9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023) “Ekosistemde Stratejik Dönüşüm: İklim, Gıda, Demografi, Meritokrasi, Ekonomi, Sağlık, Eğitim, İstihdam, Aile-Gençlik ve Şehir Güvenliği” | BİLDİRİ ÇAĞRISI

Haber

İlk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı 2023, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Ekosistemde Stratejik Dönüşüm: İklim, Gıda, Demografi, Meritokrasi, Ekonomi, Sağlık, Eğitim, İstihdam, Aile-Gençlik ve Şehir Güvenliği“ ana teması altında küresel ölçekte katılımla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılında 23-24 Kasım 2023 tarihinde İstanbul’da düzenlenecektir....

BİLDİRİ ÇAĞRISI
9. İSTANBUL GÜVENLİK KONFERANSI (2023)
“Ekosistemde Stratejik Dönüşüm: İklim, Gıda, Demografi, Meritokrasi, Ekonomi, Sağlık, Eğitim, İstihdam, Aile-Gençlik ve Şehir Güvenliği"
( 23-24 Kasım 2023, İstanbul )

 
9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023) oturumlarında konuşmacı olmak için gerekli belgenin verdasensoy@tasam.org adresine aşağıda tarif edildiği şekilde oluşturularak MS Word dosyası formatında iletilmesi gerekmektedir:
- Tebliğ başlığı
- 300 kelimelik özet, 5 anahtar kelime
- Kurumsal bağınız ve özgeçmiş
- Telefon numaranız (özgeçmişte yazılı değilse)

Önemli Tarihler
Özet son gönderim tarihi : 30 Nisan 2023
Kabul edilen bildirilerin ilan tarihi : 31 Mayıs 2023
Nihai metnin son teslim tarihi : 30 Eylül 2023
Konferans tarihi : 23-24 Kasım 2023

Gerekli Bilgiler
- Özet/makale kabul süreci hakem kurulumuzun gizli değerlendirme yöntemi sonucunda gerçekleşmektedir.
- Özet ile uyumlu, bilimsel yeterliliği kabul edilen tüm tam metinler derleme kitapta yayımlanacaktır.
- Özet gönderimi ve kabul edilen bildirilerin sunumu için ücret talep edilmemektedir.
- Ulaşım, konaklama ve yerel masraflar katılımcılara aittir.
 
Stratejik Panorama

Teorik açıdan “jeopolitiğin“ kapsamı ve ilgili olguların anlamı hızla değişmektedir. Jeopolitik, yenilenmekte ve değişime uğramaktadır. “Coğrafya değiştirilemediğinden, jeopolitik yenilenme ve değişim de mümkün değildir“ sözüne rağmen jeopolitik çok boyutlu dinamik bir olgu olarak karşımıza çıkmakta ve güç odaklarının üzerindeki ağırlığı giderek artmaktadır.

Güç odakları günümüzde olduğu gibi sıkça yer ve el değiştirebildiğine göre teorilerin geçerliliği zayıflamakta veya tamamen ortadan kalkmakta, “politikanın“ ve dolayısıyla teorilerin ana etkeninin fiziki coğrafya değil güç odakları olması kaçınılmaz hâle gelmektedir.

Asimetrik boyutun hâkim olduğu 21. yüzyılda, durağanlık temelli 20. yüzyıl stratejilerinin etkili olması mümkün değildir. Güç dengelerinde iki kutup kalmadığı gibi, 1990 yılından itibaren ifade edilen tek kutup da artık söz konusu değildir. Gerçek anlamda çok kutupluluğa doğru bir hareketlenme gözlenmektedir. Çok kutuplu dünya düzeninin, eski anlayışların hâkim olduğu stratejik yaklaşımlarla oluşturulması imkânsız görünmekte ve yeni yaklaşımlar geliştirme ihtiyacı kaçınılmaz şekilde ortaya çıkmaktadır.

Dünyadaki mevcut çatışma ortamı giderek genişleme eğilimi gösterirken oldukça kompleks bir görünüm sergilemekte; yürütülüş tarzında farklılıklar göstermekte, mekânsal kaymalar yaşanmakta, geniş bir coğrafyaya yayılan küçük ve orta ölçekli çatışmalarla süreklileşmektedir. Yeni yaklaşımlar geliştirme ihtiyacını daha da belirgin hâle getiren ise “3. Dünya Savaşı“ olarak adlandırılan bu süreçtir.

