Ertuğrul’un Japonya Seyahatinin Jeopolitik Ve Sosyo-Kültürel Etki ve Yansımaları

Makale

Ertuğrul’un 1889 Japonya ziyareti, sıradan bir nezaket ve diplomatik ziyaret değildir. Bu ziyaret, kıta Avrupası, Orta Asya, Uzakdoğu, Pasifik ve Ortadoğu’daki güç mücadelesinin zorunlu kıldığı bir ziyarettir. Ertuğrul gemisi, geri dönemese de bu seyahat, günümüze kadar devam eden, son derece kalıcı etki ve sonuçlar yaratmıştır. 1889’dan 1914’e uzanan süreç ilk dünya harbinin koşullarını hazırlayan bir akümülasyon dönemidir. ...

Ertuğrul’un 1889 Japonya ziyareti, sıradan bir nezaket ve diplomatik ziyaret değildir. Bu ziyaret, kıta Avrupası, Orta Asya, Uzakdoğu, Pasifik ve Ortadoğu’daki güç mücadelesinin zorunlu kıldığı bir ziyarettir. Ertuğrul gemisi, geri dönemese de bu seyahat, günümüze kadar devam eden, son derece kalıcı etki ve sonuçlar yaratmıştır. 1889’dan 1914’e uzanan süreç ilk dünya harbinin koşullarını hazırlayan bir akümülasyon dönemidir. Ertuğrul’un seyahatinin başladığı 1889’dan önceki 25 yıl ve sonraki 5 yıldaki jeopolitik gelişmeler, bize, Ertuğrul’un seyahatinin neden yapıldığını veya neden yapılması gerektiğini açıklayabilir.

Şöyle ki;
1857 ... Hindistan ve Çin’deki Türk ve Müslümanların ayaklanması
1867 ... ABD’nin, Alaska’yı da satın alarak Rusya’nın Amerika kıtası ile irtibatını kesmesi
1869 ...Osmanlı hakimiyetindeki Mısır’da, Süveyş Kanalının açılması ve bir Fransız Şirketince işletmesi
1875 ... İngiltere’nin Süveyş Kanalı hisselerini satın alarak, Kanalın koruma hakkını elde etmesi
1877.... Hindistan’da İngiliz İmparatorluğunun ilan edilmesi ve Viktoria’nın ilk Hindistan Kraliçesi olması
1878 ... İngiltere’nin, doğu Akdeniz’in güvenliği için Kıbrıs Adası’na el koyması
1878 ... Osmanlı’nın Avrupa coğrafyasından çıkarılması, Rusya’nın Boğazlara inmesi
1878 ... Japonya’nın bir Uzak Doğu imparatorluğu haline gelmesi
1880 ... İngiltere’nin Ümit Burnu yolunu kontrol eden Güney Afrika’dan çıkarılması
1880 ...Rusya’nın Pasifik’te ilk limanı olan Vladivostok’u kurması. Trans Sibirya demiryolu projesinin başlatılması
1881 ... İngiltere’nin Mısır’ı işgal ederek Süveyş Kanalını kontroluna alması
1881 ... Rusya’nın Türkmenistan’ı işgali
1888 ... Süveyş Kanalının dünyanın bütün gemilerine açılması
1889 ... Almanya’nın Bağdat demiryolu imtiyazını alması (bu proje Süveyş Kanalını baypas ederek Basra Körfezi üzerinden Hindistana açılmayı amaçlıyordu)
1889 ... İngiltere’de hükümetin “ iki kuvvet standartı“ doktrinini kabul etmesi. Buna göre; İngiltere donanması, Avrupa’nın en güçlü iki donanmasının toplam gücüne eşit olacaktı. Bunun anlamı İngiltere o dönemde sömürgelerini savunmada zafiyet ve endişe içindeydi.
1890 ... Türklerin baş koruyucusu olan İngiltere’nin yerini, Almanya’nın alması
1894 ... Rus-Fransız ittifakı. Rusya’nın yönünü Uzakdoğuya çevirmesi
1894-1895 ... Japonya-Çin Savaşı. Kore’nin ele geçirilmesi

Seyahati Hazırlayan Stratejik Gelişmeler

İstanbul’dan Tokyo’ya uzanan coğrafyadaki en radikal değişiklik hiç şüphesiz 1869’da Süveyş Kanalının açılmasıydı. Böylece, Hindistan yolu yarı yarıya kısalmış, ticari gemi taşıma ücretleri azalmış ve diğer giderler üçte bir oranına düşmüştü. Buna karşılık, 19.yüzyılın sömürgeci ekonomik ve finansal sistemi üzerindeki mücadeleye katılanlar çoğalmıştı. Jeostratejik açıdan ise, dönemin bir numaralı deniz gücü İngiltere, hem diversiyona uğramış hem de Hindistan’daki sömürgelerine yönelik tehdit artmıştı.

