noktada Asya’da etkin bir rol oynayan BRICK ülkelerinden özellikle Rusya, Hindistan ve Çin’in varlığı bu denge politikasının ana sebebini oluşturmaktadır. Bu nedenle Orta Asya atılımlarının bu dengelerin korunarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Türkiye’nin yürütmekte olduğu denge politikaları yalnızca Asya ülkeleri ile sınırlı değildir. Türkiye jeopolitik önemi sebebiyle Batılı devletlerin kaybetmeyi göze alamayacağı derecede stratejik bir konumda bulunmaktadır. İşte bu sebeple Türkiye’nin izlediği dengeleyici politikaların bir diğeri Batılı devletlerle olan ilişkilerinde var olmaktadır. Ontolojik ve teknik açıdan Doğunun ve Batının sentezi olarak ifade edebileceğimiz Türkiye çift taraflı bir diplomasi yürütmektedir.
Şu ana kadar bahsetmiş olduğumuz Türkiye’nin önündeki fırsatlar cari denge açıklığını kalıcı olarak dizginlemesi ve dış ticaretin artırılması konusunda da özellikle önem arz etmektedir. 2020 itibariyle Covid19’un sebep olduğu pandemi süreci sebebiyle ekonomide ve küresel pazarda yarattığı dönüşümün ardından Türkiye de yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir.
Türkiye coğrafi konumu itibariyle Asya ve Avrupa’nın arasında yer alan, her türlü lojistik, siyasi ve sosyal akışın merkezinde bulunan önemli bir ülkedir. Tarih boyunca kıtalar ortasında yer almanın avantajlarını ve dezavantajlarını türlü örneklerle yaşamış olan Türkiye, bu yeni dönemde TDT ülkeleri, BRİCS ülkeleri ve ASEAN ülkeleriyle kazan kazan politikası ile ilişkilerini yürütmeye devam etmektedir. Bu ülkelerle kazan kazan bakış açısıyla devam eden ilişkiler, girilecek diyaloglar ve imzalanacak anlaşmalar ile ilişkilerin daha da verim ve süreklilik kazanması öngörülmektedir. Türkiye’nin sahip olduğu bu fırsatın nitelikli bir şekilde değerlendirilmesi, bölgesel gücünü hem ekonomik hem de siyasi anlamda artıracaktır.
Rusya ve Çin ile devam eden diyaloglar incelendiğinde Türkiye’nin Orta Asya’da dengeleme üzerine bir politika izlediği görülmektedir. Türkistan coğrafyasının halen Rusya’nın etki alanında olduğu gerçeği, bu denge politikasını oluşturmaktadır. Bu noktada Asya’da etkin bir rol oynayan BRICK ülkelerinden özellikle Rusya, Hindistan ve Çin’in varlığı bu denge politikasının ana sebebini oluşturmaktadır. Bu nedenle Orta Asya atılımlarının bu dengelerin korunarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Türkiye’nin yürütmekte olduğu denge politikaları yalnızca Asya ülkeleri ile sınırlı değildir. Türkiye jeopolitik önemi sebebiyle Batılı devletlerin kaybetmeyi göze alamayacağı derecede stratejik bir konumda bulunmaktadır. İşte bu sebeple Türkiye’nin izlediği dengeleyici politikaların bir diğeri Batılı devletlerle olan ilişkilerinde var olmaktadır. Ontolojik ve teknik açıdan Doğunun ve Batının sentezi olarak ifade edebileceğimiz Türkiye çift taraflı bir diplomasi yürütmektedir.
Şu ana kadar bahsetmiş olduğumuz Türkiye’nin önündeki fırsatlar cari denge açıklığını kalıcı olarak dizginlemesi ve dış ticaretin artırılması konusunda da özellikle önem arz etmektedir. 2020 itibariyle Covid19’un sebep olduğu pandemi süreci sebebiyle ekonomide ve küresel pazarda yarattığı dönüşümün ardından Türkiye de yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir.
Türkiye’nin Liderliğinde Uluslararası Boyutta Yeni Bir Aktör: TDT
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu tarihten günümüze kadar bulunduğu coğrafyada bir güç merkezi olmaya devam etmiştir. Anti-revizyonist bir idealle kurulmuş ve bu zamana kadar kurucu lideri ve 1. cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh“ ilkesinden taviz vermemiştir. Böylece Türkiye dış politikada, farklı hükümet dönemlerinde farklı kararlar alsa da her dönem istikrarlı, barışçıl ve güvenlik yapıcı özelliklerini koruyan bir devlet olmaya devam etmiştir.