Hegemonik rekabete dayanan emperyal düzenlemelerin ağırlık merkezini oluşturduğu kapitalizmin sınıra ulaştığına ve artık yeni bir genişleme evresine giremeyeceğine dair oluşan kanı giderek yaygınlaşmaktadır. Yapısal kriz devam etmekte ve sistemin kendini ekonomik olarak sürdürebilme kabiliyeti gittikçe azalmaktadır.

Günümüzde yaşanan yapısal kriz; yeni jeopolitik hedefler, birikim alanları üzerindeki hegemonik rekabet ve en önemlisi çatışma ve savaş gibi unsurlar ile aşılmaya çalışılmaktadır.

Mevcut merkezler bir yandan çevre alanlarını genişletirken bir yandan da yeni merkezlerin oluşumunu engellemeye çalışmaktadır. Barry Gills’in belirttiği gibi “Bütün hegemonik geçişlerin temelinde merkez - çevre ilişkilerindeki hiyerarşileri yeniden yapılandıran kesintisiz bir gelişme ve az gelişme süreci yatmaktadır“. Eşitsiz iş bölümü olarak tanımlanan merkez - çevre ilişkileri, birikim alanlarını düzenlediği için hegemonyaya giden yolu açmaktadır.

Orta Doğu’yu da içine alan Avrasya jeopolitik alanı üzerindeki mücadele, hegemonya geçişini sağlayacak temel faktörler arasındadır. Siyasal güç merkezileşmesine açık bir alan, Orta Doğu ile birlikte zengin enerji kaynaklarına ve rezervlere sahip bir coğrafya ve giderek artan ekonomik canlılık faktörleri üretimin ve tüketimin yeni merkezi olarak bölgenin ortaya çıkmasını sağlamış ve dikkatleri üzerine çekmiştir.

Rusya ve Çin’in ise ABD karşıtlığını esas alarak hegemonik yükselişlerini sürdürdükleri, politik ve ekonomik bir yayılımın merkezine geçtikleri görülmektedir. Ukrayna Savaşı, güç mücadelelerinin bir sonucudur ve küresel hegemonik rekabetin parçası olan bu savaş, 3. Dünya Savaşı’nın da laboratuvarı niteliğindedir.

Yaşanan süreçte 3. Dünya Savaşı’nı diğer savaşlardan ayıran en önemli özellik; jeopolitik hedefler doğrultusunda yürütülürken topyekûn ve yıkıcı bir savaştan kaçınılmasıdır. Rekabet keskinleşirken hegemonik rekabet ve işbirliğinin karakteri değişmektedir.

3. Dünya Savaşı tam olarak çözümlenmeden hegemonik değişim arayışlarına anlam verebilmek pek mümkün görünmemektedir. Bu savaş 1991 yılında SSCB’nin dağılması ile başlamıştır. “Hazırlık“, “Başlangıç“, “Derinleşme“ ve “Yayılma“ şeklinde tanımlanabilecek dört devre hâlinde incelenmesi mümkündür.

ABD’nin, tek kutuplu dünya ve bu kutbun lideri olma hevesi ile “tarihin sonu“, “medeniyetler çatışması“ gibi yaklaşımlarla kurgulanmaya çalışılan yeni dünya düzeni arayışlarının ne kadar dar bir ufuk anlayışı olduğu kısa sürede görülmüştür.

Dünyanın en genç, dinamik ve zengin coğrafyasına ev sahipliği yapan Afrika, hegemonik mücadelelerde güçlerin farklı uygulamalarına sahne olmaktadır. Son üç yıl içinde bu kıtada gerçekleştirilen askerî darbelere küresel güçlerin mücadelesinin neden olduğu görülmektedir. Temel sorun ise Afrika’nın zenginliklerine Afrikalıların ulaşamamasıdır.

