Gözlemlediğim kadarıyla bulunduğu konumdan bağımsız olarak çok fazla kişi dünyada ve Türkiye Cumhuriyeti (“TR“) içerisinde neler yaşanmakta olduğuna dair sinirli bir görüş alanına veya imkânına sahip. Bu nedenle sizlere faydalı olması açısından Çin konusu bahanesiyle esasında bir parça sizlere gerçekte TR ve Dünyada neler yaşanmakta olduğu ve yakın zamanda neler beklendiği konularında da bazı öngörülerimi de aşağıda paylaşacağım.
Öncelikle bazı rakamlara bakalım mevcut durumu anlamak için:
ÇİN’DE GENEL EKONOMİK GÖRÜNÜM
Çin’in 2023 Gayrı Safi Milli Hasılası su anda yaklaşık olarak $18.5 Trilyon Civarında ve Dünyada ekonomik büyüklük olarak 2. sırada yer alıyor. Birinci sırada tahmin edeceğiniz üzere $28.7 Trilyon ile ABD yer alıyor. Aradaki uçurumu anlamak açısından mesela 3. sıradaki Almanya’ya baktığımızda $4.6 Trilyon olarak görüyoruz. Daha farklı bir bakış açısıyla Çin’in su anki geleneksel yöntemlerle bakıldığında ekonomik büyüklüğü dünya sıralamasında kendisinden sonra gelen en büyük 5 dünya ekonomisinin (sırasıyla Almanya, Japonya, Hindistan, İngiltere ve Fransa) toplam büyüklüğüne eşit görünüyor. 10 yıl içerisinde de 2035’e kadar ABD’yi geçerek 1. sıraya yükselmesi beklenmektedir.
Çin’in 2023 yılında dünyada gerçekleştirdiği toplam ihracat tutarı $3.4 Trilyon civarında. Yani her ay ortalama olarak $300 Milyarlık ihracat gerçekleştiriyor. Nisan 2024 döneminde bu rakam $292.4 Milyar olarak gerçekleşmiş. Yani dünyada ne üretiliyorsa 1/3’u Çin’de üretilmektedir.
İthalat tarafında ise $220.1 Milyar görünüyor. Daha genel baktığımızda ise Çin 2024’un 1. Çeyreğinde toplam $39.2 Milyar cari fazla vermiş görünüyor. Aslında burada mal satışından cari fazla yazarken, hizmet alimlerinin yüksekliği nedeniyle cari açık yazıyor ve bu rakam net tutarı gösteriyor.
ABD ile ticari ilişkisine bakarsak bu acıdan sunu söyleyebiliriz. 2024’un 1. çeyreğinde ABD’nin Çin ile olan ticaretinde toplam $60.7 Milyar Çin lehine fazla oluşmuş. Diğer bir deyişle ABD her ay ortalama $20 Milyar İthalat - İhracat açığı veriyor Çin karşısında.
Tabi bunlarla konu bitmiyor. Çin Dünya hammaddelerine hakimiyet konusunda da başat bir rol oynuyor. Örneğin 2023 yılında Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsünün (DIW) raporuna göre AB dünyadaki 27 kritik hammaddenin 14’unde 100% Çin’e bağlı bulunmaktadır. Buna ilaveten 3 hammadde de ise %95 bağlılık sevilesi bulunmaktadır. Örneğin AB su anda magnezyumun %93’unu ve nadir element ihtiyacının %86’sini Çin üzerinden tedarik etmektedir.
Tüketim tarafına bakarsak, Dünyada yenilenebilir araç gereçlerinde kullanılan hammaddelerin %80’den fazlasını yine Çin tüketiyor. Geri kalan %20’yi Dünyanın geri kalanı tüketiyor. Bu noktalar bize aynı zamanda Dünyada hammadde üretim, tüketim ve paylaşımı konusunda ciddi bir mücadele ve savaşın da arka planda olduğuna işaret etmektedir. Konunun uzamaması adına kısa tutuyorum.