Çoğalan aktörler, güç yetersizliklerini kendi coğrafları dışında aramanın çeşitli yollarını bulmak gayreti içindeydiler. Bu dönemde güçler dengesi için yarışan her ülke, kendi coğrafyası dışında ortak kader grupları bulmaya çalışıyordu. Bu nedenle;
  • Almanlar, Germanizm ( Votan)
  • Japonlar, Niponizm ( Amaterasu)
  • İngilizler, Anglikanizm (God)
  • Amerikalılar, Amerikanizm (Bağımsızlık Bildirisi)
  • Osmanlılar, Turanizm ( Göktanrı)
  • Ruslar, Slavizm ( Svarog)
İsimli milli tanrıları kanalıyla kendilerine yandaş ve destek arıyorlardı. Osmanlı Devleti ise, Turanizm’e ilave olarak Halifelikten kaynaklanan dini bir entrümana da sahipti.

Jeopolitik ve Jeostratejik Çalkantılar

19. yüzyılın son yıllarındaki jeopolitik ve jeostratejik olaylar o kadar süratli gelişiyor ve değişiyordu ki, özellikle Avrupa’da İngiltere, Almanya, Avusturya, Fransa ve Rusya arasında sürekli ittifaklar ve anlaşmalar yapılıyor, bozuluyor ve her konferanstan sonra başka ittifaklara geçiliyordu. Bunda en önemli rolü Osmanlı’nın kontrolündeki Türk Boğazları oynuyordu.
Bu stratejide temel amaç, Almanya ve Rusya gibi kıtasal güçlerin Akdeniz ve Basra Körfezi üzerinden, Hindistan ve Uzakdoğu’daki İngiliz kontrolündeki bölgelere sızmasını önlemekti. Bu noktada tıkanan Rusya, Pasifik istikametinde genişleme stratejisine geçince, Uzakdoğu’nun yeni ve güçlü İmparatorluğu Japonya ile güç mücadelesi başladı. Bu radikal jeostratejik durum, binlerce kilometre uzaklıktaki Japonya ve Osmanlı’yı ortak tehdit kabul ettikleri Rusya paydasında buluşturdu. Bu kapsamda ilk girişim Japonya tarafından başlatılmıştır. Çin ile mücadelesinde, Çin Türklerini, Mançurya Türklerini ve Rus-Japon Harbinde de Rusya Türklerini kullanmak isteyen Japonya, aynı zamanda İslam dininin Halifesi olan Osmanlı Sultanına temsilciler göndermiştir.
  • 1871‘de (Prens Tomomi İwakura‘nın Avrupa Misyonundan) Katip Fukuchi Genichiro, İstanbul‘a gelmiş, bilahare Londra Büyükelçimize bir “dostluk anlaşması“ önerilmiştir.
  • 1875‘te Seiki okul gemisi İstanbul‘da on iki gün kalmıştır.
  • 1881‘de Masahiro Yoshida heyeti, İkinci Abdülhamid tarafından kabul edilmiştir.
  • 1887‘de Japon İmparatorunun yeğeni Prens Komatsu, Abdülhamid‘e Japon Ali Krizantem nişanını getirmiştir.
Osmanlı-İngiltere İlişkilerini Gerginleştiren Gelişmeler

