Tarih kendisinden faydalanmayı, onu doğru okumayı bilenler için köklerden gelen bir bilinç kaynağı olarak tefekkür ve hareket noktasında okuyucularına çeşitli imkânlar sunar. Türklerin tarihi yerküre üzerinde doğu batı, kuzey-güney yönlerinde çok geniş bir alana yayılmış olduğundan dünya üzerinde pek çok yerde Türk varlığını görmek mümkündür. Lakin bunlarla bir bütünlük içinde köken birliği duygusunu geliştirmek ve nihayet güncel olarak mevcut şartlarda birliğin korunmasına dair Türkiye merkezli ve Türkistanlılık bağlamında hali hazırdan geleceğe bir bakış için geçmiş tecrübeler yol açıcı olabilir. Bugün Doğu Türkistan gibi son derece muhataralı bölgelerde yaşayan Türklerin varlığının koruması, kültürel bütünlüğünü kaybetmemesi, sosyal hayatın içinde, ekonomik güçle ve yüksek eğitim imkanları ile kendini gerçekleştirmesi gibi temel hususlar gerçekleştirilmeden ve hiçbir gerçekçi dayanağı olmadan 70’lerde siyasî sınırlarını tanıdığımız bir ülke sınırlarındaki Türk toplumuna Göktürk çağından seslenircesine siyasî popülizm ile yaklaşmak Irak Türkleri örneğinde de olduğu üzere büyük bir kıyım ve kırıma davetiye çıkarmak olmaz mı? Doğu Türkistan elbette kadim bir Türk yurdudur. Türklerin ata topraklarıdır. Modern zamanlar hay huyu içinde ve oradaki siyasî varlığı söz konusu olan yapıların desteksiz kalması ile mevcut durumun oluştuğu da ortadadır. Lakin bunlardan önemlisi oradaki Uygur ve diğer Türklerin varlığını Türk olarak sürdürebilmesi meselesi şu an öncelikli değil midir? Hayat hakkı ve saygınlığı tanınmayan insanlara uzaktan özgürlük şarkıları söylemek yerine şu an şimdiden geleceğe makul adımlar ile yürümek daha gerçekçi olmaz mı? İşte burası ve benzer pek çok Türk yurdunda esasen yapılması gerekene dair Cumhuriyetin ilk devirlerine ait Türkistanlılığın batı ucunda yer alan Finlandiya Türklerine dair tarih bilgisi ve tecrübe yol açıcı olabilir. Osmanlı Devleti sonrası 1923’te kurulan devletin vatan harici Türklerle pek ilgilenmediği ve içine kapandığına dair yaygın bir kanı dile getirilmektedir. Bu iddiaya göre devlet diğer Müslüman Türk toplumlarla ilgilenmemiş ve görmemiş gibi bir durum söz konusudur. İşte bu ezber, vakayla örtüşmekte midir bunu anlamak için tarihe baktığımızda Finlandiya gibi görece uzak ve bağlarımızın sınırlı olduğu bir ülkedeki Müslüman Türkler (Tatar) ile alâkalı rast geldiğimiz bir makalede bazı bilgileri akademik okumaların ötesinde Türk Devleti’nin soydaşları ile alâkasını tespit bakımından paylaşmayı uygun bulduk.
