Birinci husus: “Francophonie“ örneğinden bahsederken özellikle üniversiteler düzeyindeki iş birliğinin önemini vurgulamak ve tabiatı ile üniversiteler düzeyindeki işbirliğinin eksikliğini belirtmek gerekir. İçinde bulunduğumuz dönemde Türk Dünyası ile ilgili örgütlenme süreci giderek gelişmekte, bu alanda faal olmak isteyen çevrelerin ve kurumların sayısı da artmakta ve bu süreç etkin olmaktadır. Devlet kurumları, akademik kurumlar ve özel kurumlar söz konusu etkinliği paylaşmaktadır. Fakat üniversiteler düzeyindeki iş birliği, üniversiteler arasındaki ortak çalışmalar, ortak projelerin yürürlüğe konması, değişimler gerçekleştirilmesi gibi uygulamalar, işbirliğine niyet etmekten ve temaslar geliştirmekten ötede üniversitelerarası ortak çalışma ortamı henüz kurumsallaşmış çalışmalarla ortaya çıkmış görünmüyor.
Türk devletleri ve toplulukları söz konusu olunca “Francophonie“ ile tam olarak örtüşmeyen 58 Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyon 2023 birçok husus ortaya çıkabilir. Fakat Türk dünyasında, Türk toplumlarının dili temelde aynı olduğundan Fransızcanın ana dili değişik milletlere öğretilmesi uygulamasından pek daha kolay bir uygulama söz konusu olacağını da belirtmek gerekir. Bilimsel işbirliğinin ve ortak çalışmaların üniversiteler düzeyinde kalıcı şekilde sürdürülmesi büyük önem taşıyor.
İkinci husus, birçok katılımcının belirtmiş olduğu gibi dil konusu. Ortak dil ya da ortak alfabe, fakat henüz daha Türk coğrafyasında birbirimizle anlaşabilecek bir ortak dil yapısına sahip değiliz. Bu da kendiliğinden olmayacak, bazı erklerin somut çalışmalar ortaya koymasıyla bilimsel süzgeçlerden geçtikten sonra belirlenecek ve bağımsızlığını 20 yıl önce kazanan devletler için hala gelecekte gerçekleşebilecek bir düşünce ufku olarak kalmıştır. Oysa bu alanda ileri çalışmalar gerçekleştirebilecek, ortaklaşa kurumlaşma ve örgütlenme sürecine katkıda bulunabilecek devlet kurumları halen mevcut. Türk dünyasının uluslararası örgütlenmede hiç de geri kalmadığını görüyoruz. Dilin hassasiyeti çok önemli. Günümüzdeki Türk dünyası kurumlarının tarihten miras alarak sahip oldukları dilin ortaklaşa geliştirilmesi ve ortak bir iletişim dili yapılandırılması için vakit kaybetmeden harekete geçmelerini öneriyorum.
Sözlerime, herkesin bildiği ve fakat sık sık tekrarlanmayan bir hususu belirterek son vermek istiyorum: bütün Türk dili konuşan ülkeler deniz aşırı ülkeler değildir, bu ülkeler ana kara parçasında birbirleriyle karadan komşudur, ama ortak dilimiz henüz yoktur.