Güray ALPAR
Doç. Dr. SDE Başkanı
Doç. Dr. SDE Başkanı
Öz
Özellikle 2001 yılından itibaren Ortadoğu’da gereksiz bir mücadelenin içine girerek güç ve prestij kaybeden ABD, Trump döneminde Avrupalı müttefikleri ile de sorunlar yaşamıştır. Bu dönemde Rusya ve Çin, askeri ve ekonomik alanda yarattıkları gelişmelerle, Soğuk Savaş Dönemi sonrasında dünyada tek başına bir güç merkezi olma konumunu elde eden ABD karşısına rakip olarak çıkmıştır. Asya merkezli güç odaklarının ABD karşısında elde ettikleri konum ise tek güç merkezi olarak kalmak isteyen ABD tarafından bir meydan okuma olarak nitelendirilmiştir.
Rekabet ortamının gerçekleştirilen askeri tatbikatlar yanında, Ulusal Güvenlik Strateji Belgelerine ve Güvenlik Zirvelerine yansıdığı da açıkça görülmüştür. ABD doğrudan Rusya ve Çin’i hedef almış ve müttefikleri ile yeni bir mücadele stratejisini yürürlüğe sokmuştur. ABD’nin başlangıçta Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi karşısında askerlerini kullanmayacağı en üst seviyelerde beyan ederek Rusya’yı tuzağa düşürmesi ya da müdahaleye mecbur etmesi yanında, zayıflatılan bir Rusya sonrası, bu yıl şubat ayında yayınladığı Hint Pasifik Strateji Belgesinde de açıkça belirtildiği şekilde, önümüzdeki dönemde Hint Pasifik Bölgesini kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etme girişimleri bu değişimin ve yeni dönemin işaretleridir.
Yeni dönem stratejileri, Hindistan Genelkurmay Başkanının geçtiğimiz yılın sonlarında helikopter kazasında ölmesinden başlayarak, eski Japonya Başbakanı Abe Sinzo’nun temmuz ayında silahlı bir saldırı sonucu hayatını kaybetmesi ve ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin ağustos ayındaki Tayvan ziyaretinin yarattığı havaya kadar birçok alanda kendisini hissettirmektedir. Bütün bunlara Rusya’da gerçekleştirilen suikastlar ile ABD’nin Yunanistan ve YPG/PKK gibi güçleri kullanarak bölgede bilinçli kaos yaratma çabaları da eklenebilir.
Buradaki temel amaçlardan birisinin de Türkiye’nin Türk Dünyası ile geliştirdiği çalışmaların önüne geçmek olduğu açıktır. 2009 yılında kurulan ve 2021 yılı kasım ayında Türk Devletleri Teşkilatı ismiyle yeni bir aşamaya gelen Türk Devletleri arasındaki kültürel ve ekonomik alandaki işbirliğinin bölgenin huzur ve refahı yanında güvenliğine de büyük bir katkısının olacağı muhakkaktır. Daha doğrusu Rusya ve Çin arasında başka bir güvenlik kuşağı gerekli gibi görülmektedir. Bu işbirliği çalışmalarını Avrasya Bölgesinde devam eden küresel güç mücadelelerinden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bu çalışmada yaşanan küresel güç mücadeleleri ve bunun Türk Dünyasına etkisinin ne olabileceği incelenerek geleceğe yönelik analizler ortaya konulacaktır.
Giriş
Bağlantıyı kurmak, derinliği görmek ve stratejik anlam yükleyebilmek ile ilgilidir. Özellikle 2001 yılından itibaren Ortadoğu’da gereksiz bir mücadelenin içine girerek güç ve prestij kaybeden ABD, Trump döneminde Avrupalı müttefikleri ile de sorunlar yaşamıştır. Bu dönemde Rusya ve Çin askeri ve ekonomik alanda yarattıkları gelişmelerle, Soğuk Savaş Dönemi sonrasında dünyada tek başına bir güç merkezi olma konumunu elde eden ABD karşısına rakip olarak çıkmıştır. Asya merkezli güç odaklarının ABD karşısında elde ettikleri konum ise tek güç merkezi olarak kalmak isteyen ABD tarafından bir meydan okuma olarak nitelendirilmiştir. ABD’nin müttefiklerini kullanarak giriştiği mücadele yanında ABD ve Çin’in genelde kendi başına hareket ettiği görülmektedir. Diğer taraftan Çin ve Rusya arasında da güvenliğin sağlanmasına yönelik görüş farklılıkları da olup ileriye yönelik farklı bir güvenlik anlayışını geliştirmek ihtiyacı bulunmaktadır.
Bu çalışmanın maksadı, Avrasya kıtasına yönelik küresel güç mücadelesini ortaya koyarak, bunun geleceğine yönelik öngörüleri ve Türk Dünyasına etkilerini ortaya koymaktır.
Küresel Güç Dengelerindeki değişimi ve gerçekleşen olayları anlamlandırmada, ulusal strateji belgeleri ile güvenlik konferansları ve zirve bildirileri yanında icra edilen tatbikatlar önemli emareler vermektedir. Bu anlamda çalışmada bu hususlar analiz edilerek sonuçlar ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır.
Soğuk Savaş Dönemi sonrasında ABD tek küresel güç olarak kabul gördü ve belirli bir süre de buna itiraz eden çıkmadı. Ancak 2000’ler sonrası sıkıntılar başladı. Modern dünyanın zaten bir kriz geçirdiği ve az ya da çok bir dönüşümün yakın olduğu söyleniyordu (Guenon, 2005: 30). Bu kriz ABD’nin hesapsız müdahaleleri ile giderek arttığı görüldü.
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin 2007 yılında katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda ‘Batı’nın artık bir güç olmadığını’ ifade etmişti. Putin’i bu konuşmaya yönelten esas neden enerji kaynaklı artan gelirlerini, iç ve dış politikaya yansıtma gereksinimiydi. Jeopolitik; coğrafyanın politika ile etkileşimiydi (Flint, 2006:3) ve bu kaçınılmaz olarak ülkelerin dış politikalarının belirlenmesinde oldukça etkili oluyordu (Göney, 1993:6). Bu durum Rusya için de geçerliydi ve ardından 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan saldırısı ve 6 yıl sonrasında Kırım’ı işgali geldi. Bir yıl sonra 2015 yılında gerçekleştirilen Münih Güvenlik Konferansında yayınlanan küresel ölçekli raporun ismi “Çökmekte olan Düzen ve Gönülsüz Korucular“ ismini taşıyordu. Bu dönemde Ortadoğu’da girdiği gereksiz savaşların yorgunu ABD küresel düzeni düzenlemek konusunda isteksiz görülüyordu.