Osmanlı Devrinde Sudan’da Çağdaş Kurumlar ve Alt Yapının Kurulması

Makale

Osmanlı devrinde Sudan ve Türkiye arasındaki ilişkiler , Osmanlı Padişahı I. Selim'in (1467-1520) Mısır'ı Osmanlı Devleti'nin mülküne ilhak ettiği 16. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanmaktadır. 1517'de Kahire'nin fethinden sonra Mısır'ın güney sınırlarını güvence altına almak, kaçan Memlûkleri ortadan kaldırmak ve Portekiz tehdidine karşı koymak için Osmanlı kuvveti Mısır'ın güney bölgelerine yöneldi. ...

Prof. Dr. Altan ÇETİN
Alyaguot Yousif Hassan AHMED

Osmanlı devrinde Sudan[1] ve Türkiye arasındaki ilişkiler[2], Osmanlı Padişahı I. Selim'in (1467-1520) Mısır'ı Osmanlı Devleti'nin mülküne ilhak ettiği 16. yüzyılın ilk çeyreğine kadar uzanmaktadır. 1517'de Kahire'nin fethinden sonra Mısır'ın güney sınırlarını güvence altına almak, kaçan Memlûkleri ortadan kaldırmak ve Portekiz tehdidine karşı koymak için Osmanlı kuvveti Mısır'ın güney bölgelerine yöneldi. Bu seferler, Sudan'ın kuzey ve doğu kesimlerinde -Habeş Eyaleti- Osmanlı etkisinin kurulmasıyla sonuçlandı. Bununla birlikte, Türklerin Osmanlı devrinde Sudan'daki etkin varlığı, Mehmet Ali Paşa tarafından 1821'de Sudan'ın ele geçirilmesiyle on dokuzuncu yüzyılda Sudan'ın büyük bir bölümünü kapsayacak şekilde oluştu. “Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve oğulları, Osmanlı Devleti adına bugünkü Sudan’ın idaresini 1821-1882 yılları arasında kendilerine verilen en üst yetkilerle ele geçirdiler. Onların yönetimindeki bu döneme genel Sudan tarihi içinde “Türkiye“ adı verilmektedir. Burada görev yapan memurlar Mısır hükûmeti tarafından tayin ediliyor ve içlerinde Türk asıllılar olduğu gibi Avrupalılar’dan da görevliler bulunuyordu. Türkiye dönemi modern Sudan Devleti’nin şekillendiği, millî kimliğin oluştuğu, yabancıların idaresine karşı direnişlerin başladığı dönemdir.“[3] Osmanlı döneminde, 1885'e kadar uzanan süreçte, Türkler Sudan'da siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan önemli başarılara imza attılar. Bu başarılar Sudan’ın ele geçirilmesinin erken bir döneminde gerçekleşti ve Osmanlı varlığının (Türk - Mısır 1820-1822) buradaki doğrudan bir sonucu olarak gerçekleşti. Bu dönemdeki değişimi sağlayan unsurlar Mehmet Ali Paşa’nın yönetimindeki Türkler ve Arapça konuşan halk kesimleri idi. Bu dönemin sonrasında İsmail Paşa'nın iktidarı ile Mehdist devrimin patlaması arasında geçen ikinci aşamaya gelince, bu devirde öne çıkanlar ise Avrupalılardı.
Modern Şehirlerin Kuruluşu: Hartum Şehri
Hartum, bugün Sudan Cumhuriyeti'nin başkenti, Alva Krallığı'nın başkenti Soba'nın ihtişamının varisi ve Abdellab Şeyhliği'nin başkenti olan Gari’dir. Burada Beyaz Nil[4] ve Mavi Nil[5] buluşur ve oradan Büyük Nil kuzeydeki Mısır'a doğru seyrine başlar. Türkler Sudan'a geldiklerinde, İslamî Funç Sultanlığı'nın başkenti Sinnar'ın yerine başkentlerini Hartum'da inşa ettiler. Hartum'un kuruluşu, Türklerin bugüne kadar gelen Sudan’daki en önemli faaliyetlerinden biridir.[6]

Emir İsmail Sudan'a girdiğinde eski Funç'un başkenti olan Sinnar’ı yönetim merkezi olarak kullandı. Ancak kötü iklim şartları ve şiddetli yağış nedeniyle başkenti kuzeydeki Vadmadani'ye taşıdı.

