Hidrokarbon Yarışı veya Yeşil Enerjiye Geçiş Senaryosu: Arktik Okyanusu Örneği

Makale

Arktik Okyanusu son dönemlerde uluslararası siyasetin öne çıkan bölgelerinden birisi hâline gelmiştir. Dev buz kütlelerinin küresel ısınmayla birlikte büyük bir ekolojik değişim dönemine girmesi hem Kuzey Kutup Dairesi’ne hem de kıyıdaş ülkelere yeni fırsatlar sunarken, aynı zamanda bu fırsatları kovalayan küresel aktörlerin mücadelesini ortaya çıkarmaktadır. ...

Burak Şakir ŞEKER*

ÖZET

Dünyanın büyük bir bölümü özellikle Hint-Pasifik, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz’ de yaşanan olaylara odaklanmışken, küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle, Arktik Okyanusu son dönemlerde uluslararası siyasetin öne çıkan bölgelerinden birisi hâline gelmiştir. Dev buz kütlelerinin küresel ısınmayla birlikte büyük bir ekolojik değişim dönemine girmesi hem Kuzey Kutup Dairesi’ne hem de kıyıdaş ülkelere yeni fırsatlar sunarken, aynı zamanda bu fırsatları kovalayan küresel aktörlerin mücadelesini ortaya çıkarmaktadır. Dünya siyasetinin gözlerini üzerine çevirdiği bu alandaki siyasi, ekonomik ve askerî mücadeleler; bölgeyi üsler ile kontrol etme, sahipsiz ada, adacık ve kayalıkları ele geçirme, bu kapsamda oluşan kara suları, kıta sahanlığını ilan etme, münhasır ekonomik bölge hakkı iddiasında bulunma ve nihayetinde bölgede bulunan enerji kaynaklarına sahip olma, ortaya çıkan yeni deniz rotalarını kısıtlama yarışı ile tezahür etmiştir. Çalışmada bölgeye yönelen NATO, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya Federasyonu (RF), Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Kanada ile beraber bölgeye katkıda bulunan Arktik Konseyi’nin politikaları derinlemesine analiz edilecektir. Adı geçen aktörlerin uygulamaları ve iddiaları ise deniz güvenliği kapsamında sorgulanacaktır. Nihayetinde ise küresel ısınmanın ve dolayısıyla doğa felaketlerinin sebebini oluşturan hidrokarbon kullanımının, Arktik Okyanusu’ndaki yarış sonunda hangi seviyelere çıkabileceği, bu yarışın sonunda kazanan ve kaybedenlerin kimler olacağı, buraya aktarılacak potansiyel yatırımın yeşil enerjiye kaydırılması senaryosu tahlil edilecektir.

Anahtar Kelimeler: Arktik, ABD, RF, ÇHC, Arktik Konseyi, İklim Değişikliği

ABSTRACT
While most of the world has focused on the events in the Indo-Pacific, Middle East, North Africa and Eastern Mediterranean, the Arctic Ocean has recently become one of the prominent regions of international politics, with the effect of global climate change. Giant ice floes enter a period of great ecological change with global warming, while providing new opportunities for both the Arctic Circle and the riparian countries, it also reveals the struggle of global actors chasing these opportunities. Political, economic, and military struggles in this area manifested as follows; controlling the region with bases, seizing derelict islands, islets and reefs, territorial waters formed in this context, declaring the continental shelf, claiming the right of exclusive economic zone, ultimately owning the energy resources in the region, and restricting the emerging new sea routes. In the study, the policies of the Arctic Council, which contributed to the region together with NATO, the United States of America, the Russian Federation, the People's Republic of China, and Canada, will be analyzed in depth. The practices and claims of the aforementioned actors will be questioned within the scope of maritime security. Finally, at the end of this race in the Arctic Ocean, to what extent use of hydrocarbons can increase, who will be the winners and losers, and the scenario of shifting the potential investment transferred here to green energy will be analyzed.

Key Words: Arctic, USA, RF, PRC, Arctic Council, Climate Change

GİRİŞ

Küreselleşen dünya ile birlikte büyük ve evrensel bir iklim değişikliği tüm ekolojik hayatı etkisi altına almaya başlamış gözükmektedir. Kuzey Buz Denizi’ndeki artan sıcaklık sebebiyle buzullar bir süredir erimeye devam etmektedir. 1900’lerden bu yana o bölgeye adapte olmuş yerli halk haricinde soğuk iklim koşulları sebebiyle gelişmiş bir yaşantı bulunmamaktadır. En çok bilinen halklardan olan Eskimolar yaşantılarını geyik besiciliği, balıkçılık gibi alanlarda idame ettirmektedir. Kuzey Kutbu’nda yaşayan insanların sayısı da 1 milyonu geçmemektedir. Farklı bölgelere dağılmış olan halkların bazıları yerleşik bir biçimde yaşarken bazıları ise göçebe bir yaşam tarzını benimsemişlerdir.[1]

Son yıllardaki iklim değişikliği sebebiyle el üstünde tutulmaya ve ilgi görmeye başlayan Arktik Dairesi’nde, ilgili ülkeler soğuk bir şekilde mücadelelerine başlamışlardır. Arktik 5’lisi olarak tanımlanan, iki farklı kutup şeklinde davranan, bölgeye sınırı olan 5 ülke ise ABD, RF, Kanada, Danimarka ve Norveç’tir. Bölgeye sınırı olmamasına rağmen en yoğun politika üreten devletlerin başında da ÇHC gelmektedir.[2]

Tarih boyunca küresel devletler nerede zayıf ve güçsüz bir oluşum görse bu durumdan faydalanabilmek için o bölgeye müdahalelerde bulunmuşlar ve hatta bu durumdan daha çok pay alabilmek için birbirleriyle mücadelelere girişmişlerdir. Yıllar öncesinde başlayan ve günümüzde de devam etmekte olan Ortadoğu’daki kanlı çatışmalar bunun somut örneğidir. Dünyanın en verimli doğal enerji kaynaklarının bu bölgede bulunuyor olması elbette bir tesadüf değildir. İşte küresel ısınma ve buzulların erimesiyle birlikte yeni bir imkân sunan Arktik bölgesinin de zengin enerji kaynaklarına sahip olduğu bilinmekte, bu kapsamda el değmemiş yerlerde ekonomik kazanç sağlamak ve yeni bir düzen oluşturmak bölgenin siyasi gelişmeleri olacaktır.[3]

Dünyanın büyük bir bölümü özellikle Hint-Pasifik, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz’ de yaşanan olaylara odaklanmışken, küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle, Arktik Okyanusu son dönemlerde uluslararası siyasetin öne çıkan bölgelerinden birisi haline gelmiştir. Dev buz kütlelerinin küresel ısınmayla birlikte büyük bir ekolojik değişim dönemine girmesi hem Kuzey Kutup Dairesi’ne hem de kıyıdaş ülkelere yeni fırsatlar sunarken, aynı zamanda bu fırsatları kovalayan küresel aktörlerin mücadelesini ortaya çıkarmaktadır. Dünya siyasetinin gözlerini üzerine çevirdiği bu alandaki siyasi, ekonomik ve askerî mücadeleler; bölgeyi üsler ile kontrol etme, sahipsiz ada, adacık ve kayalıkları ele geçirme, bu kapsamda oluşan kara suları, kıta sahanlığını ilan etme, münhasır ekonomik bölge hakkı iddiasında bulunma ve nihayetinde bölgede bulunan enerji kaynaklarına sahip olma, ortaya çıkan yeni deniz rotalarını kısıtlama yarışı ile tezahür etmiştir.[4]

Çalışmada bölgeye yönelen NATO, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya Federasyonu (RF), Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Kanada ile beraber bölgeye katkıda bulunan Arktik Konseyi’nin politikaları derinlemesine analiz edilecektir. Adı geçen aktörlerin uygulamaları ve iddiaları ise deniz güvenliği kapsamında sorgulanacaktır. Nihayetinde ise küresel ısınmanın ve dolayısıyla doğa felaketlerinin sebebini oluşturan hidrokarbon kullanımının, Arktik Okyanusu’ndaki yarış sonunda hangi seviyelere çıkabileceği, bu yarışın sonunda kazanan ve kaybedenlerin kimler olacağı, buraya aktarılacak potansiyel yatırımın yeşil enerjiye kaydırılması senaryosu tahlil edilecektir.

Arktik Konseyinin Kuruluşuna Giden Süreç

Arktik bölgesi olarak adlandırılan alan, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarının birbirine en yakın olduğu bölgedir. Arktik bölgesinin yasal olarak sınırları tam şekilde belli olmasa da genel görüş 66. Kuzey Paraleli ile Kuzey Kutup Noktası arasındaki 27 milyon kilometrekarelik alan olarak kabul görmektedir. 27 milyon kilometrekarelik alanın yalnızca 9 milyon kilometrekaresi karayı kapsamaktadır. Bu ABD’den 2 kat, Avrupa’dan ise 3,5 kat daha büyük olması anlamına gelmektedir. Okyanusa kıyısı olan bu bölgede 10 tane de deniz bulunmaktadır. Greenland Denizi, Doğu Sibirya Denizi, Chuckchee Denizi, Barents Denizi, Norveç Denizi, Beaufort Denizi, Laptev Denizi, Linkoln Denizi, Ak Denizi ve Kara Denizi’dir. Bununla beraber kıyıdaş devletlerin kıta sahanlığı konusunda anlaşmazlığına düşmelerine neden olacak onlarca büyüklü küçüklü adası ve 30’dan fazla burun bulunmaktadır.[5]

Arktik Okyanusu’na kıyısı olan ülkeler Arktik Beşlisi olarak adlandırılan RF, ABD, Norveç, Danimarka ve Kanada’dır. Okyanusa kıyıları olmamasına rağmen Arktik Dairesi’nde yer alan ülkeler ise İzlanda, İsveç ve Finlandiya’dır. Kuzey Kutup bölgesi 1920’li yıllarda bölgede hak iddia eden RF, ABD, SSCB, Norveç, Kanada ve Danimarka arasında bölünmüş ve Kuzey Kutbu Noktası bu ülkeler arasındaki sınır görevini görmüştür. Bu tartışma, 20.yy’ da konuşulmaya başlanıp 21.yy’ da giderek alevlenmiş ve en önemli jeopolitik coğrafyaların ilk sıralarında yer almaya başlamıştır.[6]

Bölge, 16. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupalı keşiflerin dikkatini çekmeye başlamıştır. 19. yüzyıldan itibaren de keşifler hız kazanmıştır. İlk olarak bölgede hak iddia eden 1909 yılında Kanada olmuştur. 1924’te Kanada’yı takip ederek hak eden diğer ülke de ABD olmuştur. 2 yıl sonra 1926’da Sovyet Sosyalist cumhuriyetler Birliği (SSCB), Kuzey Kutbu, Kola Yarımadası ve Bering Boğazı arasında kalan alan üzerinde hak iddia etmiştir. Ancak bölgenin stratejik önemi ilk kez II. Dünya Savaşı’nda ortaya çıkmıştır. Nazi Almanya’sının deniz kuvvetleri bu bölgeyi “ulaşılmaz kale“ olarak görünce müttefikler de ilgilerini bu alana çevirmişlerdir. Ayrıca savaş döneminde Birleşik Krallık (BK) ve ABD tarafından Sovyetler Birliği’ne gönderilen yardımların güzergâhı haline gelmiştir.[7]