Kuzey Pasifik Okyanusu güç mücadelelerinin yaşandığı ayrı bir bölgedir. Bering Boğazı ve her iki yakasının yeni bir mücadele alanı olarak şekillenmektedir. Kuzey Buz Denizi (Arktik Okyanusu), küresel ısınma ile birlikte küresel ticarette yeni bir rota oluşturabilecek, Güney Pasifik’in rolü zaman içinde giderek azalabilecektir. Kuzey Pasifik Okyanusu’ndaki Rusya - Çin arasında giderek artan ortak hava ve deniz devriyeleri ile tatbikatlar, bölgenin önemini gösterir niteliktedir.

2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ile ABD’nin savunma planlamasında yeni bir döneme girdiği görülmektedir. Bu dönemde; hâlen uygulanmakta olan savaş yapma biçiminden vazgeçilebileceği, geniş çaplı savaşa hazırlanmak ile gündelik rekabet arasındaki dengeye önem verilmesinin gerekliliği, ABD’nin askerî olmayan kapasiteye yeterince odaklanmaması veya yatırım yapmamasının ise rakiplere hem zemini hem de üstünlüğü ele geçirmeyi tercih edecekleri alanları terk etme riskine yol açabileceği belirtilmektedir. Kısacası ABD’nin, kritik boşlukların kapatılmasına önem vererek rekabetçi pozisyonunu sürdüreceği dikkate alınmalıdır.

Çin’in Orta Doğu’da ve özellikle Körfez bölgesinde artan etkinliği, Çin - Tayvan ve Çin - Hindistan gerilimleri, Çin’in Kuşak ve Yol projesi kapsamında başta Özbekistan olmak üzere bölge ülkelerinde artan girişimleri, Rusya’nın Ukrayna ile savaşına rağmen devam ettirmeye çalıştığı askerî ve ekonomik kapasitesi, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsallaşma çabaları, Güney Kafkasya’da artan hâkimiyet mücadelesi, ABD’nin bir türlü istediği şekilde oluşturamadığı Pasifik ağırlıklı güvenlik yapılanmaları, terörizmin özellikle Afrika’da artan faaliyetleri, Balkanlar’da bitmeyen gerginlikler, Uzay çalışmalarına verilen ağırlık, ABD’nin yeni merkezî gücü olarak Polonya’nın yapabileceği hamleler, Almanya ve ABD’de görülen/duyulan darbeye hazırlık faaliyetleri, Güney Amerika’da seçimler sonrası yeni seçilenlere görev teslim edilmeyişinin giderek alışkanlık hâline gelmesinin Platon’u bir kez daha haklı mı çıkacağı konusunun takip edilmesi, millî güç unsurlarının ayrılmaz bir parçası ve hatta en önemlisi olarak medyanın ön plana çıkması, “grand“ (büyük) stratejilerin uygulanabilirliği, küresel ısınmaya dair çabaların geleceğine yönelik olumsuz gelişmeler, “dijital güven mi yoksa güvensizlik mi“ sorusuna aranacak cevaplar, tıkanmış diplomasiye çözüm için kullanılabilecek yeni araçların bulunmasına dönük arayışlar, savunma diplomasisi ile insani diplomasinin artan etkisi, gözetim toplumu olma yolunda artan kısıtlamalar, karşımıza çıkabilecek sorun alanları olarak görülmektedir.

Bu ve benzer olası gelişmeler; artan popülizm; özellikle Akdeniz ve Orta Asya bölgesinde artan küresel ısınmanın etkileri ve göçler; Afrika ve az gelişmiş ülkeler başta olmak üzere gıda ve su güvenliği; sayısal artış ile demografik yapılarda değişim; şehirlerin akıllı hâle gelmesinin güvenliğe ve insan refahına katkıları; insanların yerini robotların alması ile açığa çıkacak iş gücünün özel askerî şirketler ve terör grupları için yeni eleman kaynağı olma ihtimali gibi sorunlar da üzerinde durulması gereken konular arasındadır.
 
Stratejik Dönüşüm

“Bilgi Çağı“, “Endüstri 4,0“, “Toplum 5,0“, “Büyük Veri“, “Blok Zincir“ ve “Sosyal Medya“ gibi kavramların da gösterdiği üzere günümüzde yerel ve uluslararası siyasetin en önemli özelliği değişim ve dönüşümün baş döndürücü bir hız kazanmasıdır. Güvenlik ise gerek devlet merkezli gerekse insanı ve bireyi merkeze alan bir yaklaşımla ele alınsın, bu değişim ve dönüşümden en fazla etkilenen alanlardan biridir.

