AB için bir Güvenlik Tehdidi Olarak Göç Sorunu: Tehdid Algısı, Önlemler ve Sonuçları

Makale

Göç, bireylerin toplu veya bireysel olarak siyasi ve ekonomik sıkıntılar sebebiyle bulundukları ülkeden zorunlu veya gönüllü bir şekilde ayrılmaları durumudur. Göçmenler iltica ettikleri ülkelerde ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel değişiklikler yaratmaktadır. Bu değişiklikler göçmenlerin bir tehdit unsuru oluşturup oluşturmadığını düşündürmektedir....

Büşra BÜYÜK

Öz

Göç, bireylerin toplu veya bireysel olarak siyasi ve ekonomik sıkıntılar sebebiyle bulundukları ülkeden zorunlu veya gönüllü bir şekilde ayrılmaları durumudur. Göçmenler iltica ettikleri ülkelerde ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel değişiklikler yaratmaktadır. Bu değişiklikler göçmenlerin bir tehdit unsuru oluşturup oluşturmadığını düşündürmektedir. Sınır güvenliği, toplumsal refah gibi konularda tehdit unsuru olarak görülen göç iş gücü, kültür değişimi gibi birçok unsuru da etkilemektedir. Buna yönelik alınmaya çalışılan tedbirler de etkili olup olmaması bakımından tartışmalı bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa da göçten gönüllü ve zorunlu olarak iltica eden göçmenlerle birlikte önemli ölçüde etkilenmiştir. Maastricht ve Schengen Antlaşmalarıyla belirli bir çerçeveye oturtulmaya çalışmak için başlayan bu süreç için günümüzde hala çalışmalara devam edilmektedir. Bu makaleyle bu süreçte göçün bir tehdit oluşturup oluşturmadığıyla ilgili incelemeler yapılacaktır.

Abstract

Migration is the forced or voluntary departure of individuals from their country of residence due to political and economic difficulties, either collectively or individually. Immigrants create economic, political, social and cultural changes in their countries of asylum. These changes make us think whether immigrants pose a threat or not. Migration, which is seen as a threat in issues such as border security and social welfare, also affects many factors such as workforce and cultural change. It is a controversial issue in terms of whether the measures tried to be taken for this purpose are effective or not. Europe has also been significantly affected by immigration, with immigrants voluntarily and compulsorily seeking asylum. Work is still ongoing for this process, which started with the Maastricht and Schengen Agreements to try to put it in a certain framework. This article will examine this process and whether migration poses a threat or not.