Ancak bölgenin en çok önem kazandığı dönem Soğuk Savaş dönemi olmuştur. Bunun nedeni SSCB ve ABD’nin arasında doğrudan sınır oluşturmasından ötürü oluşan ilgiden gelmektedir. Soğuk Savaş sonrası RF’nin bölge üzerindeki ilgisinin azalması ile uluslararası alanda da Arktik’e olan ilgi azalmış; sadece bilimsel araştırmalar yapan bilim adamlarının ilgi odağı olmuştur. 2005 sonrasında ise başta RF olmak üzere tekrardan diğer çevre ülkelerinin ilgi odağı haline gelmiştir. Bölgenin öneminin artması ile beraber refahı ve ekonomik büyümeyi arttırmak, bölgedeki istikrarı ve barışı sağlamak için iş birliğine ihtiyaç olduğu anlaşılmış ve bölge ile ilgili kurulan uluslararası örgütlere ilgi artmıştır. Bu örgütler İskandinav (Nordik) Konseyi (1952), Barents Avrupa-Arktik Konseyi (1993) ve Arktik Konseyi’dir (1996). Bunlardan en önemlisi ise kurucularının Arktik Dairesi ülkeleri olması sebebi ile Arktik Konseyi’dir. Arktik Konseyi, diğer örgütlerden daha etkili olmakla birlikte bölgedeki iş birliğini sağlamada önemli bir yere sahiptir.[8]

Arktik Okyanusu’ndaki enerji kaynaklarının zenginliği ön plana çıkmaktadır, bu sebeple petrol ve gaz rezervlerinin yoğunluğu ünlü petrol şirketlerinin de dikkatini çekmektedir. Norveç ve İzlanda gibi devletler de balıkçılık ve denizden ilaç sektörü üzerinde etkili olmak istemektedirler. Tüm bunların yanında bölgedeki mücadelenin şiddetini arttıran ve önemini belli eden etmen ise deniz ulaşımıdır. Deniz yollarının hâkimiyetini elinde bulunduran devlet veya gruplar enerji kaynaklarına, bölgede dönecek olan ticarete ve güvenliğe hâkim olacak demektir.[9]

Bölge son zamanlarda küresel ısınmanın getirdiği iklim değişikliği tehlikesi ile anılmaktadır. İklim değişikliği çeşitli konularda köklü değişimlere sebep olmakla birlikte yeni fırsatlar da sunmaktadır. Bunlardan en önemlisi buzulların erimesi ile beraber Arktik Okyanusu tabanındaki hidrokarbon rezervlerinin ortaya çıkması ve açılma olasılığı bulunan yeni ticaret yollarıdır. Özellikle de açılması öngörülen deniz yolları aradaki mücadelenin fitilini ateşleyen etkendir. Çünkü deniz yollarına sahip olan hem ekonomik güce hem de doğal kaynaklara sahip olabilecektir. Doğal kaynaklar açısından zengin olan Arktik bölgesinde keşfedilmemiş petrol ve gaz rezervlerinin %22’si bulunmaktadır. Araştırmalara göre bu 90 milyar varil keşfedilmemiş petrol anlamına gelmektedir. Bununla birlikte buzulların erimesi altın, gümüş, demir, bakır, uranyum, çinko, elmas, kurşun, nikel ve kömür kaynaklarını da gün yüzüne çıkartmaktadır. Kaynakların %80’den fazlasının açık denizde bulunması ve bölgenin hukuki statüsünün belirsiz olması işleri zorlaştırarak kıyıdaş devletlerin gerilmesine neden olmaktadır.[10]

Soğuk Savaş sonrası iki kutuplu dünyanın artık sona ermesi ve ideolojik ayrışmaların yatışmasıyla birlikte Arktik devletleri artık bölge üzerinde iş birliği yapma konusunda anlaşmaya başlamışlardır. İlerleyen süreçlerde önlerine çıkan engelleri pürüzlü bir şekilde de olsa çözüme kavuşturma yolunda başarılı olmuşlardır. Bu süreçteki en önemli gelişme ise 1996 yılında oluşturulan Ottawa Deklarasyonu’dur. Bölgedeki gelişmelere kural satılabilecek herhangi bir oluşum olmadığından dolayı devletler kendi kurallarını kendileri koymaya çalışmışladır.[11]

Bu deklarasyon ile birlikte askerî konular haricinde bölgeyi ilgilendiren ticari, turizm ve yaşam standartları üzerinde faaliyetlerine başlamışlardır. Kurulduğu dönemde sadece bölgedeki ülkeler daimî üye ve gözlemci olarak seçilirken günümüze gelindiğinde Almanya, İtalya, Birleşik Krallık, ÇHC, Kore ve Hindistan gibi birçok devlet gözlemci statüsüne yerleşmişlerdir. Bu deklarasyonun kuruluşundan bugüne kadar iklim incelemesi, çevre sorunları karşısındaki tutumu başarılı olmuştur denilebilmektedir.[12]

Bununla birlikte, bölgede rekabet sonucu askerî faaliyetlerin gerçekleşmesi, küresel ısınma sonucu oluşan iklim değişikliği ve çevre sorunları, burada yaşayan yerli halkın yaşam alanlarının tehdit altında olması gibi unsurlar güvenlik sorunu da oluşturmaktadır. Bölge güvenliğinin sağlanması için ise iş birliğine ihtiyaç vardır. Ancak bölge Antarktika ile aynı kaderi paylaşmakta (Antarktika Anlaşması)[13] ve uluslararası hukukta hukuki statüsü bulunmamaktadır. Bundan dolayı bölgede tam bir iş birliğinin sağlanması kolay değildir.[14]

Arktik Konseyi, 1996’da Kanada önderliğinde 8 Arktik devletinin (Kanada, RF, Danimarka, Finlandiya, ABD, Norveç, İsveç ve İzlanda) Ottawa’da bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Konsey, bölgedeki gerilimi yok ederek barış ve iş birliğinin inşa edildiği bir alana dönüşmesini amaçlamıştır. Konseyde 6 çalışma grubu, yerli halkın temsilcilerinden oluşan 6 daimî katılımcı ve 38 gözlemci bulunmaktadır. Konsey, Arktik’teki bölgesel iş birliğinin ve meselelerin çözümünde en aktif rol oynayan örgüt olarak anılmaktadır.[15]

Konseyde yaptırım mekanizması bulunmamakta ve askerî güvenliği yetki alanının dışında tutmaktadır. 2015 öncesi 2 yıl dönem başkanlığı yapan Kanada çerçeveyi değiştirmiştir. Ekseni çevre korumasından uzaklaştırarak ekonomik yaklaşıma çevirmiştir. Bu durum ekonomi uğruna çevre konusunun geriye atıldığı iddiasını ortaya çıkarmıştır. Arktik Konseyi bölgedeki sorunların giderilmesi ve iş birliğinin kurulması açısından bilimsel iş birliklerine önem vermektedir. Bundan dolayı bilimsel çalışmaları ile bölgeye dâhil olan ÇHC’yi de 2013 yılında gözlemci olarak kabul etmişlerdir. ÇHC’nin buradaki yetkileri sınırlı olsa da Uluslararası Denizcilik Örgütü üyesi olması nedeni ile küreselci bir tavır sergilemekte; bu durum konsey içindeki konumunu kuvvetlendirmesi olasılığını doğurmaktadır.[16]

Arktik Okyanusu’ndaki Siyasi Gelişmeler ve Mücadeleler

Küresel ısınmayla birlikte buzulların erimesinin getirdiği süreçte bölgenin jeopolitik öneminin arttığından yukarıdaki bölümlerde bahsedilmiştir. Ancak buzulların eriyor olması hem doğanın düzenini hem de yerli halkın yaşam alanını olumsuz etkilemeye başladığı açık bir gerçektir. Daha önceki yıllarda bölgenin buzullarla kaplı olması dışarıdan gelecek müdahalelere karşı doğal bir savunma mekanizması sağlamıştır. Hâlbuki yıllar geçtikçe eriyen buzullarla birlikte bir güvenlik sorunu algısı da ortaya çıkmış, dış güçlerin bölgeye müdahalesine fırsat vermeye başlamıştır.[17]

Hammadde zenginliği aynı zamanda Arktikteki başlıca sorunlardan birisidir. Petrol rezervlerine bakıldığında devasa rakamlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Özellikle ABD, Kanada ve Danimarka’nın hak iddia ettiği bölgelerde bulunan ham petrol tüm dünyanın üç yıllık petrol ihtiyacını karşılamaya yetecek miktardadır. Diğer tarafta gaz rezervlerinin yoğunlukta olduğu bölgenin payı ise RF’dedir. Ancak buradaki sorun şudur: Arktik bölgesinde var olan petrol ve gaz rezervlerinin büyük çoğunluğunun açık denizlerde bulunuyor olmasıdır.[18]

Bu durumda rezervlere ulaşmak hem maliyetli hem de güç bir duruma düşmektedir. Bunun yanında bölge üzerinde herhangi bir hukuki düzenleme bulunmaması anlaşmazlıklara yol açacaktır. Buzullar erimeye devam ettikçe de yeni madenler ortaya çıkacak ve aynı sorunlar ileride tekrar yaşanacaktır. Bölgenin verdiği fırsatlar artış göstermeye başladıkça kıyısı olan devletler hak iddia etmeye başlamışlardır. Bu da burada bir güç mücadelesini ortaya çıkarmaktadır.

Arktik Okyanusu çevresinde süregelen mücadeleler her ne kadar son yıllarda ön plana çıksa da aslında uzun yıllardır içten içe bir savaş söz konusudur. Bazı durumlarda askerî çatışmalar da yaşanmıştır. Soğuk Savaş yıllarının sonuna doğru yumuşama dönemine girilmesiyle birlikte askerî çatışmalar yerini bölge adına daha faydalı olacak bilimsel araştırmalara bırakmıştır.[19]
Soğuk Savaş sonrası dönemle birlikte SSCB’nin dağılması ABD’nin dünyadaki hegemon güç olma yolunu açmıştır. 1990’lı yıllardan itibaren ABD tek güç gibi görünse de SSCB sonrası kurulan RF eski otoritesinden ödün vermemektedir. Arktik bölgesinin başat gücü haline gelen RF bölgede söz sahibi devlet konumundadır. Son yıllarda artan ilgiyle beraber anlaşmazlıklar da artmaya başlamıştır. Anlaşmazlıkların ortaya çıkmasındaki asıl sebep ortada herhangi bir hukuki düzenleme bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Yalnızca 1982 yılında ortaya çıkan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi gereğince birtakım düzenlemeler getirilmiştir. Bu sözleşmeyi Arktik Konseyi üyesi dört devlet imzalarken ABD bu komisyona katılmamıştır. Bu da sorunların ardı ardına yaşanmasına sebep olmuştur.[20]

İki ülke arasında yaşanan en önemli sorunlardan birisi de Kuzey Deniz Rotası’dır. RF’nin planlarına göre bu rota hem daha az maliyetli hem de daha güvenli bir rotadır. Bölge adına çok önemli stratejik bir öneme sahip olan Kuzey Denizi Rotası güzergâhını RF kendi sınırları, kendi iç suları sınırına dâhil etse de ABD bunu kabul etmemekte, bu rotaya engel olma çabalarında bulunmakta ve bu güzergahın RF’nin iç suyu değil uluslararası bir su yolu olması gerektiğini savunmuştur.[21]
ABD-RF arasında bölgedeki rekabetin en önemli sebeplerinden birisi de hiç şüphesiz kaynakların ve rezervlerin paylaşımıdır. Çalışmanın diğer bölümlerinde rezervlerin ne denli fazla olduğundan bahsedilmiştir. Petrol, doğalgaz, hidrokarbon gibi birçok önemli kaynak el değmemiş bir şekilde açık denizlerde bulunmaktadır. Bunların yanında buzulların erimesiyle birlikte altın, gümüş tarzı önemli madenler de gün yüzüne çıkmaya başlamaktadır. Hem bu kaynakların paylaşımı buna bağlı olarak da deniz sınırı sorunu iki ülkeyi tekrardan karşı karşıya getirmektedir. Şu an var olan uluslararası hukuk kurallarına göre Arktik Okyanusu ve Kuzey Kutbu üzerinde hiçbir devlet siyasi veya hukuki bir hakka sahip değildir.[22]

