Teknopolitik Yeni Dünya: Güvenliğin Güvenliği Akıl Nesil Aile İnanç ve Devlet Güvenliği

Makale

Dünya hemen her konuda sınırın “ölçüsüzce“ zorlandığı “kritik“ bir dönemden geçmektedir. Başta zihin ve beden itibarıyla bizzat insan olmak üzere aile, toplum ve devlet gibi hemen her toplumsal ve siyasal yapı bu durumun bir yansıması olarak derin bir “güvenlik krizi“yle karşı karşıyadır. Uluslararası alanda yaşanan değişimler sadece, fonksiyonel açıdan değil epistemolojik açıdan da sonuçlar üretmektedir....

Stratejik Dönüşüm Enstrümanları ve Güvenlik
- Yapay ve Birleşik Zeka
- Robotik, Otonomi ve Sürü Sistemleri
- Çip Teknolojileri
- Blok Zincir Ekosistemi ve Üretim
- Dijital Para ve Finans
- Kuantum Teknolojileri
- Termonükleer Füzyon
- CRISPR Gen Teknolojileri
- Biyoteknoloji ve Nanoteknoloji

Yeni Tekno-Politiğin Uluslararası Regülasyonu, Yönetişimi ve Güvenlik
- AB
- İngiltere
- ABD
- Çin
- Bölgesel İnisiyatifler

Tekno-demokrasi, Tekno-otokrasi (Barış) Rekabeti ve Güvenlik Ekosistemi
- Merkeziyetsiz Merkez
- Teknopolitik Uluslararası Örgütler ve İttifaklar (QUAD, QUIN, AUKUS vb)
- Pax Amerikana
- Pax Britannica
- Pax Sinica
- Türk ve Arap Yüzyılı

Bilim, Teoloji, Gerçek Ötesi Yeni Dünya ve Güvenlik
- Akıl Güvenliği
- Nesil Güvenliği
- Aile Güvenliği
- İnanç Güvenliği
- Devlet Güvenliği
- Biyolojik Güvenlik

Güvenliğin Güvenliği ve Yönetişimi
- Ordu Güvenliği
- Polis Güvenliği
- İstihbarat Güvenliği
- Savunma Sanayi Güvenliği
- Teknoşehirler ve Güvenliği

Doktrin ve Modellemeler İçin Yeni Araçlar
- Nöro-Çeşitlilik ve Nöro-Yetenekler
- Bilinç Bilimi Teknoloji ve Uzay
- Kaos Matematiği
- Tersine Matematik
- Duygular Matematiği
- Biyomimikri

UFUK

Dünya hemen her konuda sınırın “ölçüsüzce“ zorlandığı “kritik“ bir dönemden geçmektedir. Başta zihin ve beden itibarıyla bizzat insan olmak üzere aile, toplum ve devlet gibi hemen her toplumsal ve siyasal yapı bu durumun bir yansıması olarak derin bir “güvenlik krizi“yle karşı karşıyadır. Uluslararası alanda yaşanan değişimler sadece, fonksiyonel açıdan değil epistemolojik açıdan da sonuçlar üretmektedir. Örneğin, Uluslararası İlişkilerde yer alan klasik egemenlik anlayışı ve anarşi tanımı çoktan aşınmaya başlamıştır. Güvenlik İkilemi (security dilemma) yerine ise artık “Güvenlik Paradoksu“ konuşulmaktadır. Temelinde derin “güvenlik paradoksları“ barındıran bu “güvenlik krizi“ dolayısıyla “İnsanın ontolojik misyonu nedir?“ sorusunun cevabı giderek bulanıklaşmaktadır. Başka bir ifadeyle “İnsan ne için yaşar?“ sorusu “İnsan ne ile yaşar?“ sorusu lehine giderek terkedilmektedir. Bu durum insanı, kendisini diğer türlerden ayıran asgari antropolojik nitelikleri dahil olmak üzere, başlıca “operasyonel hedef“ haline getirmektedir.

Milli savunma gerekçeli ve jeopolitik rekabet esaslı teknopolitik “çare arayışları“nın uzun vadeli “yan etkileri“ ürkütücü boyutlara varmaktadır. İnsanın “iltisaklı“ olduğu tüm toplumsal ve siyasal yapılara “güven“in etraflıca sorgulanmasını gerektiren bu tablonun, hayvan-insan-makine dengesinde hem hayvanın hem insanın makine lehine zemin kaybeden konumunu yeniden tanımlamayı gerektiren tarihsel bir kırılmanın yansıması olduğu düşünülebilir.

Bütünlüklü bir proje olarak sunulan ve fakat “büyük sorular“a yönelik “bilimsel“ cevapları halen büyük ölçüde “teoriler“den, dünya ve çevresi dahil olmak üzere “bilimsel mekan“a yönelik hedefleri halen büyük ölçüde “umut“tan ibaret olan “bilim“ ile “kurgu“nun iç içe geçtiği hassas bölge, başka bir ifadeyle “bilimsel gerçeklik“ ile “kurgusal hurafe“nin birbirine karıştığı “kamusal mekan“, giderek siyasal iktidar ve ilişiğindeki baskı gruplarının “totaliter egemenlik“ alanına dönüşmektedir.

Özünde teknolojik sıçramaların daha da tahrik ettiği “yıkıcı rekabet“ bulunan böyle bir dünya panoramasının ürünü olan hemen hiçbir güvenlik stratejisinin hemen hiçbir seviyede hedefine ulaşabilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Haddizatında güvenlik olgusu “alelade“ bir neticedir ve büyük ölçüde “ısrarlı çatışma“nın değil “istikrarlı dayanışma“nın neticesidir.

Çatışma halindeki insan, aile, toplum ve devletlerden oluşan ve fakat çatışmanın başka bir yerde yaşandığı illüzyonuyla çerçevelenmiş bu dinamik teknopolitik “dünya savaşı“ tablosunda eksikliği derinden hissedilen şey hukuk ve adalet lehine dayanışma duygusunun yaygınlaştırılmasıdır. Ne var ki bu durum büyük ölçüde “hukuk ve adalet“ parametrelerini değil “büyüme ve kalkınma“ parametrelerini paranteze almayı gerektirmektedir.

