Brexit, İngiliz halkına ve hükûmetine her zaman cevaplardan çok sorular sunacaktı. Bu durum, 2016 referandum kampanyası sırasında her iki tarafın da giderek abartılı, bazen düpedüz gülünç iddialara başvurduğu ve açıkça kurgu alemlerinden koparıldığı zaman netleşmiştir. Örneğin, Vote Leave'in Ulusal Sağlık Servisi'ne haftada fazladan 350 milyon sterlin harcama sözü, Brexit oylamasının anında ülkenin 1.000 yıllık tarihindeki en kötü ekonomik çöküşü tetikleyeceğine dair korkunç uyarıları kadar saçma olmuştur.
İnsanlar bunu konuşmaya başladıktan sonra en acil soru, Downing Street 10 numaranın Brüksel ile ne tür bir çıkış anlaşması müzakere etmesi gerektiği olmuştur. Konunun ilk etapta, iki taraf arasındaki ticari ilişkilerin geleceği ile ilgili oluşu onu yeterince karmaşık hâle getirmiştir. Süreç, Shakespeare'in ortaya çıkarabileceğinden daha fazla çamur atma, siyasi entrika ve arkadan bıçaklama üretmiştir. Muhafazakâr kabineler birbiri ardına kendi anlaşma versiyonunu parlamentodan geçirmeye çalışırken hükûmetin, okulları ve hastaneleri işletmek gibi günlük işleri durma noktasına gelmiştir.
Yetmezmiş gibi, Birleşik Krallık'ın Brexit sonrası daha geniş kimliğine dair çok daha büyük, daha da akıllara durgunluk veren bir soru olmuştur: Yaşlı kadın “Britannia“, teknolojik bir devrimin, çok sayıda güvenlik sorununun ve tüm hızıyla devam eden bir iklim krizinin devam ettiği, giderek parçalanan bir dünyada kendini nasıl konumlandırmalıdır? Bu nedenle, son beş yılda, farklı Muhafazakâr hükûmetlerin politika girişimleri, esas olarak, İngiltere'nin bu yüzyılı nasıl kucaklamak istediğine dair iki geniş vizyonu yansıtmaktadır.
“Küresel Britanya“ mı yoksa Avrupa-Atlantik Britanyası mı?
Boris Johnson'ın öncülüğünü yaptığı görüşlerden biri, "Küresel Britanya"dır. Bu görüş; küresel ekonomik ve siyasi çekim doğuya kaymaya devam ederken, İngiltere'yi Avrupa-Atlantik'ten Çin'e doğru yeniden konumlandırmak istemektedir. Johnson, Britanya'nın güvenliği, savunması, gelişimi ve dış politikasına ilişkin 2021 Entegre İncelemesini (2021 Integrated Review) sunduğunda, "Hint-Pasifik'e doğru eğilimin" "İngiliz halkının önümüzdeki on yıllarda emniyeti ve güvenliği için bir gereklilik" olduğundan bahsetmiştir.
Diğer dünya görüşü, İngiltere'yi Avrupa-Atlantik'e fazlasıyla demirlemiş olarak görmektedir. Bu görüş, geçen Ekim ayında göreve başladığından beri Başbakan Rishi Sunak'ın dış politikasının merkezinde yer almıştır. Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı, İngiliz politika yapıcılarının ve onun güvenlik ve istihbarat topluluğunun zihinlerini açıkça Avrupa'ya odaklamıştır. Ancak Sunak aynı zamanda Avrupa'yı acil dış politika önceliği hâline getirmiş ve Kuzey İrlanda Protokolü'nün İrlanda Denizi üzerinden Kuzey İrlanda'ya ticareti yapılan İngiliz mallarının AB'nin Tek Pazarı’nın bütünlüğünden ödün vermeden idare edilmesiyle ilgili kısımlarını iyileştiren Windsor Çerçevesi'ni müzakere etmiştir. Sunak, "Avrupa-Atlantik'in güvenliği ve refahı, Avrupa ilişkilerimizin yeniden canlandırılmasıyla desteklenen temel önceliğimiz olmaya devam edecek" demiştir.