2001 yılında RF’nin sınırlarını uzatmak amacıyla yaptığı başvuru olumsuzlukla sonuçlanmış ve bunun üzerine RF’ye tüm dünyadan şiddetli tepkiler yükselmiştir. RF’nin hak iddia ettiği bölgede Arktik kaynaklarının yarısından fazlası bulunmaktadır. RF bu başvuruyu belli aralıklarla üç kez tekrarlamış ancak olumlu bir sonuç alamamıştır. Her ne kadar ABD’nin engellemeleri yer alsa da RF bölgeye askerî varlığını arttırmaya devam etmiştir. Başta ABD olmak üzere Batılı bazı devletler bu durumu bir tehdit olarak algılamışlardır.[23]

Geçmişten bugüne kadar bölgede en aktif politika izleyen devlet RF olmuştur. Arktik kıyılarının yarısından daha fazlasına sahip olması ve en uzun kıyı şeritlerinin bulunuyor olması RF’yi bölgede söz sahibi yapmıştır. RF, bulunduğu jeopolitik konum ve bölge üzerindeki tarihi bir güç olması sebebiyle baskın bir etken durumundadır. [24]

RF’nin bölgeye olan ilgisi 1910 yılında keşif amaçlı bir donanma göndermesiyle başlamıştır. 1926 ise Sovyet yönetiminin tek taraflı aldığı bir kararla Arktik bölgesinin yeni sınırlarını çizmek için bir araya gelmiştir. RF, bu topraklarda kendi sınırlarını genişletme yönünde bir öneri sunmuş, bu öneri tüm dünyada büyük tepkilere neden olmuştur. RF ise bu tezini savunmak ve kanıtlayabilmek adına 2007 yılında iki Rus denizaltısı Arktika’nın diplerine Rus bayrağı dikmiştir. Bununla birlikte zaten var olan tepkiler şiddetini arttırmıştır. Bu olaylara bu derece büyük tepkiler konulmasının sebebi ise RF’nin hak iddia ettiği toprakların, Arktika’nın yaklaşık olarak yarısına tekabül etmesidir. RF’nin bölgede şiddetle pay almak istemesinin sebebi ise var olan enerji kaynakları ve kullanacak olduğu deniz ulaşım yoludur.[25]

RF, Arktik Okyanusu kıyılarının %53’ü üzerinde egemenlik alanına sahip olarak bölge ülkelerinden en büyük paya sahiptir. Dolayısıyla diğer devletler arasında “en maksimalist taleplere sahip“ ülke olarak adından söz ettirmektedir. Bununla da kalmayarak bölgeye Arktik yerine “Rus Okyanusu“ diyerek egemenliğini ortaya koymaya çalışmaktadır. RF için Arktik bölgesi öncelikli alan olarak belirlenmiş ve “büyük güç“ olmak için vazgeçilmez unsur olarak görülmüştür. Bunun nedeni ise Rus petrolünün %70’i, doğal gazının ise %95’inin bu bölgede üretiliyor olmasıdır.[26]

Soğuk Savaş döneminde bu bölgeye büyük bir ilgi gösteren RF 1958 yılında Kuzey Avrupa Bölgesi’nin nükleer ve hidrojen bombalarından arındırılmasını teklif etmiş ancak 1987’de Gorbaçov’un girişimleri ile “barış bölgesi“ olabilmiştir. Bundan 10 sene sonra Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni onaylayarak iş birliği dönemine giriş yapmıştır. Arktik bölgesi ile dönüm noktası ise 2007’de RF’nin okyanusun dibine Rus bayrağı dikmesi ile başlamıştır. Egemenliğini iddia ettiği bu davranış ile diğer ülkelerin tepkisi çekmiştir. 2008 yılında yayınladığı stratejik belgede de Arktik bölgesini “ülke refahı için doğal kaynak merkezi“ olarak tanımlamıştır.[27]

2008 yılındaki Gürcistan-Rusya Savaşı ve ardından 2014 ile 2022’deki Ukrayna Krizi sonrası Batılı devletler RF’ye ambargo uygulamış ve bu durum Arktik bölgesini de fazlasıyla etkilemiştir. Ambargonun ardından NATO ve RF arasında karşılıklı tatbikatlar da başlamıştır.[28]

Mart 2020’de RF’nin Kuzey Kutbu’nda 2035’e Kadar Devlet Politikasının Temel İlkeleri“ adında bir belge çıkarılmıştır. Belgede Arktik bölgesinin ekonomik büyüme için hayati bir öneme sahip olduğu ve Kuzey Deniz Rotası’nın ulusal ticaret yolu haline getirilmesi gerektiğinden bahsedilmiştir. Bununla beraber NATO ve ABD’nin birincil güvenlik sorunu olduğundan bahsedilmiş ve bölgeyi korumaya odaklanılmıştır. RF önümüzdeki dönemlerde de askerî gücünü arttıracağı ve enerji politikalarının üzerine yoğunlaşacağının sinyallerini vermektedir.[29]

Nerede yeni doğan bir fırsat ve orada bir otorite boşluğu varsa burada ABD’nin varlığından söz etmemek neredeyse mümkün değildir. Buzullarda oluşmaya başlayan yeni bir dünya düzeni ile dünya güçleri teknolojilerini bu uğurda harcamaya başlamışlardır. Arktik Beşlisinden birisi olan ABD, son yıllarda bölgeye olan ilgisini arttırmaktadır. Bunun sebebi de elbette ki Arktikte var olan zengin petrol kaynaklarıdır. Bölgede iki büyük güç olan RF ve ABD arasında da hem kaynakların çıkarımı hem de sınırlarla alakalı önemli çıkar çatışmaları yaşanmaktadır.

Arktik bölgesindeki kaynakların beşte biri ABD’nin egemenlik sahasında bulunmaktadır. ABD’nin bölgeye olan ilgisi 19. yüzyılda başlamıştır. 1867, 1910 ve 2019’da Donald Trump dönemi ile Grönland’ı satın alma tekliflerinde bulunulsa da Danimarka tarafından reddedilmiştir. Bölge önemini Soğuk Savaş döneminde de korumaya devam etmiş ve ABD ile RF’nin rekabet alanına dönmüştür. ABD, bölgeye ilk askerî üssü kuran ülke olmuştur. ABD, SSCB’nin dağılması ile ilgisini bu bölgeden çekmiştir.[30]

ABD enerji kaynaklarına olan ihtiyacı nedeni ile bölgeye olan ilgisizliği çok uzun sürmemiştir. Elindeki kaynakların uzun süreli olmayacağını öngören ABD, dışa bağımlı olmamak adına yeni kaynaklara ihtiyaç duymaktadır. Kaya petrol üretiminin 2021’den itibaren azalmaya başlayacağını fark eden ABD için Arktik bölgesi büyük önem kazanmaya başlamıştır.[31]

ABD, bölgede RF ile mücadele etmekte, RF’nin bölgedeki hâkimiyetine karşı çıkmakta ve konumunu güçlendirmek için çeşitli politikalar yürütmektedir. Arktik bölgesindeki sorunları çözmek için bir araç olan 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzalamamış olan ABD, Komisyon’un tavsiye kararlarına uymak zorunluluğunda bulunmamakta; kıta sahanlığını belirlemek amacı ile çalışmalar yapabilmektedir. Elindeki imkânları sonuna kadar kullanan ABD, bu avantajının yanı sıra 2008’deki RF-Gürcistan Savaşı ve 2014’deki Ukrayna Krizi’ni de koz olarak kullanmıştır. Aralarındaki tek sorun enerji kaynakları ve güç savaşı meselesi değildir. İki ülke Kuzey Deniz Rotası konusunda da anlaşmazlığa düşmüştür. RF, denizin iç suyolu olduğunu iddia ederken ABD buranın uluslararası bir güzergâh olduğunu iddia etmiştir.[32]

İki ülke arasında artan rekabet, bölgede askerîleşmeye yol açmaktadır. ABD’nin bölgeyi RF’ye kıyasla geç keşfetmesi askerî açıdan geride kalmasına neden olmuş ve RF ile rekabeti zorlaşmıştır. Özellikle 2009 yılında Obama döneminde bölge ile ilgili birçok stratejik belge yayınlanarak askerî teçhizatın geliştirilmesi adına adımlar atılmıştır. Bununla beraber gücünü arttırmak için NATO’dan faydalanmış; bölgede NATO çerçevesinde askerî tatbikatlar yaparak RF’ye gözdağı vermiştir.[33]

ABD, bölgedeki haklarını savunmak amacı ile 2016’da Arktika Doktrini’ni kabul etmiştir. Bu doktrin ile ABD askerî ve ticaret gemilerinin bölge suları boyunca geçişinin kısıtlanması durumunda Pentagon karşılık verebilecektir. Buradaki maddenin RF’ye yöneltildiği açık ve net görülmektedir. 2018 yılında ABD öz eleştiri yaparak bölgedeki askerî gücünün RF’den geride olduğunu kabul etmiş ve askerî gücünü arttırmaya yönelik çalışacağını açıklamıştır. Bunun üzerine ABD 10 Haziran 2020’de Grönland başkenti Nuuk’a konsolosluğunu açmıştır.[34]

ABD’nin askerî ilgisi günümüzde de devam etmektedir. Şu anda ABD’ye ait derin su limanı ve Thule Hava Üssü bulunmaktadır. ABD Uzay Komutanlığı ve Kuzey Amerika Hava Sahası Savunma Komutanlığı’na bağlı bu üstte stratejik bombardıman uçakları ve nükleer füzeler bulunmaktadır.[35]

RF’den sonra kutuplara en çok sınırı olan ülke Kanada’dır. Aslında Kanada’nın öncelikli amacı güvenliğini sağlamaktır. Sınır güvenliğini korumak ve ulusal güvenliğini sağlamak amacıyla buzkıran, denizaltı limanı inşaatı gibi planları bulunmaktadır. Buzulların erimesi sürdükçe bölgedeki endişe ve rekabet hızla artış göstermektedir. Kanada hükümeti bölgenin yerli halkının durumunu da ayrıca önemsemektedir.[36]

Kanada topraklarının %40’ı Arktik Dairesi içerisinde yer almaktadır. Bu durum Kanada’yı büyük bir Arktik ülkesi yapmakla beraber ülkenin ulusal güvenliğini ve kimliğini de bu bölgeye bağlamaktadır. Arktik topraklarında yaşayan 200 bin kişilik halkın yarısını yerli halk oluşturmaktadır. Bu şartlar nedeni ile ülke ‘Arktik kimliği’ ve ‘Arktik politikası’ arasında bağlantı kurmaktadır. Oluşturduğu bu konum kendisine bölgedeki sorunların çözümünde liderlik potansiyeli vermektedir.[37]

İklim değişikliği Kanada’nın gündem maddelerinden biridir. Buzulların erimesi ile kaynaklara daha kolay ulaşılmaya başlanmış; bu durum da ülke için birçok zorluk ve fırsat sağlamıştır. Bu durum strateji planlarını da doğrudan etkilemektedir. Kanada, insani çabaya değer veren ve çevreye duyarlı bir Arktik bölgesi oluşturma sorumluluğunu üstlenmiştir. Bunun en iyi örneği ise 1996 yılında Arktik Konseyi’nin kurulmasında öncülük etmesidir.[38]