Mevcut teknopolitik çerçevenin hangi gerekçeyle olursa olsun doğrudan veya modifiye edilerek manipüle edilmesini önleyecek hukuki, siyasi ve daha da önemlisi yaptırım gücü ve yetkisi bulunan bir “otorite“ye ihtiyaç olduğu açıktır. Ne var ki hemen hiçbir küresel veya bölgesel aktörün bu yönde bir stratejik dönüşümün mimarı olamayacağı iç ve dış politika angajmanlarındaki derin hak ihlallerinden anlaşılmaktadır. Yeni güvenlik konseptlerinin bu yeni teknopolitik bağlama nasıl uyarlanabileceği ve gerektiğinde nasıl revize edilebileceği de birçok yönüyle belirsizliğini korumaktadır.

Bu “tekinsiz“ teknopolitik tablonun ne yöne evrileceğinin, kutuplaşma ve bölgeselleşme olgularıyla giderek daha fazla hissedilen ve doğal, yapısal, taktik ve stratejik yönleri bulunan “sistem krizi“nin nasıl aşılabileceğine bağlı olduğu düşünülebilir. Zira giderek derinleşen “güvenlik krizi“ ile giderek belirginleşen “sistem krizi“ arasında döngüsel bir ilişki söz konusudur.

Sisteme yönelik ve fakat ne yazık ki "özeleştiri" niteliğinde olmayan iç eleştirilerin giderek arttığı bu süreçte, öncelikle “yapay kriz“lerle “gerçek kriz“leri birbirinden ayıran farkları doğru tespit etmek bölgesel nitelikli stratejiler açısından kritik öneme sahiptir.

TEKNOPOLİTİK ve GÜVENLİĞİN GÜVENLİĞİ

Süregeldiği zaman zarfında anlamı durmak bilmeden genişleyen “jeopolitik“ kavramı temelinde iki beşerî bilimin iç içe geçmesiyle ortaya çıkmaktadır: siyaset ve coğrafya. Başta diplomasi olmak üzere siyasi güç dinamiklerinin deniz sahası ve kara sahası gibi coğrafi unsurlarla olan etkileşimi geçtiğimiz asır süresince önemli bir araştırma ve tahlil konusu olmuştur.

Neredeyse hiç denecek kadar değişmeyen coğrafi öğelere kıyasla zaman zaman farklılıklar gösteren küresel güç dengeleri jeopolitiği her daim aktif, değişken ve dinamik kılmıştır. Ancak yeni yüzyıl ile insan hayatını çevreleyen yepyeni bir kavramın jeopolitiği kuşatarak yerini aldığını söylemek yanlış olmaz: teknopolitik.

Teknopolitik kavramı internetin gündelik hayata yayılmaya başlamasıyla beraber 90’lı yılların başında ortaya çıkmıştır. Tıpkı coğrafya ile siyasi gücün birbirleri arasındaki etkileşimi saptayan ve ölçen “jeopolitik“ gibi “teknopolitik“ de bir benzerini teknoloji ve siyaset nezdinde uygulamayı amaçlar. Her ne kadar kavramın doğuşu otuz yıl kadar öncesine dayansa da kavramın olgunlaşması halen devam eden ve oldukça çetrefilli bir süreçtir.

21. yüzyılın çeyreği sona ererken, gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelen teknolojinin insan hayatındaki etkisi giderek daha belirgin hale gelmektedir. Bu dönemde, teknolojiyle olan bağ ve bağımlılık öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, bu etkileşim sadece bireyin günlük yaşamını değil, aynı zamanda toplumun en altından en üst bileşenine kadar geniş bir yelpazede etkilemiştir. Teknolojik entegrasyon, sadece hayatın her alanına entegre olmakla kalmayıp aynı zamanda insanlar için bir ihtiyaç ve vazgeçilmez bir gereklilik haline gelmiştir.

İnsanlar arasındaki iletişimden, sağlık hizmetlerine, finans sektöründen askeri stratejilere, bilimden bürokrasiye kadar her alanda, teknolojinin rolü büyük bir öneme sahiptir. İletişim araçları sayesinde dünyanın farklı köşelerinden anında bilgi alabilir, sağlık teknolojileri sayesinde daha etkili tedavi yöntemlerine erişebilir, finansal işlemleri dijital platformlar üzerinden gerçekleştirebilir ve askeri stratejilerde en son teknolojiye dayalı araçları kullanabiliriz. Bu entegrasyon, yaşamı daha verimli, gelişmiş ve sınırsız kılmıştır.

Teknopolitiğin akademide daha geniş bir yer edinmesi, güvenlik sorunlarının kapsamını genişleterek, yeni ve karmaşık boyutlar eklediğini açıkça göstermektedir. Veri güvenliği sadece potansiyel tehdit alanlarıdan biridir ve bu, belki de nesnelliğinden kaynaklanan en basit tehdittir. Görece öznel güvenlik riskleri arasında, yeni kavramların ortaya çıktığını görmekteyiz. Bu kavramlar arasında akıl güvenliği, nesil güvenliği, aile güvenliği, inanç güvenliği, biyolojik güvenlik ve savunma sanayi güvenliği gibi önemli konular bulunmaktadır. Her biri, teknopolitiğin derinleşen etkileri ve bu etkilerin toplumun farklı alanlarına nasıl yayıldığını anlamamız gereken önemli alt başlıkları temsil etmektedir.

Teknolojik gelişmeler ve sosyo-politik değişimler; savaş, çatışma ve ittifaklar gibi güvenliğin temel konsepti üzerinde her zaman etkili olmuştur. Nitekim içinden geçtiğimiz süreçte kurallara dayalı uluslararası sistem ve genel güvenlik konsepti üzerinde önemli değişiklikler yaşanmıştır. Bu bağlamda konvansiyonel savaşlar yerini hibrit savaşlara; bölgeler arası çatışmalar yerini bölge içi çatışmalara; stratejik amaçlı ittifaklar ise yerini esnek (resilint) ve duyarlı (responsive) ittifaklara bırakmaktadır. Bu nedenle geleceğe yönelik askeri planlamalar, post-modern teoriler ve güvenlik stratejileri dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu bağlamda tehdit dengesi, yeni çevreleme, ön alıcı savunma, barışçıl penetrasyon, kültürel angajman, sınır ötesi muhalefet gibi stratejiler askeri planlamaya dahil edilmelidir.

