Çeviren: Doç. Dr. Mehmet ATALAY
Öz
Bu makale, akademik tasavvuf araştırmalarındaki ‘göz kamaştırıcı (anlam) boşlukları(nı)’ belirlemeye çalışmaktadır. Bu amaç doğrultusunda makale, öncelikle, Batılı beşeri bilim araştırmalarının dayandığı bilimsel-materyalist kabul ve varsayımların oluşturduğu –eleştiriye tabi tutulmamış– mecmuayı ifşa etmeye çalışmaktadır. Araştırma bağlamını genişletme çabasının bir yönü, ilgili metinleri titizlikle okumakla birlikte bu metinlerin ötesine geçip tasavvufi pratiğin – tam ifadesiyle, şimdiye dek es geçilmiş– öznel temelini bilimsel olarak incelemektir. Böylesi yeni yaklaşımlar, tasavvuf araştırmaları alanını, bu alana canlılık ve çok daha geniş kulvarlar kazandırma amacına yönelik olarak ‘koltuk âlimliği’ kapsam kümesinin dışına taşıracaktır. Makalenin geri kalan kısmı, transpersonal psikolojinin ve bilinç antropolojisinin verilerinin 21. yüzyıl tasavvuf araştırmalarına nasıl nakledilebileceği konusunu ele almaktadır
Giriş
“Âlimler, beşeri hayatın büyük ölçüde kişisel ve ele geçmez boyutuna giriş‐ ken olan İslam’ın mistik geleneğini tetkik ettiğinde, ‘öznellik faktörü’ daha çok telaffuz edilmektedir. . . Bu geleneğin yoğun ölçüde kişisel ve soyut karakteri, genellikle sorgulanmadan kabul edilmekte ve girift bir unsur ola‐ rak görülmektedir.“1
Gerçekten de öyle. 2004 yılında bir Ramazan akşamı Ahmed Farûki Sirhindi’nin (v. 1624, Sirhind, Kuzey Hindistan) Mektûbât’ı için hazırlamış olduğum Farsça fihristin bir kopyasını İstanbul’un Fatih ilçesindeki İsmaila‐ ğa Camii’ndeki Şeyh Mahmud Efendi’ye götürdüm. O sıralar uzunca bir süredir öğrencisi ve müridi olan Naim Abdülveli (Gary Edwards) tarafından kendisine tanıtıldıktan sonra, tekerlekli sandalyesindeki şeyh efendi beni çok sıcak bir şekilde karşılayıp selamladı. Sohbetimiz sırasında Sirhindi’nin Mektûbât’ını kısmen tercüme etmeye yönelik projemden söz ettim. Önce tedirgin bir halet‐i ruhiye söz konusu oldu ama şeyh efendi sessiz kaldı. Sonra, Mektûbât’ın metnini anlamada yaşadığım zorluklardan ötürü tercüme sürecinde Şeyh Ma’sûm Nakşbendî (v. 2007) ile çalışıyor olduğumdan söz ettim. Onaylayıcı bir tebessümle birlikte söz konusu halet‐i ruhiyenin tek‐ rardan avdet ettiğine tanık oldum.
Bu yaşantı, Mahmud Efendi’nin benim için söz konusu olan bir farkında‐ lık boşluğunu dikkate almasını örneklendirmektedir. İlgili araştırma alanla‐ rında gerekli görülen diller olarak Arapça, Farsça ve (şimdilerde Sirhindi’nin kullandığı teknik kelime ve kavramları da ihtiva eden) Urduca metinleri okuyabilmeme ve Nakşbendî literatürü üzerine yıllar süren okuma faaliye‐ time rağmen, Sirhindi’nin on yıllar süren tefekkürî (contemplative) faaliyeti‐ nin bir sonucu olan bilinç seviyesi ile kendi seviyem arasındaki boşluğu nasıl dolduracaktım? Sirhindi, bütün iyi öğretmenlerin yaptığı gibi, mektup‐ la iletişim tarzında, kendisine mektup yazanların seviyesini dikkate almıştı. Şahsım örneğinde, o mektupların genellikle şeriat üzerine olan bazıları için bu tür bir boşluk söz konusu değildi. Ancak, bu boşluğun farkında olmama rağmen en ileri düzey öğrencilerine yazdığı çok uzun mektupları seçmiştim. Ses karakterlerini ayıramayan, kısmen sağır, Avrupai müziği nota kâğıtları üzerinden okuyabilen ve Mozart’ın müzik tecrübesini tercüme etmeye teşeb‐ büs eden bir insan tasavvur ediniz. Takdir edebileceğiniz gibi söz konusu olan basit bir boşluk değil, bir uçurum, bir kanyondur.
Devamı için...