Avrupa Birliği Enerji Güvenliğinde Yeni Tehditler Dönemi

Makale

Enerji, devletlerin hayati fonksiyonlarının işlevselliğinin sürdürülebilmesi açısından en hayati girdilerin başında yer almaktadır. Bu bağlamda enerjinin devletlerin ulusal güvenliklerinin olmazsa olmazlarından birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte enerjiye duyulan gereksinimin giderilmesinin sanıldığı kadar kolay olmadığının da altını çizmek gerekmektedir....

Enerji, devletlerin hayati fonksiyonlarının işlevselliğinin sürdürülebilmesi açısından en hayati girdilerin başında yer almaktadır. Bu bağlamda enerjinin devletlerin ulusal güvenliklerinin olmazsa olmazlarından birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte enerjiye duyulan gereksinimin giderilmesinin sanıldığı kadar kolay olmadığının da altını çizmek gerekmektedir. Öyle ki en başta enerji kaynaklarının dünya coğrafyasına dağılımının asimetrik oluşu bile sadece tek başına bu denli stratejik önemi fazla olan varlıklara erişimin önündeki en büyük engellerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat çağın değişen koşulları doğrultusunda söz konusu engelin bir nebze de aşılabilir olduğu görülmektedir. Çünkü enerji kaynakları bakımından zengin pozisyondaki ekonomilerin de en az bu varlıklara ihtiyaç duyanlar kadar zenginliklerini ekonomik kazanca dönüştürmesinin önünü açacak bir tüketici pazarına gereksinim duymalarıdır. Bu bağlamda üretici konumdaki ekonomilerin sahip olduğu enerji kaynaklarını kendileri için kazanca dönüştürebilmeleri noktasında tüketicilere erişimin önemli bir gereklilik olduğunu ifade etmek mümkündür.

Enerji kaynakları çerçevesinde ortaya çıkan bu durum, enerjiyle ilişkili bir işleyiş yapısının oluşumu anlamına gelmektedir. Bu bağlamda enerjiyle ilişkili meselelerin belirli bir yapılanma kapsamında sürdürüldüğünü söyleyebiliriz. Bununla birlikte söz konusu yapının bir takım niteliklerine dikkat çekmek gerekmektedir. Tarihsel süreçte değişim ve dönüşüm geçiren bu yapının en başlıca niteliği dinamik bir karakteristiğe sahip olmasıdır. Bir bakıma söz konusu dinamizmin enerji düzeninin temel karakteristiği olduğunu söyleyebiliriz. Günümüze gelindiğinde enerji düzeniyle ilişkili benzer şekilde bir takım niteliklerin de ortaya çıkması söz konusudur. Örneğin enerji düzeninin küreselleşmesini ve karşılıklı bağımlılık temelindeki işlerliği gibi nitelikleri bu kapsamda ele almak mümkündür.

Enerji düzeninin küreselleşmesi ve karşılıklı bağımlılık temelindeki işlerliği devletler açısından iki farklı sonuç doğurmaktadır. Söz konusu sonuçları olumlu ve olumsuz şekilde iki başlık altında ele almak mümkündür. Olumlu sonuçlar açısından bakıldığında enerji kaynakları bakımından zengin ülkeler tüketicilere, yoksun ülkeler ise bu denli kritik önemdeki varlıklara erişim imkanına sahip olmaktadırlar. Buna karşın olumsuz sonuçlar söz konusu olduğunda karşılıklı bağımlılık temelindeki işleyen bir mekanizmanın farklı boyutları ortaya çıkmaktadır. Öyle ki enerji kaynakları gibi hayati önemdeki varlıklara ithalat/ihracat noktasında ciddi ölçüde bağımlı hale gelinmesi bu noktada kritik bir ulusal güvenlik sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü böylesi bir ortamda karşılıklı bağımlılık ilişkisindeki asimetriler devreye girmekte ve bu noktada pazarlık gücü gibi bir faktör taraflar arasındaki etkileşimlerin temel belirleyici unsuru haline gelmektedir. Dolayısıyla karşı tarafa daha fazla bağımlı hale gelinmesi durumunda karşı taraf gün yüzüne çıkan bu asimetrilerden yararlanarak pazarlık gücünü bir diplomatik kaldıraç olarak kullanma imkanına sahip olmaktadır. Bunun en önemli örneklerinden birisi Rusya’nın enerji kaynaklarını kendisine bağımlı olan başta Avrupa ülkelerine karşı “silah“ olarak kullanmasıdır.

Enerji kaynaklarının dış politikada “silah“ olarak kullanılmasına Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna arasında patlak veren silahlı çatışmaların neticesinde ortaya çıkan enerji krizi sırasında bir kez daha tanıklık edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu süreçteki gelişmelerin enerji tarihindeki en önemli krizini tetiklediğini ifade etmek mümkündür. Şüphesiz ortaya çıkan enerji krizinin kısa bir süre içerisinde sınır aşan sorun haline gelmesi olayın ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Dolayısıyla küresel ölçekte bir enerji güvenliği tehdidi ile karşı karşıya olunduğu tartışmasızdır. Bu denli geniş çaptaki bir krizin çözülmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Eldeki veriler de krizin çözümüyle ilişkili zorluğu destekleyici yöndedir. Bu doğrultuda eldeki en önemli verilerden birisi, sorunun çözümüne yönelik atılan adımların orta ve uzun vadede etkisiz ve yetersiz kalacağı yönündedir.

2022 yılından itibaren ortaya çıkan enerji krizine yönelik çözüm girişimleri önceki dönemlerdeki benzer gelişmeler sırasında atılan adımlarla son derece benzer görünmektedir. Bu doğrultuda radikal, etkin ve kalıcı çözümler üretmek yerine geçici ve kısır girişimlerde bulunulması gibi bir durumdan söz etmek mümkündür. Bu noktada en başlıca çözüm mevcut enerji düzeninin yeniden inşa edilmesidir. Başta Avrupa Birliği (AB) olmak üzere birçok aktörün bu yönde hareket ettiği dile getirilmektedir. Buna karşın işin enerji dönüşümü gibi enerji düzeninin yeniden inşası gibi bir girişimler dizisinden söz edilse de işin özüne inildiğinde bunun da geçici bir çözüm girişimi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bunun en önemli göstergelerinden birisi sürecin halihazırda ilk aşamalarında olduğu günümüzde bile yakın gelecekteki yeni enerji güvenliği tehditleriyle karşılaşılması ihtimalinin her geçen gün daha da belirgin hale gelmesidir. Tüm bunlar ışığında çalışmada Moskova-Kiev arasında patlak veren silahlı çatışmalarla ilişkili ortaya çıkan ve sınır aşan sorun haline gelen enerji krizine çözüm arayışlarının AB enerji güvenliği açısından önceki dönemlere nazaran daha hayati ve geri dönülmesi çok zor yeni bir döneme doğru gidişat süreci ele alınmaktadır.

