Ermeni Soykırım Propogandası İran ve Vank Kilisesi

Makale

Stratejiler ve onların taktiksel ayakları her zaman gerçekliklere dayanmaz. Savaşta yumruk sayılmaz kavlinde olduğu gibi her türlü malzemeyi kullanmak da mubah görülür. Ermeni meselesi emperyalizmin geçen asrın başında Türk Devleti’ne kurduğu bir komplo olarak gerçekleşen olaylar silsilesini temsil etmektedir. ...

 

Stratejiler ve onların taktiksel ayakları her zaman gerçekliklere dayanmaz. Savaşta yumruk sayılmaz kavlinde olduğu gibi her türlü malzemeyi kullanmak da mubah görülür. Ermeni meselesi emperyalizmin geçen asrın başında Türk Devleti’ne kurduğu bir komplo olarak gerçekleşen olaylar silsilesini temsil etmektedir. Gerçekliği algıya tahvil eden bir takım üretme belgeler üzerinden “Millet-i Sadıka“ adını verdiğimiz Ermeni vatandaşlarımıza gece yatıp gündüz kalkınca birden soykırım yapmaya karar verdiğimiz gibi bir garabet üzerinden mesele tarihin ve bilin konusu olmaktan çıkıp siyaset ve ideoloji haline gelip hele de bir diaspora’nın varoluş amentüsüne dönüşünce konunun makul bir zeminde değerlendirilmesi gittikçe zorlaşmıştır. Buna bir de Türkiye içinden evet galiba yaptık şeklinde kerameti kendinden menkul sesler eklenince Cihan harbi yıllarında yaşanan facialar, katliamlar ve kıtaller Türklerin üzerine “soykırım“cı yaftası asmaya varan bir hale dönüştü. Bu konuda samimiyet ve insaf içerisinden emperyalizmin topraklarımızdaki stratejik hedeflerinin görülmediği bir düzlemde hele de meseleyi İttihat Terakki’ye yıkarak çözmeye çalışmak biraz kurnaz, bazı bazı planlı, çokça kripto ve genellikle bölgeyi yönetme hesaplarının bir hasılası gibi görünüyor. İşte bu süreçte Ermeni iddiaları, dünyanın farklı yerlerinde "belgeleri" kendinden menkul ve yorumları tamamen algıya dayalı bir yaklaşımla, bugünkü noktaya gelmiştir. Bu sebeplerle bu yazıda, söz konusu propaganda sürecinin İran’da görülen bir tezahürünü ele alarak konunun vardığı boyutu değerlendirmek ve meseleyi kamuoyumuzla paylaşmak istedik. Doğrudan ifade etmek gerekirse, evet, bu Türk’ün Türk’e propagandasıdır. Lakin içinde manipülasyon, ırkçılık, ötekileştirmek, insafsızlık, inkâr ve yalan olmayan bir anlatma çabası olarak bu gayret, bu konudaki çalışmaların vardığı yeri anlamak bakımından milli hafızaya bir katkı olarak görülmelidir. Akademisyen olan yazarların bu endişesi politik ve ideolojik bir angajmandan öte, tarihlerine atılan bir iftirayı görme ve gösterme girişimi olarak görülmelidir.

Ermeniler ve İran

İran coğrafyası, yüzyıllar boyunca birçok farklı etnik gruba ev sahipliği yapmıştır. Yaklaşık bin yıl Türk hakimiyetinde kalan İran’da halen daha en yoğun nüfuslanma Türklere aittir. İran içerisinde yer alan etnik grupların önemli bir çoğunluğu Şiî itikadına sahipken, bölgede nüfusun yaklaşık %10’unu Sünnîler oluşturmaktadır. Bunların dışında, gayrimüslim nüfusu temsil eden en önemli azınlık, Ermenilerdir.