Adnan Menderes ve Celal Bayar öncülüğünde 1952 senesinde NATO’ya katılmasıyla birlikte uluslararası sistemde ittifaklar içinde yer almaya başlayan Türkiye, Kıbrıs sorununu yaşamasıyla Batılı ittifaklarından gereken desteği görememiştir. Siyasi bir yalnızlığa itilmesinin ardından hem anavatanında hem yavru vatanı olan KKTC’de çok cepheli güvenlik sorunları yaşamıştır. Devam eden tarihsel süreçte terör örgütü ASALA ve PKK’nın sınır içinde ve sınır ötesinde yarattığı terör süreciyle yoğun bir güvenlik harekatıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu harekat süreçleri Türkiye’ye hem maddi hem de manevi yönden birçok kayıp yaşatmıştır.
Tüm bunları izleyen küresel gelişmeler, Soğuk Savaş ve Körfez Savaşının ardından nihayet Türkiye SSCB’nin dağılışının ardından Orta Asya’da bağımsızlıklarını kazanan Türki Devletlerle ikili ilişkiler içerisine girmeye başlamıştır. Bir süre olumlu devam eden görüşmeler yine Rusya tarafından engellenmeye çalışılarak durağanlaşsa da 2009 Nahcıvan Anlaşmasıyla Birlikte kurulan ve ismi değişerek 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatı adını alan birlikle Türk devletlerinin siyasi arenadaki yalnızlıkları sona ermiştir.
Türklük kimliğinin ön plana çıkarılmasıyla kurulan, ekonomik iş birliği ve sosyal birlik üye devletler arasındaki bağları güçlendirmiştir. Bu bağlamda kurulan TÜRKSOY ve TİKA gibi kuruluşlarla bu bağların güçlendirilmesi hız kazanmıştır. Bu süreçte kurulan Türk eğitim kurumlarında FETÖ’nün bir ur olarak belirip büyümesiyle soydaş devletlerin birlikteliklerine bir suistimal gerçekleşmiştir.
Gelişen bu gibi olumsuz durumlara rağmen Türkiye ve diğer Orta Asya Türk devletleri aralarındaki ilişkiyi her geçen gün sağlamlaştırarak artırmışlardır.
2021 yılında “Yeşil Teknoloji ve Akıllı Şehirler“ temasıyla İstanbul’da Demokrasi ve Özgürlükler Adasında düzenlenen 8. zirvede alınan başlıca önemli kararlar olmuştur. Bunlardan ilki Türk Konseyi adının Türk Devletleri Teşkilatı şeklinde değiştirilmesidir. Yine bu zirvede 2040 Vizyon Belgesinin kabul edilmesiyle üye ülkelerin iş birliklerinin geliştirilmesi ve bir uluslararası örgüt yapısına dönüşmesi kararlaştırılmıştır. Bu zirveyle tek bir örgüt çevresinde birleşen Türk Devletleri uzun vadeli kalkınma stratejilerini bir birlik içinde yürütmek konusunda anlaşmışlardır.
Bu uzun vadeli kalkınma stratejilerinin sonucunda ulaşılacak başarıyı öngörebilmek için üye ülkelerin potansiyellerini incelemek bizler için yol gösterici olacaktır. Türk Devletleri Teşkilatı’nda şüphesiz ki katalizör devlet Türkiye’dir. Türkiye’nin elinde bulundurduğu ekonomik, siyasi, askeri ve jeopolitik güç lider duruşunun arkasındaki en önemli nedenlerdendir. Birçok sektörde göstermiş olduğu gelişim, diğer üye ülkelerin kaynaklarının idaresinde de kendisine bir rol model biçmektedir. TDT ülkelerinden Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’ın Orta Asya’nın önemli enerji kaynakları üzerinde konumlanıyor oluşuyla doğal kaynak rezerv ve çeşit miktarı fazladır. Kırgızistan’ın altın, turizm ve hayvancılık potansiyeli, Özbekistan’ın ileri düzey pamuk üretimi; gözlemci ülkeler arasında yer alan KKTC’nin Akdenizdeki konumu itibariyle elinde bulundurduğu stratejik önem, Macaristan’ın AB üyesi oluşunun getirileri bir arada ele alındığında TDT’nin elinde değerlendirilmek üzere büyük bir potansiyel bulunmaktadır.