2.SINIR AŞAN ENERJİ KRİZİ

Halihazırda devam eden enerji krizini tetikleyen hadise Şubat 2022’den itibaren Rusya-Ukrayna arasındaki yaşanan silahlı çatışmalar olsa da bunun temellerinin daha önceki yıllara dayandığı görülmektedir. Bu doğrultuda 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi süreçle ilişkili en önemli dönüm noktalarından birisini teşkil etmektedir. Öyle ki uluslararası toplumun ciddi oranda tepkisine neden olan bu gelişmenin uluslararası ilişkiler kapsamında bir çok alanda son derece önemli sonuçları olmuştur. Enerji söz konusu alanlardan sadece bir tanesidir. Öyle ki bu zaman diliminden itibaren sınır aşan bir enerji krizine doğru gidişat sürecinden söz etmek mümkündür.

2.1.Kırım’ın İlhakı ve Yaptırımlar

Kırım’ın ilhak edilmesi kısa bir süre içerisinde küresel ölçekli bir krize dönüşmüştür. Bu krizi belki de Soğuk Savaş’ın ertesinde Rusya-Avrupa arasındaki ilişkilerde yaşanan en ciddi sorunlardan birisi olarak nitelendirmek mümkündür (Aras, 2017: 31). Kırım krizinin diğerlerinden önemli ölçüde farklı bir takım niteliklerinden söz etmek mümkündür. En başta bu kriz tarafların birbirini doğrudan hedef almadığı gibi bir alışagelmişliğin terk edilmesi bağlamında diğerlerinden ayrılmaktadır. Dolayısıyla bir çok alanda birbirine karmaşık karşılıklı bağımlılık ilişkisiyle bağlı iki aktörün, bu gibi stratejik önemdeki pozisyonlarını terk etmeleri son derece radikal bir adım olarak değerlendirilmelidir. Tarafların pozisyonlarını terk ettiklerinin en önemli göstergelerinden birisi AB’nin Rusya’yı doğrudan hedef alan yaptırımlar dizisini hayata geçirmesidir. Bu kapsamda AB üç aşamalı bir yaptırımlar dizisini devreye sokmuştur. İlk aşamada ilhak sürecine dahil olanlara yönelik seyahat kısıtlamaları ve varlıklarının dondurulması mevzu bahis olmuştur. İkinci aşamada, Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası tarafından Rusya’da finanse edilen yatırım programları durdurulmuştur. Üçüncü aşamada, ekonomik yaptırımlar ön plana çıkmıştır. Bu kapsamda Rusya menşeili bir takım finans kurumlarının Avrupa sermaye piyasalarına erişimi sınırlandırılmış, Rusya’ya silah satışına ambargo uygulaması gibi bir takım yaptırımlara devreye sokulmuştur. İlerleyen süreçte AB daha farklı yaptırım paketlerini devreye sokmasıyla taraflar arasındaki gerginliğin kriz haline dönüşmesi de kaçınılmaz hale gelmiştir.

AB, Rusya’ya yönelik belirli periyodlarda çeşitli yaptırım paketlerini hayata geçirmiştir. Söz konusu yaptırım paketleri ilk aşamada enerjiyi tam anlamıyla kapsamına dahil etmemiş olsa da ilerleyen süreçte bu durum değişmeye başlamıştır. Öyle ki ilk aşamada enerji konusuna hassasiyet gösteren AB, aşamalı olarak yaptırımlarını bu alanı da kapsayacak şekilde genişletmeye başlamıştır. Enerji faaliyetleri için gerekli olan teknoloji ve ekipman ithalatına ilişkin yaptırımların devreye sokulmasını bu kapsamda ele almak mümkündür. Bununla birlikte AB doğrudan enerji kaynakları ithalatını hedef almasa da Rusya’nın enerji faaliyetleri için gerekli teknoloji ve ekipmana ulaşımını engelleyerek, Moskova’nın orta ve uzun vadede güç kaybetmesini amaçlamıştır. Eldeki veriler de AB’nin bu yöndeki beklentisinin gerçekleşmesinin yüksek ihtimal olduğu yönündedir. Çünkü enerji ağırlıklı bir ekonomik yapılanma anlayışını benimseyen Rusya için enerji ihracatından sağlanan gelirler son derece hayatidir. Bilindiği üzere ülke ekonomisi 3’te 2 gibi büyük oranda enerji ihracatından sağlanan gelirlere dayanmaktadır. Dolayısıyla enerji ihracatının sürdürülebilirliği ülkenin ulusal güvenliği açısından son derece hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte AB’nin şuanki mevcut enerji ticaretini hedef almaması yanlış bir uygulama değildir. Çünkü halihazırda işleyen bir sistem vardır. Dolayısıyla AB’nin asıl hedefi Rusya’nın da orta ve uzun vadede ulusal güvenlik tehdidi olarak nitelendirdiği gelecekte gerçekleşme ihtimali yüksek olan senaryolara yöneliktir. Öyle ki Rusya, yayınlamış olduğu ulusal güvenlikle ilişkili dökümanlarda, Arktik coğrafyasındaki enerji kaynaklarının üretime geçirilmediği takdirde ülkenin enerji süper gücü niteliğinin sona ermesi tehlikesi altında olduğuna dikkat çekmiştir. AB’nin girişimlerinin rasyonelliği bu noktada anlaşılır hale gelmektedir. Çünkü Rusya, ulusal güvenliği için bu denli önem taşıyan Arktik coğrafyasında yürüttüğü enerji faaliyetleri kapsamında gerekli olan teknoloji ve ekipmanı büyük oranda başta Avrupa olmak üzere Batılı ülkelerden temin etmektedir. Bu bağlamda AB’nin Rusya’ya yönelik enerji teknoloji ve ekipmanların ticaretini kapsayan bir yaptırım uygulamasının Moskova nezdinde ciddi oranda olumsuz sonuçlara neden olması gibi bir durumdan söz etmek mümkündür.

2.2.Rusya-Ukrayna Çatışması ve Enerji Krizi

Rusya-Ukrayna arasında Şubat 2022’den bu yana devam eden silahlı çatışmaların, dünya da daha önce eşi benzeri görülmemiş bir enerji krizini tetiklediği aşikardır. Halihazırda küresel ölçekte enerji güvenliği sorunu haline gelen söz konusu krizi diğerlerinden ayıran en önemli unsurlardan birisi, bu krizin petrolden doğal gaza, kömürden yenilenebilir enerjiye bir bakıma enerjinin A’dan Z’ye bütün alanlarına yayılmış olmasıdır. Bu doğrultuda Karadeniz temelli ortaya çıkan bu son enerji krizinin diğerlerinden farklı olarak olumsuz etkilerinin de çok daha ağır olacağını ifade etmek mümkündür.