Öyle ki, güvenlik kavramının hem içeriği hem de kapsamı sürekli olarak dönüşmekte ve genişlemektedir. Yine küresel arenaya bakıldığında “merkeziyetsiz merkez“ olarak nitelendirilebilecek, “görünür, tanımlanabilir, hesap verebilir“ olmayan ve etki gücü ilk defa ulus devletleri geçen bir “merkezin“ dağıtık enstrümanları tüm diğer tarihî ve konvansiyonel dinamiklerle birleştiğinde; iş modeli, güvenlik ve meritokratik altyapıda büyük bir devrime yol açmaktadır.

Bu ortamda klasik konvansiyonel güvenlik altyapı güçlü bile olsa; iklim güvenliği, gıda güvenliği, demografik güvenlik, iktisadi güvenlik, sağlık güvenliği, istihdam ve iş güvenliği, aile kurumu ile gençliğin korunması ve geliştirilmesi, şehir güvenliği, devlette devamlılık ile meritokratik verimliliğin birlikte korunması, kurumsallaşma, ehliyet ve liyakat, eğitim alanında daimî/hızlı yenilenme ve uyum ihtiyacı gibi güvenlik alt başlıkları acilen ve özenle ilgilenilmesi gereken yeni konular olarak ortaya çıkmaktadır.

Güvenlik ve savunma odaklı yeni ürün ve platform geliştirmek için sayısız potansiyel barındıran bu dönüşüm alanları ekosistemin diğer yarısı olmaya adaydır.

Çevre ve iklim güvenliği günümüzde insanlığın geleceğini tehdit eden varoluşsal bir boyut kazanmıştır. Kapitalist üretim ve tüketim çılgınlığı kâinatta milyarlarca yılda oluşan ve yenilenmesi mümkün olmayan kaynakları sadece birkaç yüzyıl içerisinde tüketmeye odaklanmış gözükmektedir. Yer altı kaynakları, su kaynakları, atmosfer tabakası gibi yaşam kaynakları da birer tüketim nesnesine dönüşmüş durumdadır ve tükenmiş yahut kullanılamaz hâle gelmenin eşiğindedirler. Bu nedenle mevcut üretim ve tüketim kalıplarının behemehâl gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Çevre güvenliğinin en önemli alt başlıklarından biri olan iklim sorunu farklı açılardan ülkelerin güvenliğini tehdit etmektedir. Öncelikle değişmekte olan küresel iklim koşulları yağış rejimlerinin değişmesinden buzulların erimesine, denizlerin yükselmesine, bazı türlerinin ortadan kalkmasına, sağlık sorunlarına ve gıda üretiminin kötü etkilenmesine varıncaya kadar bir dizi kötü sonuç doğurmaktadır. İklim değişikliği sorunu tüm dünyayı etkilemektedir. Bu nedenle siyasi, iktisadi, toplumsal, yerel, bölgesel ve uluslararası düzeylerde işbirliği gerektirmektedir.

Ayrıca, tüm dünyada yükselen sıcaklıklar, kimi ülkeleri sel felaketleri kimini de kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya getirmekte, doğal kaynakların azalmasına yol açmakta, özellikle siyasal açıdan kırılgan ülkelerde hem sosyal hem siyasi krizlere neden olmakta ve ciddi bir güvenlik riski oluşturmaktadır. Son olarak, iklim değişikliği gelişmiş ülkeler tarafından özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde sınırlayıcı ve dönüştürücü bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır. İklim değişikliği ile mücadelede küresel düzeyde ortaya çıkan yönetişim ağı özellikle gelişmiş ülkelerin çıkarlarına göre düzenlenmekte, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeleri ihmal etmekte hatta bunların gelişmelerine ket vuran unsurlar içermektedir. Bu durum az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke kategorileri için ciddi bir ekonomik güvenlik tehdidi içermektedir. Çevre güvenliğine dair alınan önlemlerin ve geliştirilen politikaların sorunu çok yönlü ve dengeli bir yaklaşımla ele alması gerekmektedir.

