Rusya-Afrika İlişkilerinde Wagner Etkisi

Makale

SSCB’nin yıkılmasının ardından onun halefi olarak kurulan Rusya Federasyonu, 1990’ların ilk yıllarında ulusal egemenliği sağlama, ülke içindeki siyasi ve ekonomik krizleri çözüme kavuşturmaya odaklanmıştır. Çünkü SSCB'nin çöküşü, etnik ve ulusal sorunları gün yüzüne çıkarmış, birçok etnik grup bağımsızlık talepleriyle ortaya çıkmıştır....

Dr. Huriye YILDIRIM ÇINAR & Doç. Dr. Asena BOZTAŞ

Rusya Federasyonu'nun Afrika Politikası

Rus Dış Politikasının Genel Nitelikleri
SSCB’nin yıkılmasının ardından onun halefi olarak kurulan Rusya Federasyonu, 1990’ların ilk yıllarında ulusal egemenliği sağlama, ülke içindeki siyasi ve ekonomik krizleri çözüme kavuşturmaya odaklanmıştır. Çünkü SSCB'nin çöküşü, etnik ve ulusal sorunları gün yüzüne çıkarmış, birçok etnik grup bağımsızlık talepleriyle ortaya çıkmıştır. Bu durum özellikle Kafkasya ve Orta Asya'da çetrefilli çatışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Diğer yandan SSCB'nin dağılmasının ardından Rusya, demokratik kurumsallaşmayı amaçlayan bir geçiş sürecini başlatmıştır. Ancak, demokratik kurumların oluşturulması ve işlerliğe kavuşturulması sürecinde zorluklar yaşanmıştır. Rusya’da yeni siyasi yapılar oluşturulma sürecine istikrarsızlık ve belirsizlik hâkim olmuştur.

Rusya Federasyonu’nun kuruluşunun ilk yıllarında asıl sınavı verdiği alanın ekonomi olduğunu söylemek mümkündür. Bilindiği üzere SSCB'nin ekonomisi, merkezi planlamaya dayalı bir sistemdir. Rusya, piyasa ekonomisine geçiş sürecinde de büyük zorluklar yaşamıştır. Fiyat liberalizasyon, özelleştirme ve ekonomik reformların uygulanması sırasında ekonomik çalkantılar ortaya çıkmıştır. Rusya, piyasa ekonomisine geçiş sırasında yaşanan Hiperenflasyon, vatandaşların satın alma gücünü azaltmış ve ekonomik belirsizliği artırmıştır. Ekonomik reformlar sırasında birçok insan işsiz kalmış ve buna bağlı olarak da yoksulluk artmıştır. Aynı zamanda, özelleştirmenin ve yeni zenginlerin ortaya çıkmasının etkisiyle Rus toplumunda gelir eşitsizliği büyümüştür.

Ancak 2000’li yılların başından itibaren, özellikle Vladimir Putin iktidarıyla birlikte yapılan siyasi ve ekonomik reformlarla Rusya’daki kriz ortamı durulmaya başlamıştır. Rusya’nın iç krizlerini sonlandırmada enerji unsurunun ayrı bir önemi olduğunu söylemek mümkündür. Moskova Yönetimi enerji ihracatından elde ettiği gelirle ekonomisini canlandırmış, kısa sürede uluslararası alanda etkili bir konuma gelmiştir. Bu sürecin ardından toparlanan Rusya, küresel alandaki varlığını güçlendirmek için dış politikasını yeniden şekillendirmeye yönelmiştir.