Halihazırda devam eden enerji krizini diğerlerinden ayıran bir başka önemli husus, bu süreçte enerji güvenliğine tehdit teşkil edecek hemen hemen bütün unsurları kapsıyor oluşudur. Enerji nakil hatlarına yapılan saldırılar, enerji akışının sekteye uğratılması, fiyat artışları ve erişim sorunu gibi unsurları bu kapsamda ele almak mümkündür. Bu noktada enerji krizinin kısa vadeden itibaren ortaya çıkması muhtemel zararları daha belirgin hale gelmektedir.

2022 yılından itibaren çok daha hissedilir hale gelmeye başlayan enerji krizi, halihazırda küresel ölçekte enerji güvenliği tehdidine dönüşmüş durumdadır. Öyle ki bu süreçte yaşanan bir çok hadise en başta enerji akışının sekteye uğratılması gibi bir enerji güvenliği için zaten çok ciddi bir tehdit iken, fiyatlarda yaşanan artış ve enerji nakil hatlarına yönelik saldırılar gibi gerek gerçek gerekse komplo teorileri var olan krizi daha da derinleştirmiştir. Bu bağlamda Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 doğal gaz boru hatlarında meydana gelen patlamaların enerji krizinin derinleşmesinde son derece kritik bir rol oynadığını ifade etmek mümkündür. Öyle ki sabotaj iddilarıyla gündeme gelen söz konusu hadise küresel ölçekte gaz fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Bu süreçte başta AB olmak üzere Batı ekonomisinin altüst olması gibi bir senaryonun dile getirilmesi krizin olası sonuçlarına ilişkin ipuçları vermektedir.

2022 yılından itibaren çok daha hissedilir hale gelmeye başlayan enerji krizini derinleştiren bir diğer faktörlerden söz etmek mümkündür. Bunlardan belki de en önemlisi başta AB ve ABD olmak üzere Rusya’yı hedef alan “Batı“ menşeili yaptırımlardır. AB’nin enerji kapsamında hayata geçirdiği söz konusu yaptırımlar ikinci paketle birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu doğrultuda AB ikinci paket yaptırımlar çerçevesinde Rusya’ya petrol rafinerileri için gerekli mal, hizmet ve teknoloji gönderilmesini engellemiştir. Bununla birlikte Rusya’nın enerji sektörünü hedef alan bir diğer yaptırımlar dizisi dördüncü paket kapsamında hayata geçirilmiştir. Dolayısıyla AB’nin 15 Mart 2022 tarihinde dördüncü yaptırım paketini uygulamaya almasını enerji krizini derinleştiren hadiselerden bir diğeri olarak nitelendirmek mümkündür. Bu kapsamda en önemli uygulamaların başında Rus enerji sektörüne yönelik yeni yatırımların durdurulması gelmektedir.

AB’nin dördüncü yaptırım paketini hayata geçirmesiyle birlikte Rus enerji sektörünün doğrudan hedef alındığı bir sürecin başlangıcından söz etmek mümkündür. 8 Nisan 2022 tarihinde hayata geçirilen beşinci yaptırım paketi bu noktada son derece önemli gelişmelerdendir. AB beşinci yaptırım paketiyle birlikte Rusya’dan kömür satın alınmasını, ithal edilmesini veye AB’ye taşınmasını yasaklamıştır. Bu kapsamda kömür ambargosu, geçiş sürecinin ardından 10 Ağustos 2022’den itibaren yürürlüğe girmiştir.

Yaptırımlar kapsamında Rus enerji sektörünü hedef alan bir diğer önemli gelişme AB’nin 3 Haziran 2022 tarihinde altıncı paketi uygulamaya koymasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda Rusya’dan ham petrol ve rafine petrol ürünlerine yönelik ambargo kararı alınmıştır. AB’nin bu yöndeki kararı ise geçiş sürecinin ardından Rusya’dan ham petrol tedariki kapsamındaki uygulamalar 5 Aralık’ta, rafine petrol ürünleri tedarikine ilişkin olanlar ise 5 Şubat’ta yürürlüğe girmiştir.

Yaptırımlar kapsamında Rus enerji sektörünü hedef alan bir diğer önemli gelişme AB’nin sekizinci paketi uygulamaya koymasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda AB’nin 5 Ekim 2022 tarihinde yürürlüğe giren sekizinci yaptırım paketinin yeni ticari kısıtlamalar ve petrole tavan fiyat uygulamasını içermesi nedeniyle son derece önemli olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki AB sekizinci yaptırım paketiyle birlikte Rusya'dan üçüncü ülkelere deniz yoluyla taşınan petrole varil başına 60 dolar tavan fiyat uygulanması yürürlüğe koymuştur. Bu tavan fiyat uygulaması ise 5 Aralık tarihinde başlamıştır. Bununla birlikte AB ülkeleri 5 Şubat tarihinden itibaren, Rus dizeline ve gaz yağına varil başına 100 dolar, daha ucuz sıvı yakıt ve açık renkli petrol ürünlerine de varil başına 45 dolar tavan fiyat getirdiğini duyurmuştur. Bu doğrultuda AB’nin belirli zaman aralıklarıyla uygulamaya koyduğu yaptırım paketleriyle Rusya’yı başta enerji sektörü olmak üzere daha birçok alanda yıpratmaya çalıştığına tanıklık edilmektedir. Öyle ki Şubat 2023’e gelindiğinde AB, devreye soktuğu on yaptırım paketi sonucunda toplamda 1473 kişiye ve 205 kuruma (varlık ve kuruluşa) yaptırım uygulamaktadır.

AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım uygulamalarını birbiri ardına devreye sokması şüphesiz Moskova cephesince olumlu karşılanmamıştır. Bununla birlikte taraflar arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesi gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla halihazırda zaten gün yüzüne çıkmış olan enerji krizinin daha da derinleşmesi Rusya’nın kendisini hedef alan yıpratıcı girişimlere vermiş olduğu karşılıklarla kaçınılmaz hale gelmiştir.