Ermenilerin İran ile ilişkisi Ahameniş dönemine (MÖ 6. yy.) kadar dayanmaktadır. Ahameniş İmparatorluğu döneminde Anadolu’nun ele geçirilmesiyle birlikte, Ermenilerin de dahil olduğu pek çok etnik grup İran’ın hakimiyeti altına girmiştir. Ahameniş İmparatorluğu'nun ardından, Partlar ve Sasaniler döneminde de Ermeniler, İran topraklarında varlığını sürdürmüş ve bu kültürlerle yoğun etkileşim içerisinde bulunmuşlardır. Özellikle Sasani döneminde Ermeniler, bazen müttefik bazen de muhalif bir güç olarak İran tarihinin önemli bir parçası olmuştur (​​Chaumont, 2011: https://www.iranicaonline.org/articles/armenia-ii).

Ermenilerin Hristiyanlığı kabul etmeden önce Zerdüştlüğe inandıkları yaygın olarak bilinmektedir. Hristiyanlıkla olan ilişkileri ise Bizans İmparatorluğu dönemine dayanmaktadır. Ermeniler, dördüncü yüzyılda Hristiyanlığı kabul etmiş ancak yaklaşık yarım asır sonra Bizans Kilisesi’nden ayrılmışlardır. Bu ayrılık, Türklerin Anadolu’da iskân politikasını uyguladığı döneme kadar, Ermeniler ile Bizans arasında süregelen çatışmalara zemin hazırlamıştır. Söz konusu çatışmalar sonucunda Ermeniler asimilasyon ve tehcir süreçlerine maruz kalmıştır. Ancak Türklerin Anadolu’yu fethi sonrasında, tıpkı diğer gayrimüslim unsurlarda olduğu gibi, Ermenilerin de diline ve dini inançlarına müdahale edilmemiştir. Bu bağlamda, Ermenilerin etnik ve dini kimliklerinin Bizans asimilasyonundan Türk yönetimi sayesinde korunduğu ifade edilebilir (Gök, 2015: 183, 184).

Ermenilerin tarihsel süreçte, İran’da birçok ticari faaliyette etkin rol oynadığı bilinmektedir. Buna, Kaçarlar dönemindeki yoğun ticari faaliyetler örnek olarak gösterilebilir. Bu hususta Ermenileri, İran’ın dışa açılan kapısı olarak nitelendirmek yanlış olmaz. Zira o dönemde, dış ülkelerle yapılan ticarete önemli ölçüde Ermeniler aracılık etmiştir (Tekin ve Caferov, 2024: 245).

Birinci Dünya Savaşı’yla beraber Doğu Anadolu, Kafkasya ve Rusya’dan İran’a gelen Ermenilerin; Tebriz ve Selmas şehirlerindeki Ermenilerle birlikte Tahran civarına yerleştikleri ve böylece sayılarının arttığı iddia edilmiştir. Tarih boyunca Ermenilerin İran merkezli devletlerle olan ilişkisi, günümüz İran’ındaki Ermeni varlığının temel dayanaklarından biri olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda Ermeni kaynakları, İran’da Ermeni nüfusunun yaklaşık 70 bin olarak gösterildiğini ifade ederken, Ermeniler bu sayının 20-25 bin civarında olduğunu belirtmektedir. İran’ın, Ermeni nüfusunu yüksek göstermesinin parlamentoda iki Ermeni temsilci bulundurmasına dayandığı ve bunun çoğulculuğa duyulan saygıyı vurgulama amacı taşıdığı düşünülmektedir. Ancak İran resmî kurumlarının ülkedeki Ermeni nüfusu hakkında ortaya koyduğu herhangi bir veriye ulaşılamamıştır. İran, bu tarz verileri paylaşma hususunda şeffaf bir politika izlememektedir.

Vank Kilisesi yahut Ermeni Propagandası

İran’daki geçmiş yönetimler, bölgede yaşayan gayrimüslimlerin ibadetlerini özgürce yerine getirmelerine engel olmamış, bu sayede ibadethaneler korunmuş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Günümüzde de anayasal haklar kapsamında Ermeniler, İran’da kendi ibadethanelerinde ibadet etmeye devam etmektedir. Bu ibadethanelerden biri de İsfahan’ın Culfa Ermeni Mahallesi’nde bulunan Vank Kilisesi’dir.