Üye ülkelerin birlikte kalkınma vizyonuyla şu ana kadar hayata geçirilmiş ve geçirilmesi planlanan projeler üzerinde tekrar durulmuştur. Ekonomik ve sektörel gelişimde ulaşım ve lojistiğin önemine bir kez daha dikkat çekilmiştir. Trans Hazar’ın yaygın kullanımı, Doğu-Batı Koridoru, Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilmesi Türk Dünyası’nın gücünü artıracak, aynı zamanda Asya’nın yükselişini simgeleyecek önemli projelerdir.
Bahsedilen bu projeler ticaret ve lojistikte verimliliğin artması, enerji transferlerinin sağlanması, güvenilir bir küresel ticaret zincirinin oluşması ve bölgesel kalkınmanın hız kazanması açısından büyük öneme sahiptir. Küresel sistemde Asya’nın yükselişe geçtiğine şahit olduğumuz bu dönemde verimliliği ve sürdürülebilirliği artıracak yeni projeler oluşturulması önümüzdeki dönemlerde TDT ve diğer Asya merkezli uluslararası örgütlerin gündemini oluşturmaktadır.
Adnan Menderes ve Celal Bayar öncülüğünde 1952 senesinde NATO’ya katılmasıyla birlikte uluslararası sistemde ittifaklar içinde yer almaya başlayan Türkiye, Kıbrıs sorununu yaşamasıyla Batılı ittifaklarından gereken desteği görememiştir. Siyasi bir yalnızlığa itilmesinin ardından hem anavatanında hem yavru vatanı olan KKTC’de çok cepheli güvenlik sorunları yaşamıştır. Devam eden tarihsel süreçte terör örgütü ASALA ve PKK’nın sınır içinde ve sınır ötesinde yarattığı terör süreciyle yoğun bir güvenlik harekatıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu harekat süreçleri Türkiye’ye hem maddi hem de manevi yönden birçok kayıp yaşatmıştır.
Tüm bunları izleyen küresel gelişmeler, Soğuk Savaş ve Körfez Savaşının ardından nihayet Türkiye SSCB’nin dağılışının ardından Orta Asya’da bağımsızlıklarını kazanan Türki Devletlerle ikili ilişkiler içerisine girmeye başlamıştır. Bir süre olumlu devam eden görüşmeler yine Rusya tarafından engellenmeye çalışılarak durağanlaşsa da 2009 Nahcıvan Anlaşmasıyla Birlikte kurulan ve ismi değişerek 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatı adını alan birlikle Türk devletlerinin siyasi arenadaki yalnızlıkları sona ermiştir.
Türklük kimliğinin ön plana çıkarılmasıyla kurulan, ekonomik iş birliği ve sosyal birlik üye devletler arasındaki bağları güçlendirmiştir. Bu bağlamda kurulan TÜRKSOY ve TİKA gibi kuruluşlarla bu bağların güçlendirilmesi hız kazanmıştır. Bu süreçte kurulan Türk eğitim kurumlarında FETÖ’nün bir ur olarak belirip büyümesiyle soydaş devletlerin birlikteliklerine bir suistimal gerçekleşmiştir.
Gelişen bu gibi olumsuz durumlara rağmen Türkiye ve diğer Orta Asya Türk devletleri aralarındaki ilişkiyi her geçen gün sağlamlaştırarak artırmışlardır.
2021 yılında “Yeşil Teknoloji ve Akıllı Şehirler“ temasıyla İstanbul’da Demokrasi ve Özgürlükler Adasında düzenlenen 8. zirvede alınan başlıca önemli kararlar olmuştur. Bunlardan ilki Türk Konseyi adının Türk Devletleri Teşkilatı şeklinde değiştirilmesidir. Yine bu zirvede 2040 Vizyon Belgesinin kabul edilmesiyle üye ülkelerin iş birliklerinin geliştirilmesi ve bir uluslararası örgüt yapısına dönüşmesi kararlaştırılmıştır. Bu zirveyle tek bir örgüt çevresinde birleşen Türk Devletleri uzun vadeli kalkınma stratejilerini bir birlik içinde yürütmek konusunda anlaşmışlardır.
