SIPRI Raporu Eleştirel Değerlendirme Notu -1 “Barış Ortamı [İnşası]: Yeni bir Risk Döneminde Güvenlik”

Yorum

Hubel’i çağrıştıran Nobel geleneğinin ilhamıyla hareket eden İsveç menşeli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) Mayıs 2022 tarihli ve “Barış Ortamı [İnşası]: Yeni bir Risk Döneminde Güvenlik” başlığını taşıyan raporunda, dünyanın birbiriyle çakışan iki önemli sorundan kaynaklanan bir “felaket” durumu ile karşı karşıya bulunduğunu ileri sürüyor. ...

Hubel’i çağrıştıran Nobel geleneğinin ilhamıyla hareket eden İsveç menşeli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) Mayıs 2022 tarihli ve “Barış Ortamı [İnşası]: Yeni bir Risk Döneminde Güvenlik başlığını taşıyan raporunda, dünyanın birbiriyle çakışan iki önemli sorundan kaynaklanan bir “felaket“ durumu ile karşı karşıya bulunduğunu ileri sürüyor. Rapor, “çifte kriz“ adını verdiği ve “çevre krizi“ ile güvenlik krizi“nin bir bileşimi olduğunu ileri sürdüğü bu duruma karşı, hükûmetler ve sivil toplum bileşenlerine, “acilen işbirliği“ yapılması ve tedbir olarak sunulanlara “derhal uyum“ sağlanması çağrısında bulunuyor.

Ekolojik sorunlar çözülemediği sürece, “güvensizlik, istikrarsızlık ve çatışma riskleri“nin artmaya devam edeceğini belirten, önümüzdeki on yıllık sürecin “iklim değişikliği ile biyolojik çeşitlilik“ ve dolayısıyla güvenlik açısından kritik bir on yıl olacağını ileri süren rapora göre, mevcut felaket eğilimleri ancak “sonuçları yönetme“ ve “sebeplere gerekli aciliyetle eğilme“ stratejilerinin hem “eş zamanlı“ hem “tam olarak“ uygulanmasıyla tersine çevrilebilir.

Bu kapsamda, rapor, aslında bir iktisat terimi olan ve “para krizi“ ile “bankacılık krizi“nin bileşimini ifade eden “çifte kriz“ tanımlamasını “çevre krizi“ ile “güvenlik krizi“ olarak tarif ettiği duruma uyarlamaya çalışmaktadır. Ne var ki gerek ekonomi gerekse uluslararası ilişkiler alanında iki farklı kriz arasında kurulan ilişkinin bir tür indirgeme olduğu söylenebilir. Çünkü her iki alanda da söz konusu “çifte kriz“ durumunun oluşmasında birçok faktörün etkisinin bulunduğu bilinmektedir. Gerek ekonomi gerekse uluslararası ilişkiler alanında, çözüm arayışlarının bir parçası olarak, söz konusu terimlerin ortaya çıkışını da beraberinde getiren sorunlar esas itibarıyla serbest piyasa ve ilişiğindeki ideolojilere temellenen çok faktörlü sistemsel sorunlardır.

Aslında “dayanışma“ vesilesi olan (olması gereken) “halk sağlığı“ ve “çevre“ gibi konularla ilgili sorunlar ile “güvenlik krizi“ arasında kurduğu “doğrudan“ ilişkinin “zorlama“ ve fakat “gerekli“ bir ilişki olduğunun farkında olan rapor, tezini geliştirmek veya pekiştirmek üzere “çevrenin korunması“nın “güvenlik ve refahın temeli“ olduğunu ileri sürüyor. Çevrenin korunması için ise raporda doğrudan ifade edilmemekle birlikte, “fedakârlık“ gerekmektedir. Rapor’da hiç ifade edilmeyene gelince, bu fedakârlığı gerçekte kimin veya kimlerin yapmak durumunda kaldığı veya kalacağıdır. Halk sağlığı ve çevre gibi “hassas konular“ı işlevini kaybetmek üzere olan “sistemi kalibre etmek“ üzere araçsallaştıran Batı Avrupa/ABD grubu, Siyahlar başta olmak üzere Türk, Arap, Hintli ve Malay gibi adeta bu tür bir fedakârlığa teşne “öteki dünya“dan klasik tekrarı aramaktadır.

Kökleri “klasik sömürgecilik“ geçmişine dayanan derin bir “sınıfsal ırkçılık“ın yansıması olan bu arayış, İndus Nehri üzerinden Hindistan ile Pakistan arasında (hatta Çin ve Afganistan gibi komşu ülkeleri de ilave ederek), bozulan çevre şartlarını gerekçe göstererek, çatışma kurgulamaktan geri durmama davranışında ifadesini bulmaktadır. Amaç, büyük ölçüde, dünya halklarının (hükûmetler, sivil toplum kuruluşları ve diğer “kullanışlı“ aktörler aracılığıyla) ‘bilimsel veri’lerin araçsallaştırıldığı ‘tehditler’ ile önce “tehdit“ edilmesi sonra “tahdit“ edilmesidir.