Yeni teknopolitik dönemin başlamasıyla birlikte, uluslararası topluluklar arasında teknolojinin regülasyonu, yönetişimi ve güvenliği konularındaki dinamikler önemli bir odak noktası haline gelmiştir. Avrupa Birliği, bu bağlamda, genel veri koruma düzenlemeleri gibi inovatif ve kapsamlı politikalar geliştirerek bireylerin veri güvenliğini ve özel yaşamlarını koruma konusundaki taahhütlerini artırmıştır. Benzer şekilde, İngiltere, teknoloji şirketlerinin faaliyetleri üzerinde daha fazla denetim sağlamak ve siber tehditlere karşı daha etkin bir mücadele yürütmek amacıyla çeşitli düzenleyici adımlar atmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri, teknopolitik konularda dünya genelinde lider bir konumda bulunsa da, ulusal güvenlik ve veri mahremiyeti konularında daha katı bir regülasyonun gerekliliği konusunda artan bir farkındalığa sahiptir. ABD, teknoloji devlerinin faaliyetlerini denetlemek, rekabeti sağlamak ve siber güvenlik standartlarını yükseltmek adına yeni politika adımları atmaktadır. Çin ise teknopolitik arenada öne çıkan bir diğer güç olup, yerel teknoloji şirketlerini destekleyerek ve inovasyona odaklanarak kendi teknolojik ekosistemini güçlendirmektedir. Ancak, Çin'in teknolojiye müdahalesi ve siber güvenlik konularındaki politikaları, uluslararası arenada bazı endişelere neden olmaktadır. Bu çerçevede, çeşitli farklılıklarla teknolojik donanımlarını güçlendiren uluslarca şekillenen çok kutuplu küresel güç dengesinin yol açtığı teknopolitik krizleri öngörebilmek, gün geçtikçe önem kazanan bir yeti haline gelmektedir.

"Güvenliğin Güvenliği“ (Security of Security) ifadesi genellikle bir üst düzey güvenlik düzeni ya da bir sistemdeki güvenlik önlemlerini koruma ve güçlendirme anlamına gelir. Bu terim, mevcut güvenlik altyapısının korunması, güçlendirilmesi ve güvenlikle ilgili risklerin minimize edilmesi süreçlerini ifade eder. Bir bakıma, "security of security" kavramı, bir sistemdeki ikinci bir düzey güvenlik önlemi veya güvenceyi temsil edebilir.

"Güvenliğin güvenliği" kavramı da akademik camiada henüz yaygın olarak kullanılan bir kavram değildir. Ancak, güvenlikle ilgili tartışmaların olabildiğince sağlıklı ve sağlam bir zeminde yürütülebilmesi için gittikçe önem kazanmaktadır. En basit anlamıyla hayata dair riskleri ve tehditleri asgari düzeye indirme manasına gelen güvenlik, güvende olma kalitesi veya durumu, tehditlere karşı koruma veya güvende olma ve endişelerden uzak olma hissi gibi çeşitli yönleri ifade etmektedir. Bu nedenle, "güvenliğin güvenliği" potansiyel olarak belirli bir alanda güvenliği sağlamak için geliştirilen politikaların, uygulamaların, yaklaşımların ve düzenlemelerin korunmasını veya güvence altına alınmasını ima etmektedir. “Güvenliğin güvenliği“ kavramı siyaset bilimi, ekonomi, Uluslararası İlişkiler, sosyoloji gibi belli bir akademik disiplin çerçevesinde kullanıldığında daha hususi ve kati bir tanım için disipliner tanımlara bakılması gerekecektir. “Teknopolitik Yeni Dünya“ şeklindeki kavramsallaştırma önerisiyle ise son dönemde yapay zeka başta olmak üzere baş döndürücü bir hızla ilerleyen tüm teknolojik gelişmelerin siyaset başta olmak üzere hayatın her alanında oluşturmaya başladığı yeni etkiler karşısında güvenlik çalışmalarının nasıl etkilendiğini ortaya koyma ve olumsuz gelişmeleri mümkün olduğunca engelleme bağlamında alınması gereken önlemler anlatılmaya çalışılmaktadır. Güvenliğin güvenliği kavramı ile bir bakıma “tuzun kokmasını engelleme“, ya da güvenliğe dair çalışmaları yürütürken akıl kaybına uğrama riskini ortadan kaldırma gibi manalar kast edilmektedir.

Hiper Teknoloji Çağında Stratejik Dönüşüm ve Güvenlik

21. yüzyılda dünya, güvenlik, ekonomi ve insan hayatı gibi alanları yeniden şekillendiren benzeri görülmemiş bir teknolojik dönüşüm yaşanmaktadır. Bu ortamda yapay zeka, robot teknolojileri, blockchain ekosistemi ve kuantum teknolojileri gibi stratejik araçlar, güvenlik başta olmak üzere hayatın her sahasını yeniden tanımlamayı gerektiren önemli faktörler haline gelmiştir.

Bu faktörleri sadece, insan hayatına yönelik ontolojik tehditler olarak görmek doğru değildir. Yapay Zeka ve Birleşik Zekanın entegrasyonu hayatımızı hem olumlu hem olumsuz yönde dönüştürmektedir. İnsan zekasının makine öğrenimi algoritmalarıyla birleştirilmesi, çok büyük veri kümelerini analiz edebilen gelişmiş yapay zeka sistemleri gibi gelişmeler potansiyel güvenlik tehditlerini dikkate değer bir doğrulukla tahmin edebilmekte ve güvenlik önlemlerini geliştirmektedir. Yapay zekayla birlikte Robotik ve Otonomi Sistemleri de stratejik dönüşümün ayrılmaz bileşenleri haline gelmektedir. Robot teknolojileri üretim hatlarıyla sınırlı olmaktan çıkmış, gözetlemeden afet müdahalesine kadar çeşitli alanlarda karmaşık görevleri yerine getirebilen otonom sistemler haline gelmeye başlamıştır.