Bu uzun vadeli kalkınma stratejilerinin sonucunda ulaşılacak başarıyı öngörebilmek için üye ülkelerin potansiyellerini incelemek bizler için yol gösterici olacaktır. Türk Devletleri Teşkilatı’nda şüphesiz ki katalizör devlet Türkiye’dir. Türkiye’nin elinde bulundurduğu ekonomik, siyasi, askeri ve jeopolitik güç lider duruşunun arkasındaki en önemli nedenlerdendir. Birçok sektörde göstermiş olduğu gelişim, diğer üye ülkelerin kaynaklarının idaresinde de kendisine bir rol model biçmektedir. TDT ülkelerinden Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan’ın Orta Asya’nın önemli enerji kaynakları üzerinde konumlanıyor oluşuyla doğal kaynak rezerv ve çeşit miktarı fazladır. Kırgızistan’ın altın, turizm ve hayvancılık potansiyeli, Özbekistan’ın ileri düzey pamuk üretimi; gözlemci ülkeler arasında yer alan KKTC’nin Akdenizdeki konumu itibariyle elinde bulundurduğu stratejik önem, Macaristan’ın AB üyesi oluşunun getirileri bir arada ele alındığında TDT’nin elinde değerlendirilmek üzere büyük bir potansiyel bulunmaktadır.
Üye ülkelerin birlikte kalkınma vizyonuyla şu ana kadar hayata geçirilmiş ve geçirilmesi planlanan projeler üzerinde tekrar durulmuştur. Ekonomik ve sektörel gelişimde ulaşım ve lojistiğin önemine bir kez daha dikkat çekilmiştir. Trans Hazar’ın yaygın kullanımı, Doğu-Batı Koridoru, Zengezur Koridoru’nun hayata geçirilmesi Türk Dünyası’nın gücünü artıracak, aynı zamanda Asya’nın yükselişini simgeleyecek önemli projelerdir.
Bahsedilen bu projeler ticaret ve lojistikte verimliliğin artması, enerji transferlerinin sağlanması, güvenilir bir küresel ticaret zincirinin oluşması ve bölgesel kalkınmanın hız kazanması açısından büyük öneme sahiptir. Küresel sistemde Asya’nın yükselişe geçtiğine şahit olduğumuz bu dönemde verimliliği ve sürdürülebilirliği artıracak yeni projeler oluşturulması önümüzdeki dönemlerde TDT ve diğer Asya merkezli uluslararası örgütlerin gündemini oluşturmaktadır.
SONUÇLAR VE DEĞERLENDİRME
21. yüzyılda Asya’nın yükselişi, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemi işaret etmektedir. Türkiye, coğrafi konumu ve tarihsel birikimi sayesinde bu dönüşümün önemli bir parçası olma potansiyeline sahiptir. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla yürütülen iş birlikleri, Türkiye’nin bölgesel bir güçten küresel bir aktöre dönüşme yolunda attığı adımların güçlü bir göstergesidir.
Türkiye’nin, TDT’nin katalizör ülkesi olarak üstlendiği liderlik rolü, diğer üye devletlerin kaynaklarını daha etkin yönetmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye, batı ile doğu arasında bir köprü olmaktan öte, her iki tarafın da vazgeçilmez bir iş birliği ortağı haline gelmiştir. Batılı devletlerle sürdürdüğü denge politikaları ve Asya ülkeleriyle kurduğu stratejik iş birlikleri, Türkiye’nin uluslararası arenadaki önemini daha da pekiştirmektedir. Özellikle, Zengezur Koridoru ve Trans-Hazar ulaşım projeleri gibi girişimler, Türkiye’nin ve Türk Dünyası’nın jeopolitik önemini güçlendirecek kilit hamlelerdir. Bununla birlikte Türkiye, BRICS ve ASEAN gibi bölgesel güçlerin yükselişine de uyum sağlayarak çok yönlü bir strateji izlemektedir. BRICS ülkeleriyle kurulan ticari ve diplomatik ilişkiler, Türkiye’ye hem yeni ekonomik fırsatlar hem de küresel güç dengelerinde daha aktif bir rol sağlamaktadır. ASEAN ülkeleriyle geliştirilen ilişkiler ise Türkiye’nin Asya-Pasifik’teki etkinliğini artırırken, bölgesel iş birliğine katkıda bulunmaktadır.
Bu bağlamda Türkiye, BRICS ve ASEAN gibi oluşumlarla ortaklıklarını derinleştirerek, hem Asya’nın yükselişine katkıda bulunacak hem de uluslararası siyasette daha güçlü bir aktör haline gelecektir.