Finlandiya’daki Türk varlığı İdil boylarında var olan Türklükle alâkalıdır. Türkistan’ın bu kuzey ucunda yaşanan binlerce yıllık tarihin hatıralarından birisi Finlandiya’da bir Türk topluluğu olarak kendisini göstermiştir. “Finlandiya’daki Tatar, Türk, Kazan veya Mişer kavramları birbirlerinin yerine kullanılmış ve zamanla tümünü kapsayan bir terim olmuştur. Tarihsel sürece bakıldığında Finlandiya’daki Türk/Tatar toplumunun kökeni 1860’larda Rusya’nın İdil-Ural bölgesinden gelen gezici satıcılara dayanmaktadır. Bunlardan çoğu Nijni Novgorod vilayetinin Sergaç ilçesindeki küçük Mişer Tatar köylerinden gelmiştir. Mişerler, Tatar Türklerinin bir alt grubunu oluşturmakta ve bugün İdil-Ural Tatarları içinde Kazan Tatarları’ndan sonra ikinci büyük grubu oluşturmaktadır. 1925 yılında “Suomen Muhamettilainen Seurakunta“ (Finlandiya Muhammed Cemaati) Helsinki’de kurulmuş olup Sadri Maksudi (Arsal) Bey bu oluşumun tüzüğünü hazırlamıştır. 1948 yılında Helsinki’de “Türk Halk Mektebi“ açılmış ve bu mektebi bitiren çocuklar, Fin okullarında da öğrenimlerine devam edebilmiştir. Finlandiya Türkleri kendilerini Türk veya Tatar olarak ifade etmektedirler. Tatarlar ülkenin çeşitli bölgelerine dağılmıştır; bunların büyük bir kısmı başkent Helsinki’de diğer kısmı ise Tampere, Järvenpää, Turku ve Kotka gibi şehirlerde yaşamaktadır.“ (Evren Küçük, Türkiye’nin Diaspora Politikası Çerçevesinde Finlandiya Türk Halk Mektebi (1948-1969) https://ttk.gov.tr/wp-content/uploads/2024/06/198-EvrenKucuk.pdf, s. 661, 664) Burada Türklerin varlığı bu şekilde ortaya çıkar. Yeni bir ülkede ve siyasî ve diplomatik önceliklerin söz konusu olduğu bir toprakta varlığını sürdürme bakımından Finlandiya Türkleri mevcut siyasî yapı, uluslararası hukuk ve ülke şartlarına uygun olarak varlığını sürdürme noktasında adımlar atmışlardır.
Türklerin Finlerle alâkaları Hazarlar ve Bulgarlar gibi Türk devletleri ile olmak üzere eski zamanlara giderse de modern zamanlarda Finlandiya ile Osmanlı’nın sonlarında başlayan alâkalar Cumhuriyet’in kurulmasından sonra devam etmiştir. İşte bu meyanda biz Mustafa Kemal döneminden başlayarak bu alâkaları tespit etmeye başlıyoruz ki Finlandiya Türkleri ile irtibatlar da bu zamanlarda başlıyor: “Finlandiya’nın Tampere şehrinde bulunan tüccar Z.I. Ahsen Böre’nin Türk Halk Mektebinin açılması için büyük gayretleri olmuştur. Ahsen Böre, Türk Halk Mektebi başkanı olarak T.C. Maarif Vekâletine bir mektup yazarak, “Finlandiya imamı ve Musa Carullah gibilerinin Finlandiya’daki zengin Türkler üzerinde nüfuzlarının olduğunu ve yeni harflerle mektep açmalarına izin verilmediğini“ ifade etmiş ve bunun için Ankara’dan gönüllü bir öğretmenin gönderilmesini istemiştir. 3 Mayıs 1933 tarihinde Tampere’den gelen bu mektuba 23 Mayıs 1933 tarihinde İcra Vekilleri Heyetinin almış olduğu karar ve Reis‐i Cumhur Gazi M. Kemal imzasıyla “yabancı memleketlerdeki ırkdaşlarımızın talim ve terbiyesi için açılmış olan irfan müesseselerine yardım edilmesi çok ehemmiyetli ve zaruri bir mesele olduğundan bir muallimin mezun addedilerek gönderilmesi kararlaştırılmıştır.“ şeklinde cevap yazılmıştır. Türkiye bu dönemde iç ve dış sorunlarla uğraşmasına rağmen yurt dışındaki Türklerin yardım isteğine sessiz kalmamış ve gereken yardım daha sonraki yıllarda da devam ettirmiştir.