Giriş

Göç, geçmişten günümüze Avrupa Birliği (AB) tarihi içerisinde yapısal ve toplumsal birçok değişikliğe yol açmış olan önemli gündem maddelerinden biridir. Yaşanan toplumsal, ekonomik ve siyasi nedenlerden dolayı ortaya çıkan göç hareketleri AB’de çeşitli politika değişikliklerine sebep olmuştur. Göçün Avrupa’da ortaya çıkışı AB’nin büyük ölçüde göç almaya başladığı dönem olan II. Dünya Savaşı sonrası dönem olmuştur. Ancak Soğuk Savaş öncesinde 1800‘lü yıllardan itibaren Avrupa’da sömürgecilik anlayışı devam ederken Avrupa bölgesinden milyonlarca kişi Güney ve Kuzey Amerika’ya göç etmiştir. Bu göçün temel sebepleri ise ekonomik ve politik özgürlük eksikliklerinden kaynaklanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde ise Avrupa göç alan bir konuma gelmeye başlamıştır. Bunun başlıca nedenleri ise Avrupa’da gelişmekte olan sanayi ve üretimin artmasıyla oluşan iş imkanları olmuştur. II. Dünya Savaşı sonrasında ise batı Avrupa ülkelerinin hızlı ekonomik gelişmeleri ile bu ülkelerin emek piyasalarında duyulan gereksinimin karşılanabilmesi için İspanya, İtalya, Türkiye, Portekiz, Yugoslavya ve Kuzey Afrika ülkelerinden büyük miktarda, çalıştırılmak amacıyla göçmen işçiler (misafir işçi) getirilmiştir. (Gençler, 2004) Bu nedenlerin etkisiyle Avrupa’nın göç tarihini yaşanan olaylar çerçevesinde belirli dönemlere ayırmak mümkündür. Dünya tarihi içerisinde de büyük göç dalgalarının yaşanmasına sebep olan olaylar olan küresel olarak yaşanan savaşlar, ekonomik ve siyasi gelişmeler, bu dönemsel ayırmada da başlıca kriterler olmuştur. Çünkü AB’de bu göç dalgasının yaşandığı yüzyılda II. Dünya Savaşı, Soğuk Savaş ve işçi göçleri yaşanan önemli olaylardır ve göç almaya sebep olmuşlardır. Bu olaylar çerçevesinde AB tarihi içerisinde göç dönemleri II. Dünya Savaşı sonrası dönem, işçi göçlerinin yaşandığı dönem, Soğuk Savaş sonrası dönem ve son zamanlarda AB’de uygulanan göç politikaları dönemi olarak ayrılabilir. 2000 sonrası dönemde Suriyeli göçmenlerle ilgili yaşanan olaylar da ayrı bir göç dönemi olarak sınıflandırılabilir. Bu göç dönemlerinin AB’nin çeşitli ekonomik ihtiyaçlarına karşılık vermesi şeklinde olumlu etkileri olduğu gibi güvenlikle ilgili olarak sınır güvenliği konularında kaçakçılık gibi olumsuz sonuçlar da yaşanmıştır. Bu bağlamda her türlü olumsuzluğa karşı AB’nin oluşturmuş olduğu politikalar bu dönemler içerisinde görülmüştür. Bu çalışmada bu göç dönemlerinde AB içerisinde yaşanan olumsuzluklar ve AB’nin almış olduğu kararlar güvenlik bağlamında tartışılarak, bu kararların sonuçlarıyla ilgili analiz ve incelemeler yapılacaktır.

  1. AB Ülkelerinin Göç Sorununa İlişkin Tehdit Algıları
II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’ya yapılan göçlerle birlikte, yaşanılan bu göç hareketliliğine karşı Avrupa ülkeleri içerisinde zamanla pek çok görüş bildirilmiştir. Bu görüşlerin ortak yanı göçün, ülkelerinin güvenliği üzerine bir tehdit oluşturup oluşturmadığıyla ilgili olmuştur. Çünkü göç ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasi açıdan pek çok değişikliğe yol açabilecek bir unsurdur. Bu sebeple ülkeleri büyük ölçüde etkileyen bir durum karşısında Avrupa ülkelerinin de kendi güvenlikleri açısından önlem almak istemeleri çok tabii bir olaydır. Özellikle 1990 sonrası dönemde yaşanan göçmen kaçakçılığı, gerekli önlemleri almak ve politikalar üretmek konusunda en önemli sebeplerden birisidir. Özellikle ekonomi alanında ülkelerin ihtiyaçları gereğince aldıkları işçi göçleri sonrası, AB ülkelerinin istihdam sağlamak amacıyla çeşitli düzenlemeler yapması ekonomik tehditler yaratmıştır. Göç öncesi yaşanan kriz olayları da siyasi tehdit unsurları olarak yer almış ve toplumun tüm bu değişiklikleri kendi hayatları ve kültürleri içerisinde benimseyememe durumları oluşmuştur. Avrupa ülkelerini etkileyen tüm bu sonuçlardan yola çıkarak Avrupa’nın güvenlik açısından göçü nasıl bir tehdit olarak gördüğü konusunda ayrıntılı incelemeler başlıklar içerisinde yer alacaktır.

  1. Göçün Ekonomik Tehdit Olarak Algılanması

Ekonomi, ülkelerin ve bireylerin siyasi ve sosyal alanlarını önemli ölçüde etkileyen ve bu alanlardaki değişimlere bağımlı şekilde gelişen bir unsurdur. Bu etkiyi yaratan önemli kavramlardan birisi ise göçtür. Göç hem göçmenler açısından hem de göç alan ülkeler açısından önemli ekonomik değişiklikler yaratmaktadır. Bu değişikliklerin yaşanmasıyla ülkeler, toplumlarıyla birlikte göçe karşı ekonomik olarak toplumsal ve siyasal bakış açıları oluşturmuştur.