Bu dönem Rus dış politikasındaki köklü değişimler, dış politikanın bağımsız bir şekilde yürütülmesi ve ulusal çıkarlara odaklanmayı hassasiyetle vurgulayan Yevgeni Primakov’un başbakanlık ve dışişleri bakanlığı dönemlerinde gözlenmiştir. Bu dönemde Primakov’un dış politika konusunda dikkat çekmeye çalıştığı hususlar daha sonra literatürde “Primakov Doktrini“ olarak yer almıştır. Bu doktrin öncelikle çok kutuplu bir dünya görüşüne dikkat çekmektedir. Primakov, uluslararası ilişkilerde tek kutuplu bir dünya düzenine karşı çıkarak, güç dengesinin daha adil ve çok kutuplu bir sistemde olması gerektiğini savunmuştur. Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri'nin egemenliğine karşı çıkarak, Rusya'nın bağımsız bir şekilde hareket etmesi gerektiğini vurgulamıştır. Primakov doktrininin diğer bir temel prensibi de stratejik bağımsızlıktır. Rusya'nın stratejik bağımsızlığını koruması gerektiğine inanan Primakov, Ulusal çıkarlarına odaklanarak, dış politikada bağımsız bir pozisyon alma gerekliliğini vurgulamıştır. Primakov’un temelini attığı bu dış politika prensipleri günümüzde de Rus siyasal yaşamında varlığını korumaya devam etmektedir.

Rusya Federasyonu’nun bu ilk dönemlerinde Rus dış politikasının odaklandığı bölgelerin ise daha çok eski Sovyet toprakları ile Ortadoğu olduğunu söylemek mümkündür. Hatırlanacağı gibi, SSCB’nin dağılmasının ardından, eski Sovyet topraklarında Rusya öncülüğünde Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) kurulmuştur. Bu oluşum, eski Sovyet cumhuriyetleri arasında iş birliğini teşvik etmeyi amaçlayan bir yapıydı. Rusya, eski Sovyet cumhuriyetleriyle stratejik ortaklıklar kurarak enerji, ekonomi ve güvenlik alanlarında iş birliğini artırmaya çalışmıştır. Özellikle enerji kaynaklarına erişim konusunda bu ilişkiler önemliydi. Afrika ve Latin Amerika gibi Rus dış politikası için önemli olan diğer bölgelerde ise imkanların kısıtlılığı nedeniyle daha dar kapsamlı bir varlık sürdürülmüştür.

Rusya bilhassa Putin döneminde içeride daha istikrarlı bir yapıya kavuşması ve küresel piyasada enerji fiyatlarının yükselmesiyle dış politikada daha aktif bir performans sergilemeye başlamıştır. 1998 yılında küresel pazarda petrolün varili yaklaşık 11 dolar iken 2000 yılında 35 dolara yükselir. 2000-2003 yıllarında 30 dolara sabitlenen petrol fiyatları neticesinde Rusya’da yabancı para rezervleri üçe katlanmıştır. Yine aynı dönemde Rusya tarafından çıkarılan petrolün miktarı da üç katına çıkmıştır. Bu dönemdeki ekonomik politikalar doğrultusunda enerjiden elde edilen gelirlerle ekonomisi muazzam büyüyen Moskova yönetimi yurtdışında önemli yatırımlar yapmaya başlamıştır. Netice itibariyle ekonomik büyümenin yarattığı geniş hareket alanı çerçevesinde Rusya, Afrika’daki etkinliğini arttırmaya başlamıştır.

Rusya’nın Afrika politikasının amaçları ve genel nitelikleri

Rusya’nın Afrika’daki dış politika odaklarını maddi ve siyasi olarak ikiye ayırmak mümkündür. Rusya’nın kıtaya yönelik politikalarının siyasi amaçlarının temel motivasyonunun, küresel alanda Batının hegemonyasını azaltarak SSCB’nin tarihteki süper güç statüsünü Rusya Federasyonu’nda yeniden canlandırma gayesi olduğu iddia edilebilir. Bu maksatla Moskova yönetimi sömürgecilik ve Batı karşıtı söylemlerle kıtada stratejik ortaklıklar kurarak güç projeksiyonunu arttırmaya çalışmaktadır. Rusya, sıklıkla Afrika'da sömürgecilik tarihine vurgu yaparak, kendi tarihinde Batı emperyalizmine karşı direnişi öne çıkarmaya çalışmaktadır. Böylece Rus dış politikası karar vericileri Afrika ülkeleriyle tarihsel bir dayanışma oluşturmayı amaçlamaktadır. Diğer yandan Rusya’nın Afrika politikalarında sıklıkla gündeme getirdiği söylemlerinde, Batı'nın Afrika'ya yönelik tarihsel sömürgecilik politikalarına karşı eşit ve adil bir ortaklık prensipleri öne çıkarılır. Moskova yönetimi Afrika ile ilişkilerini, karşılıklı çıkarlara dayalı, müdahaleci olmayan bir ortaklık olarak nitelendirmektedir.