2.3.Rusya’nın Yaptırımlara Karşı Tepkisi

Başta ABD ve AB olmak üzere kendisini yıpratma gayesini taşıyan yaptırımlara karşı Rusya’nın hızlı bir reaksiyon gösterdiği görülmektedir. Bu doğrultuda Rusya’nın göstermiş olduğu tepkinin son derece sert olduğunu söyleyebiliriz. Dönemin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak“ şeklindeki ifadelerini bunun göstergelerindendir. Söz konusu hamlelerden birisi Rus hükümetinin Rusya’ya yönelik “dostane olmayan ülkeler“ listesini onaylamasıdır. Onaylanan listede ABD, AB, Birleşik Krallık, Güney Kore, Japonya, Ukrayna, İsviçre ve Singapur gibi ülkelerin yanı sıra Rusya’ya yaptırım uygulayan onbeş ülke daha yer almış durumdadır. Bu kapsamda alınan kararlardan birisi doğrudan enerji kriziyle ilişkilidir. Örneğin Putin tarafından 5 Mart tarihinde imzalanan kararnameyle Rus şirketlerine, dostane olmayan ülkelerdeki şirketlere borçlarını Ruble cinsinden ödemelerine izin verilmesi süreç açısından son derece önemli bir gelişmedir. Çünkü söz konusu uygulama aynı zamanda Rusya’nın enerji ihracatının önemli bir kesimini oluşturan doğal gaz ticaretini de kapsamaktadır. Bu bağlamda Rusya’nın dostane olmayan ülkelere yönelik almış olduğu ruble kararının enerji krizini derinleştiren faktörlerden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Putin’in dostane olmayan ülke ilan etmesinden dört gün gibi kısa bir süre içerisinde ödemelerini Ruble cinsinden yapmasını istediği AB’de doğal gaz fiyatlarının yükselmesi bunun göstergelerindendir. Bununla birlikte Almanya’da yetkililerin, Rusya'nın kontrat ödemelerini rubleye çevirme emri vermesinin ardından arz sıkışıklığı ve daha da yüksek fiyatlar için riskin arttığını belirmesi ve ayrıca, Almanya’nın doğalgaz kıtlığıyla başa çıkmak için bir erken uyarı sistemine ihtiyaç duyduğu vurgulaması söz konusu delili desteklemektedir. Bununla birlikte Almanya’ya doğal gaz teslimatı için referans fiyatın son oniki ayda dört katına çıktıktan sonra, Putin’in açıklamalarından bu yana ise yüzde 8 artması Berlin’in endişelerinin haklılığının göstergelerindendir.

Putin’in enerji ticaretinin Ruble cinsinden yapılmasına yönelik kararı halihazırda AB’nin enerji güvenliği üzerinde çok ciddi bir tehdidi gün yüzüne çıkarmakla birlikte Kuzey Akım çerçevesinde yaşanan bir takım hadiseler bu konunun çok daha başka bir seviyeye çıkmasını da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda Rusya’nın Ağustos 2022 tarihinde Avrupa’ya doğal gaz gönderdiği en büyük boru hattı olan Kuzey Akım 1’i kapatmasıyla enerji krizinin çok daha ileri bir seviyeye taşındığını söyleyebiliriz. Bu süreçte Rusya’nın hattı kapatma gerekçesi son derece önemli bir gelişmedir. Öyle ki Kremlin kapatma gerekçesi olarak gaz türbinlerinden birinde yağ sızıntısını göstermiştir. Bununla birlikte Rusya, Batı'nın yaptırımları nedeniyle bakım onarım yapamadığını savunarak kendisini hedef alan girişimler dizisini adres göstermiştir. Doğal gaz türbinlerini yapan Alman Siemens şirketinin mevcut arızanın gaz akışını kesmeyi gerektirecek bir arıza olmadığı yönündeki açıklamalar yapmasına rağmen iletimin durmuş olması, Rusya’nın bu hamlesinin temel motivasyonunun kendisine yönelik yaptırımlar olduğunun göstergelerindendir.

Kuzey Akım 1’deki doğal gaz akışının kesilmesinden kısa bir süre sonra yaşan gelişmeler, enerji krizini engellenemez hale getirmiştir. Bu kapsamda 26 Eylül 2022 tarihinde su altında gerçekleşen bir dizi patlamanın Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarında hasar ve sızıntıya neden olması, bu süreçte yaşanan gelişmelerden en önemlisidir. Yaşanan bu hadise en başta enerji güvenliği kapsamındaki ihtimallerden birisinin gerçekleşmesi bakımından çok kritik bir gelişmedir. Bu süreçte başta Rusya olmak üzere bir çok devlet yaşanan patlamalara ilişkin sabotaj ihtimali üzerinde durmuşlardır. Bu yöndeki iddialar kısa bir süre içerisinde doğrulanmıştır. İsveç’te yürütülen soruştuma çerçevesinde Kuzey Akım doğal gaz boru hatlarındaki patlamanın sabotaj olduğunun ortaya çıkması kapsamında görevli savcının olay yerinde patlayıcı kalıntıları olduğu şeklindeki açıklamalarını bu kapsamda ele almak mümkündür.

Kuzey Akım boru hatlarında yaşanan patlamalar, halihazırda derinleşmiş olan enerji krizinin bambaşka bir seviyeye çıkmasına neden olmakla birlikte, enerji güvenliği açısından da bir takım tehditlerin daha net anlaşılması bağlamında yakın tarihteki en önemli somut gelişme olmuştur. En başta Kuzey Akım boru hatlarında yaşanan patlama, Avrupa kıtasının barışla özdeştirilen en önemli coğrafyalarından birisi olan Baltık’ta gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Baltık gibi barış coğrafyasında bile bu gibi hadiselerin yaşanması, göreceli olarak istikrarsız olarak nitlendirilen yerlerde benzer durumlarla karşılaşılması olasılığını çok ciddi oranda güçlendirmiştir. Bu doğrultuda enerji nakil hatlarının enerji güvenliği açısından son derece kritik bir önem taşıdığı bir kez daha anlaşılmıştır. Bununla birlikte enerji güvenliğiyle ilişkili önemi anlaşılan tehditlerden bir diğeri enerji akışındaki kesintilerden kaynaklı ortaya çıkan zararların sadece üretici ya da tüketici ekonomiler gibi tek bir tarafla sınırlı olmadığıdır. Bu bağlamda enerji akışındaki kesintilerin üretici ve tüketiciler başta olmak üzere bu denkleme dahil olan tüm aktörlerin enerji güvenliğine ciddi ölçüde zararlara yol açtığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla Kuzey Akım boru hatlarında yaşanan patlamanın hem AB hem de Rusya’nın enerji güvenliği açısından zararlara neden olduğu tartışmasızdır. Buna karşın göreceli olarak taraflardan birinin diğerine nazaran daha fazla zarar görmesi gibi bir durumdan söz etmek mümkündür. Bu bağlamda yaşanan bu hadiseden AB’nin Rusya’ya nazaran daha fazla zarar gördüğü iddia edilebilir. Eldeki veriler de söz konusu iddiayı destekleyici niteliktedir. Öyle ki bilindiği üzere Rusya, patlamaların öncesinde Kuzey Akım 1’deki doğal gaz akışını durduran taraftır. Bu kapsamda Rusya’nın bu denli kritik bir adımı atmadan önce kendisini olası senaryolara hazırladığı ve bunların üstesinden gelebilecek yeterlilikte olduğu güvencesiyle hareket ettiği tartışmasızdır. Rusya gibi sistemin başat güçlerinden birisi için zaten başka bir ihtimal de söz konusu değildir. Rusya’nın bu yöndeki belki de en önemli güvencesi AB’ye nazaran çeşitlendirme stratejileri kapsamında daha önceki dönemlerden itibaren etkili adımlar atmasıdır. Asya’ya yönelim stratejisi ve Çin gibi sistemin diğer yükselen güçleriyle ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyine çıkartılması gibi atılan adımları bu kapsamda ele almak mümkündür. Benzer şeyleri AB için söylemek henüz mümkün değildir.