Çevre koruma görevini daha geniş alana yayan Kanada, 2020 yılında yerli halk ile iş birliği yapmaya karar vermiştir. Seçtiği yerli kökenli korucular yardımı ile kıyı ve deniz alanlarının %10’u ve iç sularının %17’sinin korunması hedeflenmiştir. Bununla beraber Kanada, yerli halkı ulusal parklara yönlendirerek doğa ile iç içe olmalarını sağlamış; bu sayede halkın çevreyi koruma mücadelesine yardımcı olmalarını amaçlamıştır.[39]

Kanada’nın Arktik bölgesi ile tek sorunu çevresel değildir. Zaman zaman sınır sorunları da gündeme gelmektedir. Bölgenin Kanada’ya ait olduğu görüşü dönem dönem ortaya çıkmakta; bunu kanıtlamak için hukuki iddialarda bulunulmaktadır. Bu anlayış çerçevesinde bölgede askerî programlar da uygulanmaktadır. Buzulların erimesi ile bölgeye erişimin kolaylaşması sınır güvenliğini de iyiden iyiye tehlikeye sokmaktadır. Bundan dolayı sınırları güçlendirmek için çalışmalar yapılmaktadır. Tüm bu gelişmeler bölgesel çatışmayı tetiklemektedir.[40]

Bölgede yapılan araştırmalar neticesinde Kanada ve Danimarka (Grönland)’ nın Arktik bölgesi ile fiziksel bağlantısı tespit edilmiştir. Danimarka’yı bölgeye dâhil eden etmen Grönland’dır. Grönland’ın jeopolitik konumu ve mineral zenginliği dünya açısından da büyük önem arz etmektedir. Arktik ve Atlas Okyanusları arasında yer alan bölge dünyanın en büyük adası olma özelliğine sahiptir. İlginçtir ki ABD 1800’lü yıllardan beri belli aralıklarla Grönland’ı parayla satın alma girişimlerinde bulunmuştur. Ancak Danimarka her seferinde bu teklifi reddetmiştir. En son Trump yönetiminde bu teklif gerçekleşmiştir.[41]
Norveç’in topraklarının neredeyse yarısı Kuzey Kutbu’nda bulunmakta ve halkının bir kısmı da bu bölgede yaşamaktadır. Arktik Konsey üyelerinden birisi olan Norveç de bölgenin önemli aktörlerinden birisidir. İlerleyen yıllarda çıkarılabilecek olan hidrokarbona ve balıkçılık ticaretine odaklanan Norveç karşısında ise RF engel oluşturmaktadır.[42]

Tüm dünyanın göz bebeği haline gelen Arktika elbette ÇHC’nin de takibinde olan bir bölgedir. Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte dünyada tek bir büyük güç olarak kalan ABD’nin karşısındaki en büyük rakibi ÇHC olmaya başlamıştır. ÇHC’nin stratejisi ise küresel güç olma yolunda izlediği hem bölgesel hem de tüm dünyayı ilgilendiren konular hakkında barışçıl yaklaşımdır. 2013 yılında Arktik Konseyi’ne gözlemci konumunda yer almaya başlamasıyla birlikte ÇHC’nin de bu bölgede söz sahibi olduğu somut bir şekilde kanıtlanmıştır. Fiziki olarak her ne kadar bölgeye uzak olsa da izlediği politikalar gereği bölge onu kendine çekmekte, ÇHC ise bu bölgenin değerini fazlasıyla bilmektedir.[43]

ÇHC’nin hem ekonomik hem de teknolojik gücü açısından dünyanın en iyilerinden birisi olduğu bu bölgede de kendini göstermektedir. Bölgede kullandığı bir adet buzkıran gemisi mevcuttur. Bu konuyla ilgili her türlü komisyon, toplantı ve bölgedeki aktif araştırma faaliyetlerinde yer almaktadır. ÇHC, elinde bulunan aktif teknolojik gücü Arktik bölgesindeki keşif taramaları, bölgenin kalkınma çalışmaları, doğal alanın düzenlenmesi, turizm faaliyetlerinin ilerlemesi gibi bölge adına faydalı olabilecek her türlü girişimde bulunmakta ve bulunanlara desteğini sürdürmektedir.[44]

Bölgedeki rezervlerin ve önemli madenlerin yanı sıra ÇHC’yi burada cezbeden diğer bir etmen deniz yollarıdır. Yaptığı ihracatlar ile dünya sıralamasında zirvede bulunan ÇHC, bu güzergâh üzerindeki rotayı kullandığı takdirde güvenliğini arttıracak aynı zamanda da ulaşım maliyetini azaltacaktır. Bu hem ÇHC’nin hem de bölgenin menfaatleri açısından faydalı olacaktır. Çünkü enerji potansiyeli yüksek bir bölge olduğundan dolayı ÇHC’nin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeydedir.[45]

ÇHC, bölgedeki devletlerle ikili iş birliklerini de kuvvetli tutmaktadır. RF, Norveç ve İzlanda gibi ülkelerle temaslarda bulunurken, birbirlerini rakip olarak gören ABD ile bir anlaşma ya da görüşmeleri bulunmamaktadır. ÇHC hem devlet adına hem de özel şirketleriyle birlikte bölgeden uzak ama aynı zamanda bölgenin içerisinde olan, söz sahibi bir ülke konumuna gelmiştir.[46]
Buzulların erimesiyle birlikte yeni yaşam alanları, enerji kaynakları, rezervler ortaya çıkarken bunların yanında en önemlisi de yeni bir ulaşım yolu da ortaya çıkmaktadır. Hem ticari taşımacılık ihtiyacını hem de ulaşım imkânını sağlayacak ola projenin ilk alımları RF tarafından atılmıştır. Ancak ilerleyen yıllarda bunu ele alan, ön plana çıkaran ve geliştiren devlet ÇHC olmuştur. Böylesine kapsamlı, derin bir yolun projesinin hayata geçirilmesi ÇHC’nin menfaatlerine uygun olacaktır. Bu da hem bölgesel hem de küresel rakibi olan ABD’nin istediği gibi gitmediği gerçeğini ortaya çıkarmış olacaktır.[47]

ÇHC için Arktik bölgesi Soğuk Savaş döneminde ABD ve RF arasındaki jeopolitik bir mesele olarak görülmüştür. ÇHC’nin bundan önceki tek ilişkisi ise 1925 yılında Spitsbergen Antlaşması’nı (Svalbard) imzalayarak bilim adamlarını bölgeye getirerek araştırmalar yapması olmuştur. ÇHC’nin esasen bu bölgeye girmesi de bu bilimsel araştırmalar sayesinde olmuştur. ÇHC, Arktik bölgesinde bilimsel kapasitesi en yüksek ülkeler arasında yer almakla beraber hala daha bu konudaki harcamalarını da arttırmaktadır.[48]

2012’de Şi Cinping’in başa geçmesi ile Arktik politikalarında değişimler meydana gelmiştir. Tarihi İpek Yolu’nun tekrar canlandırılması amacı ile Asya, Avrupa ve Afrika’da 70 ülkenin de dahil olacağı bir ticaret yolu olan Kuşak ve Yol projesini hayata geçirmeye karar vermiştir. Aynı zamanda bu proje Şi Cinping açısından da önemli bir “marka“ projesi niteliğindedir. Girişimin başarılı olması ÇHC ekonomisine büyük katkıda bulunacaktır. Enerji açısından ithalat çeşitliliği ve ithalatın hızlandırılması en önemli etkenlerden biridir. Bununla beraber Güney Amerika’dan Kuzey Kutbu’na kadar enerji santrali, otoyol, liman ve diğer altyapı ağlarını kurmak sureti ile küresel yayılım göstererek hem jeopolitik avantaj elde edecek hem de ağ üzerinden üretim fazlasını daha hızlı bir şekilde dağıtabilecektir. Bu amaçla ilgili yaklaşık 130 ülke ile iş birliği mutabakatı imzalamış ve 200 milyar dolar kaynak ayırmıştır. İlerleyen günlerde ise 1 trilyon dolarlık yatırım yapmayı planlamıştır.[49]

ÇHC’nin Arktik politikasını şekillendiren etkenler ise şunlardır: Bölgeye getirilen Çinli bilim adamlarının Arktik politikasının kavramsal gelişimine katkıda bulunarak bölge dışı aktörlerin de çıkarlarını teşvik etmek, “Kuşak Yol Projesi“ ve “Çin Rüyası“ kavramları çerçevesinde oluşan ulusal stratejiyi takip etmek ve son olarak ise yerel aktörlerin öne çıkan bölgesel özelliklerini korumak ve koruyucusu olmaktır.[50]

Kuşak Yol Projesi aynı zamanda ÇHC’yi ABD baskısından biraz da olsa kurtarmakta, kurduğu ağlar ile yayılım göstererek ABD çevrelemesine karşı kendisine önemli bir hegemonya alanı oluşturmaktadır. Ancak yaptığı bu yatırımlar sadece ABD’nin değil Batı’nın da tepkisini çekmekte; girişimlerin arka planında askerî hedeflerinin bulunması ile suçlanmaktadır. Pekin yönetimi ise “hegemonya aramadığını“ ve amacının sadece ticaret olduğunu sık sık dile getirmektedir. ÇHC, İpek Yolu Projesi’ni yapma hayali ile bölgeye dâhil olmaya çalışmaktadır. Ancak bunu belli bir dengede tutarak bölge ülkeleri ile arasına mesafe koymaktadır. Bölge devletlerinin sahip olduğu yargı yetkilerine ve egemenlik haklarına saygı göstermekte; oluşan sınır anlaşmazlıkları ya da diğer meselelerle ilgili müzakerelere karışmamaktadır.[51]

ÇHC, statüsünü resmileştirme çabalarına 2013’te de devam ederek Arktik Konseyi’ne katılmıştır. Konseye gözlemci statüsü ile giren ÇHC, kaynaklardan yararlanmak için keşif araştırmalarının arttırılması gerektiğini belirtmiştir. 2018 yılında Arktik ile ilgili “Beyaz Kitap“ isimli belgeyi yayınlayarak hem ulusal stratejisi hem de bölgeye olan ilgisi resmiyet kazanmıştır. Bu belge ile coğrafi açıdan yakın olmasa bile kendisini “Arktik bölgesine yakın devlet“ olarak tanımlamıştır. Beyaz Kitap’ta Arktik bölgesine yönelik hedeflerinden şu şekilde bahsetmiştir: Arktik bölgesini geliştirmek, anlamak, korumak ve Arktik bölgesinin yönetimine katılmak. Buna ek olarak belgede belirtilen bölgeye dair siyasi hedef ise Arktik bölgesi ile ilgili konulara katılımı teşvik eden “saygı, sürdürülebilirlik, iş birliği ve kazan kazan“ ilkelerini uygulamaktır. Belgede, bölgenin geleceğinin ve bölgedeki refahın diğer bölge ülkelerine bağlı olduğu belirtilerek yönetişimin sağlanması için paydaşların katılımının ve desteğinin gerekli olduğunun altı çizilmiştir. ÇHC’nin bu ilkelere uyma nedeni ise bölge sorunlarını küresel olarak görmesinde ve kendisini “sorumlu güç“ olarak görmesinde yatmaktadır. Bundan dolayı bölgeyi kalkındırmak ve bölgenin geleceğini garantiye almak konusunda sorumluluk duymaktadır.[52]

ÇHC Arktik devletleri arasında bulunan RF ile iyi ilişkiler kurmaktadır. 2019’da ikili ekonomik anlaşmalar imzalayarak RF ile gireceği iş birliğinin sinyalini vermiş; sonrasında RF’nın en büyük doğal gaz ve petrol alıcısı konumuna geçecek anlaşmalar imzalamıştır. Rus menşeili Rosneft şirketi ile “ortak petrol arama lisansı“ verilmesine yönelik anlaşmanın imzalanması ile stratejik adımlar atılmıştır. Bu da bölgedeki ÇHC-RF birlikteliğinin bir garantisi olmuştur.[53]

Arktik Okyanusu’ndaki Hidrokarbon Yarışı veya Yeşil Enerjiye Geçiş Senaryosu

Arktik bölgesinin araştırmalar sonucunda ekonomik olarak gelişmesinin çevresel etkileri mutlaka olacaktır. Örneğin, hidrokarbon arama ve çıkarma alanındaki gelişmelerin, küresel sera gazı emisyonlarını azaltma taahhütleri ve yenilenebilir enerji kullanımımızı artırma ihtiyacı ile uyumlu olması zor görünmektedir.