Diğer yandan Rusya, Afrika'daki ülkelerle kurduğu politik ilişkileri kullanarak BM Güvenlik Konseyi'nde de etkisini artırmayı amaçlar. Rusya bu stratejiyle bölgesel destek ve ittifaklar oluşturarak uluslararası platformlarda daha etkili bir rol oynamayı hedeflemektedir. Nitekim Rusya’nın bu stratejisi 2014 sonrası Rusya-Ukrayna savaşında açıkça gözlemlenmiştir. Hatırlanacağı üzere, 2 Mart 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini eleştiren BM oylamasında, 17 Afrika ülkesi tarafsız kalmış, 11’i ise oylamaya katılmamıştır. Sonrasında ise 7 Nisan 2022'de BM’de, Rusya’nın İnsan Hakları Konseyi üyeliğinin geçici olarak askıya alınması için yapılan oylamada ise sadece 10 Afrika ülkesi lehte oy vermiştir. 9 Afrika devleti oylamaya karşı oy kullanırken, 35’i ya oylamaya katılmamış ya da tarafsız kalmıştır. Benzer şekilde, 12 Ekim 2022'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Rusya'nın Luhansk, Donetsk, Zaporizhzhia ve Herson'dan oluşan dört doğu Ukrayna bölgesinin Rusya tarafından ilhakını kınamak amacıyla yapılan oylamada, BM'ye üye 143 ülke destek verirken, Çin, Hindistan ve aralarında 19 Afrika ülkesinin bulunduğu 35 ülke tarafsız kalmıştır.

Rusya’nın Afrika politikasından maddi odakları ise ticaret, madencilik, savunma sanayi, enerji ve tarım gibi sektörlerde yoğunlaşmaktadır. Bu alanlardaki Rus çıkarlarının sağlanması ve korunması konusunda ise ikili ilişkiler çoğunlukla güvenlik sektörüyle de ilişkilendirilmektedir. Rusya’nın Afrika politikasının maddi odaklarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

Enerji sektörü:

Rusya'nın Afrika ile enerji işbirliği, küresel enerji sistemini şekillendiren bir unsur haline gelmektedir. Afrika ülkeleriyle gerçekleştirilen enerji işbirliği, hem ikili anlaşmalar hem de OPEC ve diğer platformlar üzerinden yürütülmektedir. Rus enerji şirketleri, Lukoil, Gazprom ve Rosneft öncülüğünde, Cezayir, Angola, Gana, Mısır, Kamerun, Fildişi Sahili, Nijerya, Kongo Cumhuriyeti, Sierra Leone ve Libya gibi birçok Afrika ülkesinde büyük projeler geliştirmektedir.