3.ENERJİ KRİZİ ve AB ENERJİ GÜVENLİĞİ

Kuzey Akım doğal gaz boru hatlarında meydana gelen patlamalarla birlikte enerji krizi çok daha farklı bir seviyeye ulaşmıştır. Bu bağlamda karşılıklı yaptırım hamlelleriyle derinleşen enerji krizinin bu denli önemli bir enerji nakil hattında meydana gelen patlamalarla birlikte çok daha ileri bir aşamaya geçtiğini ifade etmek mümkündür. Krizin daha ileri bir aşamaya geçmesinin en önemli nedenlerinden birisi sıkıntıların yakın gelecekte çözülemeyeceğinin çok daha net bir biçimde anlaşılmasıdır. Çünkü boru hatlarında yaşanan patlamalar, enerji akışının vanaların kapatılması vasıtasıyla gerçekleştirilmesinden çok daha ciddi bir sorunun habercisidir. Öyle ki kapatılan vanaların sürecin gidişatı doğrultusunda her an açılabilmesi söz konusuyken, benzer şeyleri patlamalar neticesinde hasar görmüş boru hatları için söylemek mümkün değildir. Putin’in dünyada bu kadar büyük hadiseden sonra bu tür sistemlerin tamir edilmesine yönelik bir örnek bulunmadığı şeklindeki ifadeleri bu kapsamda ele almak mümkündür. Bu bağlamda göreceli olarak daha fazla zarar gören AB’nin ciddi bir enerji güvenliği tehlikesi altında olduğu iddia edilebilirdir. Dolayısıyla AB’nin bu denli kritik bir ulusal güvenlik tehdidine karşı etkin çözümler üretmesi zorunlu hale gelmektedir. Fakat halihazırda AB bir takım girişimlerde bulunsa da çözüm noktasında bunların etkisi tartışma konusudur.

3.1.AB’nin Alternatif Arayışları

Enerji krizinin ortaya çıkmasıtyla doğru orantılı bir şekilde AB’nin bir takım girişimlerine tanıklık edilmeye başlanmıştır. Buna karşın AB’nin söz konusu girişimlerinden etkili sonuçlar ve sorunun çözümü yönünde olumlu çıktılar elde edilmesi birçok açıdan tartışılması gereken bir konudur. Öyle ki eldeki veriler, AB’nin sürece yönelik girişimlerinin proaktif olmaktan ziyade reaktif bir nitelik taşıdığı ve enerji güvenliği sorunlarının çözüme kavuşacağı yönündeki beklentilerin gerçekleşmesi ihtimalinin neredeyse imkansız olduğu yönündedir. Eldeki verileri bir takım destekleyici argümanlar da mevcuttur. Daha açık bir deyişle bir takım argümanlar AB’nin enerji güvenliğinin tesis edilmesi doğrultusunda en etkili uygulamaların başında gelen çeşitlendirme stratejilerini devreye sokmuş olsa dahil, bunların beklenen etkiyi yaratamayacağını desteklemektedir.

Çeşitlendirme stratejileri bağlamında AB’nin, iki ayaktan oluşan bir yol haritası çerçevesinde hareket ettiğini söyleyebiliriz. Söz konusu ayaklardan ilki enerji kaynakları açısından çeşitlendirme stratejilerinin devreye sokulması kapsamındaki girişimlerden meydana gelmektedir. Öyle ki bu girişimlerde bulunurken AB’nin yıllardır başını çektiği düşünceleri ve temel ilkeleri arasında yer almaya başlayan birtakım değerlerini göz ardı edercesine hareket ettiğine tanıklık edilmektedir. Örneğin uzun yıllardır çevre ve iklim değişikliğine yönelik politikalar uygulayan ve kömürden uzaklaşan Avrupa ülkeleri, Rusya-Ukrayna savaşının başlaması ve Rusya'dan uygun fiyatlı doğal gaz akışının kesilmesiyle bu yaklaşımını değiştirmek zorunda kalmıştır. Böylece, 2021'de 449 milyon ton olan AB ülkelerinin kömür tüketimi, 2022'de 478 milyon tona ulaşmıştır. Söz konusu yükselişte, elektrik üretiminde kullanılan kömür talebinin artması şüphesiz etkili olmuştur. Bunların yanı sıra AB ülkelerinin 2021'de 332 milyon ton seviyesinde olan toplam kömür üretimi de 2022'de yüzde 7,3 artarak 357 milyon tona çıkmıştır.

Moskova-Kiev arasında süre gelen silahlı çatışmalar sürecinde AB’nin Rusya’ya yönelik bir takım yaptırımları hayata geçirmesiyle birlikte gerilen ilişkiler Kuzey Akım hatlarına sıçramış ve bu gidişat hızlı bir şekilde enerji krizine doğru evirilmiştir. Bu kapsamda Avrupa’ya giden gazın Rusya ve/veya dış etmenler -sabotaj iddiaları gibi- vasıtasıyla kesilmesi enerji krizini derinleştirmekle birlikte AB’yi bir takım şeyleri göz ardı etmek pahasına önlemler almaya yöneltmiştir. Örneğin uzun yıllar kamuoyu baskısı ile enerji arz güvenliğini ikinci sıraya iten ve bunun yerine çevre ve iklim değişikliğini önlemeye yönelik politikalara odaklanan AB ülkeleri, Rusya'dan makul fiyatlı doğal gaz akışının sona ermesi ile tutum değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu bağlamda enerji krizinin, Avrupa ülkelerinde kömür ve nükleer karşıtlığını azalmasına neden olarak bu kaynaklara daha fazla odaklanılmasına sebep olduğunu söyleyebiliriz. Öyle ki geçmişte “kirli“ olarak nitelendirilen kömür, geçtğimiz yıl AB ülkelerinin elektrik üretiminde gazdan sonra üçüncü sırada yer almıştır.

