AB Türkiye 2007 İlerleme Raporu: Önemli Noktalar

Yorum

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye 2007 İlerleme Raporu 6 Kasım Salı günü açıklandı. Raporun açıklanmasıyla birlikte son bir yılda Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin ne yönde geliştiğini izleme fırsatı bulduk. Son söyleyeceğimizi başta söyleyerek başlayalım: Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri özellikle Aralık 2006’da 8 fasılda müzakerelerin askıya alınması ile girdiği ‘duraklama devri’ni yaşamaya devam etmektedir ve bu devrin bitebilmesi için de yeni bir vizyona ihtiyaç duyulduğu gözükmektedir. ...

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye 2007 İlerleme Raporu 6 Kasım Salı günü açıklandı. Raporun açıklanmasıyla birlikte son bir yılda Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin ne yönde geliştiğini izleme fırsatı bulduk. Son söyleyeceğimizi başta söyleyerek başlayalım: Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri özellikle Aralık 2006’da 8 fasılda müzakerelerin askıya alınması ile girdiği ‘duraklama devri’ni yaşamaya devam etmektedir ve bu devrin bitebilmesi için de yeni bir vizyona ihtiyaç duyulduğu gözükmektedir.
Bu doğrultuda genel olarak raporda öne çıkan, altı çizilmesi gereken yerlere bir bakalım. Özellikle raporun ‘‘Geliştirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler’’ başlıklı ikinci bölümü geçmiş yıllardaki ilerleme raporlarında olduğu gibi en dikkat çekici bölümü oluşturmaktadır. Bu bölüm, Türkiye’nin, demokrasiyi güvence altına alan kurumların istikrarı, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıkların korunması gibi konularını içeren Kopenhag Siyasi Kriterlerini karşılamaya yönelik ilerlemesini değerlendirmektedir. Bu bölümün alt başlıklarındaki önemli noktalar şunlardır:
Bu bölümde, öncelikle 10 Mayıs tarihinde parlamentodan geçirilen ve 21 Ekim tarihinde halkoylaması ile kabul edilen, cumhurbaşkanlığı seçiminin beş, genel seçimlerin dört yılda bir yapılması, seçilme yaşının 30’dan 25’e düşürülmesi gibi değişiklikleri içeren anayasa reform paketine vurgu yapılmış, 22 Temmuz’da yapılan genel seçimlerde, seçim yönetiminin şeffaflığının altı çizilmiş, seçim sürecinin çoğulculuk ve yüksek düzeyli bir toplumsal güven ortamı içerisinde geçtiği belirtilmiştir. Yeni seçilen parlamentonun ülkedeki siyasi çeşitliliği daha fazla yansıttığının altı çizilmiş fakat siyasi partilerin Meclis’te temsili için gerekli %10’luk barajın Avrupa’daki parlamento sistemleri arasında en yüksek oran olduğu vurgusu tekrarlanmıştır.
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine değinilerek özellikle Genelkurmay Başkanlığı’nın yayınladığı bir ‘‘muhtıra’’ ile seçime müdahale ettiği ifade edilmiştir. Seçimlerden sonra kurulan AKP hükümetinin reformlarla ilgili yaklaşımına dikkat çekilmiş ve hükümet programının reformların sürdürülmesi yönünde bir taahhüt içerdiği, hükümetin özellikle temel haklar konusunda Türkiye’yi uluslararası standartlarla tam uyumlu hale getirmeyi hedefleyen geniş kapsamlı anayasal reformlar gerçekleştirmeyi öngördüğü memnuniyetle dile getirilmiştir. Türkiye’nin, Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında yaşadığı siyasi ve anayasal krizi, hür ve adil seçimler yoluyla yani demokrasi vasıtasıyla aştığı şeklinde bir yorum yapılmıştır.
Kamu yönetimiyle ilgili olarak bazı tespitler yapılmış ve kamuya ilişkin mevzuat reformlarında bir miktar ilerleme olduğu, bürokrasinin azaltılmasına, saydamlığın arttırılmasına, hesap verilebilirliğinin güçlendirilmesine, yerel idarelerin mali kaynaklarının ve yetkilerinin arttırılmasına daha çok önem gösterilmesi gerektiği tekrarlanmıştır.
Silahlı Kuvvetlerin önemli ölçüde siyasi etkinlik göstermeye devam ettiği, üst düzey mensuplarının, Kıbrıs, laiklik ve Kürt meseleleri dâhil olmak üzere, iç ve dış politika konularında açıklamalarının arttığı, özellikle Genelkurmay Başkanlığı’nın, birkaç kez hükümetin beyan ve kararlarına kamusal alanda tepki gösterdiği raporda ifade edilmiştir. Ordunun, siyasi hayata müdahale girişimleri ve kamuya yönelik açıklamalarına karşılık, ilkbaharda yaşanan anayasal kriz sonrası demokratik sürecin üstünlüğünün teyit edildiği belirtilmiştir. Özellikle askeri makamlar üzerinde bir sivil denetim ile savunma harcamalarının parlamento tarafından denetimi konularında ilerleme sağlanamadığı, askerin, reform programı dâhil sorumluluğu dışındaki alanlarda açıklama yapmaya devam ettiği eleştirilmiştir.