Kısacası Çin’in birinci dalga yükselişi ekonomik bir büyüme patlamasıydı. Su anda hazırlandığı şey ise ikinci dalga olarak ekonominin ötesine geçecek olan yeni bir adımdır.
TURKIYE TARAFINDAN BAKARSAK
Bu sayılara Türkiye tarafından baktığımızda ise örneğin TR’nin 2023 yılının toplamında $256 Milyar ihracat yaptığı görünüyor. Bu resmi Çin ile kıyasladığımızda Çin’in 1 aylık ihracat rakamı bile TR’nin 1 yıllık ihracat toplamından büyük görünmektedir. Yine Çin ile yaptığımız toplam ithalat 2023 yılında $45 Milyar olurken, Çin’e yaptığımız ihracat rakamı $3.3 Milyar civarında kalmış. Yani yıllık yaklaşık $42 Milyar Çin karşısında dış ticaret açığı vermişiz. TR’nin 2023 yılında $106.3 Milyar dış ticaret açığı verdiği düşünülürse bu tutarın $45 Milyarı, yani %42’si tek başına Çin kaynaklı görünüyor.
Konuya Rusya’yı da dahil ettiğimizde 2023 yılında $45.6 Milyar ithalat ve $11 Milyar ihracat yaptığımız göz önünde bulundurulduğunda Rusya ile de yaklaşık $34.6 Milyar dış ticaret açığı veriyoruz. Bu da toplam açığımızın %32.6’sini oluşturuyor.
Yani özetle toplamda 2023 yılındaki dış ticaret açığımızın toplam %74.6’si Çin ve Rusya kaynaklı görünmektedir. Bu açığı fonlamak için de elbette Batı ülkeleriyle olan ticaretimizi kullanıyoruz. Peki bu şekilde sürdürülebilmesi mümkün olabilir mi? Bu pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle bu resim bize aslında TR’nin BRICS tarafına yaklaşmaya başladığının da arka plandaki ekonomik işaretlerinden birisini göstermektedir. Peki bu tesadüfen mi oluyor? Buna herkes farklı cevaplar verebilir ama bana göre cevabi hayır olarak görünmektedir.
TR’nin buradaki stratejisi dış ticaret açığını dolar bazlı vermekten kurtulmak üzere görünüyor. Dolayısıyla dolar bazlı dış ticaret açığını kapatabilmek için ve bu açığı finanse etmek için lokal/yerel para birimleriyle BRICS ülkeleriyle ticareti arttırmak isteyeceği aşikar görünmektedir. Buna göre de bir strateji kurmaya çalışıyor. Yani aslında TR’nin global konjonktürü “de-dolarization“ üzerine kullanmak için çabaladığını bu kaba resimden bile anlayabiliriz. Bu nedenle mesela TR, 2016 yılında başlayan ama 2020 yılından beri daha somut şekilde Rusya ile Ruble-TL üzerinden bir ticaret denklemi kurmaya çalışmaktadır.
YENI DÜNYA DENKLEMI
Kısacası yeni kurulmaya çalışılan dünya düzeni denkleminde her ne kadar TR, Çin ve Rusya ile geçmişten gelen bir çok sorunlara sahip olsa da yeni kurulmaya çalışılan düzende (az veya çok, doğru veya yanlış, askeri ve ticari tavizler de vererek) bu ilişkilerini yeni parametreler üzerinden yeniden kurgulamaya çalışmaktadır. Ayrıca yeniden paylaşılan dünya pazarı içerisinde örneğin Afrika ülkelerinde Çin ve Rusya ile hareket ettiğini de söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin uzun yıllardır Fransa’nın sömürgesinde olan Afrika ülkesi Burkina Faso’da 30 Eylül 2022’de gerçekleşen askeri darbe ile Rusya bu yeni pazarı Fransa’dan almıştır. Darbeden önce ülke Dünya’nın en büyük 14. Altın üreticisi konumundaydı. Yine buraya Çin devleti bu haziran ayında zırhlı yeni tanklar hibe etmeye başlamış (Fiber Optik kablo altyapı anlaşmaları, Solar enerji tarlaları vs. gibi başka projeleri de bulunmaktadır), TR devleti ise Nisan 2024 itibariyle Silahlı İnsansız Hava Araçları (SIHA) anlaşmaları yapmaya başlamıştır. Yine TR’nin Burkina Faso’da 500’den fazla özel paralı askeri birliği de bulunmaktadır.