Nükleer enerji kapsamında AB’nin enerji krizi sürecinde atmış olduğu adımlar, önceki dönemlere nazaran ciddi bir yaklaşım değişikliği yaşandığını gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda mevcut enerji krizinin, AB'nin reaktörleri kapatma ve nükleer enerjiyi aşamalı olarak kaldırma yönündeki planlarını da değiştirdiğini söyleyebiliriz. Bu doğrultuda bazı Avrupa ülkeleri nükleer reaktörlerin kapatılmasını ertelemeye karar verirken, yeni nükleer projeleri de hızlandırma kararı aldıklarına tanıklık edilmektedir. Örneğin bu kapsamda atılan adımlar Şeker (2023) tarafından şu şekilde ifade edilmektedir; Almanya, kışın olası bir enerji sıkıntısına karşı daha önce kapanması planlanan 3 nükleer santralin acil durum rezervi olarak beklemede tutulmasına karar vermiştir. İngiltere’de inşa edilmesi planlanan Sizewell C nükleer santraline resmi onay verilmiştir. Belçika’da ise 2025 yılında kapatılması planlanan 2 nükleer santralin faaliyet süresi 10 yıl uzatılmıştır. Avrupa'nın en büyük nükleer kapasitesine sahip olan ve elektriğinin büyük kısmını 56 reaktörden sağlayan Fransa'da, 14 yeni nükleer reaktör inşa etme planını açıklanmıştır. Ayrıca Fransa, mini modüler nükleer reaktör (SMR) teknolojilerine yatırım yapmaya karar vermiştir. Hollanda'da 2 yeni nükleer reaktör yatırımı planlanırken, Polonya da 3 yeni nükleer santral planı üzerinde çalışmalara başlanmıştır.

AB’nin bir diğer altarntif enerji kaynağı arayışı, Sıvılaştırılmış Doğal Gaz’a (LNG) yönelim şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu aşamada çeşitlendirme stratejilerinin bir diğer boyutu olan tedarikçiler kapsamındaki girişimlerin de devreye sokulduğu görülmektedir. Bu bağlamada AB'nin çeşitlendirme stratejileri kapsamında LNG’ye yöneliminin hem enerji kaynakları hem de tedarikçi boyutunu bir araya getirmesi açısından son derece önemli bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. Bu doğrultuda azalan Rus gaz arzıyla başa çıkmak için Avrupa Birliği, özellikle ABD'den LNG ithalatını büyük ölçüde artırdı. Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA)'ya göre 2022'de ABD'nin AB'ye ihracatı yıllık bazda %143 artmıştır. Bununla birlikte “güvenli“ olarak görülen bir takım LNG tedarikçilerine yönelimden de söz etmek mümkündür. Katar, Mısır, Cezayir, Norveç, Azerbaycan ve Angola'dan yapılan LNG ithalatını bunun örneklerindendir. Tüm bunlar ışığında AB’nin LNG ithalatının geçtiğimiz üç yıla kıyasla en yüksek seviyeye ulaştığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte eldeki veriler bu miktarın daha da artacağı yönündedir.

AB’nin LNG bağlamında hem tedarikçi hem de enerji kaynakları açısından çeşitlendirme stratejilerini devreye sokması ilk aşamada bir başarı olarak görülse de aynı şeyleri gelecek dönemler için söylemek tam anlamıyla mümkün görünmemektedir. Bu noktada iki unsur gelecek dönemlere ilişkin soru işaretlerine neden olmaktadır. Bunlardan ilki AB’nin halihazırda LNG alanındaki nitelikleriyle ilişkilidir. Çünkü LNG konusunda AB’nin mevcut şartları pek de iç açıcı gözükmemektedir. Örneğin geçen yıl dünyada toplam 380 milyon tonluk sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticareti gerçekleşmiş ve bunun yaklaşık 80 milyon tonluk kısmı Avrupa tarafından satın alınmıştır. Buraya kadar bir sorun yoktur. Buna karşın Avrupa’nın bu miktarı arttırması noktasına gelindiğinde ise bu durum bir sorun haline dönüşmektedir. Çünkü Avrupa maksimum kapasiteyle tüm terminallerini kullansa dahi 145 milyon ton LNG alabilecek bir altyapıya sahiptir. Bu da yaklaşık 65-70 milyon tonluk yedek kapasite olduğu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla maksimum kapasitede LNG ithalatı bile Rus boru gazının yalnızca yarısını karşılayabilecek seviyede kalması gibi bir durumun AB nezdinde enerji güvenliği sorununa dönüşmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.

LNG kapasitesiyle birlikte AB için olası bir enerji güvenliği sorununa dönüşmesi ihtimali taşıyan bir diğer husus, Rusya’ya olan ithalat bağımlılığının azaltılmasına karşın bir başka tedarikçiye bağımlı hale gelinmesiyle ilişkilidir. Bu kapsamda AB ve ABD arasında imzalanan LNG ticaretine ilişkin anlaşma son derece kritik bir gelişmedir. Taraflar arasında imzalanan anlaşmaya göre ABD, 2022’nin sonuna kadar AB'ye, daha önce yapılmış anlaşmalara ilaveten en az 15 milyar metreküp sıvılaştırılmış doğal gaz daha satacağı duyurulmuştur. İlerleyen süreçte bu miktarın artacağı göz önüne alındığında, AB’nin gerek nispeten daha az verimli bir taşıma yöntemine ve mevcut durumdaki altyapının yetersiz olduğu bir enerji kaynağına ve tedarikçisine bağımlı hale gelinmesi gibi bir enerji güvenliği tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz.

3.2.AB ve Enerji Dönüşüm Süreci

AB’nin enerji krizine çözüm çerçevesindeki girişimleri sadece fosil temelli enerji kaynaklarıyla sınırlı değildir. Bu doğrultuda diğer enerji kaynaklarına yönelik bir takım girişimlerde bulunulduğu görülmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilişkili girişimleri bu kapsamda ele almak mümkündür. Ancak söz konusu girişimlerin temel motivasyonu, tahmin edilenden farklı olarak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının tüketimdeki payının arttırılmasının ötesindedir. Bu bağlamda AB’nin yenilenebilir enerjiyle ilişkili girişimlerini, önceki dönemlerin aksine ciddi ölçüde radikal nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

AB’nin yenilenebilir enerjiyle ilişkili girişimlerini radikal hale getiren şüphesiz enerji dönüşümü kapsamında yürütülen faaliyetlerdir. Dolayısıyla AB bu dönüşüm süreci doğrultusunda enerji kaynakları açısından bir devrim gerçekleştirme çabası içerisindedir. Buna karşın AB’nin bu dönüşüm sürecine yönelimi enerji kriziyle ortaya çıkmış bir durum değildir. Bununla birlikte enerji krizinin süreci hızlandıran bir faktör olduğunu söyleyebiliriz.

AB’nin enerji dönüşümüne yönelimi kapsamında en önemli dinamiklerden birisi küresel iklim değişikliğidir. Bu bağlamda AB’nin önemli bir emisyon üreticisi ekonomilerin başında yer aldığı göz önüne alındığında, enerji dönüşümünün başlıca dinamiği son derece rasyonel hale gelmektedir. Öyle ki enerji üretimi ve kullanımı, AB'nin sera gazı emisyonlarının yüze 75'inden fazlasını oluşturmaktadır. Bu nedenle, AB'nin enerji sisteminin karbondan arındırılmasına, 2030 iklim hedeflerine ve AB'nin 2050 yılına kadar karbon nötrlüğünü sağlamaya yönelik uzun vadeli stratejisine ulaşmak için kritik önem verilmesi bunun göstergelerindendir.