Diğer taraftan, Hindistan ve Çin’deki Türk ve Müslüman unsurların kıta yörüngesinden desteklenerek ayaklanmaları, Osmanlı devletinin potansiyel gücünü canlandırmıştı. Bilhassa Müslümanların bu bölgelerde hem Rusya ve hem de İngiltere’yi baskılayacak güçleri, onların manen bağlı oldukları Osmanlı hilafet makamına yeni bir değer kazandırmıştı. Boğazlar bölgesindeki bir Osmanlı-İngiliz-Rus harbinin, Hindistan, Çin ve Türkistan’daki cemaatlerden tepki görmesi mümkündü. Ancak, Kırım Harbi’nden sonra, Osmanlı Devletinin askeri gücü daha da zayıflamıştı. Buna karşılık Amerika, Avrupa, Türkistan, Hindistan ve Çin’de, Rusya ve İngiltere karşıtı bir yapılanma ortaya çıkmıştı. Bu durum, zayıf askeri gücüne rağmen, Osmanlı imparatorluğunun stratejik değil, fakat siyasi ve diplomatik güç potansiyelini yükseltmişti. Doğuda Japonya’nın yükselmesi de nisbi olarak Osmanlıyı güçlendirmişti.

İngiltere, Hindistan yolunun emniyeti için uzunca bir süre Osmanlı’ya toprak bütünlüğünü koruma hususunda destek vermişti. Rusya gibi, daha güçlü bir devletin Doğu Akdeniz’e hâkim olması İngiliz menfaatlerine tersti. Fakat 1887 Osmanlı-Rus harbinden sonra, bu politikanın zor yürüyeceği kanaatine vardı. Özellikle Doğu Anadolu’dan başlatılacak Rus çıkarmasının İskenderun Körfezine inmesi en büyük korkuları idi. Aynı korku Soğuk Savaş döneminde NATO içinde de yaşanmıştır. İngiltere’nin bu konudaki jeostratejik zayıflığını, Lord Salisbury, “Biz balığız, donanmamız Ağrı’ya tırmanamaz ya!“ diyerek ifade etmişti. Rusya’nın güneye sarkmasının ve Fransa’nın Ortadoğu’ya yerleşmesinin önlenebilmesi için İngiltere yeni bir strateji saptadı. Buna göre bölgede kontrol edilebilecek küçük devletlerin desteklenmesi (örneğin Yunanistan) ve yeni devletlerin kurulması (örneğin Ermenistan) sağlanırken, diğer yandan da, Hindistan yolunun güvenliği açısından önemli görülen stratejik noktalar denetim altına alınacaktı.

O dönemdeki siyasi gelişmelerin ekonomik cephesi de dikkat çekici bir sürece girmişti. Sömürge yarışında jeopolitik konumu ve yetersiz deniz gücü nedeniyle geç kalan Almanya, pazar ve hammadde ihtiyacını karşılama konusunda sıkıntıdaydı. Basra Körfezi’ne kadar uzanan Osmanlı coğrafyası, Almanya için bir fırsat kapısı idi. Bir yandan Alman askerleri Osmanlı ordusunun iyileştirilmesi için ülkemize geliyor, bir yandan da ekonomik ilişkiler geliştiriliyordu. II. Wilhelm’in Osmanlı gezisi, diğer Avrupa devletlerine karşı bir gövde gösterisine dönüşmüştü. Bağdat demiryolu inşaatının Almanya verilmesi ise, başta İngiltere olmak üzere Rusya ve Fransa’yı çok tedirgin etmişti. Çünkü bu hattın stratejik önemi çok açıktı ve ayrıca, bu antlaşmayla Almanlar inşaat güzergâhında ticari haklar da elde ediyorlardı. İngiltere için Basra Körfezi’nin denetimi her şeyden önemliydi. Bu süreç sonunda Almanya ve Avusturya’nın Osmanlı dış ticaret hacmindeki payı % 42’ye yükselmişti, hâlbuki bu rakam 1880’lerde, %18 civarında idi. Aynı dönemde Fransa’nın payı %18’den %11’e, İngiltere’ninki ise % 6l’den % 35’e düşmüştür.