Ayrıca Rusya, Afrika’da nükleer enerji alanında da önemli çalışmalar sürdürmektedir. Rus medyasında Rusya'nın nükleer enerjiyi büyük bir ihracat endüstrisine dönüştürme gayesiyle ilgili haberler yer almaktadır. Yapılan açıklamalara göre Mali, Burkina Faso, Ruanda ve Zambiya da dahil olmak üzere nükleer tecrübesi olmayan ya da sınırlı olan 14 Afrika ülkesiyle nükleer enerji sektörüyle ilgili çeşitli anlaşmalar imzalanmıştır. Ancak Rusya’nın nükleer enerji alanındaki bu girişimi uluslararası toplum tarafından endişeyle takip edilmektedir. Çünkü iç savaş, radikalizm, terörizm ve silahlı suç örgütleri gibi güvenlik tehditlerinin bulunduğu bu ülkelerde nükleer enerji santralleri kurulması bölge güvenliğini daha karmaşık ve tehdide açık bir hale getirebilir.
Rusya’nın hidroelektrik alanında önemli çalışmalar yapan RusHydro şirketi ise 12 Afrika ülkesinde 33 proje yürütmektedir. Bu projelerin toplam değeri üç milyar rubleyi aşmaktadır.

Madencilik sektörü:

Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) tarafından yayınlanan “Rusya'nın Madencilik Stratejisi: Jeopolitik Hedefler ve Endüstriyel Zorluklar“ başlıklı rapora göre; Rusya'nın Afrika'daki madencilik sektörüne artan katılımı hem önemli bir jeopolitik etki aracı hem de Moskova'nın Batı'nın ekonomik ve mali yaptırımlarını aşmasına olanak tanıyan bir strateji olarak değerlendirilmektedir. Bilindiği üzere Rusya, 2014’te Kırım’ı ilhakı sonrasında Batı tarafından ağır yaptırımlara tabii tutulmuş, ekonomisini ayakta tutmak için yeni stratejiler oluşturmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle Rusya’nın Afrika’daki madencilik sektöründeki faaliyetlerinin artmasının temel nedeni ekonomik çıkarlarla ilişkilidir. Rus elmas şirketi Alrosa Angola, Zimbabve ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde Rusal ise Gine'de faaliyet göstererek, elmas ve boksit sektörlerinden Rus ekonomisine önemli gelirler sağlamaktadır

Moskova Yönetiminin Afrika’daki madencilik sektöründeki ikinci motivasyonu maden yataklarının işletilmesi ve Rusya’nın kıtadaki jeopolitik çıkarları arasındaki ilişki kapsamında açıklanabilir. Bilindiği üzere Wagner Grubu, madencilik sözleşmeleri aracılığıyla para kazanarak, kârlı projeler üzerinden ihtilaflı rejimlere destek vererek hem kârını artırmakta hem de Rusya'nın kıtadaki etkisini güçlendirmektedir. Ayrıca son dönemde birçok uzman tarafından Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının ağır maliyetlerinin karşılanması için Afrika’daki bu madencilik sektöründen elde edilen gelirlerin daha da önem kazandığı iddia edilmektedir. Keza Forbes dergisi, Rusya’nın altın ve elmas madenlerinden yaklaşık bir milyar dolar tutarında devasa bir gelir elde ettiğini iddia etmektedir.

Askeri ve Savunma İşbirliği:

Afrika’da birçok devlet, uzun yıllardır eski sömürgeci devletlerle yaptığı askeri ve savunma işbirliğinden umduğu sonucu alamamış, aksine son dönemde daha karmaşık güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalmışlardır. Rusya bu durumu kısa sürede fırsata çevirerek kıtada çok sayıda devletle askeri ve savunma alanlarında işbirliklerine başlamıştır. 7-28 Temmuz'da Soçi’de gerçekleşen 2. Rusya-Afrika Zirvesi'nde Putin 30’dan fazla Afrika devletiyle askeri ve teknik işbirliği anlaşması yaptığını açıklamıştır.