Enerji dönüşümü, AB’nin iklim değişikliğiyle birlikte gün yüzüne çıkan enerji güvenliği sorunları için son derece rasyonel bir yol haritası olarak görülse de enerji krizi söz konusu olduğunda bir takım unsurlar programın başarıya ulaşması noktasında soru işaretleri uyandırmaktadır. En başta enerji kriziyle birlikte AB’nin bu denli kritik önem taşıyan, son derece hassas bir program kapsamındaki atılan adımları hızlandırması kısa vadede başarıymış gibi gözükse de orta ve uzun vadede bir soruna dönüşme potansiyeline sahiptir. Öyle ki bu denli kritik bir sürecin planlı, programlı, sistematik bir şekilde yürütülmesi son derece önemlidir.

Enerji dönüşümüyle ilişkili bir diğer potansiyel soruna dönüşme ihtimali olan konu, yenilenebilir enerji teknolojileriyle ilişkilidir. Bu kapsamda birden çok potansiyel sorunla karşılaşma ihtimali bulunmaktadır. Bunlardan ilki, mevcut durumda yenilenebilir enerji teknolojileri kapsamındaki yeterlilik düzeyidir. Daha açık bir deyişle yenilenebilir enerji kaynakları temelli bir düzene geçiş için gereken teknolojik altyapının henüz hazır olmamasının önemli bir soruna dönüşme ihtimali gibi bir durum söz konusudur. Bu noktada maliyetler ciddi bir engel olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yüksek finansman maliyetleri de önemli bir engel olduğu görülmektedir.

Net sıfır hedefi için bu teknolojilerin hayata geçirilmesi zorunludur. Daha açık bir deyişle net sıfır bir hedeftir. Bunu başarmak için gerekli en önemli araçlar temiz enerji teknolojileridir. Ancak yeni teknolojilerin kitlesel pazar önemine ulaşması için geçen süre göz önüne alındığında, şu anda var olan temiz enerji teknolojileriyle bu dönüşümün en yakın 2050’de gerçekleşmesi mümkün görülüyor. Bununla ilişkili bir diğer konu mevcut araçların mühendislik boyutunda sorun haline gelmektedir. Halihazırdaki teknolojik gelişimin yeterliğinin yanı sıra mühendislik açısından bakıldığında da mevcut araçların kendilerinden istenen görevi yerine getirip getirmediği gibi sorun ortaya çıkmaktadır.

Teknolojik gelişmişlik düzeyi halihazırda çözülebilir bir sorun gibi görünmektedir. Buna karşın işin özü çok daha farklıdır. Çünkü bu kapsamda ortaya çıkması muhtemel sorunlar sadece teknolojik gelişimle sınırlı değildir. Dolayısıyla bunun da ötesinde çok daha ciddi sorunların ortaya çıkması gibi bir durumdan söz etmek mümkündür. Öyle ki bu kapsamdaki sorunlar yenilenebilir enerji temelli bir enerji düzeninin işlevselliğinin temel girdileriyle ilişkilidir. Bu bağlamda enerji teknolojileri için gerekli olan hammaddelere erişim sorununun orta ve uzun vadede ciddi bir enerji güvenliğine dönüşmesi gibi bir tehlike durumundan söz etmek mümkündür.

Enerji dönüşümü, ekonomik, teknolojik ve jeopolitik şeklinde sayabileceğimiz birbirine geçmiş üç sütun üzerine inşa edilen bir olgudur. Söz konusu boyutlar arasındaki etkileşim özellikle yenilenebilir enerji sistemlerinin fosil temellilerden daha farklı teknolojik altyapı, hammadde kullanımı ve fazla finansal yatırım gerektirmesi noktasında karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki en başta fosil kaynaklar ile karşılaştırıldığında yenilebilir enerji kaynakları oldukça farklı bir enerji altyapısı gerektirmektedir. Farklı enerji altyapı gerekliliği noktasında kritik mineraller ve nadir toprak elementleri son derece hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla yatırımlarla birlikte enerji dönüşümü için bir diğer husus nadir toprak elementleri ve kritik minerallerle ilişkilidir. Öyle ki fosil enerji düzeninden farklı olarak yenilenebilir enerji kaynakları temelli işleyen bir sistemde bu kapsamdaki hammaddelerin tedarik ihtiyacı söz konusudur. Çünkü örneğin rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, elektrikli araçlar ve enerji depolama birimlerinin üretimi için doğada az miktarlarda bulunan ve bu nedenle de nadir toprak elementleri olarak adlandırılan hammaddelerin yanı sıra lityum, kobalt, nikel, bakır, germanyum gibi kritik minerallere ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla bu kapsamda ciddi bir talep artışı gündeme gelmektedir. Örneğin Lityum talebinin son birkaç yılda beş kat artmasını bunun göstergelerindendir. Buna karşın zaten kıt olan bu hammaddelere yaşanan dönüşüm sürecinde meydana gelen talep artışı durumu daha da karmaşıklaştırmaktadır. Bununla ilişkili olarak iki temel sorun ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki artan talep karşısında arzın yetersiz oluşuyla birlikte bir diğeri fiyatlardaki ciddi oranlardaki yükselişlerdir. Örneğin 2017 yılında tonu 60 bin dolardan satılan kobaltın fiyatının 2030’da 100 bin dolar seviyesinde seyredeceği tahmin edilmektedir. Bu noktada muhtemel enerji güvenliği sorununa dönüşme ihtimali taşıyan bir başka tehdit ortaya çıkmaktadır. Çünkü nadir toprak elementleri ve kritik minerallerle ilişkili mevcut durum zaten sıkıntı yaratırken, bu rezervlerin kontrolünün dünya genelindeki ticaretinin birkaç ülke tekelinde olması bunu çok daha ileri bir seviyeye taşımaktadır. Dolayısıyla nadir toprak elementleri ve kritik minerallere yönelik dünya genelinde yaşanan talep artışı enerji güvenliği açısından bir tehdit unsuru haline gelmeye başladığı görülmektedir. Enerji kaynaklarının taraflar arası ilişkilerde silah olarak kullanılabilir olması tecrübesinden hareketle uluslararası siyaset bağlamında yeni tehditlerden söz etmek mümkündür. Şüphesiz stratejik enerji kaynakları açısından zengin konumdaki ülkelerin uluslararası siyasetteki güç kazanımı yeni dönemde de nadir toprak elementleri ve kritik minerallerin kontrolünü elinde tutan taraflar için de aynı şey için geçerli hale gelecektir. Dolayısıyla önceki dönemin enerji süper güçleri olan fosil kaynak zenginlerinin yerini yeni dönemde nadir toprak elementleri ve kritik mineralleri elinde bulunduran tarafların alması olasıdır. Bu bağlamda Çin en önemli aday olarak karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki Çin 2010’lu yıllara kadar bu alandaki üretimi dünyanın yüzde 95’ini teşkil etmekteydi. Son dönemde bu oran azalma eğilimi gösterse de Çin’in liderliği hali hazırda devam etmektedir. Bu bağlamda dünya nadir toprak elementleri ve kritik mineraller pazarının Çin’in tekelinde olduğu birçok uzmanca dile getirilmektedir. Böylesi bir ortamda AB’nin bir başka alanda daha Rusya’nın stratejik ortağı olarak bilinen Çin başta olmak üzere birkaç tekele bağımlı hale gelmesi gibi enerji güvenliği tehdidi taşıyan bir sorun ortaya çıkmaktadır.