Şah Abbas döneminde (1587-1629), İran’daki aşiretler, askeri kaygılarla devlet tarafından yer değiştirildi. Bu yer değiştirmeler ağırlıklı olarak Türk savaşçı gruplar ekseninde olmakla beraber, İran ile Osmanlı Devleti arasındaki mücadeleler sonucunda Aras Nehri kıyısında meskûn Culfa Ermenileri de kademeli olarak çeşitli bölgelere göç ettirilmiştir. Şah Abbas, Culfa bölgesinden çoğu zanaatkâr ve sanat ehli olan Ermenilerin (3-5 bin civarı) dönemin başkenti İsfahan’a yerleştirilmesini emretmiştir. Böylece Ermeniler, Aras Nehri kıyısındaki yaşamlarına benzer bir şekilde, İsfahan’da Zayende Nehri yakınlarına iskân edilmiştir. Burada bir mahalle inşa etmeleri için kendilerine 233 hektarlık bir alan tahsis edilmiş ve bu bölgeye “Yeni Culfa“ adı verilmiştir. Ermeniler burada kısa sürede kendilerine Vank adında bir kilise inşa etmişlerdir (Hovsepian, h.ş.1393: 38; Aydoğmuşoğlu, 2011: 263).

17. yüzyılın başlarında yapımına başlandığı bilinen Vank Kilisesi, bugün İsfahan’ın merkezi sayılabilecek bir noktada, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Culfa Mahallesi’nde bulunmaktadır. Klasik Ermeni kiliselerinden farklı olarak, kilisenin bölge arazisine uygun malzemelerden inşa edildiği dikkat çekmektedir. Kiliseye girişler ücretlidir. Giriş bölümünün hemen üzerinde bir saat kulesi bulunmaktadır. Girişin sağ tarafında bir çan kulesi, onun karşısında ise kilise binası yer almaktadır. İç duvarlarında ve kubbe kısmında çeşitli gravürlerin bulunduğu kilise halen ibadete açıktır. Vank kilisesinin bir diğer özelliği ise içerisinde bir de müze barındırmasıdır. İşte tam burada konunun Türkleri ilgilendiren kısmı başlamaktadır. Bu müzede Ermeni kültürüne ve tarihine ait çeşitli malzemeler, kıyafetler, ev eşyaları ve el yazması kutsal kitaplar mevcuttur. Bunların haricinde müze içerisinde cam bir vitrinde muhafaza edilen üzeri işaretli bir Türkiye haritası göze çarpmaktadır. Kısa bir incelemenin ardından bu vitrinin Ermeni soykırımı propagandası olduğu anlaşılmaktadır. Zira vitrinin üzerinde büyük harflerle hem Farsça hem de İngilizce olarak “1915 Yılında Osmanlı İmparatorluğu Tarafından Gerçekleştirilen Ermeni Soykırımı Vitrini“ yazmaktadır. Görüleceği üzere burası bir ibadethane olmanın ötesinde açık başlıkla ilan edilen bir propaganda merkezidir. Burada bahsedilen harita üzerindeki işaretli bölgeler, geçmişte Türkiye’nin hemen her yerinde bulunduğu iddia edilen Ermeni yerleşimleridir. Bu bölgeler Ermenice isimlerle isimlendirilmiştir. Açıkça görüldüğü üzere mesele yalnızca soykırım iddialarıyla sınırlı kalmayıp, topraklar ve ülkemizde yaşadığı belirlenen nüfusla ilgili bir tespit özelliği de taşımaktadır. İşte bu haritanın hemen alt kısmında ise Talat Paşa’nın Ermeni Komitelerle mücadele için yazdığı resmî yazışma ve telgraflar bulunmaktadır. Ancak ilginç olan şudur ki bu evraklar ziyaretçilere (Farsça, İngilizce ve Ermenice açıklamalarla) “Türk Devleti’nin Ermeni soykırımını onayladığı resmî evraklar“ olarak sunulmaktadır. Biraz Osmanlı Türkçesi okuyabilen her birey, bu evrakların Ermeni komitacılarla mücadele için alınması gereken önlemler ve güvenlik konularıyla ilgili olduğunu anlayabilir. Bunun yanı sıra, Ermeni yetişkinler ve çocuklara ait olduğu iddia edilen toplu ölüm görselleri ve video gösterimi yine bu vitrin içerisinde yer alan diğer propaganda malzemelerindendir. Ayrıca, sayısal ibarelerin yer aldığı ve üzerinde herhangi bir yazışma emaresi olmayan evraklar da soykırım emriymiş gibi (Farsça, İngilizce, Ermenice açıklamalarla) ziyaretçilere sunulmuştur. Üretilmiş bir algı üzerinden, hem buradaki Ermenilerde bir tarih bilinci inşa edilmesi hem de burayı ziyaret eden İranlılar ve aralarında pek çok Avrupalı turistin de bulunduğu ziyaretçilere bir fikir oluşturmak amacıyla, konu belgelerle ortaya konuluyormuşçasına bir faaliyet yürütüldüğü görülmektedir. Bu konuda İran büyükelçiliğimiz ve Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlarımızın meselenin aslını İran kamuoyuna anlatmak için gereğini yaptığını düşünüyoruz. İran’da bulunduğumuz dönemde, 24 Nisan’da büyükelçiliğimiz önünde Ermenilerin düzenlediği gösterilere de bizzat şahit olan kişiler olarak, meselenin yetkililerimizce değerlendirildiğinden şüphe yoktur.