Pasifik'te daha önemli bir askerî varlık ve bölgeyle yeni ekonomik bağlar kuran "Küresel Britanya" kavramı özet olarak bazıları tarafından "neo-sömürgeci" tavır ve "umutsuzca Avrupa karşıtı" olmakla reddedilmiştir. Bu arada Sunak, kendi partisinin üyeleri tarafından "Brexit'i gizlice tersine çevirmeye" niyetli olmakla suçlanmaktadır. Bu tür iddialar, geçmişin dogmatik tartışmalarını yansıtırken çeşitli politikaları ve bunların sonuçlarını görmezden gelmektedir. Manşetlerin ötesinde, bu dünya görüşleri hiçbir şekilde birbirini dışlamamaktadır. Bunun yerine, 2016'dan önce İngiliz dış politikasının alamet-i farikası olan sağduyulu ve pragmatik yaklaşıma dönüşü göstermektedirler.
CPTPP ve AUKUS
Geçen ay İngiliz hükûmeti, Kapsamlı ve Aşamalı Trans-Pasifik Ortaklığı Anlaşması'nın (Comprehensive and Progressive Agreement for Trans-Pacific Partnership - CPTPP) üye devletleriyle Pasifik kıyısının serbest ticaret anlaşmasına katılmak için anlaşmaya varmıştır (Üye ülkeler; Avustralya, Brunei, Kanada, Şili, Japonya, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Singapur ve Vietnam'dır). Blok 500 milyon tüketiciye sahip olmasına ve küresel GSYİH'nın yaklaşık %13'ünü oluşturmasına rağmen, Boris Johnson'ın CPTPP'ye katılma fikri geniş çapta alay konusu olmuştur. Çünkü hükûmetin kendi hesaplamalarına göre, önümüzdeki 10 yılda İngiliz ekonomisine sağlayacağı fayda GSYİH'nın %1'inden az olacaktır. Yine de duruma başka bir açıdan bakmak mümkündür. AB dışında İngiltere herhangi bir ticaret anlaşmasına girmekte özgürdür ve bu özgürlüğü, Uluslararası Para Fonu'na göre bugünden 2050'ye kadar küresel büyümenin neredeyse yarısını oluşturması muhtemel olan bir ticaret bloğuna katılmak için kullanmak ihtiyatlı görünmektedir.
Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri ile üçlü bir anlaşma olan AUKUS, İngiltere'nin yeni bir dış politika girişimidir. Avustralya'nın, Amerikan ve İngiliz denizaltılarının kullandığı aynı nükleer tahrik teknolojisini kullanarak sekiz denizaltı inşa etmesini sağlayacak ve Çin'in son zamanlarda askerî yığınağı ileardından Güney Çin Denizi'nde artan gerilime bir yanıt olacaktır. AUKUS, İngiltere'nin bölgedeki sömürge zamanlarına dayanan güvenlik müdahalesini derinleştirmektedir ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, diğerlerinin yanı sıra ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında “Five Eyes“ (Beş Göz) istihbarat paylaşımı anlaşmasına yol açmıştır. Başka bir deyişle, ülkenin güvenlik odağı açısından pek de yeni bir hareket olmayıp aslında temelde ekonomik çıkarların yönlendirdiği görülmelidir. Avam Kamarası Savunma Komitesi'nin belirttiği gibi, "pakt İngiltere’nin yürüttüğü işleri güvence altına alacak ve gelişmiş deniz teknolojisi ile yapay zekânın ortak geliştirilmesinde teknoloji transferine yol açacaktır."
Öte yandan bölgede İngiltere ve İtalya, altıncı nesil bir savaş uçağı olan Global Combat Air Program'ını (GCAP) geliştirmek için Japonlarla güçlerini birleştirmiştir. İddialı savunma projelerinde sıklıkla olduğu gibi, havacılık teknolojisinin geleceği oldukça tartışmalıdır. Amerikalılar, Yeni Nesil Hava Hakimiyeti (NGAD) ile yarışa dâhildir. Fransa, İspanya ve Almanya ise Future Combat Air System'in (FCAS) arkasındaki konsorsiyumu finanse etmektedir. En iyi ürünü geliştiren ve üretimi ekonomik olarak uygulanabilir kılmak için yeterli uluslararası sipariş alan ödülü kazanacaktır.
PwC danışmanları tarafından yapılan yakın tarihli bir GCAP incelemesi, yalnızca Birleşik Krallık'ta 21.000 kadar istihdamı destekleyebileceğini ve önümüzdeki otuz yıl içinde İngiliz ekonomisine 26 milyar sterline kadar katkıda bulunabileceğini tahmin etmektedir (en az 100 milyar dolarlık geliştirme maliyetlerini haklı çıkarmak için yeterliyse de mali yükü paylaşmaktan kaçınmak için yeterli değildir). Japonları gemiye almak ise Hint-Pasifik'e yönelik askerî ve stratejik yeniden yönelimden ziyade Hazine ve İngiliz savunma sektörü için maliyet-fayda analizi yapmanın bir parçası gibidir.