Rusya’nın Afrika’ya yönelik askeri politikaları askeri ve teknik iş birliği anlaşmaları, silah satışı, askeri eğitim ve “bir sonraki alt başlıkta detaylıca inceleneceği üzere- özel askeri şirket hizmetlerinden oluşmaktadır. Moskova yönetimi, Batının silah satmaktan vazgeçtiği ya da yaptırım uyguladığı ülkelere silah tedarik ederek hem bölgedeki etkisini hem de savunma sanayii gelirlerini arttırmaya çalışmaktadır. Örneğin yakın zamanda ABD’nin silah göndermekten vazgeçtiği Sudan, Kamerun, Etiyopya ve Eritre Moskova Yönetimiyle anlaşarak envanterlerine Rus silahlarını dahil etmiştir. Yine Soçi’deki zirvedeki açıklamalara göre Afrika devletleriyle 1,7 milyar dolar değerinde savunma sanayi ihracatı yapılmıştır. 2016-2020 yılları arasında Afrika’ya yapılan silah ihracatı Rusya’nın toplam silah ihracatının yaklaşık olarak %18’ine tekabül etmektedir. Diğer yandan 2011-2020 yılları arasında Rusya’nın küresel silah ticaretindeki payının da %22 oranında düştüğü bilinmektedir. Bu bağlamda Afrika, Rus savunma sanayii ürünleri için en önemli pazarlardan birisi olarak giderek daha çok önem kazanmaktadır. Özellikle Mısır silah ithalatının %41’ini, Cezayir %69’unu ve Angola %64’ünü Rusya’dan temin ederek kıtadaki en büyük Rus silah ithalatçıları olarak ön plana çıkmaktadır.

Yukarıdaki sektörler haricinde Rusya Afrika ile uzay ve telekomünikasyon projeleri, tarım ve gıda gibi sektörlerde de iş birliğine gitmektedir. Bilindiği üzere Rus şirketleri, Afrika ülkeleriyle uzay teknolojileri ve telekomünikasyon alanında iş birliği yaparak hem maddi çıkarlarını hem de bu ülkelerle ilişkilerini güçlendirmektedir. Bu maksatla Rusya, Afrika ülkelerine uydu iletişimi ve haberleşme konusunda teknolojik destek sağlamaktadır. Bu iş birliği çerçevesinde, Rus uzay teknolojisi, Afrika'nın telekomünikasyon altyapısını güçlendirmeye yönelik projelerde kullanılmaktadır. Ayrıca Rusya, Afrika ülkeleriyle uzaktan algılama ve yeryüzü gözlemi konusunda da iş birliği yapmaktadır. Uydular aracılığıyla elde edilen veriler, tarım, ormancılık, su kaynakları yönetimi gibi çeşitli alanlarda kullanılarak kıtanın sürdürülebilir kalkınması desteklenmeye çalışılmaktadır.

Ukrayna Savaşı sonrasında uluslararası gündemde de sık sık yer aldığı üzere Rusya Afrika devletleriyle tarım ve gıda sektörlerindeki iş birliğine büyük bir önem vermektedir. Moskova yönetimi Rus tarım şirketlerini hububat, yağlı tohumlar, et ürünleri gibi tarım ürünlerinin Afrika ülkelerine yönelik ihracatını teşvik etmektedir. Rus tarım şirketleri, Afrika ülkelerine tarım teknolojileri ve bilgi transferi sağlayarak, verimliliği artırmaya yönelik projelerde iş birliği yapmaktadır. Sulama sistemleri, toprak yönetimi ve gübreleme gibi alanlarda Afrikalı girişimcilere teknik destek sunulmaktadır. Diğer yandan Ukrayna Savaşı sonrası yaşanan tahıl krizinin ardından Putin bu meseleyi Afrika devletleriyle ilişkilerini güçlendirme açısından değerlendirmeye çalışmıştır. Putin, Soçi’deki 2. Rusya- Afrika Zirvesinde Mali, Burkina Faso, Zimbabwe, Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Eritre’ye 25-50 bin ton aralığında tahılı bedelsiz olarak göndereceği sözünü vermiştir.

Devamı için tıklayınız..
 