“ (Evren Küçük, Finlandiya’da Türk‐Tatar Toplumu, Tarihin Peşinde ‐Uluslararası Tarih Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi‐, Yıl: 2012, Sayı: 8, s. 119) Yabancı memleketlerdeki ırkdaşlarımızın eğitimi ile alâkayı önemli gören kurucu akıl bu talebe ehemmiyet vererek yardım konusundan geri durmamıştır. Bu tür taleplerin ve bunlara olumlu cevapların ilerleyen yıllarda da sürdüğü görülmektedir: “Finlandiya’da bulunan Tatar Türkleri zaman zaman Türkiye’den imam ve öğretmen talebinde bulunmuşlardır. Örneğin Ankara Cebeci Ortaokulu Din Dersleri Öğretmeni Ravza Serdengeçti’nin Finlandiya’da bulunan Finlandiya İslâm Cemaati nezdinde iki yıl süreyle görev almasına izin verilmesi ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın isteği ile Bakanlar Kurulu kararıyla Temmuz 1965 tarihinde kararlaştırılmıştır. Daha sonra bu karar Ağustos 1967 tarihinde Ravza Serdengeçti’nin görevi bir yıl daha uzatılmıştır. Buna benzer çeşitli görevlendirmeler daha sonra da devam etmiştir, s. 126“
Devlet süreçte Finlandiya Türkleri ile alâkalı gelişmeleri izlemeye devam etmiştir. “Türkiye Cumhuriyeti Hariciyesi de Finlandiya Türkleri Birliği’ni yakından takip etmiş, 1935 yılında T.C. Stockholm Elçiliği vasıtasıyla Birlik hakkında araştırma yapılıp bir raporla Hariciye Vekâletine bildirilmiştir. Raporda Finlandiya Türklerinin anayurdu, oraya ne zaman geldikleri, Birliğin amacının ne olduğu ve Latin harfleri meselesi gibi konulara değinilmiştir. Raporda: “Finlandiya Türkleri memleketimizden çok uzakta yaşamakta olmalarına rağmen tarihlerinin en mutlu bir çağını yaşadıklarını ve Büyük Önder Atatürk’ün gösterdiği yolda yürüyerek bütün Türk âlemiyle birlikte parlak bir geleceğe kavuşacaklarına inanıyorlar.“ ifadeleri oldukça önemlidir. Finlandiya’nın bağımsızlığıyla Ufa merkeziyle ilişkiler kesilince artık Finlandiya Türklerinin “Yeni Kâbe“ olarak Ankara’yı kabul ettiklerini görmekteyiz. Örneğin 1938 yılında Finlandiya Türkleri Birliği adına Başkan İbrahim Arifulla imzasıyla T.C. Stockholm Elçiliğine bir mektup yazılarak; Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle düzenlenen gecede, M. Kemal Atatürk’ün tercüme‐i hâli, Türk devletinin mücadele ve kuruluş tarihi, Türkiye’de başarılan inkılâbın eşsizliğinin Finlandiya’da anlatıldığı bildirilmiştir. Arifulla Bey, Türkiyeʹnin millî günlerinden biri olan Cumhuriyet Bayramı’nı en iyi dilekleriyle kutlamış ve dönemin yöneticilerine saygılarını bildirmiştir. (s.118) “Büyük Önder Atatürk’ün gösterdiği yolda yürüyerek bütün Türk âlemiyle birlikte parlak bir geleceğe kavuşacaklarına inanıyorlar“, ifadesinin altının çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye Cumhuriyet bugün olduğu gibi dün de dünya Türkleri ile alâkasını bu zeminde yürütmüş; tüm siyasî zorluklara rağmen eldeki imkânlar nispetinde bu alâkaların geliştirilmesine çalışılmıştır. Vaktiyle Pantürkist Turancı denilen insanlara yapılan haksızlık, Türk dünyası ile alâkalı Türkistan’a dair mefkureler besleyenleri zamanın ruhu icabı ötekileştirenlerin kurucu zihniyete ve tarihin akışına karşı nasıl terse kürek çektikleri de herhalde buradan görülecektir.