Osmanlı İmparatorluğu, Rusların baskısına ilave olarak, İngiltere’nin de Kıbrıs ve Mısır‘a el koyması üzerine, Japonya‘ya daha sıcak bakmaya başlamıştır. Görüldüğü üzere, Japonya ve Osmanlı arasındaki bir dostluk anlaşması imzalanması konusu, Rusya’nın Osmanlı’yı mağlup edip, Boğazlara indiği ve Türkmenistan’ı işgal ettiği son derece önemli gelişmelere paralel olarak hızlanmıştır. Yalnız Osmanlı Devleti, böyle bir anlaşmanın İngiltere ve/veya Rusya tarafından yeni bir savaş bahanesi olarak kullanılabileceği endişesi ve toplu durum nedeniyle anlaşmayı imzalamaktan çekinmiştir. Hilafeti elinde bulunduran Osmanlı, Panislamizm ideolojisi gibi bir başka enstrümana daha sahipti. Ancak. 19. asrın sonlarında, Avrupa’dan atılan Osmanlı Devletinin bunu kullanabilecek gücü çok kısıtlıydı. Ortadoğu’da bölge dışı güçlerin İslami ideolojiyi bastırıp sindirdiği bir ortamda, Panislamizm ancak Osmanlı’dan çok uzak coğrafyalarda yankı bulabiliyordu. 1857 isyanını unutmayan İngiltere, tüm güney Asya’da Osmanlı politika ve stratejilerinden kaygı ve endişe duymaktaydı.

Süveyş Kanalının Açılmasının Stratejik Etki ve Yansımaları

Fransa, efsane mühendisi Ferdinand de Lesseps’in planlarını yaptığı Panama ve Süveyş Kanalları ile İngiltere’yi deniz gücü liderliğinden uzaklaştırmayı, İngiltere ile Rusya’yı çarpıştırmayı hedefliyordu. Zaten, Süveyş Kanalı açılmasaydı, Ertuğrul’un fiziki ve teknik durumu itibariyle Afrika’nın güneyinden dolaşarak böyle bir seyahati gerçekleştirmesi çok daha zor veya imkânsız olabilirdi. Kanalın kullanılmaya başlanması ile birlikte 16. Yüzyılda Portekiz ile başlayan, Hollanda ile devam eden ve İngiltere ile zirveye çıkan Batı sömürgeciliğinin Asya’ya ulaşma rotası 21 gün kısalmıştır. Bu durum, bir yandan karşıtların İngiltere sömürgelerine yönelik harekat zamanını kısaltırken, bir yandan da, uzun seyirlerin doğurduğu her türlü risk asgari düzeye indirilmiş oluyordu. Bu nedenle İngiltere’nin Hindistan stratejilerinde Akdeniz’in ve Ortadoğu’nun rolü ve önemi hayati seviyeye yükselmişti. Bu bağlamda, yeni rotayla birlikte ortaya çıkan en önemli jeostratejik ihtiyaç ise, Doğu Akdeniz- Süveyş (Mısır)- Kızıldeniz- Aden bölgelerinin güvenli ellerde olması idi.. Bu bölgelerdeki Halifeye sadık Müslümanlar, İngiltere ve müttefikleri tarafından her zaman potansiyel bir tehdit olarak görüldü. İngiltere, Kızıldeniz’in güvenliğini sağlamak için, Süveyş kanalının açılmasından 30 sene önce 1839 da Aden’i işgal etmiş ve burada bir ileri üs kurmuştu.

Aradan geçen 50 sene, İngiltere’nin endişelerini giderememişti. Süveyş Kanalının açılmasıyla, Fransızların da Hindiçini ve Madagasgar’daki sömürgelerini genişletmesi, İngiltere ve Fransa’yı Kızıldeniz’de ve Asya’da rakip hale getirdi. Buna bir de Fransa- Rusya yakınlaşmasının eklenmesi, İngiltere’nin, Hindistan’a ilaveten, kuzey ve güney Afrika, Afganistan, Basra Körfezi, Siyam, Avustralya, bölgelerindeki savunma ve güvenlik sorumluğunu artırdı. Ancak donanma bu görevi yapacak kadar güçlü değildi. 1889’da Lord Dunraven: İmparatorluğun savunması için gelir temin edinceye kadar, tehlike içinde yaşamak zorundayız dedi. 