TR bu anlamda ABD’ye bağımlılığını hızla azaltmaya çalışırken bunun yerine uzun dönemli yeni ikame stratejik ortak / partner olarak aslında İngiltere’yi daha fazla konumlandırmaktadır. Bu nedenle TR ekonomisini orta ve uzun vadede Dolara bağımlı bir ekonomi olarak düşünmek ve Ortodoks ekonomi yaklaşımlarıyla su anda gerçekleşen olayları yorumlamak oldukça yanıltıcı olacaktır. Kurulma sancıları yaşanan yeni bir Dünya düzeni içerisinde su anda ilk fırsatta dolar ile dış ticareti azaltarak mümkün mertebe minimuma çekeceğimiz bir strateji izlediğimizi söylemek çok da yanlış olmayacaktır.
Neden Afrika’dan göç alıyoruz, neden Afrika’dayız, neden Rusya ve Çin ile ilişkiler kurmaya çalışıyoruz vs. gibi konuların birçoğunun arkasında iste bu yeni kurulmaya çalışılan dünya düzeni denklemi ve yeniden paylaşılmaya çalışılan dünya pazarı yer almaktadır. Elbette bu göçlerin kalitesi hükûmetlerin yönetme becerileri ve devletlerin stratejik kabiliyetlerine göre farklı sonuçlar göstermektedir.
Su anda içerisinde bulunduğumuz dönem teknolojik esik olarak insanlık tarihinde daha önce görmediğimiz bir noktadadır. Bu yarısın merkezinde bulunan iki kritik unsur Yapay Zeka ve Kuantum Bilgisayar teknolojileridir. Bunların dışında ABD’ye bağlı Ulusal Güvenlik birimi raporlarında ulusal güvenlik sorunu teşkil edecek Dron teknolojileri, 3D yazıcılar, Biyoteknoloji, Advanced Materials, Robotik gibi kritik başka teknolojilerden de bahsedilmiştir.
Konuyu daha iyi kavramak açısından biraz geçmişe bakabiliriz. Bildiğiniz üzere Berlin duvarı Doğu ve Bati Almanya’yı soğuk savaş döneminde ayıran 1961 yıllında inşasına başlanmış bir duvardı ve bu duvarın 1989 yıkılmasıyla Almanya tek bir devlet haline gelmişti. Buraya kadar olan kısım esasında herkesin bildiği genel bilgileri içeriyor. Ama bu birleşmenin esas tetikleyicisi o dönemde ABD olmuştur. ABD’nin başat rol oynadığı internet ve bilgisayar teknolojilerinin 90’larda dünya pazarını domine etmesi ve 2000’lerde internet devrimine onculuk etmesinin önündeki en büyük rakiplerden birisi Almanya’nın inovasyon ve üretim kabiliyetiydi. Bu nedenle Doğu ve Bati Almanya’nın birleşmesi ile Batı’nın kaynakları dönemin çok gerisinde kalan Doğu’yu kalkındırmak için sevk edilmek zorunda kalınmış ve Almanya bu teknoloji yarısının bu vesileyle dışına itilmiştir. O nedenle oyun kurucu büyük devletlerin hamlelerini stratejik açılardan farklı okumalar yaparak ele almak bugün dünyada neler yaşanmakta olduğunu anlama noktasında da bizlere ışık utacaktır. Bunun bir benzeri iste su an ABD ve Çin arasında yaşanmaktadır diyebiliriz.