Beslenme için gerekli sağlıklı gıdaya erişim anlamına gelen gıda güvenliği, yeterli beslenme ve sağlığa uygunluk açılarından siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gereken ve gittikçe karmaşıklaşan bir konu hâline gelmiştir. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Güvenliği Komitesi tanımlamasına göre gıda güvenliği; tüm insanların gıda tercihlerini ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayan yeterli, güvenli, besleyici gıdaya her zaman fiziksel, sosyal, ekonomik olarak erişebilmeleri anlamına gelmektedir.

Önümüzdeki on yıllarda, değişen iklim, artan küresel nüfus, yükselen gıda fiyatları ve çevresel sorunların gıda güvenliği üzerinde önemli ancak yönetilmesi güç etkileri olacaktır. Su tahsisi, arazi kullanım şekilleri, gıda ticareti, hasat sonrası gıda işleme, gıda fiyatları ve güvenliği ile ilgili uyum stratejilerinin ve politikaların geliştirilmesine acilen ihtiyaç duyulmaktadır.

20. yüzyıldan itibaren teknolojik ve bilimsel gelişmelerle birlikte gıda güvenliğinin tüm dünya ülkelerinde kalıcı olarak çözümleneceği yönünde beklenti ve umut oluşmuştur. Ancak zamanla görülmüştür ki, gıda sektöründeki gelişmeler; GDO’lu ürünlerin insan neslini tehdit etmesinden, bazı ülkelerde siyasi rejimlerin değişmesine kadar bir dizi olumsuz etki meydana getirebilmektedir. Hatta Ukrayna krizi sırasında açıkça ortaya çıktığı üzere gıda üretimi ve ticareti ülkeler aleyhine önemli bir baskı ve güç unsuruna dönüşmüştür. Ülkeler demografik, siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel zeminlerini kaybetmemek ve beka sorunu yaşamamak için gıda sorununu çözmek zorundadır.

Demografik güvenlik konusunda ise en önemli sorun aile planlaması, eğitim, istihdam gibi alanlarla ilgili politikaların koordinasyonunda ve geliştirilmesinde yaşanan eksikliklerdir. Bu durum iç göç, küresel göç hareketlilikleri ve beyin göçü gibi ciddi sorunlara neden olmaktadır. Küresel nüfusun kontrolsüz artışının; iklim değişikliği, orman alanlarının mesken ve tarım alanlarına dönüşmesi, bazı türlerin yok olması gibi sorunlara neden olduğu da ileri sürülmektedir. Ancak bu sorunların tümünün koordinasyon ve planlama eksikliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Yine insan fıtratını doğrudan hedef alarak “bilinçli teşvik“ ile cinsiyetsizliğin ödüllendirilmesi öncelikli risklerden birisidir.

Batı’da gittikçe yaşlanan ve hem devletin hem de toplumun sırtında yük olarak görülmeye başlayan yaşlı nüfusa karşılık, Asya ve Afrika ülkelerinde hızla artan nüfus nedeniyle Batılı ülke nüfus oranlarının küresel nüfustaki payının düşmesi Batılı ülkeler gözünde bir varoluş sorunu olarak algılanmaya başlamıştır. Bu yüzden Batılı ülkeler diğer ülkelerdeki demografik gelişmeleri kontrol için ciddi faaliyetler yürütmektedir. Bu da Batı-dışı ülkelerin demografik güvenliğini tehdit eden bir soruna dönüşebilmektedir.

Medeniyetleri bir ileriki aşamaya taşıyanlar, o medeniyeti temsil eden seçkinler olmuştur. Seçkin insan yetiştirme konusunda sorun yaşayan medeniyetler, çöküşe mahkumdur. Bu durum bizim kültürümüzde “âlimin ölümü, âlemin ölümüdür“ şeklinde bir vecizeyle ifade edilmektedir.

