Özet
Tarih devletlerin doğuşları, yıkılışları ve ittifakları üzerine kuruludur. Her devlete biçilen ömür bir diğerinden farklıdır. İşte Sovyetler Birliği de bu şekilde kuruluşuyla Türkistan Coğrafyasına egemen konumdaydı. Dağılışa geçmesini hazırlayan birçok faktör vardı fakat en temel sebep Batı Bloğu ile girdiği güç mücadelesiydi. Bu mücadelenin zaiyatı ve ekonomik yükü altında kalamayan Sovyetler Birliği’nin dağılışa geçmesiyle Orta Asya Türk Devletleri bağımsız devletler şeklinde siyaset arenasına çıktılar. Nihayet Türkiye ile başlayan gerek diplomatik gerek ekonomik ve sosyal ilişkiler her geçen gün güçlenerek somut birlikteliklere büründü. Dayanışma ve birlik anlaşmalarının, zirvelerinin tohumları gelişerek Türk Devletler Teşkilatı’nı oluşturdu. Türk Devletleri her arenada bir ittifaka ihtiyaç duymaktaydı. TDT, farklı ülkelerde yaşayan Türk Diasporasının haklarını korumak ve onlara olan desteklerini resmi bir zemine oturtmak açısından da çok önemli gereksinimlere cevap olmaktaydı. Bugün Türk Cumhuriyetleriyle birlikte var olan Türk Diasporasının farklı ülkelere yayılmış şekilde 15-20 milyon civarına ulaşmış olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bu diasporanın varlığı TDT gibi güçlü bir uluslararası örgütle desteklenmektedir.
Giriş
Türk Devletleri’nin bir araya gelmesinin önündeki en büyük engel şüphesiz ki Ruslar tarafından uygulanmış politikalardı. Bu tezi destekleyen en büyük kaynak Sovyetler Birliği yıkılır yıkılmaz Türkiye ile kurulmaya başlanan siyasal ilişkilerdir. Böylelikle bir zamanlar dillendirilmiş olan “Türk Dünyası“ söylemi “Türk Birliği“ şeklinde zikredilmeye başlamıştı. Ankara’nın hız kesmeden bağımsızlığını ilan eden Türk Devletleriyle ilişkiler kurması öncelikle 1992 yılında Türk Dili Konuşan Devlet Başkanları Zirveleri’nin hayata geçmesiyle başladı. İlerleyen yıllarda daha somut bir zemine oturan Nahcıvan Anlaşmasıyla Türk Konseyi kuruldu. Bu bağlamda düzenlenen zirvelerle birçok başlıkta iyi ilişkiler kurulması, üye her ülke açısından bu birliğin önemini ve saygınlığını arttırdı. 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatı alan örgüte Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Özbekistan’ın gözlemci üyeliği ile 173.8 milyon nüfusa ve 1.183 milyar dolar GSYİH’ya ulaştı.[1] Üye her ülkenin sahip olduğu potansiyellerin çeşitliliği sayesinde teşkilatın da ciddi oranlarda bir güce sahip olacağı öngörülmekte.
Türk dünyası denildiğinde aklımıza gelmekte olan belli başlı devletler aslında bu topluluğun çoğunluğunu oluşturuyor olsa da henüz bir devlet oluşturamamış Türk milletleri azımsanmayacak kadar fazladır. Yarı özerk bölgeler: Doğu Türkistan, Tataristan, Çuvaş, Başkurdistan, Saha-Yakutistan, Altay, Karaçay, Balkar varlıklarını sürdürmektedir. Bugün Türk Dünyası 10 milyon kilometrelik bir alan üzerinde yaşayan 300 milyonluk bir nüfusu temsil etmektedir.
