Batı’nın Samimiyeti Ve Ermeni Soykırım İddiaları

Yorum

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Ermeni soykırımının tanınması ile ilgili son hamlesi haklı olarak Türkiye’de infiale neden oldu. Uluslararası hukuk boyutu ağırlıkta olan soykırım suçunun işlendiğinin sabit olması doğaldır ki siyasi kararlar yolu ile olmuyor....

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Ermeni soykırımının tanınması ile ilgili son hamlesi haklı olarak Türkiye’de infiale neden oldu. Uluslararası hukuk boyutu ağırlıkta olan soykırım suçunun işlendiğinin sabit olması doğaldır ki siyasi kararlar yolu ile olmuyor. Buna rağmen bir avuç Ermeni oylarına göz diken siyasetçiler kendilerini yargıç yerine koymakta bir beis görmüyor. Üstelik bu eğilim sadece Amerikan siyasetçiler ile de sınırlı değil. Bir dizi Batılı ülke parlamentosu Ermeni iddiaları ile ilgili nihai kararlarını çoktan vermiş durumda.
Batılıların, henüz halihazırdaki soykırım iddialarına konu olan olayların etkileri sıcakken neden etkili adımlar atmadıkları sorusu bir tarafa, özellikle birçok güvenilir Batılı kaynaklarda –ki temelde taraflı oldukları oldukça belirgin olan hatıraların delil olarak gösterildiği Ermeni soykırım iddialarındakinin aksine çoğunlukla resmi komisyon raporları bunlar—açıkça belirtilen Alman katliamları ve savaş hukuku ihlallerinin neden şimdi aynı parlamentolarca değerlendirmeye alınmadığı da dikkate değer bir konu.
Gerek savaş sırasından gerekse de savaş sonrasında hazırlanan resmi komisyon raporları özellikle Almanlar tarafından işlenen savaş suçlarına atıfta bulunmuşken onlarca yıl sonra Almanların müttefiki olan bir devletin Ermenilere soykırım uyguladığı iddiasını gündeme getirmek aslında iddiaların arkasında adalet arayışının dışında başka motifler olduğunu hissettiriyor.
Dünya Savaşı sırasında resmi olarak ispatlanan Alman katliam ve savaş hukuku ihlallerine verilebilecek çok sayıda örnek var. Belçika’yı işgal eden Alman orduları çok sayıdaki sivili öldürdüğü gibi on binlercesini çalışma kamplarına gönderdi. Alman askerleri Fransa’da da çok sayıda yağma, öldürme ve ırza tecavüz suçu işlediler. Londra’yı havadan bombardımana tabi tutarak çok sayıda sivilin ölümüne yol açan Almanlar 1915 yılında zehirli gaz dahi kullandılar. Mayıs 1915’te ise 1.198 sivilin ölümü ile sonuçlanan Almanların gemi batırma hadisesi savaşın yıkıcılığını anlatmak için kullanılan en meşhur örneklerden bir tanesidir.
Alman katliamları özellikle ABD’de büyük yankı uyandırmıştır. 1915’te hazırladığı bir raporda Yale Üniversitesi Hukuk Profesörü Theodore S. Woolsey Almanlar tarafından işlenen savaş suçlarını yargılama amacı ile bir uluslararası mahkemenin kurulması gerektiğini savunmuştur. Bu ve buna benzer taleplerin de etkisi ile savaşın sona ermesi ile birlikte muzaffer güçler özellikle Almanların yargılanması için uluslararası mekanizmalar yoluna gitmişlerdir. 1919 yılında toplanan Paris Barış Konferansı’nda savaş sırasında işlenen suçları araştırmak için bir komisyon kurulmasına karar verilmiştir. Komisyon bulgularına göre savaştan Almanya ve müttefikleri (Osmanlı da dâhil) sorumludur. Savaş sırasında işlenen suçlar ile ilgili olarak aynı Komisyon yine Almanlar ile birlikte Türklerin ve Bulgarların sorumluluklarına atıfta bulunmaktadır. Komisyona göre savaştan yenik olarak ayrılan devletlerin her biri savaş hukuku kurallarını ihlal etmiştir. Savaş suçlularının yargılanması için uluslararası bir mahkemenin kurulmasını tavsiye eden Komisyon bu mahkemenin aynı zamanda devlet başkanlarını da (savaş suçu ihlallerinden birinci derecede sorumlu tutulan Alman Kayzerini) yargılama yetkisine sahip olması gerektiğine işaret etmiştir.
Ancak Komisyonun bu tavsiyelerine başta ABD olmak üzere Batılı devletler itiraz etmiştir. Amerikan temsilcisi Komisyon raporunda yer alan savaş ihlalleri ile ilgili atıfların oldukça muğlak olduğunu ileri sürmüş ve bunlara dayanarak uluslararası ceza hukukunu yönetmenin mümkün olmadığı görüşünü dile getirmiştir. Amerikan temsilciler ayrıca devlet yöneticilerinin ancak kendi ulusal makamlarına karşı sorumlu olabileceklerini dile getirerek teklif edilen uluslararası mahkemeye de itiraz etmişlerdir. Amerikan temsilcileri daha da ileri giderek raporda dile getirilen suçları tanımlayan herhangi bir ulusal ya da uluslararası resmi metnin olmadığını dolayısıyla da raporda atıfta bulunulan savaş hukuku kural ve prensiplerinin ihlal edilmesinin uluslararası suç olarak dikkate alınamayacağını ifade etmişlerdir.
Bu sürecin sonunda Almanya ile Haziran 1919’da Versay Anlaşması imzalanmış ve Alman İmparatoru II. Wilhelm’in savaşı başlatma suçundan uluslararası bir mahkemede yargılanması hükmü anlaşmaya eklenmiştir. Hollanda’ya kaçan Wilhelm, kuzeni olan Hollanda kralının kendisini teslim etmemesi nedeni ile yargılanamamıştır. Her ne kadar Müttefik devletler Kayzerin iadesini istemişlerse de Wilhelm’i yargılama konusunda resmi hiçbir teşebbüste bulunmamışlardır.
Kayzerin yargılanmamış olması oldukça önemlidir; zira II. Wilhelm’in savaş sırasında işlenen suçlardaki sorumluluğu açıktır. Savaşın ilk günlerinde akrabası Avusturya Kayzerine yazdığı mektupta Wilhelm şöyle diyordu:
“Ruhum paramparça olmuş durumda; ama her şey yakılmalı ve kılıçtan geçirilmeli; bütün erkekler, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar öldürülmeli; ayakta kalmış tek bir ağaç bile kalmamalı. Bu metotlarla savaş iki ay içinde sona erebilir; halbuki insani kaygılar ile hareket edersem yıllarca sürecek. Her ne kadar bu seçimden nefret etsem de ben birinci sistemi seçmeye mecbur kaldım.“
Ne Kayzer ne de yukarıda sözü geçen Komisyonun belirlediği 895 savaş suçlusunun hiçbiri uluslararası bir mahkemede yargılanmamıştır.
Burada sorun bu kişilerin yargılanmaması değildir. Dönemin galip devletleri –başta ABD—bu yolun kendi çıkarları açısından uygun olduğu değerlendirmesinde bulunmuş olabilirler. Sorun, o dönemde bile savaş suçlularını yargılamaktan kaçınan ABD’nin ve diğer Batılı devletlerin şimdi Türkiye’yi mahkum etmeye çalışmalarıdır. Halbuki, şayet bu kadar adalet meraklısı idiyseler Batılı devletlerin ellerinde büyük bir fırsat varken I. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçların faillerini yargılıyor olmaları gerekirdi. Bu fırsatı kullanmadıkları halde onlarca yıl sonra soykırım iddiaları ile Türkiye’yi zor durumda bırakma çabalarını adalet arayışı ile açıklamak mümkün değildir. Üstelik I. Dünya Savaşı sırasında işlenen savaş suçları ile ilgili iddiaların temel hedefi Osmanlı değil Almanya’dır. Osmanlı Devleti’ne yönelik ithamların varlığını dikkate alsak bile halihazırda neden sadece Türkiye’ye yönelik bir kampanyanın yürütülmekte olduğunu yine adalet arayışı ile açıklamak söz konusu olamaz.
Bu nedenle Amerikan Temsilciler Meclisi üyeleri öncelikle uluslararası bir mahkeme kurulmasına karşı çıkarak adaletin gerçekleşmesine engel olan kendi atalarını kınamalı. Tabi eğer dertleri adalet ise.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Yakın zamanda Erivan’da iki AB toplantısı yapıldı: Birisi AB-Ermenistan zirvesi, diğeri de 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından sonra kurulan ve elli ülke başbakan veya devlet başkanının, bizden de Cumhurbaşkanı yardımcısının katıldığı Avrupa Siyasi Topluluğu. Aynı tarihlerde Fransa Cumhu...;