Kuzey Kutbu bölgesi benzeri görülmemiş ve yıkıcı bir değişim geçirmektedir. İklimi dünyadaki herhangi bir yerden daha hızlı değişmekte, artan sıcaklıklar deniz buzunun geri çekilmesinde, mevsimsel hava düzeni farklılıklarında ve ekosistemlerde değişikliklere neden olmaktadır. Bu değişiklikler, Kuzey Kutbu'ndaki ekonomik ve kalkınma potansiyelinin yeniden değerlendirilmesine yol açmış ve bir dizi geniş kapsamlı siyasi gelişmeyi beraberinde getirmiştir.[54]

Küresel kaynakların tükenmesi, iklim değişikliği ve teknolojik ilerlemenin birleşik etkileri, Kuzey Kutbu'nun doğal kaynak tabanını; balıkçılık, mineraller, petrol ve gaz açısından daha önemli ve ticari hale getirmiştir. Aynı zamanda hem küresel iklimi düzenlemedeki rolü hem de biyolojik çeşitliliği nedeniyle Kuzey Kutbu doğal ortamına ekonomik değer atfedilmeye başlanmıştır.

Farklı bölgesel ve küresel ekonomik senaryolar, Kuzey Kutbu gelişimi için bir dizi olası değişimleri öngörmektedir. Gelecekteki çevresel koşullar, Kuzey Kutbu doğal kaynaklarının ölçeği ve erişilebilirliği konusundaki temel belirsizlikler, teknolojik gelişmenin hızı, hidrokarbonların fiyatı, küresel ekonominin gelecekteki şekli, Kuzey Kutbu devletlerinin siyasi tercihleri hakkındaki belirsizlikle birleşmektedir. Kuzey Kutbu'ndaki ekonomik kalkınma ve çevresel sürdürülebilirlik, dünyanın başka yerlerinde olduğundan daha şiddetli bir şekilde birbirine bağımlıdır.[55]

Kuzey Kutbu'nda daha fazla petrol ve gaz çıkarılması, kirlilik ve kazara dökülmelere karşı benzersiz bir şekilde savunmasız olan bölgeyi kalıcı bir yok oluşla karşı karşıya bırakacaktır. Bunun birkaç sebebi ise şöyledir:[56]
  • Operatörlerin bu uzak bölgede afetlere müdahale etmesi zordur,
  • Deniz buzundaki petrol sızıntılarını temizlemenin etkili bir yolu yoktur ve
  • Düşük sıcaklıklar, dökülen hidrokarbonları parçalayan doğal süreçleri yavaşlatır.
Son yıllarda, artan sayıda Arktik hükümeti daha fazla petrol ve gaz gelişimini yavaşlatmış veya durdurmuştur. Grönland petrol aramalarını yasaklarken, Danimarka, İsveç ve Kanada'nın Quebec eyaleti, petrol ve gaz üretiminin aşamalı olarak kaldırılmasını kolaylaştırmak amacıyla Beyond Oil and Gas[57] ittifakına katılmıştır.

Ancak Ukrayna'nın işgali ve enerji piyasalarını Rus petrol ve gazına kapatma yönündeki acil çaba, bazı ülkelerin yeşil enerji emellerini yeniden gözden geçirmesine neden olmuştur. Ek olarak, yükselen enerji fiyatları, Kuzey Kutbu'nda petrol ve gaz çıkarımını genişletme olasılığını artırmıştır.

Örneğin Norveç'te hükümet, Barents Denizi'nin Norveç kısmındaki bozulmamış buz kenarındaki araştırmaların genişletilmesini önermektedir. Biyoçeşitlilik ile iç içe olan buz kenarı, tehdit altındaki birçok Arktik türünün hayatta kalması için kritik öneme sahiptir. Bu arada Kanada, Arktik sondajına ilişkin mevcut moratoryumu gözden geçirmeyi düşünmekte ve Newfoundland Bay de Nord'da yeni üretime başlamayı düşünüyor. ABD tarafında ise Alaska'daki üretimi artırma çabaları yeniden masaya yatırılmıştır.[58]

Kuzey Kutbu'nda artan üretime karşı oluşan çevresel hassasiyet açık ve reddedilemezdir. Açık denizde sondaj yapmak, yalnızca doğal yaşamı, habitatları ve toplulukları tehdit eden petrol sızıntı riskini artırmakla kalmaz, aynı zamanda daha fazla fosil yakıt kullanımından kaynaklanan artan sera gazı emisyonları da bölgedeki iklim değişikliğini hızlandıracaktır.[59]

Kuzey Kutbu'ndaki ortalama sıcaklıklar, küresel olarak 1°C'lik ortalama artışla karşılaştırıldığında, 2019'da sanayi devrimi öncesi seviyelerin 3,1°C üzerindeydi. Geçen aylarda, kutupsal bir sıcak hava dalgası, sıcaklıkların normal seviyelerin üzerinde, şaşırtıcı bir şekilde 30°C aşan şekilde seyretmesine sebebiyet vermiştir.[60]

Petrol ve gaz çıkarımı projelerinin genişletilmesi ekonomik olarak yanlış yönlendirilmektedir. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonucunda oluşan arz şokuna tepki olarak enerji fiyatları gerçekten de keskin bir şekilde yükselmiş olsa da bu artışın Ukrayna'nın işgaline kısa vadeli bir tepki olması muhtemeldir ve fiyatların işgalden önceki seviyelere geri dönmesi beklenmektedir. Mevcut petrol fiyatlarına göre yeni projelere izin verilirse, yatırımcılar yatırımlarının çıkmaza girdiğini kolayca görebilirler. Hatta küresel resesyon senaryoları da hesaba katıldığında petrol talebinin düşeceği ayrıca değerlendirilmelidir.[61]

Buna ek olarak, devletler iklim değişikliğine tepki olarak hareket ettikçe petrol ve gaz talebinin düşeceği, yenilenebilir enerjiye geçişin artacağı ve sonuçta herhangi bir yeni petrol veya gaz çıkarımının boşuna olacağı yeni bir gerçektir. Bunun nedeni, yeni keşfedilen kaynakların üretime girmesinin ortalama 16 yıl sürmesi ve bu nedenle herhangi bir yeni bulgunun ancak proje iyi bir şekilde yönetildiğinde bu sürede hayata geçebilmesidir.[62]

Enerji geçişi, yeni oyuncuların ortaya çıkmasına yol açacak ve uluslararası sistemi daha fazla çok kutupluluğa doğru hareket ettirecektir. Üç büyük jeopolitik sonuç şu şekilde olabilir:
  • Önemli hidrokarbon rezervlerine sahip ülkeler daha güçlü hale gelecektir,
  • Arktik ve Güney Çin Denizi gibi dünyanın önemli maden rezervlerine sahip bölgelerinin stratejik önemi artacaktır,
  • Yenilenebilir enerji için mineraller ve teknolojiler konusunda teknolojileri ve know-how'ı kontrol eden ülkelere doğru bir kuvvet kayması olacaktır.[63]
Bu kapsamda; Japonya ve Çin gibi yenilenebilir enerjide Ar-Ge harcamaları yüksek olan ülkeler ile Danimarka ve Almanya gibi yenilenebilir enerji kapasitesinde güçlü büyüme gösteren ülkeler jeopolitik güç kazanacaklardır.[64]

İklim değişikliği konusundaki endişeler ile birleştiğinde, mevcut Ukrayna krizinde tekrar ortaya çıkan enerji güvenliği problemi ve küresel resesyon senaryolarındaki muhtemel enerji arz-talep dengesi sorunu, fosil yakıtların ötesine geçmek için güçlü nedenler olacak, yeşil enerjiye geçişi hızlandıracaktır.

SONUÇ

Dünyanın oluşumundan bu yana sürekli olarak küresel ısınmayla birlikte iklim değişiklikleri de yaşanmaktadır. Daha önceleri doğal bir şekilde ilerleyen bu süreç son zamanlarda insan elinin doğaya değmesiyle birlikte süreci hızlandırmıştır. Yaşanan ve yaşanmaya devam edecek olan küresel ısınmayla birlikte buzullar erimeye başlamış, buzulların erimesi deniz seviyesinin yükselmesine ve zararlı gazların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu zarar sadece bölge açısından değil küresel açıdan da tehlike arz etmektedir. Bir yandan doğal alanlar küresel ısınmayla birlikte böylesine zarar görürken diğer yandan da devletler adına yeni fırsatlar ortaya çıkarmaktadır.

Kuzey Kutbu’nda yer alan Arktik bölgesi, buzullarla kaplı olduğu süreç içerisinde dikkat çekmeyen dondurulmuş bir kriz bölgesidir. Çünkü hava koşulları nedeniyle yaşam zor, imkanlar kısıtlıdır. Yerli halk haricinde yaşamak pek mümkün değildir. İşte böylesine bir bölgede buzulların erimeye başlamasıyla birlikte, bölgenin dünya ile arasındaki buzlar da çözülmeye başlamıştır. Dondurulmuş krizlerin ortasındaki Arktik Bölgesi son yıllarda dünyanın ilgi odağı haline gelmiştir.

Arktik Bölgesi’ndeki gaz, petrol ve değerli maden rezervlerinin potansiyel derecesi dünya rezervlerinin önemli bir kısmına tekabül etmektedir. Buzullar erimeye devam ettiği sürece kaynaklar gün yüzüne çıkmaya başlamaktadır. Durum böyle olunca da hem bölgeye sınır olan ülkeler ve onların haricinde hem Avrupalı devletler hem de Asya da başta ÇHC olmak üzere bölgede söz sahibi olmak isteyen güçler yönünü bu tarafa çevirmiştir. Son yüzyılların en rekabetli siyasi mücadele ortamı Arktika’ da yaşanmaktadır. Arktik Beşlisi olan 5 ülke başta olmak üzere her devlet pastadan payını alabilmek adına girişimlerde bulunmaktadırlar. Ve bu rekabet süreci de anlaşmazlıkları, siyasal çatışmaları da beraberinde getirmektedir.