Blockchain Ekosistemi ve Üretimi, devletlerin tekelinde olan geleneksel güvenlik modellerini yetersiz ya da işlevsiz hale getiren, devletin rolünü daraltan ve merkezi olmayan bir paradigma ortaya çıkarmıştır. Blockchain teknolojisinin şeffaf ve kurcalamaya karşı dayanıklı yapısı küresel bir kayıt sistemi oluşturarak bir yanda finansal işlemlerin, tedarik zincirlerinin ve fikri mülkiyetin güvenliğini arttırırken diğer yanda tedarik zinciri yönetiminde, sahtekarlığın azaltılmasında ve veri bütünlüğünün sağlanmasında da geniş kapsamlı sonuçlar üretebilmektedir. Öte yandan Blockchain ekosistemi özellikle bilgi akışının kontrolü bağlamında devletin egemenlik alanını daraltmakta, sistemdeki devlet dışı güçlerin devlet aleyhine daha da güçlenmesine neden olmaktadır. Blok zincir teknolojisinin güvenli komuta kontrol sistemleri için kullanı- labilirliği ön plana çıkacak, yapay zekânın yaygınlaşmasıyla birliklerin ölçeği, yönetim biçimi ve iletişim şekilleri değişebilecektir.Halen birçok alanda kullanılan yapay zekâ destekli otonom silah ve sistemlerin; askeri birlikleri daha esnek ve özerk hale getirmesi, komutan rolünde dönüşümleri ortaya çıkarması ve daha küçük ancak öldürücülüğü yüksek birliklerin önemini artırması kaçınılmazdır. Bu kapsamda, teknolojik gelişmelerin askeri kültürde ortaya çıkaracağı dönüşüm sadece teknolojik bağlamda kalmayacak aynı zamanda yapısal dönüşümleri de beraberinde gerektirecektir.

Dijital Para ve Finans, kripto para birimlerinin ortaya çıkışıyla birlikte radikal bir değişim yaşamıştır. Dijital para birimlerinin merkezi olmayan ve şifrelenmiş doğası, geleneksel finansal yapılara meydan okumaktadır. Toplumlar nakitsiz ekonomilere doğru ilerledikçe siber güvenlik, düzenleme ve mahremiyet sorunları daha da önem kazanmakta ve bu durum, inovasyon ile risk azaltma arasında hassas bir denge kurulmasını gerektirmektedir.

Kuantum Teknolojileri klasik bilgi işlem yeteneklerinin ötesine geçmeyi amaçlamaktadır. Kuantum bilgisayarlar, şifrelemede devrim yaratarak mevcut siber güvenlik protokollerini geçersiz kılma potansiyeline sahiptir. Bununla birlikte, güvenliği artıran aynı kuantum yetenekleri küçük ve orta ölçekli devletlerin tek başlarına önleme gücüne sahip olmadıkları ve onları büyük güçlere muhtaç hale getiren yeni tehditler oluşturma kapasitesine sahiptir.

Halihazırda nükleer santrallerde kullanılmakta olan füzyon teknolojilerinin ötesinde enerji üretimi için geliştirilmeye çalışılan Termonükleer Füzyon [kontrollü füzyon] teknolojisi temiz ve neredeyse sınırsız bir enerji kaynağı vadetmektedir. Ne var ki, son derece karmaşık olan bu teknolojinin gelişimi sürekli uluslararası işbirliği gerektirmektedir. Füzyon başarılı bir şekilde kullanılırsa küresel enerji dinamiklerini dönüştürebilecek, sahip olan ülkelerin enerji güvenliği ve cari açık gibi ilgili sorunlarına kalıcı çözüm getirebilecek, iklim değişikliğini ve sınırlı kaynaklar üzerindeki jeopolitik gerilimleri hafifletebilecektir.

Biyoteknoloji ve Nanoteknoloji sağlık, tarım ve malzeme biliminde benzeri görülmemiş imkan ve fırsat alanı açmış durumdadır. Kişiselleştirilmiş tıptan benzersiz özelliklere sahip nano ölçekli malzemelere kadar bu alanlar, insan refahını artırma potansiyeline sahiptir ancak aynı zamanda mahremiyet, biyogüvenlik ve istenmeyen sonuçlara ilişkin etik kaygıları da artırmaktadır.

Bu hiper teknolojik dönüşüm çağı, güvenlik politikalarının bilimsel, etik, yasal ve toplumsal bütünsel ve disiplinler arası bir yaklaşıma dayalı olmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu da inovasyonu sorumlu yönetimle dengelemeyi, stratejik dönüşüm araçlarından faydalanırken potansiyel riskleri en aza indirmeyi ve kolektif ve bilinçli bir çaba içerisinde olmayı gerektirmektedir.

Küresel Regülasyon, Yönetişim ve Güvenlik

Teknolojik gelişmelerin hakim olduğu bir çağda, uluslararası düzenleme, yönetişim ve güvenliğin kesişimi, küresel dinamiklerin yörüngesini şekillendirmede çok önemli hale gelmiştir. Gelişen manzara, her biri yeni tekno-siyasetin karmaşık dokusuna katkıda bulunan Avrupa Birliği (AB), İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin ve çeşitli bölgesel girişimler gibi büyük oyuncuların farklı yaklaşımlarıyla şekillenmektedir.

Avrupa Birliği işbirlikçi yönetişim ve düzenleyici çerçeveler konusunda ön sıralarda yer almaktadır. Uluslar üstü bir varlık olarak AB, dijital düzenlemeleri uyumlu hale getirmeyi, veri gizliliğini sağlamayı ve yeniliği teşvik etmeyi amaçlayan girişimleri desteklemektedir. Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) gibi mekanizmalar, AB'nin dijital çağda bireysel hakları korumaya yönelik kararlılığını örneklendirerek küresel düzeydeki çabaları etkileme düzeyine erişmiş durumdadır.

İngiltere, tarihsel etkisi ve teknolojik gücüyle, inovasyon ve düzenleyici gözetim arasında hassas bir denge kurma çabasındadır. Brexit çevçevesinde, AB ile ilişkisini yeniden şekillendirirken İngiltere, Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC) gibi girişimlerle, ülkenin teknolojik ilerlemeye elverişli ortamını ve dijital altyapısını korumaya çalışmaktadır.