 
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu senedi olan Lozan Antlaşmasının imzalanmasından sonra Montrö Boğazlar Sözleşmesine kadar olan süreçte Türk Deniz Kuvvetlerinin yeniden yapılanması bizzat Atatürk tarafından ön plana çıkarılmıştır. Öncelikle çekirdek bir donanma sonrasında kendi gemilerimizi yapmak ve b...;

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkedeki seçimlerin ardından ilk yurt dışı ziyaretini 16-17 Mayıs 2024'te Çin'e gerçekleştirdi. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın güçlenmesine ve işbirliğinin derinleşmesine yönelik önemli bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor. ;

Gürcistan, yumuşak kıvrımlı ulu dağların ve bu dağlar arasındaki vadilerde gürül gürül akan nehirlerin ülkesi. İnsanın diline Kafkasların İsviçre’si demek geliyor. Ama hiçbir zaman İsviçre kadar huzurlu olmadığını hatırlayınca vaz geçmekten başka çare kalmıyor. Onlarca dil veya lehçenin onlarca fark...;

Editör: Dalia Ghanem - Türkiye'nin dünyanın çeşitli bölgelerindeki ayak izi genişlemiştir. Bu durum, sadece ekonomik anlamda değil, ülkenin eğitim girişimleri veya Afrika, Orta Doğu, Güney Kafkasya ve Batı Balkanlar'daki izleyiciler arasında Türk televizyon dizilerinin popülaritesi gibi yumuşak gücü...;

Ulusal ve uluslararası alanda ülkelerin güveliği sadece siyasi ve askeri meseleler ile ilgili olmamıştır. Özellikle soğuk savaş sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde küreselleşmenin yükselişiyle beraber, ekonomik konuların önemi daha artmıştır. ;

İsrail'in devletinin kurulduğu 1948 yılından günümüze uzanan Siyonist ideolojinin militarist bir devlete dönüşmesi, orta doğu coğrafyasında katliama varan insan hakları ihlallerinin sona ermeyeceğinin göstergesidir. İsrail devletinin 7 aydır süren bombardımanlarının Gazze'de yarattığı yıkım ve sonuc...;

Ekonomik güvenlik bireylerin, toplulukların ve ülkelerin ekonomik istikrar ve refahını koruma yeteneğini ifade etmektedir. Bu kavram makroekonomik faktörler, istihdam güvenliği, gelir güvenliği, finansal istikrar ve ticaret dengesi gibi boyutları içermektedir. Ekonomik güvenlik, aynı zamanda ekonomi...;

SSCB’nin yıkılmasının ardından onun halefi olarak kurulan Rusya Federasyonu, 1990’ların ilk yıllarında ulusal egemenliği sağlama, ülke içindeki siyasi ve ekonomik krizleri çözüme kavuşturmaya odaklanmıştır. Çünkü SSCB'nin çöküşü, etnik ve ulusal sorunları gün yüzüne çıkarmış, birçok etnik grup bağım...;

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.

Uzun yıllar boyunca Liberya meselesi, dünya gündemini meşgul eden bir konu olmuştur. Yaşanan İç Savaş boyunca sıklıkla çatışmalar ve ölümlerle anılan ülkenin günümüzde yeniden dirilme mücadelesi vermesi, diğer aktörler tarafından dikkatle izlenmektedir.

Afrika’nın batısında bulunan Benin Cumhuriyeti, kuzey batıda Burkina Faso Cumhuriyeti, kuzey doğuda Nijer, doğuda Nijerya, batıda ise Togo ile komşudur. Benin’in bu 4 ülkeyle toplam 1989 km sınırı vardır. Bu sınırlardan en uzunu Nijerya ile olan 773 km’lik sınırdır.

56.785 km²’lik yüzölçümüne sahip olan Togo Cumhuriyeti, Batı Afrika’nın orta - güney kıyısında yer alır. Togo Cumhuriyeti’nin doğusunda Benin Cumhuriyeti, kuzeyinde Burkina Faso, batısında ise Gana yer alır. Togo’nun, Benin Körfezi’ne, bir diğer şekliyle belirtmek gerekirse Atlas Okyanusu’na da kıyı...