Bu süreçteki hassas olan en önemli husus hukukun eksikliğidir. Bölgedeki çıkarları korumak adına yalnızca 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi varlığını sürdürmekte, bunun haricinde hukuki alanda bir düzenleme bulunmamaktadır. Ve hal böyle olunca da devletlerarası anlaşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunların en önemli sebeplerinin başında ise RF gelmektedir. RF, bölgeye en uzun kıyısı olan devlet olmasının da avantajını kullanarak bölgede en aktif rol oynayan ve söz sahibi olan ülkedir. Son yıllarda hem askerî hem de siyasi varlığını gözle görülür derecede arttıran RF, diğer bölge devletlerinde endişe oluşturmaktadır. Daha fazla hakka sahip olmak adına asıl kaynakların bulunduğu kısımları ele almak amacıyla yaptığı başvurular, her ne kadar kabul olmasa da bu başvuru süreci bile gerginliğe yol açmıştır. Bölgede var olan kaynaklar üzerindeki emelleri bir yana RF açısından en önemli görünen mesele deniz ulaşım yollarıdır. Buzulların erimesiyle birlikte yeni alanların açılması yeni deniz rotalarının oluşumuna yol açmaktadır. Özellikle ticari açıdan oluşturduğu proje kapmasındaki güzergahta daha güvenilir, daha kısa ve ekonomik yolların oluşturulması için çalışmalar başlatmıştır. Bu durum da başta ABD olmak üzere diğer devletleri rahatsız etmiştir. RF’nin Kuzey Deniz Rotası ismini verdiği güzergahın RF özelinde olduğunu iddia ederken ABD, buraların uluslararası su yolu olduğunu savunmaktadır.

En büyük egemenlik sahası olan RF’nin politikaları Soğuk Savaş dönemine dayanmaktadır. Enerji kaynaklarının büyük bir kısmının Arktik bölgesinde bulunması bölgeyi vazgeçilmez bir unsur yapmaktadır. Bunu sağlamak adına egemenliğini güçlendirecek adımlar atmakta hatta bunun için coğrafi avantajlarından faydalanmaktadır. Bölge enerji kaynaklarının yanı sıra ABD ile olan savaşının yansımasını oluşturmaktadır. Arktik Okyanusları üzerinden hâkimiyetini ilan ederek ABD hegemonyasını bozmak istemekte hatta bunun için bölge devleti olmayan ÇHC ile bile işbirliği yapmaktadır. Arktik sorunu sadece bunlardan ibaret değildir. RF için Doğu sınırının güvenliği de bu bölgeye bağlıdır. Bundan dolayı bölgede askerîleşme yoluna da gitmektedir.

RF ile ABD’yi karşı karşıya getiren diğer bir mesele ise sınırlardır. Devletlerin sınırlarını birbirinden ayıran herhangi bir hukuki madde olmaması nedeniyle kaynakların çıkarımı konusunda da anlaşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Aslında olaylara daha geniş bir yelpazeden bakılacak olursa bölgede RF’nin elinin daha güçlü olduğu göze çarpmaktadır. Jeopolitik olarak avantajlı konumda olması RF’nin masada önde başlamasına imkân verirken, sahada da agresif uygulamalarla kolay kolay geriye düşmeyeceğini göstermektedir.

Dışarıya bağımlı olmak istemeyen ABD için elindeki en büyük koz Arktik bölgesindeki egemenliğidir. RF ile sıkı mücadeleye giren ABD tüm fırsatları kullanarak RF’nin egemenliğini kısıtlama yoluna gitmektedir. Hatta bunun için NATO’yu bölgeye getirerek gerilimi arttırmaktan çekince duymamaktadır. Bölgedeki faaliyetlerine bakılacak olursa yatırımını en çok enerji kaynaklarını çıkarmaktan ziyade RF’ye karşı olan silahlanmalara harcadığını görmekteyiz. Başka bir deyişle ABD’nin Arktik politikasını etkileyen en önemli unsurun güç kazanmak olduğunu söyleyebiliriz.

Geçmişte dünya siyasetinde herhangi bir yeri olmayan, günümüzde değerlenmeye başlayan ve muhtemeldir ki gelecekte bugünden daha fazla dikkat çekecek olan bölgede adeta bir güç mücadelesi yaşanmaktadır. Doğal süreç haricinde buzul yapının bozulmasına artık buz kıran gemileriyle insan eli de değmiş bulunmaktadır. Enerji kaynakları ve ulaşım yolları sebebiyle rekabet alanı oluşturan Arktik Bölgesi, ilerleyen süreçte gündemi daha da meşgul edeceğe benzemektedir. Devletler artık bölge için ayırdıkları ekonomilerinin büyük bir kısmını keşif çalışmaları için kullanmaktadırlar.

Bölge devletlerinden bağımsız olarak sahneye çıkan ÇHC ise diğer ülkelerden biraz daha farklı bir konumdadır. Hem bölge dışı katılımı ile hem de politikaları ile farklı bir yol izlemektedir. Enerji kaynakları ÇHC’nin dikkatini çekse de yatırımlarının çoğunu buzulların erimesi ile ortaya çıkan deniz yoluna harcamaktadır. Asya, Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa arasında güvenli bir yol olan ÇHC’nin Kutup İpek Yolu projesi, Arktik bölgesinde somut olarak öne sürülmüş ilk çalışmadır. Deniz yollarına olan hâkimiyeti ele geçirerek ticari açıdan karlı çıkmayı amaçlarken kurduğu küresel ağ ile de hegemonyasını arttırmayı amaçlamaktadır. ABD hegemonyasına karşı çıkmak için RF ile işbirliği yaparak kendi alanını genişletme yoluna gitmektedir. Elbette ki hem RF’nin hem de ÇHC’nin ele aldığı yeni deniz yolu güzergahlarının hayata geçirilmesi buzulların erime hızıyla ilişkilidir.

Değerlendirmenin son ülkesi olan Kanada ise çevre sorunlarına daha çok eğilir gibi görünmekle beraber çıkar odaklı davrandığı Arktik Konseyi’ndeki başkanlığından anlaşılmaktadır. Kendi topraklarında çevre dostu politikalar izlemekle beraber konsey başkanlığı sürecinde çevre politikalarını bırakarak ekonomi politikalarına yöneldiğini görmekteyiz. Oysaki Kanada’nın sınır güvenliği iklim değişikliğine bağlıdır. Buzulların erimesi diğer ülkelerin girişini kolaylaştırırken Kanada’nın işini zorlaştırmaktadır. Ancak konumundan faydalanarak sorunların çözümü için liderlik potansiyelini kullanmakta; bu şekilde gücünü elinde tutmaya çalışmaktadır.

Tüm bu aktörlerin yanı sıra bölgede varlığını ortaya koyan AB’nin görünen amacı ise bölgedeki iklim koşullarını korumak, maden araştırma faaliyetleri sırasında çevreye zarar verilmemesidir.

Küresel ısınma ile birlikte buzulların erimesi hem insanların hem de diğer canlıların yaşamını zorlaştırmaktadır. Bir yandan canlı ekolojisinin yaşam alanlarını bitirirken diğer yandan dünya devletlerine yeni olanaklar sağlamaktadır. Her geçen yıl bölgede faaliyet gösteren gemi sayısı ve sondaj çalışmalarının sayısı artış göstermektedir.

Yukarıdaki devletlerin politikalarını incelediğimizde Arktik bölgesini cazip hale getiren sebeplerin hemen hemen aynı olduğu açıktır. Hepsinin bölgedeki politikaları, amaçları farklılık gösterse de sonuca baktığımızda güç ögesinin ön planda olduğunu görmekteyiz. Bölgedeki çevre sorunları ise bu güç isteğine yenik düşmekte ve krizin görmezden gelinmesine neden olmaktadır. Bu ise sorunun daha da derinleşmesine yol açmaktadır. Bölge ile ilgili olan ülkeler gelecekte yönelimlerini daha da arttırma kararı alırken ileride başka ülkelerin de ilgilerinin buraya yoğunlaşacağını tahmin etmek zor değil. Önümüzdeki günlerde Arktik bölgesinin bir mücadele alanına dönmesi kuvvetle muhtemel bir senaryo olarak karşımıza çıkmaktadır.

Görünen o ki Arktik bölgesindeki rekabet ortamının önümüzdeki süreçte hızla artmaya devam edecektir. Günümüzde sıcak çatışmaya henüz elverişli olmadığı için herhangi bir savaş ortamı bulunmayan bölgede buzulların çözülmeye devam etmesiyle birlikte ilerleyen yıllarda bir savaş ortamı çok muhtemeldir. Ancak hâlihazır durumda herhangi bir sıcak çatışma olmamakla beraber buna hazırlık kapsamında stratejik silahların yerleştirilmesi ve birlik intikalleri devam etmektedir. Diplomasi ise savaş yerine iş birliği ve anlaşmalarla sürdürülmektedir. Hiç şüphesiz ki önümüzdeki süreçte Arktik ismini daha çok duyacak olmamız bir gerçektir.