En önemli meselesinin, meşruiyeti son derece tartışmalı yöntemlerle tescil ettirdiği hayat standardını korumak olan İsveç’ten, tabutuna konacak parçası kalmamış Filistin’e “dünya felaketin eşiğinde acilen tedbir almalıyız“ diye çağrıda bulunmak ne kadar anlamlıysa, bu tür tehdit üretim merkezlerinin sofistike silahlarının yanı sıra “sivil toplum kuruluşu“ gibi enstrümanları ellerinden alınıp yerine ya “kalaşnikof“ ya “kasatura“ tutturulacağı ya da buna bile fırsatlarının kalmayacağı günlerin yakın olduğunu sezemeyecek kadar “naif“ olduğunu düşünmek de o kadar anlamlıdır.

Bu çarpıcı zıtlıklar, öncelik sıralamasında sistematik hatalar yapıldığını göstermektedir. Bu hatalar veya tercihler silsilesi dolayısıyla çoğu durumda çözüm olarak sunulanların, çözüm olmaması ya da yeni ve daha büyük sorunları beraberinde getirmesi gibi bir durum söz konusudur.

Nitekim aynı tarihte ve yine İsveç menşeli Çevre Enstitüsü (SEI) tarafından yayınlananStockholm 50: Unblocking a Better Future“ başlıklı başka bir rapor “refahı sürdürmenin tek yolu yaşam tarzımızı bütün yönleriyle yeniden gözden geçirmek“tir demekte ve çözüm politikalarının yeni sorunların kaynağı olma potansiyeline dikkat çekmektedir. Ne var ki temelleri ekonomi alanında Bretton Woods sistemi ve çevrecilik alanından “Stockholm’72“ gibi politika çerçevelerine dayanan yaklaşımların dünyayı getirmiş olduğu noktaya ilişkin itiraf niteliğindeki bu ifadeler benzer “dayatmaların“ farklı ambalajlarla yeniden sunumunun da ifadeleridir.

Hayat standartlarından taviz vermek niyetinde olmayan ve fakat muhalefet potansiyeli giderek yükselen ülkelerin “büyüme“sini ve “silahlanma“sını da bir “tehdit“ olarak gören Batı Avrupa/ABD grubunun endişelerinin, SIPRI gibi “barış araştırmaları“ enstitülerine, yeni bir jeopolitik “egemenlik mücadelesi“nin gereği olarak, “silahsızlanma“ ve “barış“ telkini misyonu yüklediği anlaşılmaktadır. Söz konusu mücadele, öteden beri gerek konvansiyonel gerekse nükleer “silahlanma“ ve “her şeye rağmen büyüme“ hedeflerini ısrarla yükseltenlerin öncülüğünü yapan ve dünyanın işaret edilen noktaya gelmesinin en büyük sebebi olduğu rapor tarafından da teyit edilen Batı Avrupa/ABD grubunun “varoluş mücadelesi“dir.

Bu ve benzeri raporların sadece kapsamlarından değil bizzat mevcudiyetlerinden çıkarsanabilecek belki de en önemli sonuç “yeni bir bakış açısı“na, başka bir ifadeyle “paradigma değişimi“ne ihtiyaç olduğudur.

Dünyada, kendilerinin çekirdeğini oluşturduğu, meşru bir düzen olduğu varsayımına dayanan ve değişime yönelik ihtiyacı, tespit ettiği sorunların kaynağını teşkil eden siyasi ideolojiyle ilişkilendirmekten kaçınan rapor, hükûmetleri, halklara “gayrimeşru“ yöntemlerle “dayatılmış“ Paris Sözleşmesi gibi sözleşmelerin gereğini yapma konusunda “daha hızlı“ hareket etmeye çağırmayı “misyon“ addetmektedir.

Sonuç olarak, “halk sağlığı“ gibi sosyolojik, “Ukrayna“ gibi jeostratejik operasyon alanlarında, son üç yıllık süreçte “olup-biten“lere istinaden dünyanın “büyük bir felaket“in eşiğine geldiğini tespit eden SIPRI raporunun, “niyet problemi“ dolayısıyla yapmadığı veya “ufuk problemi“ dolayısıyla yapamadığı daha önemli tespit dünyayı bu noktaya getiren “asıl sebepler“ ve “gerçek sonuçlar“ın ne olduğuna ilişkin tespittir. Dünya daima felaketin eşiğinde olmanın belki de yegâne mekânı ve hayat daima felaketin eşiğinde olmanın belki de yegâne formu olmakla birlikte, bu tür raporlarda kastedilen felaket, adil rekabeti “göze alamadığı“ için, rekabeti bir bakıma rekabet krizi çıkararak aşma çabası içindeki (ki bu güçlünün zayıfı ezme niyetini gizlemenin bir ifadesi olan “win-win“ aldatmacasının çöktüğünü gösteriyor) Batı Avrupa/ABD grubunun “sistemik felaketi“dir.