Konjonktürel dalgalanmalara bakıldığında alternatif olarak değerlendirilen Türk Devletleri Teşkilatı’nın zamanla asıl seçeneğe dönüşeceği öngörülmektedir. Bu öngörü aynı zamanda üye devletlere bir misyon da yüklemektedir. Üye ülkeler ilk belirlemeyle 2040 Vizyonu olarak belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için üstlerine düşen görevleri yerine getirmelidir. Her geçen gün potansiyelinin ve kapsamının artacağı idealiyle hareket edilmesi TDT’nin yapısını dinamik tutacaktır.
Ancak bu süreçte, bölgesel ve uluslararası iş birliğini sabote edebilecek acı bir tecrübeyle yaşanmış olan FETÖ gibi arabozucu unsurların varlığına karşı dikkatli olunması gerekmektedir. Yeniden böyle bir durumun söz konusu olmaması adına TDT’nin yapı birimlerinin denetimi ve sürekli kontroller sağlanması verilebilecek öneriler arasındadır.
Türkiye’nin, TDT’nin katalizör ülkesi olarak üstlendiği liderlik rolü, diğer üye devletlerin kaynaklarını daha etkin yönetmesine katkı sağlamaktadır. Türkiye, batı ile doğu arasında bir köprü olmaktan öte, her iki tarafın da vazgeçilmez bir iş birliği ortağı haline gelmiştir. Batılı devletlerle sürdürdüğü denge politikaları ve Asya ülkeleriyle kurduğu stratejik iş birlikleri, Türkiye’nin uluslararası arenadaki önemini daha da pekiştirmektedir. Özellikle, Zengezur Koridoru ve Trans-Hazar ulaşım projeleri gibi girişimler, Türkiye’nin ve Türk Dünyası’nın jeopolitik önemini güçlendirecek kilit hamlelerdir. Bununla birlikte Türkiye, BRICS ve ASEAN gibi bölgesel güçlerin yükselişine de uyum sağlayarak çok yönlü bir strateji izlemektedir. BRICS ülkeleriyle kurulan ticari ve diplomatik ilişkiler, Türkiye’ye hem yeni ekonomik fırsatlar hem de küresel güç dengelerinde daha aktif bir rol sağlamaktadır. ASEAN ülkeleriyle geliştirilen ilişkiler ise Türkiye’nin Asya-Pasifik’teki etkinliğini artırırken, bölgesel iş birliğine katkıda bulunmaktadır.
Bu bağlamda Türkiye, BRICS ve ASEAN gibi oluşumlarla ortaklıklarını derinleştirerek, hem Asya’nın yükselişine katkıda bulunacak hem de uluslararası siyasette daha güçlü bir aktör haline gelecektir.
Konjonktürel dalgalanmalara bakıldığında alternatif olarak değerlendirilen Türk Devletleri Teşkilatı’nın zamanla asıl seçeneğe dönüşeceği öngörülmektedir. Bu öngörü aynı zamanda üye devletlere bir misyon da yüklemektedir. Üye ülkeler ilk belirlemeyle 2040 Vizyonu olarak belirlenmiş olan hedeflere ulaşabilmek için üstlerine düşen görevleri yerine getirmelidir. Her geçen gün potansiyelinin ve kapsamının artacağı idealiyle hareket edilmesi TDT’nin yapısını dinamik tutacaktır.
Ancak bu süreçte, bölgesel ve uluslararası iş birliğini sabote edebilecek acı bir tecrübeyle yaşanmış olan FETÖ gibi arabozucu unsurların varlığına karşı dikkatli olunması gerekmektedir. Yeniden böyle bir durumun söz konusu olmaması adına TDT’nin yapı birimlerinin denetimi ve sürekli kontroller sağlanması verilebilecek öneriler arasındadır.
KAYNAKÇA
- Bağış, Bilal (2022) Türkiye ve yükselen Asya: ekonomik iş-birliği fırsatları, trendler ve riskler. Detay Yayınları; 1586. Detay Yayıncılık, Ankara.
- Gündoğdu, S. (2023). Türkiye’nin Jeopolitik Açılımı: Bir Uluslararası Örgüt Olarak Türk Devletleri Teşkilatı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 21(3), 266-279. https://doi.org/10.18026/cbayarsos.1263177
- Akengin, H. (2017). “Türk Dünyası ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Üzerine Jeopolitik Bir Değerlendirme“, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi (MUTAD), 4 (1): 1-11.
- T.C. Dışişleri Bakanlığı (2022). TÜRK KONSEYİ (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi), https://www.mfa.gov.tr/turk-konseyi.tr.mfa