Japonya’nın Kalkınma ve Genişleme Stratejileri

ABD, ünlü stratejist Mahan’ın tavsiyeleri ile Batı yönündeki stratejik noktaları ele geçirmeye başlamıştır. Bu bağlamda, 1853’te Komodor Perry, dört gemilik filotilası ile Japonya’ya gelmiştir. Komodor Perry, Japon limanlarının hem ticaret, hem de San Fransisko ile Şanghay arasında işletilen gemiler için kömür ikmal limanları olarak kullanılması hakkının tanınması talebinde bulunmuştur. Bunu kabul eden Şogun, 1868’de görevden alınarak İmparator, eski yetkisine kavuşturulmuştur.
Japonya, Batı teknolojisini benimseyerek kalkınmaya koyulduğunda, onu yok etme gücü ve planı olan Rusya gibi bir ülkeyle sınırdaş değildi. Her yöne doğru taşan Rusya, ancak 1904 yılında Sibirya’yı aşan demiryolunu bitirerek Japonya’yı tehdit edebilen bir konuma gelebilmişti. O zamana kadar Japonya, izlediği sanayileşme ve başarılı kalkınma projeleri ile 10 bin kmlik tek hatlı bu demiryolu ile beslenen Rusya’yı yenebilecek duruma gelmişti. 1889 yılına gelindiğinde büyüyen Rus tehdidi ve Asya’da yükselen İngiltere, Japonya’nın potansiyel düşmanı konumundaydı. Bu durum, Japonya’yı, kıtanın öbür ucunda olmasına rağmen politik gücü ile Japonya’nın potansiyel rakiplerini etkileyebilme kapasitesine sahip Osmanlıya yaklaştırdı. Japonların Batı üstünlüğüne karşı başlattıkları son derece güçlü ve başarılı tepki hareketini, başka hiç bir ulus gösteremedi.

Ertuğrul’un Seyahatinin Stratejik Amaç ve Hedefleri

Daha önceleri Rusya’ya karşı müttefik sayılabilecek İngiltere, 1881 de Mısır’ı işgal etmiş, Arapları da Osmanlıya karşı kışkırtmaya başlamıştır. Hilafeti, Osmanlı'nın zorla Araplardan aldığını ve Müslüman dünyasının Osmanlı Hilafetini kabul etmemesi gerektiğini öne sürmektedir. Garp cephesinde kaybetmesi kesin görünen Osmanlı, Panislamizm faktörünü de denemeye karar vermiştir. Bu bağlamda;
  • Asya'da kök salan İngiliz İmparatorluğu'nun idaresi altındaki Müslüman toplumlarda nabız yoklamak,
  • İslam dünyasının sadece Araplardan ibaret olmadığını, Asya'daki Müslümanların da İngiliz sömürgesinde olsa bilse, Osmanlı hilafetini benimseyebileceğini göstermek amaçlanmıştır.
Bu amaç için, Japonya'ya bir gemi ile iade-yi ziyaret heyeti göndermek çok iyi bir fikirdir. Böylece, Japonya ile ilişkiler kuvvetlendirilirken, geminin yolda ikmal için uğrayacağı Müslüman limanlardaki atmosfer de, İmparatorluğun geleceği için önemli bir gösterge olacaktır.

İşte, bu sempozyumda konu edilen Ertuğrul fırkateyni, Osmanlı-İngiltere, Osmanlı-Rusya, Almanya-İngiltere, Fransa-İngiltere ve Japonya-Rusya ilişkilerinin sertleştiği, tersine, Almanya-Osmanlı, Fransa-Rusya ve Japonya-Osmanlı ilişkilerinin geliştiği ve sonuçları tahmin edilemeyen bir ortamda, bir dış politika enstrümanı olarak görevlendirilmiştir. Bu seyahat, 16. yüzyılın sonunda Açe’ye yardım ve silah götüren iki gemiden yaklaşık 300 yıl sonra, bölgeye yapılan ikinci seyahattir. Ertuğrul fırkateyninin bu seyahatinden Osmanlının beklediği stratejik amaç ve hedefleri şöyle sıralamak mümkündür.
  • Asya Müslümanları üzerinde Osmanlı devletine yönelik olumlu bir psikoloji yaratmak
  • İngiltere ve Rusya’ya Osmanlı devletinin Asya halkları üzerindeki kültürel ve dini etkisini göstermek
  • Rusya’ya karşı Japonya’ya verilen siyasi ve diplomatik desteği sergilemek
  • Asya Müslümanlarının maddi ve diplomatik desteğini sağlamak,
İngiltere’nin Endişe ve Korkuları