Çoğu zaman “en az kötü olan rejim tipi“ olarak ifade edilen demokrasilerin en önemli kusuru seçkin (elit) karşıtı olmasıdır. Oysa bilimde, sanatta, kültürde, siyasette elitleri olmayan bir toplumun geleceği yoktur. Bir devletin kurumsal hafızasını yeni nesillere aktaran, devleti ve toplumu kalıcı hâle getiren de seçkinlerdir. Bunu elitizm ve tekebbür ile karıştırmamak gerekir. Elit olmak övülmesi ve hedeflenmesi gereken bir meziyet iken, elitist olmak topluma tepeden bakan, aşağılayan, kalabalıklar içerisindeki cevherlerin topluma kazandırılmasını engelleyen, çoğu zaman toplumdan kopuk ve ona fayda yerine zarar veren bir durumdur.

Çağımızda içerik ve kalite yerine imaj, görüntü ve gösteriş daha önemli hâle gelmiş ve özellikle toplumsal alanda kalitenin ihmal edildiği hatta lüzumsuz görüldüğü bir eğilim gelişmiştir. Bu nedenle gerçek seçkin insan olmak yerine, seçkin imaja sahip olmak daha fazla önemsenir hale gelmiştir. Bu durumun kötü etkileri hayatın her sahasında kendini hissettirmekte ise de güvenlik ve devletin bekası söz konusu olduğunda daha vahim bir hâl almaktadır.

Ekonomi alanındaki gelişmeler devletin bekası başta olmak üzere tüm güvenlik alt başlıklarını direkt etkilemektedir. İktisadi güvenliğini istikrara kavuşturamamış ülkeler askerî ve toplumsal güvenlik kadar enerji ve gıda güvenliği gibi diğer güvenlik alanlarında tam anlamıyla başarıya ulaşamazlar.

Küresel ekonomide kendisine iyi bir konum edinmeyi hedefleyen ülkeler için stratejik/nadir toprak elementlerine erişim de son derece önemli hâle gelmiştir. Günümüzde Endüstri 4,0 ve Toplum 5,0 gibi kavramlarla ifade edilmeye çalışılan baş döndürücü gelişmeler; uluslararası alanda gerçekleşen gelişmelerin iyi takip edilmesi, geleneksel ekonomi politikalarının anlık güncellenmesi, ön alıcı ve yönlendirici politikaların geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Zira son dönemde küresel ekonomide radikal yapısal dönüşümler gerçekleşmiş, bazı sektörler yok olmuş ya da hayli zayıflamış ve yeni sektörler ortaya çıkmıştır. Bu ortamda üretim sektörünün ekonomideki payı gittikçe azalırken finans sektörünün ve türev sektörlerin payı artmaktadır.

Mevcut ekonomik yapı içerisinde yerleşik güçlü ekonomiler bile zorlanmakta, sadece inovasyona öncülük eden, yeni gelişmeleri yönlendiren, finansal, endüstriyel, mali sektörleri koordine etme konusunda konjonktürü başarılı bir şekilde takip edebilen ve katma değeri yüksek ürünler üretebilen ekonomiler ayakta kalabilmektedir.

Ayrıca gelişmekte olan ve az gelişmiş pek çok ülke ekonomisi borç sarmalına daha fazla kapılmakta, devleti ve toplumu taşıma noktasından hızla uzaklaşmakta ve bu durum devletin bekasını tehdit etmektedir. Bu nedenle ekonomi planlamalarında, ticaret, üretim, finans ve maliye alanlarındaki yeni araçların ve gelişmelerin iyi takip edilmesi ve katma değeri yüksek ürün geliştirmeye ağırlık verilmesi gerekmektedir.

Güçlü devletler, güçlü toplumlar sayesinde mümkündür. Toplum sağlığı tehlikeye girdiği andan itibaren toplumsal yaşam ve ekonomi kadar devletin siyasi varlığı da tehdit altına girmiş demektir. Toplum sağlığını tehdit eden sorunlar aynı zamanda ekonomiyi ve toplumsal bütünlüğü, dolayısıyla da devletin bekasını tehdit eden sorunlardır.