Sırt Dönmemek
Birleşik Krallık ile AB arasındaki Brexit müzakereleri uluslararası diplomasi tarihine muhtemelen en yaralayıcı dönemlerden biri olarak geçecektir. Rishi Sunak, kıtaya giden yanmış köprüleri onarmakta kararlıdır. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von Leyen ile Windsor Çerçevesi üzerinde anlaşmaya varabilmesi, yeni keşfedilen karşılıklı güveni bu kadar çabuk ortaya koymuştur. İngiltere'nin yalnızca İrlanda'ya sattığı mal ve hizmetlerin, toplam ihracatının %6,5'ini oluşturduğu göz önüne alındığında, Sunak'ın seleflerinin başarısız olduğu veya Boris Johnson örneğindeki gibi basitçe yalan söylediği yerlerde devreye girme ihtiyacı hissetmesi pek de şaşırtıcı değildir. Bunun yerine önceki hükûmetler, toplam İngiliz ihracatının %1'inden biraz fazlasını oluşturan Japonlarla serbest ticaret anlaşmasına odaklanmıştır.
Bir güvence işareti olarak Sunak, İngiliz yumuşak gücünün cephaneliğindeki bazukayı da konuşlandırmıştır: Kral Charles'ı kıtaya bir devlet ziyareti için göndermiş, daha taç giyemeden 3. Charles ve Camilla, Avrupalılara Britanya'nın her şeye rağmen sırtını dönmeyeceğini göstermek için Almanya'yı gezmiştir (turun Fransa ayağı, Fransa'da hükûmetin emeklilik reformlarından ötürü devam eden iç huzursuzluk nedeniyle iptal edilmiştir).
İngiliz hükûmeti, Ukrayna'daki savaşın Avrupalı ortaklarıyla düzenli görüşmeler yapma fırsatını da değerlendirmiştir. Avrupa Siyasi Topluluğu; ortak çıkar alanlarında politika işbirliğini tartışmak için 44 Avrupa ülkesinden oluşan yeni bir platformdur. Sunak'ın politika danışmanlarından biri "Tam olarak ihtiyacımız olan şey buydu" demiştir. "AB yerine AB gibi bir kulüp, kıtadaki dostlarımızla düzenli olarak iletişim kurmamıza, fikirlerimizi paylaşmamıza ve ortak çıkarlarımıza uygun olduğu durumlarda birlikte çalışmamıza izin vermektedir." Sunak bu fikre o kadar bağlıdır ki, gelecek yıl topluluğun İngiltere'deki olağan toplantılarından birine ev sahipliği yapmak istemektedir.
İngiltere, uluslararası ilişkilerini gözden geçirmesi ve dünyadaki rolünü tanımlaması gereken tek ülke değildir. Almanya bu süreci; Putin'in geçen yıl Ukrayna'yı işgalinden sonraki 72 saat içinde, Şansölye Olaf Scholz'un, Berlin'in 32 yıllık siyasi, ekonomik ve askerî kural kitabını neredeyse gelişigüzel şekilde geçersiz kılan Zeitenwende'yi ilan etmesiyle başlatmıştır. 14 ay sonra, dünya hâlâ Almanya'nın nereye gittiğini merak etmektedir; yeni fikirlerin politikalara dönüştürülmesi, kurumların düşüncelerini değiştirmesi ve yeni bir statükonun kendisini tesis etmesi için siyasi netlik kazanarak ulusal tartışmada üstünlük sağlaması zaman alacaktır.
Birleşik Krallık yedi yılını bu tartışmayı yaparak geçirmiştir. Birleşik Krallık, dünya ticaretindeki payını artırmak için ortaya çıkan her fırsatı değerlendiren pragmatik bir ülkedir. Bu ise küreselleşmiş bir dünyada onu Avrupa'nın bir parçası olarak kaldığı kadar “Küresel Britanya“ yapmaktadır. Çünkü ekonomisinin demir attığı ve en acil güvenlik çıkarlarının tanımlandığı yer orasıdır.
Yazar: John F. Jungclaussen, yirmi yılı aşkın bir süredir DIE ZEIT'in Londra muhabirliğini yapmaktadır; şimdilerde gazeteci ve yazar olarak çalışmaktadır.
(Almanya'nın öne çıkan dış ilişkiler dergisi Internationale Politik Quartedly’nin son sayısında yayımlanan makalenin çevirisidir)