8. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu; “Güvenlik Ortaklığı İçin Kızıl Elmalar“ ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 22 Kasım 2024 tarihinde Wish More Hotel İstanbul’da yapılan 10. İstanbul Güvenlik Konferansı eş-etkinliği olarak birlikte icra edilmiştir.
Forum’a çeşitli ülke ve bölgelerden, farklı alan ve sektörlerden konuşmacı ve protokol katılımı sağlanmıştır. Körfez ülkelerinden diplomatik temsilciler ve delegasyonlar da yer almıştır. Forum’da yerli/yabancı uzmanlar, akademisyenler ve diplomatlar tarafından konuşma ve sunumlar gerçekleştirilmiştir. Türkiye ve Körfez’den ilgili otoriteler de Forum’da temsil edilmiş, tüm oturumlar kurumsal olarak takip edilmiştir.
Forum’da Türkiye, Körfez Ülkeleri ve Bölge’nin günümüz ve geleceğinde hayati önem taşıyan şu konular ele alınmıştır; “Türk - Arap Güvenlik Ekosisteminde Yeni Kızıl Elmalar“, “Güvenli Bereket Hilali ve Denge Ortaklığı“, “İran-Suriye İttifakının Bölgesel ve Küresel Güvenlik Dengelerine Etkisi“, “Ekosistemde Yeni Tehditler ve Fırsatlar Siber Güvenlik, Gıda Güvenliği, Ürem-Tüketim Güvenliği“, “Savunma Sanayii; Kara, Deniz, Hava, Uzay, Polis, Jandarma, İstihbarat, Stratejik Sektörler“ ve “Geleceğin Güvenlik ve Savunma Ekosisteminde İşbirliği“, ‘’ İran ve Suriye’nin Bölgedeki Diplomatik ve Ekonomik Etkisi: Stratejik Değerlendirme’’.
Forum’da ortaya konan aşağıdaki tespitler ve önerilerin, ilgili tüm otoritelerin ve kamuoyunun dikkatine sunulması kararlaştırılmıştır:
- Amerikan hegemonyası dünyamızın bir gerçeğidir ve son dönemde bu hegemonyanın azaldığı düşünülmektedir. Amerikan hegemonyasının rakibi Avrupa Birliği ise alternatif olma kabiliyetini kaybetmiştir. Rusya Ukrayna savaşı Avrupa'yı kendine getiren bir durum olarak tecrübe edilmiştir. Bu hegemonyayı dengelemek için düşmanlarının kullandığı metotlara bakmak gereklidir. Rusya’nın bu durumda uyguladığı politika nükleer gücünü ön plana çıkarmak olmuştur.
- Türkiye güçlü seküler nüfusu sayesinde batıyla, yoğun Müslüman nüfusuyla İslam alemiyle ve Türk Milletinin getirisi olarak orta Asya’yla yoğun bağlar kurmaktadır. Bu bağlar Türkiye'nin diplomatik arenadaki gücünü oluşturmaktadır.
- Türkiye, Irak'ın işgalinden 2017 yılına kadar terör ve krizlerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Ancak o yıldan sonra diplomatik girişimler hız kazanabilmiştir. Bu tarihten sonra Irak'la yapılan iş birliğinin oldukça arttığı gözlemlenmiştir. Artan bu stratejik iş birliği Kalkınma Yolu Projesi’ni doğurmuştur.
- Irak, 2005'te ekonomisinin tamamen petrole bağımlı olduğunu gördükten sonra bu bağımlılığı esnetmek açısından geliştirilen kalkınma yolu projesi, 2010 yılında Güney Kore şirketleriyle görüşülmeye başlandı. Ancak o günden sonra ortaya çıkan Arap baharı gibi istikrarsızlık kaynakları bu planı gölgede bıraktı. İlk başta hedef, yolu İran üzerinden geçirmek ve Türkiye’yi kullanmamaktı. Ancak Irak, İran'ın batıya karşı istikrarsız ve güvensiz olması hasebiyle projeyi Türkiye'ye taşımaya karar verdi.
- 2020 yılında DAEŞ’in bitirilmesiyle büyük liman işletmesinin yapımına başlanmıştır. 2028-2030 yılları arasında projenin bitmesi beklenmektedir. Liman bitince kalkınma yolunun kullanılması önünde bir engel kalmayacaktır. Ayrıca bu liman dünyanın en büyük ilk 10 limanı arasında yer alacak kadar kapsamlı ve büyüktür. Bu proje aynı zamanda Çin’in İpek Yolu Projesi’ne büyük bir alternatif olması açısından da önemlidir. Yaşanabilecek olası riskler ise DAEŞ, IŞID ve PKK gibi terör örgütlerinin varlığı ve ABD- İran arasında süregelen gerginliktir.