Kaynakça
Alexeeva, O. V., Lasserre, F., & Reny, M.-E. (2012). The Snow Dragon: China’s Strategies in the Arctic. China Perspectives, 3 (91), 61–68.
Allen, T. W., Whitman, C. T., & Brimmer, E. (2017). Economic, Energy, and Environmental Interests. In Arctic Imperatives: Reinforcing U.S. Strategy on America’s Fourth Coast (pp. 27–43). Council on Foreign Relations.
Arctic Council. (1996). Ottawa Declaration. https://oaarchive.arctic-council.org/bitstream/handle/11374/85/EDOCS-1752-v2-ACMMCA00_Ottawa_1996_Founding_Declaration.PDF?sequence=5&isAllowed=y (Erişim: 10.06.2022)
Arctic Council. The History of the Arctic Council https://www.arctic-council.org/about/timeline/ (Erişim: 10.06.2022)
Baumeister, C., & Kilian, L. (2016). Forty Years of Oil Price Fluctuations: Why the Price of Oil May Still Surprise Us. The Journal of Economic Perspectives, 30(1), 139–160.
Beyond Oil and Gas Alliance (BOGA). https://beyondoilandgasalliance.com/who-we-are/ (Erişim: 05.06.2022)
Blakers, A., et al.(2017). Sustainable energy options. In P. VAN NESS & M. GURTOV (Eds.), Learning from Fukushima: Nuclear power in East Asia (pp. 319–348). ANU Press.
Bloom, E. T. (1999). Establishment of the Arctic Council. The American Journal of International Law, 93(3), 712–722.
Borgerson, S. (2013). The Coming Arctic Boom: As the Ice Melts, the Region Heats Up. Foreign Affairs, 92(4), 76–89.
Brigham, L. (2014). The Changing Arctic: New Realities and Players at the Top of the World. Asia Policy, 18, 5–13.
Brigham, L. W., et.al. (2017). Arctic Opportunities. In J. E. Hillman (Ed.), Is Asia Reconnecting?: Essays on Asia’s Infrastructure Contest (pp. 30–37). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
Broadhead, L.-A. (2010). Canadian sovereignty versus northern security: The case for updating our mental map of the Arctic. International Journal, 65(4), 913–930.
Buitrago, S. R. (2019). Risk Representations and Confrontational Actions in the Arctic. Journal of Strategic Security, 12(3), 13–36.
Center for Strategic and International Studies (CSIS). (2022). “The Middle East and Global Energy Markets.“ Center for Strategic and International Studies (CSIS).
Conley, H. A., & Zagorski, A. (2017). The Arctic. In A. Kortunov & O. Oliker (Eds.), A Roadmap for U.S.-Russia Relations (pp. 23–35). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
Conley, H. A., Melino, M., Tsafos, N., & Williams, I. (2020). ARCTIC ECONOMIC DYNAMICS TO 2050. In AMERICA’S ARCTIC MOMENT: Great Power Competition in the Arctic to 2050 (pp. 26–32). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
Charron, A. (2012). Canada and the Arctic Council. International Journal, 67(3), 765–783.
Dams, T., & van Schaik, L. (2019). The Arctic Elephant: Why Europe must address the geopolitics of the high north. Clingendael Institute.
Dams, T., van Schaik, L., & Stoetman, A. (2020). Greenland: what is China doing there and why? In Presence before power: China’s Arctic strategy in Iceland and Greenland (pp. 29–37). Clingendael Institute.
Dwyer, W. G. (2016). China’s Strategic Interests in the Arctic. In L. D. Miller (Ed.), The Army War College Review (pp. 1–13). Strategic Studies Institute, US Army War College.
French, N., Coppes, M., Sharp, G., & Menezes, D. (2017). Continental divide: Shifting Canadian and Russian Arcticness. In I. Kelman (Ed.), Arcticness: Power and Voice from the North (pp. 115–129). UCL Press.
Gresh, G. F. (2020). Maritime Eurasia’s Future Frontier: The Arctic. In To Rule Eurasia’s Waves: The New Great Power Competition at Sea (pp. 245–271). Yale University Press.
Gustafsson, P. (2021). Russia's Ambitions in the Arctic Towards 2035. FOI. Swedish Defence Research Agency. 1-10.
Henderson, J., & Loe, J. (2014). The Arctic: A region of great variety. In The Prospects and Challenges for Arctic Oil Development (pp. 3–6). Oxford Institute for Energy Studies.
Holland, A. (2014). National Security in a Rapidly Changing Arctic: How a Lack of Attention to the Arctic is Harming America’s Interests. Georgetown Journal of International Affairs, 15(1), 79–88.
Hults, D. (2014). Environmental Regulation at The Frontier: Government Oversight Of Offshore Oil Drilling North of Alaska. Environmental Law, 44(3), 761–832.
Hunter, T. (2017). Russian Arctic Policy, Petroleum Resources Development and the EU: Cooperation or Coming Confrontation? In N. Liu, E. A. Kirk, & T. Henriksen (Eds.), The European Union and the Arctic (pp. 172–199).
IEA. (2021). Global Energy Review. pp. 22-24. https://iea.blob.core.windows.net/assets/d0031107-401d-4a2f-a48b-9eed19457335/GlobalEnergyReview2021.pdf (Erişim: 23.05.2022)
Jakobson, L., & Peng, J. (2012). Motives behind China’s Arctic activities. In China’s Arctic Aspirations (pp. 10–18). Stockholm International Peace Research Institute.
Janjgava, N. (2012). Disputes in the Arctic: Threats and Opportunities. Connections, 11(3), 95–101.
Johnston, P. F. (2012). Arctic Energy Resources: Security and Environmental Implications. Journal of Strategic Security, 5(3), 13–32.
Jokela, J. (Ed.). (2015). Arctic Governance. In Arctic security matters (pp. 33–42). European Union Institute for Security Studies (EUISS).
Kee, R. ‘Church,’ & Gen, M. (2019). Key Issues to Arctic Security. In D. R. Menezes & H. N. Nicol (Eds.), The North American Arctic: Themes in Regional Security (pp. 93–115). UCL Press.
Klass, A. B. (2021). Energy Transitions in The Trump Administration and Beyond. Environmental Law, 51(1), 241–266.
Klimenko, E. (2019). The Geopolitics of a Changing Arctic. Stockholm International Peace Research Institute.
Kříž, Z., & Chrášťanský, F. (2012). Existing Conflicts in the Arctic and the Risk of Escalation: Rhetoric and Reality. Perspectives, 20(1), 111–139.
La Monaca, S., Spector, K., & Kobus, J. (2019). Financing The Green Transition: Addressing Barriers to Capital Deployment. Journal of International Affairs, 73(1), 17–32.
Lackenbauer, P. W., Lajeunesse, A., Manicom, J., & Lasserre, F. (2018). China and Arctic Governance: Uncertainty and Potential Friction. In China’s Arctic Ambitions and What They Mean for Canada (1st ed., pp. 131–152). University of Calgary Press.
Lanteigne, M. (2015). The Role of China in Emerging Arctic Security Discourses. Sicherheit Und Frieden (S F) / Security and Peace, 33(3), 150–155.
Leddy, L. (2020). Arctic Climate Change: Implications for U.S. National Security. American Security Project.
Morrison, C. E., & Nuttall, M. (2019). New U.S. Policies toward Greenland. East-West Center. 1-2.
Nielsen, K. H., & Nielsen, H. (2021). Fortress Greenland. In Camp Century: The Untold Story of America’s Secret Arctic Military Base Under the Greenland Ice (pp. 7–36). Columbia University Press.
Olesen, M. R., & Sørensen, T. N. (2019). The Intensifying Great Power Politics in The Arctic. In Intensifying Great Power Politics in The Arctic – Points for Consideration by The Kingdom of Denmark: From an analysis of assessments and strategies in Finland, Norway, and Iceland (pp. 8–20). Danish Institute for International Studies.
Olesen, M. R., & Sørensen, T. N. (2019). Assessments and Strategies in Finland, Norway and Iceland. in Intensifying Great Power Politics in The Arctic – Points for Consideration by The Kingdom of Denmark: From an Analysis of Assessments and Strategies in Finland, Norway, and Iceland (pp. 21–36). Danish Institute for International Studies.
Rahbek-Clemmensen, J. (2019). When Do Ideas of an Arctic Treaty Become Prominent in Arctic Governance Debates? Arctic, 72(2), 116–130.
Sidorova, E. (2019). Circumpolar Indigeneity in Canada, Russia, and the United States (Alaska): Do Differences Result in Representational Challenges for the Arctic Council? Arctic, 72(1), 71–81.
Stevenson, K. T., Alessa, L., Kliskey, A. D., Rader, H. B., Pantoja, A., Clark, M., & Giguère, N. (2014). Sustainable Agriculture for Alaska and the Circumpolar North: Part I. Development and Status of Northern Agriculture and Food Security. Arctic, 67(3), 271–295.
Şeker B., Ş. (2022). “Deniz Hukuku ve Deniz Güvenliği Perspektifinden Antarktika“, Ed. Kenan Şahin, Deniz Hukuku ve Güvenliği, Seçkin Yay, 238-240.
Şeker B.,Ş., Dimitrios D. (2016) “Maritime Energy Security Issues: The Case of the Arctic“, Geopolitica, 2016, 171-173.
Şeker, B. Ş. Çomak, H. (2022). “Antarctic and Arctic Maritime Security Interaction within Liberalism, Realism and Critical Theories“, Burak Ş. Şeker et al., (Eds.), Global Maritime Geopolitics, Transnational Press London Ltd, 9-24.
The State Council Information Office of the People’s Republic of China. (2018). China’s Arctic Policy. https://english.www.gov.cn/archive/white_paper/2018/01/26/content_281476026660336.htm (Erişim: 06.06.2022)
Townsend, J., & Kendall-Taylor, A. (2021). Russian and Chinese Priorities in the Arctic and Prospects for Their Cooperation. In Partners, Competitors, or a Little of Both?: Russia and China in the Arctic (pp. 6–11). Center for a New American Security.
Østhagen, A., & Raspotnik, A. (2017). Partners or Rivals?: Norway and the European Union in the High North. In N. Liu, E. A. Kirk, & T. Henriksen (Eds.), The European Union and the Arctic (pp. 97–118). Brill.
XIE, K. (2015). Some BRICS in the Arctic: Developing Powers Look North. Harvard International Review, 36(3), 60–63.
Xu, S., Melino, M., Deng, B., Eichbaum, W. M., Guo, P., Hayes, D. J., Pan, M., Ping, S., Sun, K., & Zhang, P. (2017). Arctic Governance and Chinese Participation. In H. A. Conley (Ed.), U.S.-Sino Relations in the Arctic: A Roadmap for Future Cooperation (pp. 13–15). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
Valentine, S. V., Brown, M. A., & Sovacool, B. K. (2019). The Great Energy Transition. In Empowering the Great Energy Transition: Policy for a Low-Carbon Future (pp. 1–33). Columbia University Press.
Zandee, D., Kruijver, K., & Stoetman, A. (2020). Arctic actors. In The future of Arctic security: The geopolitical pressure cooker and the consequences for the Netherlands (pp. 18–40). Clingendael Institute.
Zandee, D., Kruijver, K., & Stoetman, A. (2020). Arctic security trends. In The future of Arctic security: The geopolitical pressure cooker and the consequences for the Netherlands (pp. 5–17). Clingendael Institute.
Zellen, B. (2010). The Inuit, the State, and the Battle for the Arctic. Georgetown Journal of International Affairs, 11(1), 57–64.
Zimmerman, M. (2018). High North and High Stakes: The Svalbard Archipelago Could be the Epicenter of Rising Tension in the Arctic. PRISM, 7(4), 106–123.


 
 