Anlattıklarımıza ek olarak, Vank Kilisesi ile ilgili daha da dikkat çekici ve vahim olan husus, kilisenin bahçesinde, girişin hemen sol tarafında, yaklaşık üç metreye üç metre boyutlarında bir zemin üzerinde dikili, yine yaklaşık üç metre yüksekliğinde bir Ermeni Soykırımı anıtının bulunmasıdır. Bu anıtın kitabesine Farsça, İngilizce ve Ermenice olarak “1915 senesinde Osmanlı Devleti tarafından gerçekleştirilen, 1.5 milyon Ermeni’nin Soykırımını anlatan anıt (1975’te inşa edilmiştir)“ ifadesi yer almaktadır. Ayrıca, bu anıtın hemen karşısında, müze duvarında yer alan bir başka kitabede ise şu ifadeler bulunmaktadır: “915 ve 1923 yılları arasında, Osmanlı Devleti’nin yöneticileri tarafından önceden tasarlanmış bir plana ve dönemin Jön Türkler lakaplı iktidar partisi İttihat ve Terakki üyelerinin ırkçı Pan-Türk politikaları vasıtasıyla Batı Ermenistan’da yaşayan bir buçuk milyondan fazla Ermeni, 20. yüzyılın ilk ırkçı soykırımının kurbanı oldu. Yüzbinlerce Ermeni en acımasız şekilde ata topraklarından sürgün edilerek göçe zorlandı ve bunun sonucunda Batı Ermenistan asıl sakinlerinden yoksun kaldı.

İran, bizim tarihi derinliklerle muhtelif alakalarımızın olduğu bir ülkedir. Bölgedeki gelişmelere göre bazen yan yana bazen karşı karşıya olduğumuz bu eski dost ülkede, tarihimize atılı bir iftira olarak gördüğümüz Ermeni Soykırımı isnadının bu ülkede bir kilise bahçesinde anıt ve müze ile propaganda edildiğinden, kamuoyumuzun yeterince haberdar olmadığı düşüncesi ve endişesiyle bu yazıyı kaleme alıyoruz ve bu durumu, meselenin dünyada ulaştığı boyutu görmek açısından da ilginç bulduğumuzu ifade etmek isteriz.