Yargı ile ilgili olarak, Hükümet ve Yargı arasındaki ilişkilerde yaşanan gerilimin, sistemin engelsiz ve etkin işlemesine yapıcı etkide bulunmadığı, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının güçlendirilmesi yönünde daha fazla yapılması gerekenler olduğunun altı çizilerek ne yargı için genel bir Ulusal Reform Stratejisi ne de onu uygulamak için bir plan bulunmadığı eleştirilmiştir.
İnsan hakları konusunda Türkiye’nin, uluslararası insan hakları belgelerinin onaylanması ve AİHM kararları konusunda ilerleme kaydettiği fakat bazı sözleşmeleri henüz onaylamadığı belirtilerek, Türkiye’nin AİHS çerçevesindeki yükümlülüklerinin bütünüyle yerine getirilmesi için çaba sarf etmesi gerektiği vurgulanmıştır.
İşkence ve kötü muameleyle ilgili uygulanan ‘‘sıfır tolerans’’ politikasının memnun edici olduğu belirtildikten sonra Hrant Dink cinayetine dikkat çekilerek Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin ve bazı hükümlerin ilgili Avrupa Birliği standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi talebi yenilenmiş, Türk hukuk sisteminin ifade özgürlüğünü, Avrupa standartlarıyla uyumlu bir şekilde bütünüyle güvence altına almadığına yer verilmiştir.
Azınlık haklarıyla ilgili olarak, özellikle dini özgürlükler bağlamında, ortamın, uygulamada dini özgürlüklerle ilgili hakların tam olarak saygı görmelerine imkân tanımadığı, tüm dini toplulukların gereksiz kısıtlamalara tabi olmaksızın faaliyet göstermeleri için, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun bir yasal çerçeve oluşturulması beklendiği, Aleviler ve gayrimüslim dini topluluklar tarafından karşılaşılan temel zorluklara ilişkin olarak gelişme kaydedilmediği ifadelerine yer verilmiştir. Türkiye’nin, kültürel çeşitliliğin sağlanması ve Avrupa standartlarına uygun biçimde azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunması konularında ilerleme kaydedemediği, özellikle Türkçe dışındaki dillerde yayın yapılması, siyasi yaşam ve kamu hizmetinde çalışılması alanlarında önemli çaba sarf edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Doğu ve Güneydoğu’daki duruma ilişkin olarak genel seçimlerin Türkiye’nin Güneydoğusundaki seçmenlerin bundan önceki parlamentoya kıyasla temsilinin artmasıyla sonuçlandığı noktasına dikkat çekilmiştir.
Son olarak, Kıbrıs konusunu ele almak doğru olacaktır. Türkiye’nin, Ortaklık Anlaşmasına Ek Protokol hükümlerini tümüyle uygulama yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemesini takiben Konsey, Aralık 2006’da, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirdiğinin, Komisyon tarafından tespit edilene dek Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik kısıtlamalarını ilgilendiren sekiz fasılda müzakerelerin açılmamasını ve herhangi bir faslın geçici olarak kapatılmamasını kararlaştırdığı raporda tekrar vurgulanmış ve Aralık 2006’dan bu yana Türkiye’nin bu konuda bir gelişme göstermediği, ‘‘Kıbrıs ile ikili ilişkilerinin normalizasyonu’’ konusunda herhangi bir adım atmadığı eleştirel bir tutumla not düşülmüştür.
Bu bağlamda bir değerlendirme yapacak olursak, Türkiye-Avrupa Birliği müzakere sürecinin önündeki en büyük engel Kıbrıs meselesi olarak göze çarpmaktadır. Şöyle söylemek sanırım yanlış olmayacaktır; Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda ilerleyişi ‘kilit’li olan Kıbrıs kapısı ile durdurulmuştur. Konsey’in Aralık 2006’da aldığı kararda bu yaklaşım net bir şekilde kendini göstermektedir. Bu ‘kilit’i açacak anahtarın da henüz bulunamadığı ya da birileri tarafından saklandığı göz önüne alındığında, Türkiye’nin bu kapıda bir süre daha bekleyeceği görülmektedir. Siyasi sorunların diğer tüm sorunları domine ettiği ve Kıbrıs sorununun çözülmesi durumunda diğer sorunların da daha kolay aşılacağını vurgulamak gerekmektedir. Bu yönde, girilen ‘duraklama devri’nin sona erebilmesi için yeni bir yaklaşım gerekmektedir. Özellikle Irak seferberliğinin yaşandığı günlerde, Türkiye’ye, örneğin 2023 (geç bir tarih gibi gözükse de) gibi bir katılım tarihi verilmesi, yeni bir başlangıç olarak algılanabilir ve seferberliğin yönünü Doğu’dan Batı’ya çevirebilir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1995 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1995

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Çin Halk Cumhuriyeti; Japonya ve Güney Kore’yi geçerek Asya-Pasifik Ülkeleri arasında Türkiye'nin en büyük ticari partneri hâline gelmiştir. Ticaret hacminin artmasına paralel olarak, iki ülke arasındaki ilişkiler ivme kazanmıştır. ;

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...