Finlandiya Türklerinin kendileri ile millî ve kültürel bağ ve birlik içinde gördükleri Türkiye’den muhtelif yardım talepleri arasında Ülkü Mecmuası talebi de vardır: “Tampere Cemaati İslamiyesinden önce kurulan “Tampereen Turkkilainen Yhdistys“ (Tampere Türkleri Birliği) önemli faaliyetler gerçekleştirmiştir. Nitekim kurulduktan sonra Türkiye ile hemen ilişkiye geçmişlerdir. Türkiye’de Ülkü Mecmuası idaresine 29 Eylül 1937 yılında yazılan mektupta Tampere Türkleri Birliği’nin kurulduğunun ve amacının; “Tampere’de yaşayan Türkleri bir araya toplayarak, elbirliğiyle mecburi tahsil yaşında olan çocuklara millî ve dinî terbiye vermek, millî edebî gecelerde konferanslar vermek, üyelerini Türk medeniyeti, tarihi ve Türk illerinin şimdiki siyasî, medenî ve iktisadî durumlarıyla tanıştırarak aralarında millî birlik ve sosyal bir ahenk vücuda getirmeye çalışmaktır.“ şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca Ülkü Mecmuası idaresinden kurumun maddî ve manevî zayıflığından, millî matbuatın olmaması nedeniyle Ülkü Mecmuası’nın kendilerine gönderilmesini istemişlerdir. Tampere Türkleri Birliği’nin yayın isteği Stockholm Elçiliği tarafından Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreterliğine iletilmiştir. CHP Genel Sekreterliği de bu durumu T.C. Stockholm Elçiliği’ne bildirmiş ve Tampere Türkleri hakkında bilgi istemiştir. Elçilik, Tampere Türkleri Birliği hakkında CHP Genel Sekreterliğine göndermiş olduğu raporda Birliğin üyelerinin Türkiye vatandaşı olmadığını ancak Müslüman olduklarını ve diğer Finlandiya Türkleri gibi Türkiye’ye karşı yakınlık ve alâka gösterdiklerini bildirmiştir. Ayrıca Ülkü Mecmuası’nın mevzubahis kuruma gönderilmesinde bir mahzur bulunmadığı yazılmıştır. Stockholm Elçiliği’nden gelen bu yazı üzerine Tampere Türklerine Ülkü Mecmuası gönderilmiştir.“ (s. 123-124)
Finlandiya ve buradaki Türkler ile alâkalar zaman içinde devam etmiştir. Demokrat Parti döneminde de bu alâkanın sürdüğünü görmekteyiz: “Finlandiya’da yaşayan Tatar Türkleri, 1928 yılında kendi aralarında topladıkları paralarla Helsinki’de İslâm Cemaati adına bir kat satın alarak, bunun büyük bir salonunu mescit haline getirmiş, diğer odaları da cemiyetin değişik faaliyetlerine ve cemaatin istifadesine açmıştır. Ancak bu daire, ihtiyaçları karşılayamadığı için 1941 yılında bir taş bina, 1948’de de ahşap bir bina yıktırılarak, yerine bugünkü cemiyetin hizmet binası olarak kullandığı beş katlı bina yaptırılmıştır. Bu bina yaptırılırken sadece Finlandiya’da bulunan Müslümanlardan yardım istenilmemiştir, aynı zamanda bütün İslâm memleketlerinin devlet başkanlarından da yardım istenmiş ve Fin bankalarından da kredi temin edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti de Finlandiya’dan gelen yardım isteğine sessiz kalmamış 3 Ekim 1959 tarihinde Finlandiya İslâm Cemaati Başkanı Zuhur Tahir Bey’in mektubuna, 20 Kasım 1959 tarihinde cevap verilerek 1960 yılı bütçesinden beş bin sterlin tahsisat ayrıldığı bildirilmiştir. Bu haber üzerine Finlandiya Türkleri arasında derin bir sevinç uyandırmış ve Finlandiya İslâm Cemaati Başkanı Zuhur Tahir Bey dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e 24 Kasım 1959 yılında bir teşekkür mektubu yazmıştır. Osmanlı Devleti’nden itibaren Fin Türkleriyle Türkiye arasındaki ilişkiler zaman zaman zikzaklar çizse de bağlar koparılmamıştır. Nitekim bu ilişkiler Demokrat Parti döneminde de sürdürülmüştür.“ (s.122) Türkiye buradaki Müslüman Türklerin teşkilatlanması ve buna dair gelişmelere yardımdan farklı dönemlerde geri durmamıştır ki bu devlet politikası olarak görülmeli ve bugünden geleceğe doğru da devam etmelidir. Millî Eğitim sistemlerine hayran olduğumuz bu ülke ve oradaki Müslüman Türkler ile alâkalarımızın boyutlarının bu düzeyde pek bilindiğini düşünmüyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Finlandiya Türkleri Örneği
Tarih kendisinden faydalanmayı, onu doğru okumayı bilenler için köklerden gelen bir bilinç kaynağı olarak tefekkür ve hareket noktasında okuyucularına çeşitli imkânlar sunar. Türklerin tarihi yerküre üzerinde doğu batı, kuzey-güney yönlerinde çok geniş bir alana yayılmış olduğundan dünya üzerinde pek çok yerde Türk varlığını görmek mümkündür....