Orta Asya ve Kafkaslar bölgesinde yaşayan Türkler türlü asimilizasyon politikalarına maruz kalmış olsa da Türk kimliklerini korumuşlardır. Bu asimilizasyonlar hem eğitimlerle hem de zorunlu tutularak yapılmaya çalışılmasına rağmen Türkler kimliklerini koruyumaya çok önem vermişlerdir. Nitekim bunların somut örnekleri de birbirinden uzak coğrafyalarda yaşamını sürdüren Türk topluluklarının benzer diller, benzer kültürler ve benzer adetlerle yaşıyor oluşlarıyla kanıtlanabilir.
Rusya önceden kendisine bağlı olan bu devletlerin Türkiye ve Batılı devletler ile siyasi ilişkilere girmesinin önüne türlü engeller çıkarmaktan vazgeçmemiştir. Buna örnek olarak Rusya, Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları İkinci Zirvesi’nin yapılacağı tarihe BDT toplantısı koyarak bu ülkelerin bir araya gelmesi engellenmeye çalışmıştır.[2] Nitekim bu çabalar boşa çıkmıştır. Özellikle dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın izlemiş olduğu birleştirici politikalarla ilişkiler günden güne hız kazanmıştır. Bu bağlamda TİKA ve TÜRKSOY kurulmuş birçok başlıkta türlü projeler hayata geçirilmeye başlanmıştır. [3]
Türk Devletleri Teşkilatı’nın öne çıkan bir diğer özelliğini el almak gerekirse bu şüphesiz bir şekilde tüm dünya Türkler’inin temsiliyetini simgeliyor oluşudur. Dünyanın her bölgesine yayılmış olan bir Türk Diasporası vardır. Bu diasporanın oluşması belli başlı nedenlerle açıklanabilir. Türk Devletlerinin ekonomik ve sosyal açıdan halklarına yeterli istihdamı sağlayamaması Avrupa ve Amerika’ya doğru bir göçe sebep olmuştur. Zamanla o coğrafyalara alışan Orta Asya Türkler’inin birçoğu anavatanlarına dönmemiş, yaşadıkları ülkelerde eğitim görmüş, iş hayatına atılmış ve aile kurmuşlardır. Türkiye özelinde ise diasporanın oluşumu Türkiye ve Avrupa devletleri arasında imzalanan işgücü anlaşmalarıyla ortaya çıkmıştır. [4]
Avrupa gelişen sanayisi için ihtiyaç duyduğu işgücünün dışarıdan temin etme zorunluluğunda kalmıştır. Bu amaçla Türkiye’den özellikle Almanya’ya bir Türk göçü olmuştur. Geri dönmek üzere kurulmuş bu senaryonun planlandığı şekilde işlememesi sonucu kalıcı olarak Avrupa’ya yerleşen Türkler zamanla oralara adapte olmuş, kendilerinin orada kalıcı olmasını istemeyen Avrupa devletlerinin tüm çabalarına rağmen oraya tutunmuş ve güçlü bir Türk Diasporasının temellerini atmışlardır.
Bu süreçte her Türk Devletinin dışarıda yaşamakta olan halkına bakış açısı aynı olmamıştır. Örneğin Türkiye, Kazakistan ve Kırgızistan diasporadaki vatandaşlarının arkasında durmuş, başka ülkelerdeki haklarını korumuş ve kendi ülkelerine dönmelerini de teşvik etmiştir. Fakat bu politikaların farklı işlendiği bir örnek Özbekistan olarak karşımıza çıkar. Özbekistan devlet politikaları diasporadaki halklarını kendisinin bir parçası görmemiştir. Aksine onları potansiyel bir tehdit olarak görmüştür. Bunun arkasındaki sebep ise sınır komşusu Afganistandaki Özbek asıllı Afganlarda terör ve güvenlik zaafı oluşturma tehdidi görmesidir.[5]
Aslına bakılırsa Özbekistan’ın bu tehdit algısının diaspora politikasına yansıyışının sebepleri anlaşılabilirdir. Yine de günümüzde Özbekistan’ın da TDT’de yer alıyor oluşunun, diasporadaki Özbekler’e bakışını yavaş yavaş değiştirdiğini gözlemlemekteyiz.
