XVII. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin siyasi, sosyal ve ekonomik yönlerden bazı problemlerle karşı karşıya geldiği ve bazı önemli kırılmaların yaşandığı bir dönemdir. Söz konusu zaman diliminde, Osmanlı, bilimsel çalışmalar açısından önce bir duraklama, ardından da gerileme dönemine girer. Batı dünyasında ise, aynı yüzyılda Descartes, Bacon, Galile ve Newton gibi bilim adamlarının, çalışmalarına hız verdikleri bilinir.
Osmanlı yenileşme hareketleri çerçevesinde Batıdaki bilimsel çalışmaları takip eden bilim adamlarının yanında, klasik bilgiye değer veren ve birden çok bilim dalı ile ilgilenen ansiklopedik yönü güçlü düşünürlere de rastlanır. Söz konusu düşünürler arasında çok önemli bir yere sahip olan XVIII. yüzyıl şair ve yazarı Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın, bir taraftan Batıdaki çağdaş bilimsel gelişmeleri takip ederken, diğer taraftan da klasik bilgiyi hiç ihmal etmediği bilinir.
Şeyh Galib, Nedim, Bursalı İsmail Hakkı ve Süleyman Nahifî gibi ünlü bilge ve şairlerle aynı yüzyılda yaşayan ve çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Erzurumlu İbrahim Hakkı, Erzurum Hasankale’deki doğum tarihine (h. 1115 /m. 1703) şöyle işaret eder:
Hicretin tarihi bin yüz on beş oldu ol bahâr
Kal‘a-yı ahsen’de İbrahim Hakkî doğdu zâr
İbrahim Hakkı, hicretin bin beş yüz on sekizinci yılının bahar mevsiminde Hasankale’de ağlayarak dünyaya gelmiştir. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın babası Derviş Osman Efendi’nin, alçak gönüllü, sabırlı, âlim, erdem sahibi ve mahcup bir kişi olduğu ve hayatı boyunca pek çok sıkıntı ile karşılaştığı bilinir. Annesi Şerife Hanife Hanım’ın soyunun Hz. Peygamber’e kadar ulaştığı rivayet edilir.
Dokuz yaşında Tillo’ya giden Erzurumlu İbrahim Hakkı, meşhur "baîduna karîbuna, karîbuna baîdun" [uzağımız yakınımızdır; yakınımız uzağımızdır] sözünün sahibi hocası İsmail Fakîrullah’ı ilk gördüğü zaman, ona hayran kalır. Erzurumlu İbrahim Hakkı, ayağının tozuyla İsmail Fakîrullah tarafından yaptırılarak günümüze kadar ayakta kalan ilginç tekkede, kendisinden önce buraya gelen babasıyla birlikte hemen seyr ü sülûka girer. Erzurumlu İbrahim Hakkı, ilk tasavvufî terbiyeyi Tillo’da, öncelikle babası Osman Efendi’den alır. Babasının vefatından sonra 1719’da Erzurum’a gelerek Erzurum müftüsü şair Hâzık Mehmed Efendi’den ders alır. 1728’de hocası İsmail Fakîrullah’ı ziyaret etmek için Tillo’ya geldiği ve burada bir süre kalarak hocası İsmail Fakîrullah’ın öğretileriyle gönül dünyasını aydınlatmaya devam ettiği anlaşılan İbrahim Hakkı’nın, 1734’te şeyhi İsmail Fakîrullah’ın vefatı üzerine Erzurum’a döndüğü bilinir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, 1747 yılında İstanbul’a gelerek Sultan I. Mahmud zamanında Osmanlı saray kütüphanesinde çalışır ve burada, astronomi konusunda çeşitli araştırma ve incelemelerinin karşılığında, kendisine müderris unvanı verilir. Ardından Erzurum’da bulunan Abdurrahman Gazi Dede Tekkesi’ne zâviyedâr olarak tayin edilir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, Habib Efendi Camii’nde bir süre imamlık yaptıktan sonra, doğum yeri Hasankale’de bulunur ve 1755’te, Osmanlı sarayından aldığı bir davet üzerine İstanbul’a gider. İstanbul’dan döndükten kısa bir süre sonra, Marifet-nâme adlı ünlü eserini tamamlar (1757). Onun, bu önemli eseri ile ilgili olarak İstanbul’da uzun bir süre hazırlık çalışmaları yaptığı bilinir. Hasankale’ye döndükten sonra Marifet-nâme adlı ünlü eserini yazma işi yanında medrese hocalığı yaptığı rivayet edilir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın, 1760’ta, III. Mustafa tarafından Abdurrahman Gazi Dede Tekkesi’ndeki türbedârlık görevi yenilenir ve Mecmûatü’l-İrfâniyye adlı eserini de bu yıllarda tamamlar ve 1763’te üçüncü defa Tillo’ya gider.