Sağlık alanında son dönemde yaşanan baş döndürücü gelişmelere rağmen Kovid-19 salgını ile ilgili gelişmeler, çevre sorunları, GDO’lu ürünler, sosyal güvenlik sistemleri ile ilgili olarak yaşanan sorunlar göstermiştir ki, insanlık sağlık alanıyla ilgili varoluşsal problemlerini çözme noktasından henüz çok uzaktır; hatta sağlığa yönelik tehditlerden önemli bir kısmının insan eseri olması yeni hayati tehditlerin ortaya çıkma olasılığını artırmakta ve sağlık güvenliğini pek çok açıdan eskisine göre daha kırılgan hâle getirmektedir. Bu nedenle tıbbi istihbaratın geliştirilmesi, ulusal sağlık politikalarının her an güncellenmesi ve sağlığa dönük küresel tehditlerle mücadele edebilecek kapasitede tutulması gerekmektedir.

Eğitim alanındaki gelişmelerin de ulusal güvenlik konusuyla yakından ilişkili olduğu herkesin malumudur. Öyle ki eğitim, bir toplum için varoluş ve medeniyet temelidir. Devletin bekası da ulusal bilinç temelinde eğitilmiş vatandaş kitlesiyle mümkündür. Bu nedenle eğitim politikaları hem toplum bütünlüğünü koruyacak hem devletin bekasını güvence altına alacak şekilde geliştirilmeye devam etmelidir.

Önemli hususlardan biri de eğitim-istihdam dengesinin iyi sağlanmasıdır. Bazı dallarda ihtiyaç fazlası eğitimli insan kaynağı varken pek çok alanda istihdam edilecek kişi bulunamaması acilen çözülmesi gereken en önemli sorunlardan biridir. Yine en önemli sorunlardan biri de beyin göçüdür. Kaliteli insan kaynağını ülkede tutmayı başaracak, hatta Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi yoğun nüfuslu ülkelerdeki yetişmiş insan kaynağını cezbedecek politikalar geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir.

Şehirler tarih boyunca medeniyetin geliştiği ve ilerlediği mekanlar olmuştur. Ekonomik, kültürel, toplumsal bakımdan güvenli olan kasabalar geniş kitleler için cazibe merkezi olmuş, bu konularda sorunlu hâle gelen bazı önemli şehirler ise tarih sahnesinden silinmiştir. İnsani yaşam için gerekli mesken dokunulmazlığı, can güvenliği, sağlık, eğitim gibi alanlardaki hak ve hizmetlerden adil ve en üst düzeyde yararlanma gibi haklar ve özgürlükler ancak güvenli, iyi düzenlenmiş, kamu ve STK işbirliği iyi koordine edilmiş şehirlerde mümkündür. Şehirler insanlara sağladığı güvenli ortam kadar iç ve dış siyasette istikrar ve barış için hayati öneme haizdirler. Nitekim bir ülkenin başkentinin nerede kurulacağı ya da hangi şehrin başkent olarak seçileceği meselesi doğrudan devletin bekası ve uluslararası tanınırlığı ile ilgili görülmüştür.

Modern hayatın en önemli bileşenlerinden olan kentleşme olgusu ile ayrı bir önem kazanan şehir güvenliği; ulusal kültürün ve ulus bilincinin sürdürülmesi, ekonomik planlamaların işlerlik kazanması, toplumsal ve siyasi bütünlüğün korunması yanında komşu ülkeler başta olmak üzere diğer ülkelerle ilişkilerin sorunsuz devam etmesi gibi konularda da büyük önem taşımaktadır. Özellikle Türkiye gibi, nüfusu birkaç şehirde yoğunlaşan ve sorunlu bölgelere komşu ülkelerde göç hareketleri, kentlerin güvenliği kadar ülkenin dış politikasını da derinden etkilemektedir. Bu durumda kentlerin güvenliği, ulusal ve bölgesel güvenliği doğrudan etkileyen bir faktöre dönüştüğünden kentlerin coğrafi, beşerî ve ekonomik açılardan iyi tasarlanması ve izlenmesi, güvenlik önlemlerinin artırılması, insan hakları ve cezai müeyyide dengesinin iyi kurulması, göç hareketlerinin iyi izlenmesi gerekmektedir.