Tarih devletlerin doğuşları, yıkılışları ve ittifakları üzerine kuruludur. Her devlete biçilen ömür bir diğerinden farklıdır. İşte Sovyetler Birliği de bu şekilde kuruluşuyla Türkistan Coğrafyasına egemen konumdaydı. Dağılışa geçmesini hazırlayan birçok faktör vardı fakat en temel sebep Batı Bloğu ile girdiği güç mücadelesiydi. Bu mücadelenin zaiyatı ve ekonomik yükü altında kalamayan Sovyetler Birliği’nin dağılışa geçmesiyle Orta Asya Türk Devletleri bağımsız devletler şeklinde siyaset arenasına çıktılar. Nihayet Türkiye ile başlayan gerek diplomatik gerek ekonomik ve sosyal ilişkiler her geçen gün güçlenerek somut birlikteliklere büründü. Dayanışma ve birlik anlaşmalarının, zirvelerinin tohumları gelişerek Türk Devletler Teşkilatı’nı oluşturdu. Türk Devletleri her arenada bir ittifaka ihtiyaç duymaktaydı. TDT, farklı ülkelerde yaşayan Türk Diasporasının haklarını korumak ve onlara olan desteklerini resmi bir zemine oturtmak açısından da çok önemli gereksinimlere cevap olmaktaydı. Bugün Türk Cumhuriyetleriyle birlikte var olan Türk Diasporasının farklı ülkelere yayılmış şekilde 15-20 milyon civarına ulaşmış olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bu diasporanın varlığı TDT gibi güçlü bir uluslararası örgütle desteklenmektedir.
Giriş
Türk Devletleri’nin bir araya gelmesinin önündeki en büyük engel şüphesiz ki Ruslar tarafından uygulanmış politikalardı. Bu tezi destekleyen en büyük kaynak Sovyetler Birliği yıkılır yıkılmaz Türkiye ile kurulmaya başlanan siyasal ilişkilerdir. Böylelikle bir zamanlar dillendirilmiş olan “Türk Dünyası“ söylemi “Türk Birliği“ şeklinde zikredilmeye başlamıştı. Ankara’nın hız kesmeden bağımsızlığını ilan eden Türk Devletleriyle ilişkiler kurması öncelikle 1992 yılında Türk Dili Konuşan Devlet Başkanları Zirveleri’nin hayata geçmesiyle başladı. İlerleyen yıllarda daha somut bir zemine oturan Nahcıvan Anlaşmasıyla Türk Konseyi kuruldu. Bu bağlamda düzenlenen zirvelerle birçok başlıkta iyi ilişkiler kurulması, üye her ülke açısından bu birliğin önemini ve saygınlığını arttırdı. 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatı alan örgüte Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Özbekistan’ın gözlemci üyeliği ile 173.8 milyon nüfusa ve 1.183 milyar dolar GSYİH’ya ulaştı.[1] Üye her ülkenin sahip olduğu potansiyellerin çeşitliliği sayesinde teşkilatın da ciddi oranlarda bir güce sahip olacağı öngörülmekte.
Türk dünyası denildiğinde aklımıza gelmekte olan belli başlı devletler aslında bu topluluğun çoğunluğunu oluşturuyor olsa da henüz bir devlet oluşturamamış Türk milletleri azımsanmayacak kadar fazladır. Yarı özerk bölgeler: Doğu Türkistan, Tataristan, Çuvaş, Başkurdistan, Saha-Yakutistan, Altay, Karaçay, Balkar varlıklarını sürdürmektedir. Bugün Türk Dünyası 10 milyon kilometrelik bir alan üzerinde yaşayan 300 milyonluk bir nüfusu temsil etmektedir.