Teknolojik bir güç merkezi olan ve Silikon Vadisi'ne ev sahipliği yapan Amerika Birleşik Devletleri, inovasyonu güvenlikle dengelemenin güçlükleriyle baş etmeye çalışmaktadır. ABD, teknolojik inovasyonun potası konumundadır ve düzenleyici yaklaşımı, rekabetçi bir dijital ekonomiyi teşvik etme taahhüdünü yansıtmaktadır. Ancak hükümet gözetimi, mahremiyet kaygıları ve ulusal güvenlik zorunlulukları arasındaki karmaşıklık devam etmektedir.

Bir teknoloji devi olarak hızla yükselen Çin, teknolojik gelişmeleri Sosyal Kredi Sistemi ve güçlü siber güvenlik yasaları gibi girişimler üzerinden devlet yönetimiyle entegre ederek dijital ortamı şekillendirmede ve düzenlemede belirleyici bir rol oynamaktadır.

Bu küresel oyuncular arasında bölgesel girişimler de yeni tekno-politik manzaranın şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Akıllı Şehirler Ağı gibi girişimler ve Afrika'nın dijital uçurumu kapatma çabaları, bölgesel aktörlerin teknoloji yönetişimi konusundaki küresel söyleme nasıl katkıda bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu kuruluşların birbirine bağlılığı, tekno-politik konularda uluslararası işbirliği ve diyaloğa olan ihtiyacın ne derece hayati olduğunu göstermektedir. Yapay zeka, blockchain ve 5G gibi teknolojilerin ortaya çıkışı ulusal sınırları aşmakta; güvenli ve eşitlikçi bir dijital gelecek sağlayacak normlar, standartlar ve düzenlemeler oluşturmak için işbirlikçi çabalar gerekmektedir. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler, G7 ve G20 gibi forumların önemi de her geçen gün biraz daha artmaktadır.


Tekno-Demokrasi, Tekno-Otokrasi, Barış, Rekabet ve Güvenlik

Küresel yönetişimin sürekli gelişen dokusunda tekno-demokrasi ve tekno-otokrasi dinamikleri barış, rekabet ve güvenlik paradigmalarını yeniden şekillendirmektedir. Dünya, güç değişimlerinin ve ideolojik manzaraların karmaşıklığı içinde yol alırken, Merkeziyetsiz Merkez, Pax Americana, Pax Britannica, Pax Sinica ve Türk ve Arap Yüzyılı kavramları, çağdaş jeopolitik ekosistemin daha iyi anlaşılmasında katkı sağlayacaktır.

Tekno-demokrasi ile tekno-otokrasi, teknolojiyi yönetişimle bütünleştirmede izlenebilecek inovatif ve farklı yöntem ve araçlara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır. Tekno-demokrasiler şeffaflığı, vatandaş katılımını ve katılımcı yönetimi teşvik etmek için teknolojik gelişmelerden yararlanma çabası içerisindedir. Tersine, tekno-otokrasiler teknolojiden, kontrolü sağlamlaştırmak, nüfusları izlemek ve devlet otoritesini güçlendirmek için yararlanma çabası içerisindedir. Bu modeller arasındaki çatışma teknolojik manzarayı tanımlamakta; özgürlük, gözetim ve devletin dijital çağdaki rolüne dair anlatıları şekillendirmektedir.

“Merkeziyetsiz Merkez“ olgusunun yükselişi, geleneksel güç yapılarına meydan okumakta ve daha dağınık bir küresel yönetim/yönetişim sistemini zorunlu hale getirmektedir. Blockchain teknolojisi kripto para gibi olgular merkezsiz doğasılarıyla bu kavramın en çarpıcı örneğini teşkil etmektedirler ve politik, ekonomik ve sosyal etkileşimleri yeniden şekillendirme potansiyeli taşımaktadırlar. Merkeziyetsiz bir merkez, küresel olayların gidişatını şekillendirmede merkezi birimlerin hakimiyet sahasını daraltmakta; kapsayıcılığı ve esnekliği ve gücün yeniden dağıtımını zorunlu hale getirmektedir. Bu ve benzeri gelişmeler “dünya düzeni“ oluşumu bağlamında “Pax Britannica“, “Pax Americana“ gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılan daha önceki dünya düzeni modellerinin sonuna geldiğimizi ve derin bir dönüşümün eşiğinde bulunduğumuzu göstermektedir.

19. yüzyıl dünya siyasetini şekillendiren Pax Britannica (Britanya barışı) jeopolitik söylemde etkisini halen sürdürmektedir. Britanya İmparatorluğu'nun küresel ticaret, yönetim ve kültürel alışveriş üzerindeki etkisi derin izler bırakmıştır. Dönemin üzerinden hayli zaman geçmesine rağmen bu kavram, günümüzde küresel barışın, işbirliğinin ve rekabetin doğası üzerine düşünmek için tarihsel bir referans noktası özelliğini korumaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzeninde ABD'nin askeri ve ekonomik gücüyle desteklenen Pax Americana ise bütün karmaşıklıklığına ve eleştiriye açık yönlerine rağmen göreli bir istikrar dönemini anlatmaktadır. Günümüzde ABD’nin iç politikada yaşadığı dönüşümler ve dışarda karşılaştığı güçlükler, ABD hegemonyası sonrası dönemde ortaya çıkması muhtemel liderlik ya da yönetişim modellerini tartışmayı zorunlu hale getirmektedir. Bu çerçevede, 21. yüzyılda Çin'in artan etkisine bağlı olarak, Çin liderliğindeki bir barış dönemi imasıyla Pax Sinica kavramının çokça dile getirilmeye başladığı görülmektedir. Çin'in ekonomik gücü, teknolojik ilerlemeleri ve stratejik girişimleri küresel güç yapısının yeniden şekillendirilmesinde etkili olacaktır. Bu nedenle muhtemel bir Çin hegemonyasının/liderliğinin doğası ve küresel barış ve güvenlik üzerindeki etkisi yakın takibe alınmak zorundadır. Alternatif yaklaşımlar olarak “Türk ve Arap Yüzyılı“ gibi kavramlar, Orta Doğu'daki değişen dinamikler başta olmak üzere, bölgesel ve küresel düzeyde ortaya çıkan dinamikleri anlamaya dair yeni bakış açıları sunma amacı gütmektedir. Farklı bölgelerdeki ülkeler teknolojik gelişmelerden ve ekonomik çeşitlilikten yararlandıkça konumlarını yeniden tanımlayabilecek, yeni bir barış, rekabet ve güvenlik çağının şekillenmesine katkıda bulunabilecek ve küresel ilişkilerde önemli rol oynama düzeyine erişebileceklerdir. Dolayısıyla, tekno-demokrasi, tekno-otokrasi, Merkeziyetsiz Merkez, Pax Americana, Pax Britannica, Pax Sinica ve Türk ve Arap Yüzyılı gibi iç içe geçmiş temalar günümüz jeopolitik gelişmelerini daha iyi anlama ve uyumlu ve güvenli bir dünya düzeni arayışı noktasında önemli katkılar sağlayabilecektir.