Güvenlik alanı, hem gelişmelerin oluşturduğu yeni tehditler hem de alan çalışmalarının giderek derinleşmesi ve çeşitlenmesi nedeniyle kapsam olarak genişlemekte ve gittikçe karmaşıklaşmaktadır. İnsanlığın en temel ihtiyacı olan güvenlik alanındaki çalışmalara duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Konferans, bu ihtiyacın karşılanması noktasında önemli katkı sunmayı hedeflemektedir.

Alt Temalar
Ekosistemde Stratejik Dönüşüm
Ekosistemde Yeni Ürün ve Platformlar
İklim Güvenliği (Su, Çevre, Enerji)
Gıda Güvenliği (Beslenme, Gizli Açlık, Bağışıklık ve Pandemiler)
Demografik Güvenlik
Meritokratik Güvenlik
Ekonomi Güvenliği
Sağlık Güvenliği
Eğitim Güvenliği
İstihdam Güvenliği
Aile ve Gençlik Güvenliği
Şehir Güvenliği

ALT ETKİNLİKLER

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu (İSF)
Yeni Siber Ekonomi ve Türk Ürünleri"

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu (DGF)
“Denizcilik
Ekonomisinde Yeni Fırsatlar ve Türkiye

6. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu (TAF)
Afrika’da Türk Askerî Varlığı ve Yeni Ufuklar"

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu (TKF)
Türk - Arap Güvenlik Ekosisteminde Yeni Keşifler“

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2708 ) Etkinlik ( 221 )
Alanlar
Afrika 76 639
Asya 98 1077
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 288
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1379 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 606
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 184
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2045 ) Etkinlik ( 82 )
Alanlar
Türkiye 82 2045

Komşu kıyılara sahip devletlerin Deniz Yetki Alanı (DYA) yan sınırının belirlenmesi her zaman sorunlu olmuştur. Genelde sınırın denizle birleştiği noktayı merkeze alan bir açı genişliği başlangıçta olmasa bile ilerleyen zaman içinde denizde veya karada meydana gelen topografik değişiklikler nedeniyl...;

Güvenlik kavramı, insanların değişen ihtiyaçları göz önüne alınarak değişirken, beraberinde Uluslararası İlişkiler alanını da dönüştürmektedir. Tarihten bu yana süre gelen konvansiyonel güvenlik, terörizm ve organize suç gibi sorunların yanında gelişme, cinsiyet, iklim, pandemi gibi yeni konular da ...;

Büyük güçlerin siber uzay ve siber güvenlik stratejileri 21. yüzyılın başlarında somut olarak şekillenmeye başlamıştır. Ancak bu stratejilerin temeli ABD ve SSCB'nin Soğuk Savaş dönemi boyunca tecrübe ettikleri uzay ve silahlanma yarışının bir sonucu olarak atılmıştır.;

ABD'nin Trump döneminden itibaren Afrika ile daha az ilgilendiği, Fransa’nın ise her geçen gün güç kaybettiği bir ortamda, uluslararası alanda yalnızlığa itilen Rusya, Afrika’da etkinliğini artırmaya yöneldi.;

İlk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı 2023, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Ekosistemde Stratejik Dönüşüm: İklim, Gıda, Demografi, Meritokrasi, Ekonomi, Sağlık, Eğitim, İstihdam, Aile-Gençlik ve Şehir Güvenl...;

Bu çalışmada, bipolar ve monopolar dönemlerdeki enerji dengeleriyle günümüzde oluşmakta olan multipole doğru geçilirken enerji dengelerinin değişimleri ele alınarak irdelenmektedir. Burada, Ukrayna’da yaşanan sıcak çatışmaların, önemli bir kırılma noktasını oluşturduğu üzerinde durulmaktadır. ;

2022, küresel çapta enerji sektörü açısından son derece çalkantılı bir yıl oldu. Kovid-19 salgını sonrası tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmadan ve kesintilerden kaynaklı başlayan fiyat artışı, jeopolitik risklerin kısmen savaşla birlikte artmasıyla devam ederek zirve yaptı;

Enerji güvenliğinde, dünya ticaretinde, lojistik ve tedarik zincirlerinin güvenliği bakımından alternatif seçenekler, olası riskleri ve kırılganlıkları yönetebilmek için gereklidir. Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan çatışmalar sonuca bütün küresel ekonomiyi etkileyen enerji ve gıda tedarik sorunları...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.