Bir bütün olarak ilk kez TASAM’a verilen binlerce belgelik resmî Osmanlıca arşiv üzerinde, geniş bir akademik ekiple 10 yılı aşan çalışmalar sonucu yeni modellemelere ilham verecek “Osmanlı Devleti’nde Tasavvuf Hayatının Yönetişimi | Meclis-i Meşâyih Defterleri” adlı kaynak eser literatüre kazandırı...;

Türkiye tarımda zayıflarken gıdada ihracatçı hale geliyor. Bu yazı, bu çelişkiyi ithalata dayalı işleme modeli, çok uluslu şirketlerin artan etkisi ve üretim üzerindeki kontrolün el değiştirmesi üzerinden tartışıyor.;

DeepSeek, kuruluşundan bu yana sürdürdüğü dış sermayeyi reddetme tutumunu terk ederek devlet bağlantılı fonların öncülüğünde 50 milyar dolar değerleme bandında ilk yatırım turunu açmıştır.;

Sıklıkla Napolyon'a atfedilen ve bir vecize haline gelen “düşmanın hata yaparken onu asla rahatsız etme” şeklindeki sözler Çin’in Ortadoğu konusundaki sessizliğini anlamak açısından bize anlamlı bir başlangıç noktası sunabilir. İran savaşının giderek derinleştiği ve kaotik bir hal aldığı şu günlerde...;

Finlandiya’nın iktisadi ve toplumsal evrimi, sadece bir "refah devleti" başarısı değil, coğrafi kaderin ve jeopolitik risklerin dayattığı bir "hayatta kalma rasyonalitesi" hikâyesidir. Finlandiya modelini komşularından ayıran temel fark, bünyenin karşılaştığı patolojileri (savaşlar, kıtlıklar,...;

Bu çalışma, uluslararası güvenlik ortamında giderek artan öneme sahip olan istihbaratın gri alanları kavramını hukuki, operasyonel ve normatif boyutlarıyla incelemektedir. Gri alan istihbaratı; örtülü operasyonlar, siber casusluk, dezenformasyon ve etki faaliyetleri gibi, açık silahlı çatışma eşiğin...;

Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) bugün yani 1 Mayıs itibarıyla Petrol İhraç Eden Ülkeler Karteli OPEC’den ayrılıyor. Böylece BAE,1967'de katıldığı ortaklığı, 59 yıl sonra sonlandırıyor. İki yıl önce Angola 2024 de bu tercihi yaptığında, dünyada yankısı olmamıştı. Ama küresel petrol üretiminde ilk 10 ...;

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2025 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 31 May 2025 - 28 Haz 2025
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...