Birçok raporda 2025 yılında Kuantum Bilgisayarların dünyadaki bütün siber güvenlik tedbirlerini kolaylıkla asacak seviyeye geleceği belirtilmiştir. Bu süper bilgisayarları Yapay Zeka teknolojileri ile birleştirdiğinizde esasında 2035 yılına kadar inşandan 10,000 kat daha zeki yeni bir sentetik varlık turu yaratmış olacağız. Dolayısıyla Dünya’da hem güvenlik hem de üretim teknolojileri açısından insanlık tarihinin en hızlı ve en büyük devrimlerinden birisinin doğum sancıları içerisinde olduğumuz söylenebilir. Ana hatları olan bir modeliniz olmadığı sürece yeni parametreleri bu modele entegre edip çalışıp çalışmadığını test etmek mümkün olamaz. Bu nedenle bu yazıda bahsettiğim her şeyi bu ana modeli inşa etme konusunda bir yardımcı olarak düşünebilirsiniz.
Bu konular çok uzun olduğu için minik bir örnek verip diğer kısımlara geçeceğim. ABD’de Rensselaer Polytechniç Institute denilen yüksek nitelik bir araştırma üniversitesi bulunmaktadır. Bu enstitü IBM ortaklığıyla ABD’de dünyanın ilk Kuantum Bilgisayarını kampüs içerisinde 2024 Nisan ayında açmıştır. Bu enstitü esasında yakın geçmişte başka bir olayla daha anılmıştı. 2020 yılında pandemiden hemen sonra bir temizlikçi yanlışlıkla kampüsteki bir araştırma laboratuvarının derin dondurucularını kapatmıştı. Bunun sonucu olarak solar panel verimliliğini ileri seviyede geliştirecek bitkisel fotosentez benzeri 25 yıllık bir çalışmanın deneylerini yok etmişti. Her ne kadar bu bir kaza denilse de esasında arka planda devletler arası teknolojik sabotajların güzel bir örneği olduğunu söyleyebiliriz.
İşte su anda ABD ve Çin’in hem Kuantum teknolojisinde hem de Yapay Zekada belirli bir kırılım noktasına gelmiş olması, global pazarların yeniden paylaşılması konusu, hammadde sahalarının ele geçirilmesi, yeni bir global finansal sistem inşası ve küresel yeni organizasyonlar kurulması gibi hususların üst üste gelmesiyle mesele artık daha fazla ekonomik ve silahlı çatışma seviyesine doğru evrilmeye başlamıştır.
Bu noktada bir parça Çinin nüfus yapısına da bakarsak:
ÇİN’DE NÜFUS
Nüfus bağlamında ikinci problem nüfusun yaşlanmasıdır. Yani Çin nüfusunun 2100’e kadar hem yarıya düşmesi hem de yaşlanması bekleniyor. Su anda yaşları 50-60 civarında olan Çinliler 2040 yılında is gücünün dışında kalacaklar. Bunların sayısının 300 Milyon civarında olması bekleniyor. Bazı kaynaklarda 2035 yılına kadar nüfusun %30’unun yani yaklaşık 400 Milyon kişinin (60 yaş ve üzeri) is gücü dışına çıkacağı belirtilmektedir.
Kısacası 2050 sonrası nüfus azalması ve is gücünden yeni çekilmeler de göz önüne alırsak, Çin’in bu yüzyılda Yapay Zeka ve Quantüm Teknolojilerinde liderlik avantajını kaybetmesi demek kendi ekonomik ve sosyal yok oluşuna imza atması anlamına geliyor. Bu var oluş mücadelesi yine önümüzdeki dönemde mecbur kalınması durumunda Çin’in soft power (yumuşak güç) politikasını terk ederek, hard powera (askeri güce) neden başvurabileceğine dair de ipuçları sunmaktadır.
Çinliler her ne kadar doğum oranını arttırmak vs. için teşvikler vermeye başlamış olsa da uzun yıllardır uygulanan tek çocuk politikası ve değişen alışkanlıklar nüfusu organik şekilde arttırmanın mümkün olamayacağını göstermektedir. Kuzey Kore’den dahi kadınlar ve çocuklar devşirmeye çalışmaktadır bu noktada.
Devamı için tıklayınız.