Tarihimize dair İran’da yer alan bu propagandanın, yetkililerimiz tarafından gereğince ele alınarak değerlendirileceğine ve İranlı yetkililerle bu konunun dikkatle görüşüleceğine dair hiçbir şüphemiz yoktur. Her hâlükârda, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Osmanlı Devleti şahsında tarihimize atılı bu iftirayı, tarihçiler olarak, tarihi gerçeklerle bağdaşmadığı ve unun binlerce belgesi bulunduğu için reddederken Enver, Talat ve Cemal Paşaları da rahmetle andığımızı ifade etmek isteriz.

 
 
 
 
 
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2860 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1156
TASAM Avrupa 23 663
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Büyük güç rekabetlerinde galip gelen ülkeler, uyum sağlayanlardır. Atina ve Sparta ve müttefikleri, donanmalarının birbirlerinden daha üstün olabilmesi için sürekli olarak yenilik yaptılar. Soğuk Savaş sırasında, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği neredeyse yirmi yıl boyunca bir uzay y...;

Normatif değerler ile stratejik çıkarlar arasındaki gerilim, uluslararası ilişkilerin her zaman ilgi çekici bir özelliği olagelmiştir. Ne var ki son yıllarda bu gerilim, büyük güç rekabeti, enerji dönüşümleri ve teknolojik üstünlük yarışının ivme kazanmasıyla birlikte giderek daha belirgin bir hal a...;

Bu yuvarlak masa toplantısı, uluslararası sistemde artan jeopolitik gerilimler ve yüksek yoğunluklu çatışmaların geri dönüşü bağlamında gerçekleşmiştir. Bu gelişmeler, savunma harcamalarında ciddi bir artışa ve savunma sanayinin üretim kapasitesinde hızlı bir genişlemeye yol açmıştır.;

İran altyapısının kasıtlı ve sistematik biçimde hedef alınması, halkın rejimi içeriden zayıflatacak geniş çaplı ve örgütlü bir ayaklanmaya yönelmesini hedefleyen bir stratejinin parçası olarak değerlendirilebilir. ;

Önde gelen Çinli-Amerikan ilişkileri uzmanı Diao Daming, savaşın bir güçlendirici değil, birleştirici unsur olduğunu ve her iki taraf için ne anlama geldiğini açıklıyor. Bugünkü yazımda, Profesör Diao Daming'in devam eden İran savaşının 2026 ara seçimlerini nasıl yeniden şekillendirdiğine dair ...;

ABD, Trump ile beraber 'stratejisi olmayan güç kullanımı' aşamasına girmiş durumda. Savruk ve bir o kadar kontrolden çıkmış bir yaklaşım izleniyor. Kısa süre önce yayınladıkları ulusal güvenlik stratejisinde altını iftiharla çizdikleri "esnek realizm" ve "güç yoluyla caydırıcılık" gibi kavramları...;

Amerikan medyası Trump'ın Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmadan İran savaşını bitirmeye hazır olduğunu yazmıştı. Trump’ın sözcüsü Leawitt, ABD’nin hedeflerine ulaştığını, Rubio’da ‘şöyle ya da böyle Hürmüz bir gün açılacak” diyerek Trump kararının sinyallerini vermişlerdi. ;

ABD poker oynarken, İran satranç oynuyor. Hangi adımı, hangi aşamada, ne şekilde atacağını önceden belirlemiş durumda. ABD ise masaya daha büyük paralar koyarak hatta blöf yaparak rakibini korkutmaya çalışıyor.;

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) bünyesinde yaptığımız bilimsel çalışmalar ile Dünya ve Türkiye’deki gelişmeleri kavrama ve analiz etmeye yönelik çabalarımızın ortaya koyduğu açık bir gerçek var: Aktörleri, kuralları, vizyonu eskisinden çok farklı olan yeni bir uluslararası sistem il...

Türk insanının, Osmanlı zamanında olsun, Cumhuriyet döneminde olsun, stratejik düşünceler üretebildiği ve bunları karar organları üzerinden uygulamaya geçirebildiği tarihi bir gerçektir.Bu özellik tarihte her ülke ve her toplum için geçerli olmamıştır.