MEDENIYET TASARIMI SORUNU:
Medeniyet, salt bir tasarım ürünü olmayıp kaynaklardan beslenen ve hayatın olağan akışı içerisinde ortaya çıkmaktadır. Bu kaynaklar, öncelikle felsefi bir temel olarak tasarıma dayanmaktadır. Felsefi altyapı, kişinin evren, insan, tanrı, toplum, devlet, doğa vs. karşısında konumlanışını belirler. Bu felsefenin çerçevelediği bir dünya görüşü ve kurumsal yapılar ile tezahürü gözlenmektedir. Medeniyet, doğanın dönüştürülmesi ile teknolojik üretimler dahil olmak üzere mekana, ilişkiler dolayısıyla insana ve davranışa yansımasıyla varlık kazanır. Bir medeniyet bünyesinde gerçekleştirilen her türlü üretim ile kendisini göstermektedir.
Dünyaya Türk’ün şekillendirdiği bir medeniyeti yeniden takdim edebilmek; ancak doğal kaynakların canlandırılması ve kendisini yeniden üretebilir hale gelmesi ile mümkündür. Medeniyetin doğal kaynaklarını oluşturabilecek olan felsefi alt yapı, inanç çerçevesi, beşeri ve teknik yansımaları,gündelik hayatta temsil edilmesi gibi noktalarda; mevcut birikimin analiz edilmesi gereklidir. Bu analiz, her şeyden önce bir envanter çalışmasına dayanmalıdır. Tarihi olan, folklorik olan ile milli olan kültür unsurlarının tespiti yapılmalı ve bu temelden hareketle evrensele taşınabilecek unsurların belirlenerek güçlendirilmesi yoluna gidilmelidir. Yoksa mesele küreselleşen pazara “farklı“ ürün sunmak için girişilen coğrafi işaretlerin yaygınlaştırılması düzeyinde algılanarak ucuzlatılabilir.
Dip dedeler, kendilerinden öncekilerin birikimini nasıl işleyip aşmışlar ise; güncel Türk de ancak bu gayretin sayesinde yeni ya da yeniden bir medeniyet mimarı olarak ortaya çıkabilecektir. Dip dedeye verilen kıymet, ne “eskiye rağbet gösterip bit pazarına nur indirmektir“ ne de antika eserlere yönelmiş bir finansal yatırımdır. Dip dede, dün ve yarın durakları arasındaki yolun döşeme malzemesidir. Bu yolun üzerinden ilerleyebilmek için, yolun haritasının çizilmesine hizmet edeceği için dip dedelerin birikimi önem kazanmaktadır.
Anadolu toprakları medeniyet üretmekte verimlidir. Dedelerimiz bu üretimde deneyimlidir. Torunlarının istek, iddia ve gayreti dışında bir eksik görünmemektedir. Dip dedelerin birikimi, ne onların ihtişamı ile büyülenmek ne de “ilkel“ bulup önemsizleştirmek hatalarına düşmeden değerlendirilmelidir. Yeniden bir medeniyet kuruluyorsa; bu geçmişin birikimini tekrarlamak ya da taklit etmek de olmamalıdır.
DIP DEDE ÖRNEĞI OLARAK NASRETTIN HOCA
Bu çalışmada Türk medeniyet deneyiminde referans niteliği taşıyan kişilere bir örnek olarak Nasrettin Hoca ele alınmaktadır. Folklorik, tarihi ve milli sacayağından evrensele taşınmış bir kişi olan Nasrettin Hoca, Türkçe konuşulan her coğrafyada “içlerinden birisi“ haline gelebilmesi(4) ve dünyanın pek çok dilinde fıkraları ile tanınması dolayısıyla dip dede örneği olarak sunulmaktadır.
Yeri gelince anlatılan bir fıkrası ile sözü tatlıya bağlayan Nasrettin Hoca’nın hayatı maalesef ayrıntılı şekilde bilinmemektedir. Bilinen 13. yüzyılda Sivrihisar’da doğduğu ve Akşehir’de yaşadığıdır. Belirli bir tarih kesitinde yaşayan kişinin değil, sözlü kültürde anlatılan ve zamanla yazıya geçirilmiş hikayeciklerdeki Nasrettin Hoca’nın Türk Medeniyet çevresinin tamamına ulaşan şöhreti, onu dip dede haline getirmektedir.
----------------------------------------------
İlgili kitaba erişmek için tıklayın: Değerler İnşası Referans Değerler, Kurumlar, Kişiler