Osmanlı Devletinin Japonya’ya gemi gönderme kararı üzerine, İngilizler, 1857 yılında Hindistan’da meydana gelen isyana benzer bir ayaklanmanın çıkmasından endişe ve korku duymuşlardır. Çünkü, Türklerin Kırım Savaşı’nda Ruslar karşısındaki kazandıkları zaferin haberleri, 1857’de Hindistan’da İngilizlere hizmet eden Hintli askerlerin kulağına ulaştığında, “sepoy“ denen Hintli askerler arasında, yabancı efendilerine karşı yaygın bir ayaklanma hareketinin başlamasına neden olmuştur. Bazıları Müslüman, bazıları Hindu olan bu askerler, kısa süre için İngilizleri denize dökecek gibi göründüler. İsyan ancak İngiltere’den gelen destek güçlerle bastırılabildi. Böylece, 350 yıllık Müslüman Babür İmparatorluğu yıkıldı. Bu olaydan sonra Hindistan, Doğu Hindistan Kumpanyası yerine Parlamento tarafından atanan Genel Vali eliyle yönetilmeye başlandı. Böylece Hindistan’da İslam yönetimi savları ortadan kaldırıldı.

Devamı İçin...
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu senedi olan Lozan Antlaşmasının imzalanmasından sonra Montrö Boğazlar Sözleşmesine kadar olan süreçte Türk Deniz Kuvvetlerinin yeniden yapılanması bizzat Atatürk tarafından ön plana çıkarılmıştır. Öncelikle çekirdek bir donanma sonrasında kendi gemilerimizi yapmak ve b...;

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkedeki seçimlerin ardından ilk yurt dışı ziyaretini 16-17 Mayıs 2024'te Çin'e gerçekleştirdi. Bu ziyaret, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın güçlenmesine ve işbirliğinin derinleşmesine yönelik önemli bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor. ;

Amerika Birleşik Devletleri savunma sanayi üssü—yürütme organı, Kongre ve savunma şirketleri dahil—Çin savunma sanayi üretimini artırırken, ABD askeri üretim ihtiyaçlarını karşılayacak kapasiteye, duyarlılığa, esnekliğe ve ani üretim kabiliyetine sahip değil. Acil değişiklikler yapılmazsa, Amerika B...;

Gürcistan, yumuşak kıvrımlı ulu dağların ve bu dağlar arasındaki vadilerde gürül gürül akan nehirlerin ülkesi. İnsanın diline Kafkasların İsviçre’si demek geliyor. Ama hiçbir zaman İsviçre kadar huzurlu olmadığını hatırlayınca vaz geçmekten başka çare kalmıyor. Onlarca dil veya lehçenin onlarca fark...;

Resmi Güvenlik Yardımı'nın (OSA) tanıtımı ve Kalkınma İşbirliği Şartı'nın revizyonu, Japon dış yardım politikalarında savunma ve ekonomik güvenliğe vurgu yaparak önemli bir değişikliği işaret ediyor.;

Editör: Dalia Ghanem - Türkiye'nin dünyanın çeşitli bölgelerindeki ayak izi genişlemiştir. Bu durum, sadece ekonomik anlamda değil, ülkenin eğitim girişimleri veya Afrika, Orta Doğu, Güney Kafkasya ve Batı Balkanlar'daki izleyiciler arasında Türk televizyon dizilerinin popülaritesi gibi yumuşak gücü...;

Ulusal ve uluslararası alanda ülkelerin güveliği sadece siyasi ve askeri meseleler ile ilgili olmamıştır. Özellikle soğuk savaş sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde küreselleşmenin yükselişiyle beraber, ekonomik konuların önemi daha artmıştır. ;

İsrail'in devletinin kurulduğu 1948 yılından günümüze uzanan Siyonist ideolojinin militarist bir devlete dönüşmesi, orta doğu coğrafyasında katliama varan insan hakları ihlallerinin sona ermeyeceğinin göstergesidir. İsrail devletinin 7 aydır süren bombardımanlarının Gazze'de yarattığı yıkım ve sonuc...;

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Nis 2024 - 11 May 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 2

  • 20 Eki 2022 - 20 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 1

  • 06 Eki 2022 - 06 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.

Uzun yıllar boyunca Liberya meselesi, dünya gündemini meşgul eden bir konu olmuştur. Yaşanan İç Savaş boyunca sıklıkla çatışmalar ve ölümlerle anılan ülkenin günümüzde yeniden dirilme mücadelesi vermesi, diğer aktörler tarafından dikkatle izlenmektedir.