- Suyun hem herkes için genel geçer önemi hem de Türkiye özelinde jeopolitik ve coğrafi önemi gözler önüne serilmiştir. Buna göre örnek olarak bir adet hamburgerin yapımı için 4 bin litre suya ihtiyaç olduğu gösterilmiştir. Bu gibi örnekler oldukça genişletilebilir. Bunun yanında suyun medeniyet ve kalkınma kaynağı oluşu hasebiyle, Fırat ve Dicle nehirlerinin önemi vurgulanmıştır. Yakın ve orta vadede Ortadoğu’daki su kaynakları askeri amaçlar için kullanılacaktır.
- İsrail’in büyük devletini Dicle ve Fırat’ı birbirine bağlayarak gerçekleştirme amacı ile hareket ettiği özellikle belirtilmiştir.
- Özellikle körfez ülkelerinin bölge dışı ülkelerle ağlar oluşturduğu görülmektedir. Çin’in son zamanlarda yoğunlaştırdığı yumuşak güç yükselişi ekonomik anlamda çıkarlarının uyuştuğunu bölgede giderek yükseldiğini, ABD’nin bölgedeki gücünü kırdığı görülmektedir. Bu nedenle ABD’nin bölgede tekrar daha güçlü etki sahibi olma ve Çin’i engelleme girişimleri mevcuttur. ABD, bölgede kendi gücünün ekarte edilmesine mahal vermemek için politikalarını yenileyecek ve çekilmeyecektir. Bu politikalar neticesinde Amerika’nın hareketlerinin negatifleştiği söylenebilmektedir.
- Körfez ülkeleri arasında yeni bir dengenin ortaya çıktığı görülmektedir. Türkiye, Arap Baharı sonrasında Körfez ülkelerine yönelik denge üzerine denge anlayışıyla hareket etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin 7 Ekim sonrası bölünmeler ile Körfez ülkeleriyle dış politikada kendi denge politikasını yeni yeni izlediği söylenebilir.
- Suudi Arabistan, İran’la arasındaki gerginliği İbrahim Anlaşması ile hafifletip rafa kaldırmıştır. Körfez ülkeleri için de İbrahim Anlaşması bu bakımdan oldukça önemlidir. Çünkü Körfez ülkeleri de İsrail’le aralarındaki ilişkiyi İbrahim Anlaşması ile normalleştirmiştir.
- Sanayi sektörü, ileri teknoloji ve enerji üretimi alanında oldukça önemli bir yere sahip olan kritik minerallerin güvenliğinin sağlanması, ekonomik ve siyasi bağımsızlığın korunmasında kritik bir yere sahiptir. Türk devletlerinin sahip olduğu geniş kritik mineral rezervlerine karşın bu kaynakları işleyecek ve teknolojiye dönüştürecek yeterli altyapıya sahip olmaması, dışa bağımlılığa ve büyük güçlerin bölgedeki etkinliklerinin artmasına zemin hazırlamaktadır. Kritik minerallerin kullanılması, kaynaklardan daha etkin faydalanılmasının yanı sıra bölgesel dayanışma ve iş birliğini artıracak bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok kutuplu dünya sistemi yaşanan teknolojik gelişmeler neticesinde tekno-polar bir karakter kazanmıştır. Bu durum dünyada güçlü devletler ve orta kuvvetteki devletler arasındaki güç dengelerin tekrar belirlenmesinde bir ölçüt haline gelmiştir. Türkiye ve Körfez ülkeleri teknolojik gelişmelerde işbirliğini artırarak bu dengede önemli bir role sahip olabilecektir.
- Arap baharı hareketlerinde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile zaman zaman karşı karşıya gelen Türkiye sonraki dönemlerdeki ilişkilerinde ideolojik rekabet yerine iş birliği ve ekonomik bağımlılık temelli ilişkiler benimsemiştir. Her ne kadar kazan-kazan düşüncesinin esas alındığı politikalar benimsense de 7 Ekim 2023’ten sonraki süreçte ateşkes görüşmelerinde tarafların faklı tutumlarda hareket etmesi nedeniyle yeni bir dengeyle karşı karşıya kalındığı görülmektedir.
- ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’ı işgali beraberinde ekonomik, askeri ve siyasi çeşitli sorunları da beraberinde getirmiştir. Irak’ta 2003’ten beri kurulan hükümetler, ülke ekonomisini petrole bağımlı olmaktan çıkaracak çözümler arasında stratejik projeler geliştirmeyi düşünmüştür. Bu amaçla ortaya çıkan Büyük Fao limanı Projesinin, yüzde 40 ile 60 arasında petrole bağımlılığı azaltacak şekilde Irak milli gelirine katkı sunacağı düşünülmektedir. Projenin yapımına dair ilk adımlar 2010 yılında atılmaya başlansa da çeşitli siyasi, ekonomik, terör merkezli sorunlar projenin ilerlemesini sekteye uğratmıştır. Bu nedenle 2020 yılında tekrardan planlama sürecine güren projenin ilk adımının 2025 yılında tamamlanacağı hesaplanmaktadır. Büyük Fao Limanı, Körfez ülkelerini Irak ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamakta ve bu şekilde dünya ticareti, karşılıklı çıkar gibi konularda hem Irak’a hem de dünya ülkelerine oldukça büyük bir katkı sunacağı öngörülmektedir.
- "Yükselen Asya" literatürü çerçevesinde, Türkiye'nin Doğu ile Batı arasında sahip olduğu "eşikte olma" durumu, ontolojik güvenlik tartışmaları bağlamında ayrıca ele alınmıştır. Bu analiz yapılırken, özellikle tekno-politik alandaki dönüşümler küresel, bölgesel ve yerel düzeylerde karşılaştırmalı bir niteliksel analizle incelenmiştir.
- Eylül 2023’te Yeni Delhi’de gerçekleştirilen G-20 Zirvesi’nin hemen ardından, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırıları ve sonrasında İsrail’in Gazze’ye düzenlediği operasyonların, “Ekonomi Koridorları Savaşları“ ile olan bağlantısının incelenmesi önemlidir. Yapılan çalışmada, Kuşak-Yol Girişimi (BRI) ile Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) güzergahlarının temsil ettiği küresel jeoekonomik rekabetin, özellikle ABD, İsrail ve Çin arasındaki jeoekonomik boyutuna odaklanılmıştır. 7 Ekim sonrasındaki savaş sürecinde İsrail için Amerika ve Çin arasında bir seçim yapma seçeneği tamamen sona ermiş görünmektedir. Birleşik Krallık’ın, Hindistan öncülüğündeki IMEC’i, yaklaşık on yıl önce kendisinin desteklediği Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne tercih etmeyeceği varsayılmaktadır. Ancak, ABD’nin, Ukrayna Savaşı sonrasında Avrupa Birliği’ni IMEC girişimini desteklemeye ikna ettiği ya da bu konuda zorladığı, Londra ile Pekin arasındaki jeoekonomik bağlantıyı (BRI) kırma çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir.
- Bölgesel ve küresel girişimler giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Yerel ihtiyaçlara ve operasyonel verimliliğe odaklanan bölgesel projeler, genellikle büyük güçlerin stratejik çıkarları doğrultusunda şekillenen küresel girişimlerden daha etkili olabilmektedir. Örneğin, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI), küresel ve bölgesel ekonomik iş birliğini teşvik etmeyi amaçlasa da Çin’in bir tedarikçi, dünyanın geri kalanının ise tüketici olduğu asimetrik yapısı nedeniyle zorluklarla karşılaşmıştır. Bu sorunlar, Ukrayna-Rusya savaşı gibi bölgesel istikrarsızlıklarla daha da derinleşmiştir. Benzer şekilde, ABD’nin Çin ve Rusya’nın etkisini dengelemek için desteklediği Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC), finansal sürdürülebilirliği ve güvenlik kaygıları, özellikle İsrail’in Filistin halkına yönelik devam eden politikaları ve eylemleri ışığında, tartışma konusu olmaktadır.
- Ortadoğu, özellikle Körfez bölgesi, coğrafi konumu ve doğal kaynakları nedeniyle küresel projelerde büyük bir stratejik öneme sahiptir. Bu küresel girişimlere alternatif olarak Türkiye-Irak Kalkınma Projesi, Doğu Asya’dan Körfez’e, ağırlıklı olarak Irak limanları üzerinden Türkiye ve Avrupa’ya uzanan bir ticaret koridoru önerisi sunmaktadır. Sömürge dönemindeki Hindistan Yolu gibi tarihsel öncüllere dayanan bu girişim, bölgesel barış ve refaha katkı sağlayabilecek, daha yerel odaklı bir çaba olarak öne çıkmaktadır. Aynı zamanda küresel güç mücadelesi içinde rekabetçi bir bölgesel alternatiftir.
22 Kasım 2024, İstanbul