Bu nedenle, bu ve benzeri raporlarda “acil“ vurgusuyla söz konusu edilen “talimatlar“ın muhatabı dünya halkları değil, ister çok kutuplu ister tek kutuplu dünyaya doğru, “sınırsız refah“ ve bu refahı sürdürmek üzere tasarlanmış ‘evrensel değerler’ gibi kaybedecek çok şeyi olan Batı Avrupa/ABD merkezli ve fakat başta Asya olmak üzere Afrika ve Orta Doğu gibi bölgelerde de gerek “müttefik“leri gerek “rakip- müttefik“leri gerekse “şube“leri bulunan “küresel baskı grupları“dır.

Bu raporlarda “küresel kriz veya tüm dünya halklarının sorunu, meselesi, davası“ gibi konumlanan çoğu husus, büyük ölçüde, çözülmekte olan bir gruplaşmanın “sistemsel“ ve fakat “sistematik çığlıkları“nın bir yansımasıdır. Dünya halkları, bedeli zaman aşımı dolayısıyla muğlaklaşmış “savaş ve barış suçları“nın bir rezonansı olan bu çığlıkları kendi örs seslerinin arka fonu olarak duymalıdır. Çünkü bunlar karşısında, kendi niyetlerine ve kendi istikametlerine konsantre olmaları dışında yapabilecekleri bir iş yoktur. Aksi takdirde çökmesi an meselesi olan “sistemler“in enkazı altında kalmak gibi bir durum da söz konusudur.

Bu çerçevede Türkiye’nin yapması gereken şey (bütün bu gelecek tasavvurlarını “tasavvur olmaklıkları“ itibarıyla dikkate almakla birlikte) bellidir: Dünyanın, tüm pusulaları aynı yanlış istikamete sürükleyen tüm kutuplarına karşı (ve sadece dış politikada değil iç politikada da gündemini başka merkezlerin belirlediği bölgesel “denge unsuru“ olmak değil) “kendi ufkunu kendisi açan“ jeopolitik “denge merkezi“ olmaktır. Bu süreçte, Türkiye’nin, “maddi güç“ unsurlarına paralel olarak, küresel sistemsel paradigmayı etkileyecek değerlerin mimarı “manevi güç“ unsurlarını “yeni bir yaklaşımla“ takviye etmesi kritik öneme sahiptir.


 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2689 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 633
Asya 98 1064
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1370 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 291
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2036 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2036

Jeopolitik, siyasi coğrafyadan doğan bir bilim dalıdır. Bu bilim, siyasi coğrafyanın devletlere sağladığı avantaj ve dezavantajları inceler. Jeopolitik kavramı üzerinde uzlaşılmış kısa bir tanım yoktur. Jeopolitik, devletlerin coğrafi özellikleriyle siyasetleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilim ...;

Arktik Okyanusu son dönemlerde uluslararası siyasetin öne çıkan bölgelerinden birisi hâline gelmiştir. Dev buz kütlelerinin küresel ısınmayla birlikte büyük bir ekolojik değişim dönemine girmesi hem Kuzey Kutup Dairesi’ne hem de kıyıdaş ülkelere yeni fırsatlar sunarken, aynı zamanda bu fırsatları ko...;

Tarihte ilk millî marşlar Tanrı'ya adanmış ilahilerdir (örneğin, Hint şiirindeki Veddler). Daha sonra kurtuluş mücadelelerinde halka ilham vermek ve ulusal bilinci uyandırmak gibi amaçlar doğrultusunda millî marşlar ortaya çıkmıştır. Millî marşlar içeriğine ve müzikalitesine bağlı olarak didaktik ve...;

Dünyanın en değerli teknoloji şirketlerinden Google, Microsoft ve IBM son on yıl içerisinde Afrika kıtasına ciddi yatırımlar yaparak ilgiyi bu yöne çekmiştir. Kıtadaki ilk araştırma merkezini 2013 yılında Nairobi’de açan IBM, 2016 yılında Johannesburg ile yatırımlarını sürdürmüştür. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı ;

BRAINS2 TÜRKİYE; ‘Biyoteknoloji’, ‘Robotik’, ‘Yapay Zekâ’, ‘Nanoteknoloji’, ‘Uzay’ ve ‘Stratejik Hizmetler’ alanlarında pazar, ekosistem ve kapasite geliştiren, Türkiye merkezli çok programlı bir marka/inisiyatiftir. Küresel ekonomide yeni iş modeli ve çok boyutlu güç dağılımını dönüştüren bu temel ...;

Eski çağlardan beri insanlar ihtiyaç duydukları ancak üretemedikleri mal veya hizmetleri elde etmek için farklı yollara başvurmuşlardır. Başlangıçta ihtiyaçların örtüşmesi esasına dayalı olarak kullanılan takas yöntemi, zamanla yerini farklı ödeme şekillerine bırakmıştır. Takas yöntemi takip edilere...;

Hubel’i çağrıştıran Nobel geleneğinin ilhamıyla hareket eden İsveç menşeli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) Mayıs 2022 tarihli ve “Barış Ortamı [İnşası]: Yeni bir Risk Döneminde Güvenlik” başlığını taşıyan raporunda, dünyanın birbiriyle çakışan iki önemli sorundan kaynaklanan bir “...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.