Aslında gelmeden önce geçen yılki konuşmama baktığımızda,Konferans Kasım ayında yapıldığı için yıl dönümünü kutladığımız önemli konular var. Bunlardan biri, yakın bir zaman diliminde, 15 Kasım’da 41. yaşını kutladığımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC)’nin kuruluş yıl dönümüydü ve KKTC ile gerçekten büyük bir gurur duyuyoruz ve artık gelecek zaman içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması veya başka seçenekler konusunda adım atmanın da zamanı geldiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Yine Kasım ayı, aslında şu an İsrail ve Hamas arasında devam eden çatışmaların başlangıcını teşkil eden meşhur Balfour Deklarasyonu’nun da yıl dönümüne geliyor. 107 yaşına ulaşan ve bugünkü Filistin meselesinin temel sorununu teşkil eden bu deklarasyonu da unutmamak gerekiyor. Yine Doğu-Batı arasındaki Berlin Duvarı’nın yıkılışı... 65 yıl geçmiş. Ama insanlığın hiçbir ders çıkartmadığı da açık ve net bir şekilde görülüyor.
2024 yılında önemli bir gelişme daha var. Dünya nüfusu ilk kez 8 milyarı geçti ve ilk kez Çin’in önünde artık onu geçen bir ülke var: Hindistan. Her ikisinin de ortalama nüfusları yaklaşık 1,4 milyar civarında. Çok az bir farkla Hindistan geçiyor Çin’i ve sonra da katlanarak geçecek. Tabii Hindistan bir Çin olabilir mi? Şu an Almanya ile yoğun teknik ve mesleki eğitim iş birlikleri var. Farklı uygulamaları var. Bunu yakın bir dönem içinde göreceğiz. Çünkü Çin’e alternatif olarak yeni bir Çin’den ziyade Hindistan’ı farklı bir boyuta getirmeye çalışan Amerika olduğundan bahsetmek gerekiyor.
Sayın Başkan’ın ifade ettiği konulara, özellikle tekno-politika konusunda, şunu ifade etmek istiyorum. Tekno-politika artık politika belgelerine dönüşmeye başladı. Bunu ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri Yapay Zeka Hakları Bildirgesi’ni kabul ederek ortaya attı. Arkasından hemen yapay zekanın kullanımı konusunda ciddi bir takım yasalar gündeme gelmeye başladı ve sonunda Avrupa Birliği, Mart 2024’te ilk kez dünyada Yapay Zeka Yasası’nı kabul etti. Artık teknolojik gelişmelerin güvenlik politikası ve diğer bütün konulara etkisinin açık ve net olarak görüldüğü ve teknolojinin artık yasalarla bir şekilde tanımlandığı bir süreci yaşıyoruz.
Diğer bir kavram da aslında jeopolitik konusuna getirilen yeni bir tanım. Jeopolitik, coğrafya ile politika arasındaki ilişkiyi ortaya koyar ancak bu defa teknolojik gelişmeler ve yapay zeka sonrasında tartışılan yeni bir konu karşımıza çıkıyor: Yapay zeka yeni bir jeopolitik midir yoksa yapay zeka güdümlü bir siyasi devrim midir? Bu iki sorunun bir bilimsel çalışmada araştırma konusu olacak kadar da derinliği olduğunu düşünüyorum. Bunu da sizlerle paylaşmak istedim.
Evet, sunuma “Yeni Ortaçağ“ adını koydum. Bu aslında yeni bir kavram değil. En kuzeye, Sibirya’ya baktığınızda buz ve donmuş toprakların erimesini görüyoruz. Bu ne anlam ifade ediyor? Nadir elementlerle ilişkin yakın bir tarihte yeni bir mücadele alanı söz konusu olabilir. Bunun dışında, çölleşme ve kuraklık giderek artmakta ve yayılmaktadır.Bunun dışında kasırgalar vb afetlerde bir artış görüyoruz.Birçok nehir havzalarında Nil de dahil olmak üzere giderek bir sönümlenme mevcut. Buralarda tarım ve diğer endüstri tesislerinde ciddi gerilemeler var. Bunu çoğaltmak mümkün, Sibirya’daki buzulların erimesi sonucu çıkan orman yangınlarının, yaklaşık bir ay boyunca Rusya tarafından söndürülemediği ve toprak altından çıkan metan gazlarının atmosfere karışarak, dünyada bir buçuk iki yılda atmosfere salınan metan gazından daha fazla metan gazının salındığının tespit edildiği belirlenmiştir. Böyle bir dünya süreci yaşadığımızı vurgulamak isterim.
Dünya mülteci haritasına baktığımızda, Türkiye'nin bulunduğu konumu göz önünde bulundurun. Birleşmiş Milletler’in yeni kayıtlarına göre, dünyada yaklaşık 10 milyon 500 bin kişi ülkesini terk etmiş durumda. Bu mültecilerin yaklaşık 3,5 milyonunun ise Türkiye'nin de komşusu olduğu Orta Doğu bölgesinde bulunduğunu görmekteyiz. Bu durum, gelecekteki güvenlik sorunlarının en önemli unsurlarından birini oluşturuyor. Avrupa'da bu göçlerin kitlesel artışını gözlemliyoruz. Avrupa'da ise sınırlarda alınan tedbirler giderek daha belirgin hale geliyor. Bu durumdan en çok etkilenenler ise çocuklar ve yeni nesiller. Ülkelerini terk eden bu bireyler, ciddi bir kültürel deformasyona uğruyor ve gittikleri ülkeler tarafından genellikle kabul edilmiyorlar. Artan milliyetçilik ile birlikte, bu durumun zararlı etkileri de gün yüzüne çıkıyor. Burada, dünyanın ilk duvarını görmektesiniz. Bu ilginç duvar, hemen güneyimizdeki komşumuz Suriye'de yer alıyor ve M.Ö. 3000'li yıllara kadar uzanıyor. Ülkeninin doğu ve batısı arasında şiddeti engellemek maksatlı inşa edilmiş ilk duvardır. Biz de bunu aslında bilmiyoruz ve ilginçtir ki Suriyeliler de bilmiyor. Yakın bir tarihte arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Suriye’nin kuzeyinden güneyine inen bu duvar, yer yer aşınmış olsa da ayakta kalan önemli bir kısmı hâlâ görülebilmektedir. İkinci duvar ise Çin Seddi. Peki, arkası nasıl geliyor? Dünya haritası üzerinde 11’den fazla duvar var. Giderek insanlar arasındaki ilişkileri, göçleri engellemek ve buna karşı oluşturulan yeni setleri görüyoruz. Bu duvarların sayısının giderek arttığı bir dünya var.
Devamı için...