Bilim, Teoloji ve Hakikat Sonrası (Post-truth) Yeni Dünya ve Güvenlik

Küresel olayların çağdaş dokusunda bilim, teoloji ve ortaya çıkan hakikat sonrası Yeni Dünya paradigması arasındaki karmaşık etkileşim, çok yönlü güvenlik kavramı üzerinde derin bir etki yaratmaktadır. Bu bağlamda Zihin Güvenliği, Nesil Güvenliği, Aile Güvenliği, İnanç Güvenliği, Devlet Güvenliği ve Biyolojik Güvenlik, her biri birbirine bağlı ve hızla gelişen dünyamızda güvenliğin incelikli anlayışına katkıda bulunan ayrılmaz bileşenler olarak ortaya çıkmaktadır.

Hakikat sonrası Yeni Dünya'da bilim ve teolojinin yan yana gelmesi, ampirik bilgi ve inanç sistemleri arasındaki gerilimi yansıtmaktadır. Gerçeğin çoğu zaman şekillendirilebilir olduğu bir çağda, bilimsel gelişmeler ile teolojik inançların kesiştiği noktada yön bulmak hassas bir çaba haline gelmektedir.

Zihin Güvenliği, fiziksel güvenliğin geleneksel sınırlarını aşan, zihinsel ve psikolojik refah alanına giren bir olgudur. Bilgi ve dezenformasyonla dolu bir çağda, bireysel zihinlerin kutsallığını korumak hayati önemdedir. Eleştirel düşünme, medya okuryazarlığı ve akıl sağlığı girişimleri, Zihin Güvenliğinin ayrılmaz bileşenleridir ve hakikat sonrası ortamın ortaya çıkardığı bilişsel zorluklara karşı dayanıklılık sağlar.

Gelecek nesillerin güvenliği ve çevresel sürdürülebilirliği; eğitimi ve kapsayıcı sosyo-ekonomik yapıları ele alan kapsamlı stratejilere bağlıdır. Nesil Güvenliği, acil tehditlerin ötesine geçerek takip edenlere bıraktığımız mirası da kapsar. Gelecek nesillere güvenli ve sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için teknolojik ilerlemeyi etik hususlarla dengelemek çok önemlidir.

Toplumsal güvenliğin dokusu, ailelerin güvenliği ve istikrarı yoluyla karmaşık bir şekilde örülmüştür. Ekonomik güvenlik, eğitime erişim ve sosyal uyum Aile Güvenliğine katkıda bulunur. Eşitsizliği ele almak, sosyal destek ağlarını güçlendirmek ve kapsayıcı politikaları teşvik etmek, dayanıklı aile birimleri oluşturmanın ve dolayısıyla daha geniş toplumsal çerçeveyi güçlendirmenin temel bileşenleridir.

Çeşitlilik ve birbirine bağlı bir dünyada inanç güvenliği, çeşitli inanç sistemlerine saygı duymanın ve bunları korumanın öneminin bilincindedir. İbadet ve ifade özgürlüğünü korurken dini çoğulculukta ilerlemek küresel uyum için hayati öneme sahiptir. Farklılıklar arası anlayışı teşvik etmek, potansiyel çatışma kaynaklarını azaltarak daha güvenli ve hoşgörülü bir dünyayı teşvik edecektir.

Devlet Güvenliği, geleneksel jeopolitik değerlendirmeler, savunma mekanizmaları ve yönetişim yapılarını kapsar. Hakikat sonrası Yeni Dünya'da siber tehditler, dezenformasyon kampanyaları ve alışılmadık savaşlar gibi zorluklar devlet güvenliğinin manzarasını yeniden tanımlamaktadır. Ulusal çıkarların korunması için uyarlanabilir politikalar, uluslararası işbirliği ve teknolojik dayanıklılık zorunludur.

Küresel toplum, son sağlık krizlerinde Biyolojik Güvenliğin kritik önemine tanık olmuştur. Geleneksel savaş kavramlarının ötesinde, ulusların ve bir bütün olarak insanlığın güvenliği, pandemilerin önlenmesi ve yönetimiyle karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Uluslararası işbirliği, güçlü sağlık sistemleri ve biyoteknolojideki ilerlemeler Biyolojik Güvenliğin güçlendirilmesine katkıda bulunmaktadır.

Bilim, Teoloji ve hakikat sonrası Yeni Dünya'nın karmaşıklıkları arasındaki karmaşık etkileşim, temel olarak güvenlik manzarasını şekillendirmektedir. Zihin Güvenliği, Nesil Güvenliği, Aile Güvenliği, İnanç Güvenliği, Devlet Güvenliği ve Biyolojik Güvenlik, hakikat tanımının tartışmalı olduğu bir dünyada güvenliğin birbirine bağlı boyutlarını temsil etmektedir. Bu bağlantı noktasında ilerlemek, teknolojik, etik ve toplumsal hususları dengeleyen, insanlık için dayanıklı ve güvenli bir gelecek sağlayan bütünsel bir yaklaşım gerektirmektedir.