* Doç. Dr., Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, seker.burak@hbv.edu.tr / buraksakirseker@gmail.com
[1] Stevenson, K. T., Alessa, L., Kliskey, A. D., Rader, H. B., Pantoja, A., Clark, M., & Giguère, N. (2014). Sustainable Agriculture for Alaska and the Circumpolar North: Part I. Development and Status of Northern Agriculture and Food Security. Arctic, 67(3), 271–295.
[2] Rahbek-Clemmensen, J. (2019). When Do Ideas of an Arctic Treaty Become Prominent in Arctic Governance Debates? Arctic, 72(2), 116–130.
[3] XIE, K. (2015). Some BRICS in the Arctic: Developing Powers Look North. Harvard International Review, 36(3), 60–63.
[4] Conley, H. A., Melino, M., Tsafos, N., & Williams, I. (2020). ARCTIC ECONOMIC DYNAMICS TO 2050. In AMERICA’S ARCTIC MOMENT: Great Power Competition in the Arctic to 2050 (pp. 26–32). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
[5] Johnston, P. F. (2012). Arctic Energy Resources: Security and Environmental Implications. Journal of Strategic Security, 5(3), 13–32.
[6] Østhagen, A., & Raspotnik, A. (2017). Partners or Rivals?: Norway and the European Union in the High North. In N. Liu, E. A. Kirk, & T. Henriksen (Eds.), The European Union and the Arctic (pp. 97–118). Brill.
[7] Brigham, L. (2014). The Changing Arctic: New Realities and Players at the Top of the World. Asia Policy, 18, 5–13.
[8] Janjgava, N. (2012). Disputes in the Arctic: Threats and Opportunities. Connections, 11(3), 95–101.
[9] Henderson, J., & Loe, J. (2014). The Arctic: A region of great variety. In The Prospects and Challenges for Arctic Oil Development (pp. 3–6). Oxford Institute for Energy Studies.
[10] Leddy, L. (2020). Arctic Climate Change: Implications for U.S. National Security. American Security Project.
[12] Arctic Council. The History of the Arctic Council https://www.arctic-council.org/about/timeline/ (Erişim: 10.06.2022)
[13] Şeker B., Ş. (2022). “Deniz Hukuku ve Deniz Güvenliği Perspektifinden Antarktika“, Ed. Kenan Şahin, Deniz Hukuku ve Güvenliği, Seçkin Yay, 238-240.
[14] Zandee, D., Kruijver, K., & Stoetman, A. (2020). Arctic actors. In The future of Arctic security: The geopolitical pressure cooker and the consequences for the Netherlands (pp. 18–40). Clingendael Institute.
[15] Bloom, E. T. (1999). Establishment of the Arctic Council. The American Journal of International Law, 93(3), 712–722.
[16] Lanteigne, M. (2015). The Role of China in Emerging Arctic Security Discourses. Sicherheit Und Frieden (S F) / Security and Peace, 33(3), 150–155.
[17] Şeker B.,Ş., Dimitrios D. (2016) “Maritime Energy Security Issues: The Case of the Arctic“, Geopolitica, 2016, 171-173.
[18] Hunter, T. (2017). Russian Arctic Policy, Petroleum Resources Development and the EU: Cooperation or Coming Confrontation? In N. Liu, E. A. Kirk, & T. Henriksen (Eds.), The European Union and the Arctic (pp. 172–199).
[19] Klimenko, E. (2019). The Geopolitics of a Changing Arctic. Stockholm International Peace Research Institute.
[20] Sidorova, E. (2019). Circumpolar Indigeneity in Canada, Russia, and the United States (Alaska): Do Differences Result in Representational Challenges for the Arctic Council? Arctic, 72(1), 71–81.
[21] Zandee, D., Kruijver, K., & Stoetman, A. (2020). Arctic security trends. In The future of Arctic security: The geopolitical pressure cooker and the consequences for the Netherlands (pp. 5–17). Clingendael Institute.
[22] Borgerson, S. (2013). The Coming Arctic Boom: As the Ice Melts, the Region Heats Up. Foreign Affairs, 92(4), 76–89.
[23] Zellen, B. (2010). The Inuit, the State, and the Battle for the Arctic. Georgetown Journal of International Affairs, 11(1), 57–64.
[24] Şeker, B. Ş. Çomak, H. (2022). “Antarctic and Arctic Maritime Security Interaction within Liberalism, Realism and Critical Theories“, Burak Ş. Şeker et al., (Eds.), Global Maritime Geopolitics, Transnational Press London Ltd, 9-24.
[25] Kříž, Z., & Chrášťanský, F. (2012). Existing Conflicts in the Arctic and the Risk of Escalation: Rhetoric and Reality. Perspectives, 20(1), 111–139.
[26] Kee, R. ‘Church,’ & Gen, M. (2019). Key Issues to Arctic Security. In D. R. Menezes & H. N. Nicol (Eds.), The North American Arctic: Themes in Regional Security (pp. 93–115). UCL Press.
[27] Buitrago, S. R. (2019). Risk Representations and Confrontational Actions in the Arctic. Journal of Strategic Security, 12(3), 13–36.
[28] Conley, H. A., & Zagorski, A. (2017). The Arctic. In A. Kortunov & O. Oliker (Eds.), A Roadmap for U.S.-Russia Relations (pp. 23–35). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
[29] Gustafsson, P. (2021). Russia's Ambitions in the Arctic Towards 2035. FOI. Swedish Defence Research Agency. 1-10.
[30] Morrison, C. E., & Nuttall, M. (2019). New U.S. Policies toward Greenland. East-West Center. 1-2.
[31] Klass, A. B. (2021). Energy Transitions in The Trump Administration and Beyond. Environmental Law, 51(1), 241–266.
[32] Holland, A. (2014). National Security in a Rapidly Changing Arctic: How a Lack of Attention to the Arctic is Harming America’s Interests. Georgetown Journal of International Affairs, 15(1), 79–88.
[33] Allen, T. W., Whitman, C. T., & Brimmer, E. (2017). Economic, Energy, and Environmental Interests. In Arctic Imperatives: Reinforcing U.S. Strategy on America’s Fourth Coast (pp. 27–43). Council on Foreign Relations.
[34] Nielsen, K. H., & Nielsen, H. (2021). Fortress Greenland. In Camp Century: The Untold Story of America’s Secret Arctic Military Base Under the Greenland Ice (pp. 7–36). Columbia University Press.
[35] Dams, T., van Schaik, L., & Stoetman, A. (2020). Greenland: what is China doing there and why? In Presence before power: China’s Arctic strategy in Iceland and Greenland (pp. 29–37). Clingendael Institute.
[36] Jokela, J. (Ed.). (2015). Arctic Governance. In Arctic security matters (pp. 33–42). European Union Institute for Security Studies (EUISS).
[37] Broadhead, L.-A. (2010). Canadian sovereignty versus northern security: The case for updating our mental map of the Arctic. International Journal, 65(4), 913–930.
[38] Charron, A. (2012). Canada and the Arctic Council. International Journal, 67(3), 765–783.
[39] French, N., Coppes, M., Sharp, G., & Menezes, D. (2017). Continental divide: Shifting Canadian and Russian Arcticness. In I. Kelman (Ed.), Arcticness: Power and Voice from the North (pp. 115–129). UCL Press.
[40] Brigham, L. W., et.al. (2017). Arctic Opportunities. In J. E. Hillman (Ed.), Is Asia Reconnecting?: Essays on Asia’s Infrastructure Contest (pp. 30–37). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
[41] Olesen, M. R., & Sørensen, T. N. (2019). The Intensifying Great Power Politics in The Arctic. In Intensifying Great Power Politics in The Arctic – Points for Consideration by The Kingdom of Denmark: From an analysis of assessments and strategies in Finland, Norway, and Iceland (pp. 8–20). Danish Institute for International Studies.
[42] Østhagen, A., & Raspotnik, A., a.g.e., 115.
[43] Lanteigne, a.g.e., 152.
[44] Alexeeva, O. V., Lasserre, F., & Reny, M.-E. (2012). The Snow Dragon: China’s Strategies in the Arctic. China Perspectives, 3 (91), 61–68.
[45] Xu, S., Melino, M., Deng, B., Eichbaum, W. M., Guo, P., Hayes, D. J., Pan, M., Ping, S., Sun, K., & Zhang, P. (2017). Arctic Governance and Chinese Participation. In H. A. Conley (Ed.), U.S.-Sino Relations in the Arctic: A Roadmap for Future Cooperation (pp. 13–15). Center for Strategic and International Studies (CSIS).
[46] Olesen, M. R., & Sørensen, T. N. (2019). Assessments and Strategies in Finland, Norway and Iceland. in Intensifying Great Power Politics in The Arctic – Points for Consideration by The Kingdom of Denmark: From an Analysis of Assessments and Strategies in Finland, Norway, and Iceland (pp. 21–36). Danish Institute for International Studies.
[47] Henderson, J., & Loe, J.,a.g.e., s. 5
[48] Zimmerman, M. (2018). High North and High Stakes: The Svalbard Archipelago Could be the Epicenter of Rising Tension in the Arctic. PRISM, 7(4), 106–123.
[49] Jakobson, L., & Peng, J. (2012). Motives behind China’s Arctic activities. In China’s Arctic Aspirations (pp. 10–18). Stockholm International Peace Research Institute.
[50] Lackenbauer, P. W., Lajeunesse, A., Manicom, J., & Lasserre, F. (2018). China and Arctic Governance: Uncertainty and Potential Friction. In China’s Arctic Ambitions and What They Mean for Canada (1st ed., pp. 131–152). University of Calgary Press.
[51] Dwyer, W. G. (2016). China’s Strategic Interests in the Arctic. In L. D. Miller (Ed.), The Army War College Review (pp. 1–13). Strategic Studies Institute, US Army War College.
[52] The State Council Information Office of the People’s Republic of China. (2018). China’s Arctic Policy. https://english.www.gov.cn/archive/white_paper/2018/01/26/content_281476026660336.htm (Erişim: 06.06.2022)
[53] Townsend, J., & Kendall-Taylor, A. (2021). Russian and Chinese Priorities in the Arctic and Prospects for Their Cooperation. In Partners, Competitors, or a Little of Both?: Russia and China in the Arctic (pp. 6–11). Center for a New American Security.
[54] Gresh, G. F. (2020). Maritime Eurasia’s Future Frontier: The Arctic. In To Rule Eurasia’s Waves: The New Great Power Competition at Sea (pp. 245–271). Yale University Press.
[55] Dams, T., & van Schaik, L. (2019). The Arctic Elephant: Why Europe must address the geopolitics of the high north. Clingendael Institute.
[56] Hults, D. (2014). Environmental Regulation at The Frontier: Government Oversight Of Offshore Oil Drilling North of Alaska. Environmental Law, 44(3), 761–832.
[57] Beyond Oil and Gas Alliance (BOGA), petrol ve gaz üretiminin aşamalı olarak kaldırılmasını kolaylaştırmak için birlikte çalışan hükümetler ve paydaşların uluslararası bir ittifakıdır. Danimarka ve Kosta Rika hükümetleri tarafından yönetilen ittifak, uluslararası iklim diyaloglarında petrol ve gaz üretiminin aşamalı olarak kaldırılması konusunu gündeme getirmeyi, eylem ve taahhütleri harekete geçirmeyi ve bu konuda uluslararası bir uygulama topluluğu oluşturmayı amaçlıyor. https://beyondoilandgasalliance.com/who-we-are/ (Erişim: 05.06.2022)
[58] Zandee, D., Kruijver, K., & Stoetman, A., a.g.e., 22.
[59] Blakers, A., et al.(2017). Sustainable energy options. In P. VAN NESS & M. GURTOV (Eds.), Learning from Fukushima: Nuclear power in East Asia (pp. 319–348). ANU Press.
[60] La Monaca, S., Spector, K., & Kobus, J. (2019). Financing The Green Transition: Addressing Barriers to Capital Deployment. Journal of International Affairs, 73(1), 17–32.
[61] Center for Strategic and International Studies (CSIS). (2022). “The Middle East and Global Energy Markets.“ Center for Strategic and International Studies (CSIS).
[62] Baumeister, C., & Kilian, L. (2016). Forty Years of Oil Price Fluctuations: Why the Price of Oil May Still Surprise Us. The Journal of Economic Perspectives, 30(1), 139–160.
[63] Valentine, S. V., Brown, M. A., & Sovacool, B. K. (2019). The Great Energy Transition. In Empowering the Great Energy Transition: Policy for a Low-Carbon Future (pp. 1–33). Columbia University Press.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2701 ) Etkinlik ( 221 )
Alanlar
Afrika 76 636
Asya 98 1074
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 287
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1376 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 604
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 183
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2043 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2043

Çalışma kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti’nin deniz yetki sahalarındaki hak ve menfaatleri, deniz dibi kaynaklarına erişim ve enerji arz güvenliği konularında atması gereken adımlar incelenmiştir.;

1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasından sonra Amerikan hegemonyasının zirve dönemi başlamıştı. Amerikan kibrinin doruk noktası, tüm Orta Doğu'yu yeniden inşa edebilmeyi umduğu 2003 yılındaki Irak'ın işgaliydi. Bu dönemdeki tek kutupluluk derecesi tarihte nadirdir. ;

Bu tarihî ve güzel şehir İstanbul, uzun zamandır Batı ile Doğu'yu birbirine bağlayan köprü olarak bilinir ve umarım bu etkinlik, müreffeh ve gelişmiş bir bölgeye ulaşmak için İstanbul Boğazı'nın iki tarafını daha iyi anlamaya yardımcı olur.;

6. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu; “Yeni Dengeler, Yeni Roller, Yeni İttifaklar“ ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04 Kasım 2022 tarihinde, Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği olarak ...;

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu “Geleceğin Güvenlik Ekosistemi ve Stratejik Dönüşüm için Ortaklık“ ana teması altında TASAM Afrika Enstitüsü ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04 Kasım 2022 tarihinde Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapıl...;

4. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2022; “Asya Yüzyılı, Denizci Devlet Ekosistemi ve Mavi Gezegen“ ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03 Kasım 2022’de Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt-etkinliği olar...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu; “Post-Güvenlik, Dijital Devrim, Döngüsel Ekonomi ve Siber Ekosistem” ana temasıyla TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03 Kasım 2022 tarihinde, Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter’de yapılan 8. İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği ...;

Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl sekizincisi gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı, “Post-Güvenlik İkilemler, Entegrasyonlar, Modeller ve Asya“ ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 03-04 Kasım 2022 tarihinde Ramada Hotel & Suites by Wyndham...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 04 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.