Uzaklık ve yakınlığın göreceli kavramlar olduğu görüşünde bir şahsiyet olan Erzurumlu İbrahim Hakkı, İsmail Fakîrullah’ın oğulları Hamza Ganiyyullah ve Mustafa Fânî tarafından, babasının vekili sıfatıyla saygıyla karşılanır ve hocasının kızı ile evlenerek Tillo’ya yerleşir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, 1764’te ikinci defa hacca gider ve dönüşte yine Tillo’da eğitim, öğretim ve eser yazma çalışmalarına devam eder. Mecmûatü’l-Meânî adlı eserini de burada yazar. Bir süre sonra Erzurum’a gider. 1768’de, üçüncü defa gittiği hacdan sonra Erzurum’a döner ve kısa bir süre sonra da Tillo’ya gelir. Erzurumlu İbrahim Hakkı, eşinin genç yaşta ölümünden çok etkilenir ve ardından 22 Haziran 1780 tarihinde Siirt Tillo’da vefat eder. Hocası Fakîrullah’ın türbesine defnedilir.
Eski ve yeni harflerle basılı Osmanlı Müellifleri adlı eserde, yukarıda verdiğimiz bilgilere uygun olarak Erzurumlu İbrahim Hakkı ile ilgili şu bilgilere yer verildiği görülür:
Tasavvuf ve ahlak yanında çeşitli ilimlerden de bahseden meşhur ve matbu Marifet-nâme isimli kıymetli eserin sahibi olup Erzurumludur. Erzurum’a nispetleri, babası şeyh Osman Efendi’nin Hasankale ilçesinden Erzurum merkeze göç etmeleri sebebiyledir. Âlet ilimlerinin yanında yüksek ilimleri Erzurum âlimlerinden; Farsçayı da Erzurum müftüsü Hâzık Muhammed Efendi’den öğrenmiştir. Tahsilini bitirdikten sonra seyahate çıktı. Seyahati sırasında Siirt Tillo’da Kadirî ve Nakşî şeyhlerinden Şeyh İsmail Fakîrullah’a bağlanarak onun halifesi olmuştur. Ayrıca Şeyhi İsmail Fakîrullah’ın kızıyla evlenmiştir. Taliplere zikir öğretmekle meşgul olmuştur. 1086 tarihinde vefat etmiştir. Eserlerinden yalnız Marifet-nâme ile Dîvân-ı İlâhiyyât basılmıştır.
Mensubu olduğu doğu medeniyetinin dillerini öğrenen, ansiklopedi uzmanı, düşünce adamı, bilge ve tasavvuf terbiyecisi Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın, üst düzey eğitim-öğretim gördüğü söylenebilir. Onun, bu zamanda en dürüst ve sadık dost, en uygun meclis arkadaşı, en seçkin yoldaş, dostların en hayırlısı ve sevgililerin en sevgilisi kitaplar olduğu için kendimi bunların sohbetlerine meylimi salmışımdır şeklindeki sözleri, bilim, kitap ve insanın kendi kendini yetiştirmesi gibi konulara, büyük önem verdiğini gösterir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Mecmûatü’l-İrfâniyye adlı eserinde: Tekkelerde eğlenmeyip ilim meclisine gelesin; herkese şefkat gözüyle bakıp hiçbir kişiyi küçük görmeyesin ve kimseden hiçbir nesne istemeyip kimseye bir hizmet buyurmayasın; dış güzellikten çok, gökçek (güzel, sevimli, hoş) ahlâk ile iç güzelliği temin edesin, şeklindeki ifadeleri, onun güzel ahlaka ve insanlığa farklı bakışını gösterir.
Erzurumlu İbrahim Hakkı, akıl ve tecrübenin önemini kabul etmekle beraber, aşkı, akıldan üstün tutar. Ona göre ilham yoluyla elde edilmiş bilgi (vehbî), akılla elde edilen bilgiden üstündür.
Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın elimizde mevcut on beş eseri vardır. Bunlardan, beş tanesi temel, on tanesi de ikinci derecede olan eserlerdir. İbrahim Hakkı, ilk beş eserine ana eser diğerlerine de evlat eserler adını vermiştir.
(Makalenin tamamı alttaki ilgili dokümanda)
(Makalenin tamamı alttaki ilgili dokümanda)