Avrupa’da özellikle işçi göçleriyle birlikte ekonomik olarak çeşitli siyasal ve toplumsal bakış açıları somutluk kazanmıştır. Toplumsal olarak bakıldığında göçün bireylerin dolaylı olarak ekonomik yaşamlarını da etkilemesiyle bir tehdit olarak algılanmasına yönelik çeşitli görüşler ortaya çıkmıştır. Örneğin, göçmenler içerisinde de yaşanan işsizlik problemlerinden dolayı ülkelerin bu göçmenlere ödenek vermesi halk üzerinde tepkiye yol açmıştır. Ayrıca göçmenlerin ucuz iş gücü niteliğinde çalıştırılması toplum tarafından işsizliğin bir sebebi olarak da görülmüştür. Avrupa Komisyonu’nun yaptığı bir ankette halkın %37’si işleri olmayan ve uzun süreli işsizlik ödeneği alan göçmenlerin ülkeden gönderilmeleri gerektiğini savunmuştur (European Comission, 2002). (Koçak, 2016) Ancak 2008 yılında yapılan Avrupa Sosyal Araştırması’na göre “Katılımcıların %56’sı, göçün ülke ekonomisi açısından “kötü“ olduğuna veya olacağına inanmaktadır. Ama öte taraftan buna yakın bir oranda insanın da “iyi“ olacağı fikri yer almaktadır“. (Canatan, 2013) Bundan yola çıkılarak Avrupa toplumunun da bu konuda baskın bir fikri oluşmadığını anlayabiliriz. Ekonomik duruma siyasi açıdan baktığımızda ise yaşanacak her türlü olumsuzluk önemli ölçüde göçü ekonomik tehdit olarak gösterebilecektir. Özellikle işçi istihdamlarıyla birlikte göçmen kaçakçılığının yaşanması ve son yıllardaki Suriyeli göçmen artışıyla bu olumsuzluklar, bir tehdit algısı yaratmıştır. Bu olumsuz sonuçlar dolayısıyla ekonomik tehditlerin oluşmaması için AB özelinde ve devletler içerisinde çeşitli politikalar oluşturulmaktadır. Ayrıca ülkeler, göçmenlerin entegrasyon süreci içerisinde göçmenlerin ekonomik yetersizliğine ilişkin politikalar oluşturmak ve göçmenlere tahsis ettikleri bütçe ödenekleri dolayısıyla da kendi bütçeleri açısından belirli planlamalar yapmak zorundadırlar. Ağustos 2015'te Avrupa Komisyonu, Yunanistan'a 560 milyon Euro (616 milyon ABD Doları) ve Yunanistan'a göçü önleme çabalarını sübvanse etmek için 473 milyon Euro (520 milyon dolar) olan 2.4 milyar Euro‘luk (2.6 milyar dolarlık) acil yardım paketini onaylamıştır (Reuters, 2015a). (Nişancı, 2018) Özellikle 2008 krizinde ülkeler açısından zorlayıcı bir durum oluşturmuştur. Avrupa özelinde ise bu politikalar, özellikle entegrasyon ve istihdama yönelik olarak ekonomik açıdan ortaya konan göç ve iltica politikaları kapsamında, 2005 yılındaki AB Komisyonu Yeşil Doküman ve 2000 ve 2009 yıllarında yapılan Temel Haklar Şartı belirli bir ekonomik kural çerçevesi çizmiştir. Ayrıca ülkeler kendi içlerinde sosyal kalkınma politikaları da oluşturmuştur. Tüm bunların dışında göçün Avrupa ülkelerine önemli olumlu katkıları da olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrası büyük bir işgücü açığına sahip olan Avrupa gerçekleşen işçi göçlerinden ekonomik anlamda oldukça fayda görmüştür. İşgücü kıtlığı çekilen bu ülkelerde yabancı işçiler, genel olarak yerli işgücüne rakip değil tamamlayıcı unsur olarak konumlandırılmıştır. (Kanbir, 2022) Bu nedenle yabancı işgücü alımı refah üzerinde olumlu etkiler doğurmuştur. Ayrıca demografik açıdan da Almanya ve İsveç’in açık göç politikaları da olumlu yönde olmuştur.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Gürcistan, yumuşak kıvrımlı ulu dağların ve bu dağlar arasındaki vadilerde gürül gürül akan nehirlerin ülkesi. İnsanın diline Kafkasların İsviçre’si demek geliyor. Ama hiçbir zaman İsviçre kadar huzurlu olmadığını hatırlayınca vaz geçmekten başka çare kalmıyor. Onlarca dil veya lehçenin onlarca fark...;