Orta Asya ve Kafkaslar bölgesinde yaşayan Türkler türlü asimilizasyon politikalarına maruz kalmış olsa da Türk kimliklerini korumuşlardır. Bu asimilizasyonlar hem eğitimlerle hem de zorunlu tutularak yapılmaya çalışılmasına rağmen Türkler kimliklerini koruyumaya çok önem vermişlerdir. Nitekim bunların somut örnekleri de birbirinden uzak coğrafyalarda yaşamını sürdüren Türk topluluklarının benzer diller, benzer kültürler ve benzer adetlerle yaşıyor oluşlarıyla kanıtlanabilir.
Rusya önceden kendisine bağlı olan bu devletlerin Türkiye ve Batılı devletler ile siyasi ilişkilere girmesinin önüne türlü engeller çıkarmaktan vazgeçmemiştir. Buna örnek olarak Rusya, Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları İkinci Zirvesi’nin yapılacağı tarihe BDT toplantısı koyarak bu ülkelerin bir araya gelmesi engellenmeye çalışmıştır.[2] Nitekim bu çabalar boşa çıkmıştır. Özellikle dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın izlemiş olduğu birleştirici politikalarla ilişkiler günden güne hız kazanmıştır. Bu bağlamda TİKA ve TÜRKSOY kurulmuş birçok başlıkta türlü projeler hayata geçirilmeye başlanmıştır. [3]
Türk Devletleri Teşkilatı’nın öne çıkan bir diğer özelliğini el almak gerekirse bu şüphesiz bir şekilde tüm dünya Türkler’inin temsiliyetini simgeliyor oluşudur. Dünyanın her bölgesine yayılmış olan bir Türk Diasporası vardır. Bu diasporanın oluşması belli başlı nedenlerle açıklanabilir. Türk Devletlerinin ekonomik ve sosyal açıdan halklarına yeterli istihdamı sağlayamaması Avrupa ve Amerika’ya doğru bir göçe sebep olmuştur. Zamanla o coğrafyalara alışan Orta Asya Türkler’inin birçoğu anavatanlarına dönmemiş, yaşadıkları ülkelerde eğitim görmüş, iş hayatına atılmış ve aile kurmuşlardır. Türkiye özelinde ise diasporanın oluşumu Türkiye ve Avrupa devletleri arasında imzalanan işgücü anlaşmalarıyla ortaya çıkmıştır. [4]
Avrupa gelişen sanayisi için ihtiyaç duyduğu işgücünün dışarıdan temin etme zorunluluğunda kalmıştır. Bu amaçla Türkiye’den özellikle Almanya’ya bir Türk göçü olmuştur. Geri dönmek üzere kurulmuş bu senaryonun planlandığı şekilde işlememesi sonucu kalıcı olarak Avrupa’ya yerleşen Türkler zamanla oralara adapte olmuş, kendilerinin orada kalıcı olmasını istemeyen Avrupa devletlerinin tüm çabalarına rağmen oraya tutunmuş ve güçlü bir Türk Diasporasının temellerini atmışlardır.
Bu süreçte her Türk Devletinin dışarıda yaşamakta olan halkına bakış açısı aynı olmamıştır. Örneğin Türkiye, Kazakistan ve Kırgızistan diasporadaki vatandaşlarının arkasında durmuş, başka ülkelerdeki haklarını korumuş ve kendi ülkelerine dönmelerini de teşvik etmiştir. Fakat bu politikaların farklı işlendiği bir örnek Özbekistan olarak karşımıza çıkar. Özbekistan devlet politikaları diasporadaki halklarını kendisinin bir parçası görmemiştir. Aksine onları potansiyel bir tehdit olarak görmüştür. Bunun arkasındaki sebep ise sınır komşusu Afganistandaki Özbek asıllı Afganlarda terör ve güvenlik zaafı oluşturma tehdidi görmesidir.[5]
Aslına bakılırsa Özbekistan’ın bu tehdit algısının diaspora politikasına yansıyışının sebepleri anlaşılabilirdir. Yine de günümüzde Özbekistan’ın da TDT’de yer alıyor oluşunun, diasporadaki Özbekler’e bakışını yavaş yavaş değiştirdiğini gözlemlemekteyiz.
Devamı için...