Güvenliğin Güvenliği ve Yönetişimi

Çağdaş küresel olayların karmaşık ağında, güvenlik ve yönetişim alanları çok yönlü şekillerde kesişmektedir. Ulusal güvenlik, çeşitli kurumlar arasında hassas bir denge gerektirmektedir. Ordu Güvenliği, Polis Güvenliği, İstihbarat Güvenliği ve Savunma Sanayii Güvenliği, bu karmaşık manzaranın temel direkleridir ve her biri, etkili bir yönetim çerçevesinde çalışırken toplumların güvenliğini ve refahını sağlamada kendine özgü bir rol oynamaktadır.

Ulusal savunmanın temel taşı olarak Ordu Güvenliği, toprak bütünlüğünü koruma ve dış tehditlere yanıt verme sorumluluğunu taşımaktadır. Konvansiyonel ya da ötesi senaryolarda faaliyet gösteren orduya, ulusun potansiyel düşmanlara karşı savunması emanet edilmiştir. Ordu Güvenliği bağlamında yönetişim, stratejik planlamayı, kaynak tahsisini ve yasal çerçevelere bağlılığı içermekte; ordunun ulusal güvenliğin koruyucusu rolünü yerine getirirken tanımlanmış sınırlar içinde çalışmasını sağlamaktadır.

Polis Güvenliği ise kanun ve düzenin sağlanmasında, vatandaşların korunmasında ve suçların önlenmesinde ve soruşturulmasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda etkili yönetişim, kamu güvenliğinin sağlanması ile bireysel hakların desteklenmesi arasında bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Toplumun katılımı, yasal protokollere ve adalete bağlılık, daha geniş yönetişim çerçevesi içerisinde polis güvenliğinin etkinliğine katkıda bulunmaktadır.

İstihbarat Güvenliği alanı, ulusal güvenlik açısından kritik bilgilerin toplanmasını, analiz edilmesini ve yorumlanmasını içermektedir. İstihbarat teşkilatları gizli bir şekilde çalışarak karar vericilere potansiyel tehditlere ilişkin içgörüler sağlamaktadır. İstihbarat güvenliğinin yönetişimi, etik standartlara, yasal kısıtlamalara ve sivil özgürlüklerin korunmasına uygunluğun sağlanması için gözetim gerektirmektedir. Şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmaları, gizlilik ihtiyacı ile sorumlu yönetişim zorunluluğu arasında bir denge kurmak için gereklidir.

Savunma sanayii, milli savunma için gerekli araç ve teknolojinin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Savunma sanayinde yönetişim, yolsuzluğu önlemek ve kaynakların verimli tahsisini sağlamak için düzenleyici çerçeveleri, satın alma politikalarını ve etik hususları içermektedir. Ulusal güvenliğin çıkarlarını ekonomik kaygılarla dengelemek, savunmayla ilgili işlemlerde şeffaflığı ve hesap verebilirliği sürdürmek için güçlü yönetişim mekanizmaları gerektirmektedir. Bu nedenle güvenliğin etkili yönetimi, Ordu Güvenliği, Polis Güvenliği, İstihbarat Güvenliği ve Savunma Sanayii Güvenliğinin farklı rollerini kabul eden ve aynı zamanda ulusal güvenliğin genel hedefine kolektif olarak katkıda bulunmalarını sağlayan kapsamlı ve entegre bir yaklaşım gerektirir.

Koordinasyon, bilgi paylaşımı ve yasal ve etik standartlara bağlılık, bu karmaşık alanda yönetimin temelini oluşturmaktadır. Güvenlik ve yönetişim arasındaki sinerji, çağdaş dünyanın karmaşıklıklarıyla baş etmede çok önemlidir. Ordu Güvenliği, Polis Güvenliği, İstihbarat Güvenliği ve Savunma Sanayii Güvenliği bu karmaşık sistemin ayrılmaz bileşenleridir ve her biri ulusu korumak ile demokratik ilkeleri desteklemek arasında doğru dengeyi kurmak için dikkatli bir yönetim gerektirmektedir. Tüm sistemlerin körletilmesi gibi bir senaryoda ise ülke ve savaş yönetimlerinin nasıl yapılacağı gelecekte üzerinde en çok düşünülmesi ve planlanması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Rus ordusu bu yönde tatbikatlarına ağırlık vermiştir.

Güvenlik Doktrini ve Modelleme için Yeni Araçlar

Son dönemde güvenlik arayışı geleneksel anlayışın ötesine geçerek Güvenlik Doktrini ve Modelleme için Yeni Araçlar, Nöro Çeşitlilik ve Nöro Yetenekler, Bilinç Bilimi Teknolojisi ve Uzay, Kaos Matematiği, Tersine Matematik, Duyguların Matematiği ve Biyomimikri gibi alanları araştıran bu dönüşümün öncülüğünü yapmaktadır.

Nöro Çeşitlilik ve Nöro Yeteneklerin araştırılması, insan zihninin anlaşılmasında bir paradigma değişikliği getirmektedir. Sinir bilimindeki ilerlemelerden yararlanan güvenlik uzmanları, bireylerin çeşitli nörolojik durumlarını araştırmaktadır. Güvenlik stratejileri, nöro-çeşitliliğe sahip bireylerin benzersiz güçlü yönlerini ve yeteneklerini benimseyerek, kapsayıcılık ve anlayışı teşvik ederken insan potansiyelinin tüm yelpazesinden yararlanacak şekilde özelleştirilebilecektir.