SONUÇ

Son yıllarda ortaya çıkan ve halihazırda devam etmesi beklenen enerji krizinin tarihe damgasını vuracağı aşikardır. Çünkü bu süreçte yaşananlar diğerlerine nazaran çok daha farklıdır. Bu durum kendisini gerek krize gidişatta gerekse sonrasındaki yaşananlarda göstermektedir. En başta yaşanan son enerji krizi, yıllardır hazırlıklı olunmasına karşın olumsuz zararların önüne geçilememesi bile diğerlerinden farkını gözler önüne sermektedir. Bununla birlikte krizi tırmandıran faktörler ve çözüme yönelik girişimleri de bu kapsamda ele almak mümkündür.

Enerji krizi sınır aşan bir sorun haline gelmiş ve küresel ölçekli bir enerji güvenliği tehdidine dönüşmüştür. Dolayısıyla dünyanın önemli bir kesiminin bu kriz ortamından zarar görmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Buna karşın en fazla zarar görmesi tartışmasız hale gelen AB olmak üzere kıta ülkeleridir. Bu noktada bir takım faktörlerin bahsi geçen ülkeler için enerji krizinin etkilerini daha da arttırdığını söyleyebiliriz. Bunlardan belki de en önemlisi mevcut durumda Avrupa’nın başta Rus enerjisi olmak üzere ciddi bir biçimde ithalata bağımlı olunmasıdır. Böylesi bir ortamda AB’nin enerji güvenliğini temin etme noktasında soru işaretleri ortaya çıkmaktadır.

AB’nin enerji krizinin neden olduğu enerji güvenliği sorunlarına yönelik bir takım girişimlerde bulunduğuna tanıklık edilmektedir. Bu kapsamdaki girişimler son derece önemlidir. Buna karşın enerji güvenliği sorunlarına çözüm getirmesi noktasında bir takım belirsizlikler söz konusudur. Örneğin çeşitlendirme stratejileri bağlamında LNG’ye yönelimle birlikte Rus doğal gazına bağımlılığı azalttığını ifade eden AB’nin, diğer taraftan ABD’ye bağımlı hale geldiğini göz ardı ettiğine tanıklık edilmektedir. Ayrıca fosil enerji kaynakları kapsamındaki girişimlerinde de çevreyle ilişkili temel değerlerini görmezden gelmesi gibi bir durumdan söz etmek mümkündür.

AB’nin enerji krizi sürecinde fosil enerji kaynakları kapsamındaki girişimlerinin yeni dönemde başkalaşmış enerji güvenliği sorununa dönüşmesi yüksek ihtimal iken, benzer şeyleri yenilenebilir enerjiye yönelik uygulamalar için de söylemek mümkündür. Bu noktada en önemli enerji güvenliği sorunu, Çin gibi dünyanın tekel konumundaki yenilenebilir teknolojiler için gerekli hammadde tedarikçilerine bağımlı hale gelinmesidir. Tüm bunlar ışığında enerji kriziyle birlikte AB için enerji güvenliğinde yeni tehditler dönemine geçiş sürecinin başladığını söyleyebiliriz.

Dr. Öğr. Üyesi Anıl Çağlar ERKAN
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi
(9. İstanbul Güvenlik Konferansı Bildiri Makalesi, 23 Kasım 2023)
 
 
 
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Bölgemizdeki savaş ve çalkantıların ortasında İran'ın siyasi sistemi, bazı ülkelerde "İran uzmanları" tarafından ortaya atılan iddiaları boşa çıkaracak şekilde seçimleri rekabetçi, barışçıl ve düzenli bir şekilde gerçekleştirerek kayda değer bir istikrar sergilemiştir.;

İnsanların vatandaşı oldukları, ikamet ettikleri veya yerleşik bulundukları topluluklardan ayrılarak farklı coğrafyalarda devam eden savaşlara gönüllü olarak katılmaları, devrimler çağından başlayarak modern devletler sisteminin oluşum sürecini takip eden bir olgudur. Bu süreci tanımlamak amacıyla a...;

Ruanda ve Uganda, Afrika Büyük Göller Bölgesi'nde konumlanmış, tarihsel bağlamda derin etkiler bırakmış iki komşu ülke olarak "3. Dünya" ülkeleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bölgedeki siyasi ve etnik çatışmalar, uzun vadeli kalkınmayı olumsuz etkileyerek ekonomik istikrarsızlığa sebep olmuş...;

Asya’dan sonra dünyanın en kalabalık insan nüfusunu barındıran Afrika, nice kadim kültüre ev sahipliği yapmış, insanlığın ve medeniyetin beşiği olmuş bir kıtadır. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mısır piramitlerinin inşa sisteminin henüz çözülmemiş olması gibi tarihin çeşitli zaman aralıklarınd...;

Bu metin, meritokrasinin Türkiye'nin genel güvenliğine ve istikrarına olan etkilerini detaylı olarak inceler. Meritokrasinin potansiyel zorlukları ve fırsatları, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik kaygıları bağlamında tartışılmaktadır.;

Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerjinin bölge ülkeleri yanında Avrupa devletlerinin geleceğinde şekillendirici jeoekonomik, jeostratejik ve jeopolitik güç olacağının öne çıktığı 21’inci asırda, Rusya-Ukrayna savaşından sonra daha da önem kazanmış ve enerji güvenliği konusunda rekabet alanlarının enerji...;

Altın rezervleri, bir ülkenin ekonomik ve finansal direncinin kritik bir göstergesidir. Genellikle merkez bankaları tarafından döviz rezervlerinin önemli bir parçası olarak tutulan altın, özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde güvenilir bir sığınak olarak görülür. Son yıllarda, artan jeopolitik...;

Altın; fiziksel özellikleri, kültürel önemi, ekonomik rolleri ve tarihsel faktörlerin bir kombinasyonu nedeniyle yüzyıllardır talep görmekte. Altının tarih boyunca çok değerli olmasının başlıca nedenlerinden biri fiziksel özelliği. Altın her şeyden önce oldukça dayanıklı bir maden. Kararmaz, aşınmaz...;

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Nis 2024 - 11 May 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1 - İKT Üyesi Ülkeler Düşünce Kuruluşları Forumu 28 - 30 Ocak 2010 tarihleri arasında İstanbul’da yapıcı ve samimi bir ortam içinde cereyan etmiştir.