Ertuğrul’un 1889 Japonya ziyareti, sıradan bir nezaket ve diplomatik ziyaret değildir. Bu ziyaret, kıta Avrupası, Orta Asya, Uzakdoğu, Pasifik ve Ortadoğu’daki güç mücadelesinin zorunlu kıldığı bir ziyarettir. Ertuğrul gemisi, geri dönemese de bu seyahat, günümüze kadar devam eden, son derece kalıcı...;

Küresel hegemonya mücadelesi giderek sertleşirken jeopolitik saiklerin daha akışkan olduğu yeni bir döneme giriliyor. Bu yeni dönemde jeopolitik dinamikleri yeniden şekillendirmeyi planlayan iddialı projeler, stratejik pozisyon almak için uygun bir konjonktür yaratmayı hedefliyor. Bu projeler arasın...;

Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin köşe taşı olarak görülen; Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasında 1990 yılında imzalanmış ve 1992 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir.;

Napolyon Bonapart'ın yeğeni III. Napolyon, 1852'den 1870'e kadar Fransa'yı yönetti. Onun dış politikası, askeri maceracılık, diplomatik manevralar ve yurtdışında Fransız nüfuzu kurma girişimlerinden oluşmuştur. Kısaca III. Napolyon’un dış politikası hırs ve çelişkinin bir karışımıydı.;

Artan jeopolitik gerilimler ve yükselen ekonomik belirsizlik ortamında, her ne kadar hükümetler artık küresel işbirliğinin mutlak faydalarına odaklanmıyor olsa da birbirlerine göre daha az “kazandıkları“ endişesine kapılmaktan geri kalmıyorlar. Göreceli kazançları önceliklendirmek, kaybeden-kaybeden...;

Enerji, devletlerin hayati fonksiyonlarının işlevselliğinin sürdürülebilmesi açısından en hayati girdilerin başında yer almaktadır. Bu bağlamda enerjinin devletlerin ulusal güvenliklerinin olmazsa olmazlarından birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte enerjiye duyulan gereksinimin giderilmes...;

İnsanların vatandaşı oldukları, ikamet ettikleri veya yerleşik bulundukları topluluklardan ayrılarak farklı coğrafyalarda devam eden savaşlara gönüllü olarak katılmaları, devrimler çağından başlayarak modern devletler sisteminin oluşum sürecini takip eden bir olgudur. Bu süreci tanımlamak amacıyla a...;

İstanbul İktisat Konuşmaları - 4

  • 24 Eki 2019 - 24 Eki 2019
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

Çatışma Çoçukları Programı

Program’ın koordinatörlüğünü TASAM çatısı altında kurulan Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü üstlenmektedir. STK

  • 2021

Avrupa Birliği Sempozyumu

TASAM ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) ev sahipliğinde 02 Şubat 2018 tarihinde ilgili otoritelerin katılımıyla Avrupa Birliği Sempozyumu düzenlenecektir.

  • 02 Şub 2018 - 02 Şub 2018
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Güvenlik Konferansı 2017

Millî ve uluslararası güvenlik paradigmaları yeniden kurgulanırken geliştirilecek tartışma ortamı, ekosistemin doğru oluşmasına katkı sağlayacaktır. Bu sebeple

  • 01 Kas 2017 - 03 Kas 2017
  • Radisson Blu Hotel - Şişli / İstanbul

Türkiye’de Göç Konferansı

TASAM, Türkiye’nin içinde bulunduğu göç sürecinde yaşananların ve yaşanması muhtemel olanların akademik, siyasi, ekonomi ve bürokratik çevrelerin

  • 21 Nis 2016 - 22 Nis 2016
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

“III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi“ 4 - 6 Aralık 2007 tarihleri arasında İstanbul'da Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi - TASAM'ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. III. Uluslararası Türk - Afrika Kongresi'ne, Afrika Birliği'ne üye ülkelerden Afrika Birliği nezdinde kıta hakkındaki çalı...