Ayrıca son yıllarda insan beyninin fiziksel manipülasyonu yoluyla düşünce ve davranışların yönlendirilebileceğine dair çalışmalar dikkat çekmektedir. Bu yöntemler, temelde hedeflenen bireylerin zihinsel güçlendirilmesini veya zayıflatılmasını amaçlamaktadır. Devletler, vatandaşlarını ve askerlerini stres, acı ve korkuya dayanıklı hale getirmek için bu teknolojileri kullanmaya çalışırken, aynı zamanda kitleler üzerinde zihinsel ve fiziksel zayıflıklar yaratmak amacıyla benzer tekniklere başvurabilmektedirler. Yine “Nöro-Savaş“ terimi literatürde yerini almıştır. Düşmanların zihninde karışıklık yaratmak en kritik unsurlardan birisi olduğu gerçeğinden hareketle insan beynini etkileyebilecek kabiliyetteki bir silah kuşkusuz ki en güçlü silahlardan birisi olacaktır ve bu silahın muharebe sahasında yerini alması bilim, teknoloji ve askeri stratejilerin entegrasyonu ile bilinen savaş konseptlerinin kökten değişmesine sebep olabilecektir. Nöro-Silahların varlığı ile savaşta ihtiyaç duyulan personel, ekipman, teçhizat ve zaman kaynaklarına ilişkin giderlerin azalacağı bir konsept ortaya çıkabilecektir. Kitle imha silahları, füzeler ve KBRN tehditleri gibi yıkıcı etkileri olan teknolojilere sahip olmak avantaj olmaktan çıkabilecektir. Toplum içerisinde farklı görevlerde bulunan herkes bu silahların hedefi olabileceği için sağlık, ulaşım, eğitim ve güvenlik gibi insan hayatının vazgeçilmez alanlarında büyük çaplı problemler yaratılabilecektir.

Kaos Matematiği alanında, güvenlik uzmanları karmaşık sistemlerin doğası gereği öngörülemezliğiyle boğuşmaktadır. Bu alan, kaosun içindeki kalıpları araştırarak potansiyel tehditlere ve güvenlik açıklarına ilişkin içgörüler sunma potansiyeline sahiptir. Kaos matematiğini benimseyen güvenlik modellemesi daha uyarlanabilir ve dayanıklı hale gelmektedir, dinamik ve öngörülemeyen durumları tahmin eder ve bunlara yanıt vermektedir. Tersine Matematik, sonuçlarla başlayıp geriye doğru çalışarak temel ilkeleri çıkararak geleneksel yaklaşımı tersine çevirir. Güvenlik bağlamında bu yaklaşım, potansiyel tehditleri tahmin etme ve anlama konusunda daha proaktif bir duruşa olanak tanımaktadır. Ters matematik, güvenlik zorluklarını yeniden yapılandırarak stratejistlere sağlam savunmalar ve karşı önlemler oluşturma gücü vermektedir.

Duyguların Matematiği, insan duygularının ölçülmesi ve modellenmesiyle ilgilenir. Duyguların matematiksel temellerini anlamak, güvenlik uygulayıcılarının halkın duyarlılığını ölçmesine, davranış kalıplarını tahmin etmesine ve insan unsurunu hesaba katan stratejiler tasarlamasına olanak tanır. Bu disiplinler arası yaklaşım, güvenlik doktrinlerinin çeşitli sosyal bağlamlarda etkinliğini artıracaktır.

Biyomimikri, güvenlik stratejilerini bilgilendirmek için doğadan ilham alır. Güvenlik modelleri, biyolojik sistemlerde gözlemlenen verimliliği ve dayanıklılığı taklit ederek değişen ortamlara ve gelişen tehditlere uyum sağlayabilir. Biyomimikri, insan stratejilerini doğal dünyada bulunan ustaca çözümlerle uyumlu hale getirerek güvenlikle ilgili sürdürülebilir ve uyumlu yaklaşımları teşvik edecektir. Güvenlik, Güvenlik Doktrini ve Modelleme için Yeni Araçların araştırılması, hızla değişen dünyanın çağdaş zorluklarına dinamik ve disiplinler arası bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

(10. İstanbul Güvenlik Konferansı 2024 Vizyon Belgesi - TASAM)


 
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin köşe taşı olarak görülen; Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasında 1990 yılında imzalanmış ve 1992 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir.;

Güçlü tarihsel ve kültürel arka plana rağmen stratejik nitelikli diyaloğun henüz gelişmekte olduğu Türkiye - Orta Doğu veya daha dar kapsamda Türkiye - Körfez Ülkeleri ilişkilerinin kırılgan eksenden yeni dengeler, yeni roller ve yeni ittifaklara uyum sağlayacak bir işbirliği eksenine dönüşmesi seçe...;

Afrika kapsamlı uluslararası askerî stratejilerin Kıta’daki bölgesel güvenlik krizlerini beslediğine dair kaygılar dikkate alınmalıdır. Afrika‘nın gerek genel olarak endüstrideki gerekse dar kapsamda savunma sanayiindeki mevcut sorunlar nedeniyle askerî kapasitesini gereği gibi güçlendirememesinin; ...;

Yeni ve gelişmekte olan teknolojilerin, siber ortam üzerinde beklenen etkilerinin; geleceğin çok boyutlu güvenlik ortamını şekillendireceği, yapay zekâ ve makine öğrenimi, otonom cihazlar ve sistemler, telekomünikasyon ve bilgi işlem teknolojileri, uydular ve uzay varlıkları, insan-makine ara yüzler...;

İnsanlık yeryüzünün %72’sini oluşturan su kürenin ortasında çeşitli yeryüzü dinamikleriyle yükselen veya alçalan kara parçaları (litosfer) üzerinde yaşamaktadır. İnsanlığın doğal yaşam alanını vücuda getiren kara parçaları ise dünya yüzeyinin oldukça küçük bir parçasını oluşturmaktadır. Tüm bu kara ...;

Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından başlatılan Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı ““Geleceğin Güvenliği & Savunması, Yapay Zeka ve Stratejik Dönüşüm““ başlıklı 2024 ikinci dönemi 20 Nisan 2024 ve 11 Mayıs 2024 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirilec...;

Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından başlatılan Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı ““Geleceğin Güvenliği & Savunması, Yapay Zeka ve Stratejik Dönüşüm““ başlıklı 2024 ikinci dönemi 20 Nisan 2024 ve 11 Mayıs 2024 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirilec...;

Tarih boyunca düşman tarafından açlıkla ölüme mahkûm edilen insan sayısı dudak uçuklatacak kadar yüksek . 1958 ve 1962 yılları arasında 36 milyon insanın ölümü ile sonuçlanan “Büyük Çin Kıtlığı” dışında çoğu unutulmuş veya hatırlanmak için yeterince önemli görülmemiş. ;

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Nis 2024 - 11 May 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...