1824'te Mehmed Ali Paşa, Defterdar Hüsrev Mehmet Bey'i Sudan'a gönderdi. Hüsrev Bey, Hartum'dan geçtiğinde, bölgedeki ticaret yollarının kavşağı olan Hartum'un stratejik, askerî ve ticari önemi nedeniyle bölgeden etkilendi.[7] Bu nedenle Hüsrev Mehmet Bey, Hartum'da bir kale ve askerî garnizon kurarak burayı ülkenin başkenti yaptı. Buna dayalı olarak modern Sudan Devleti’nin temellerini de attı.[8]

Balıkçılar için küçük bir köy olan Hartum, kısa sürede çarşıları, camileri ve diğer idari binalarıyla Türkler tarafından yaşanabilir bir yer hâline getirildi. Hurşid Paşa 1826 yılında buraya bir cami, ordu kışlası inşa ettirerek önemli bazı devlet kurumlarını Hartum’da oluşturmuştur. Bugün hâlâ kullanılmakta olan Cumhurbaşkanlığı sarayı ayrıca hastane, barut fabrikası, büyük bir cephanelik kurularak mühimmat üretimi de burada yapıldı. Demir dökümhanesi, tersane ve ticari mallar için depo da bu süreçte inşa edilmiştir. Bu dönemde ilk defa Hartum'da konsolosluklar açıldı, bunlardan ilki Fransa Konsolosluğu idi. Sudan'daki Avrupalı tüccarlar faaliyete başladılar. Ayrıca dünyanın her yerinden kâşifler ve coğrafyacılar Sudan'a gelmeye başladı.[9]

Osmanlı yetkilileri, halkı Hartum'da yapılar inşa etmeye teşvik etmek için tuğla ve kereste dağıttı. Hartum 1824 yılında 15.000 kişiye ulaşan nüfusuyla hızla büyüdü.[10]

Hartum’da yaşayan ahaliye bakacak olursak, bunlar üç farklı gruptan oluşmaktaydı: Doğulular, Avrupalılar ve Arap ve Arap olmayan Sudanlılar. Doğu grubu Türkler, Mısırlılar ve Suriyeliler’den oluşuyordu. Doğu grubu, 1880'de sayılarının yaklaşık yetmiş bin olduğu tahmin edildiğinden, en büyük yabancı grubuydu. [11]

Sudan'daki Avrupalı ​​gruba gelince, çoğunluğunu Yunanlılar, İtalyanlar ve Avusturyalılar oluşturuyordu. Bunlar Osmanlı ordusunda teknisyen ve mühendis olarak ayrıca ticaret, tıp, bakkal ve fırınlarda çalıştılar. Osmanlı döneminin sonunda Hartum'daki yabancıların sayısının yüz Rum, kırk Alman, kırk Avusturyalı, yirmi Fransız, yirmi Rus, on beş İtalyan ve on Ermeni aile olmak üzere yaklaşık 245 aile olduğu tahmin edilmektedir. Bunların arasında İngiliz tüccarlar ve seyyahlar dışında İngiliz aileleri yoktu.[12]

Türkler, Hartum'un yanı sıra Kesele ve Famka gibi modern tarzda başka şehirler de kurdular. Ayrıca Türkler, Kızıldeniz kıyısında ve Sudan'ın eski limanının bulunduğu Sevakin şehrini de yeniden inşa ettiler. Bu durum, Sudan'ın her yerindeki ulaşım ve ticaret hareketine yansıdı. Ayrıca Kordofan'da Osmanlı yönetiminin merkezi hâline gelen el-Ubeyd şehrini ve Darfur'da Osmanlı yönetiminin merkezi hâline gelen el-Fâşir şehrini yeniden inşa ettiler.[13]

Yabancı Konsolosluklar

Avrupalılar Osmanlı yönetimiyle birlikte Sudan'a girdiler ve çeşitli faktörler de buna yardımcı oldu. Bunlar: Sudan'ın Osmanlı yönetimi altında tanık olduğu güvenlik ve istikrar, Sudan, Mısır ve dış dünyayı birbirine bağlayan ulaşım araçlarının geliştirilmesi, Sudan'daki ticaret patlaması, çok sayıda Avrupalı ​​tüccarın yabancı imtiyazlarından yararlanarak Sudan'a girmesine neden oldu.

Avrupalıların Sudan'da sayılarının çok olması sebebiyle, işleriyle ilgilenmek ve hükûmetle ilişkilerini düzenlemek için konsolosluklar kurulmuş ve böylece Hartum'daki Fransa, İngiltere, Yunanistan, Avusturya, İtalya, İran ve Amerika konsoloslukları açılmıştır.[14]

Bu konsoloslukların en eskisi 1839'da açılan Fransız Konsolosluğu’dur. Bundan sonra 1853'te Avusturya Konsolosluğu ve daha sonrada 1858'de İngiliz Konsolosluğu açılmıştır. Bu konsoloslukların yanı sıra İtalya, Amerika, Yunanistan ve diğerleri de dâhil olmak üzere diğer ülkelere konsolosluklar faaliyete geçmiştir.[15]

Sudan'a gelen konsoloslar, Osmanlı Devleti’nin diğer eyaletlerinde nasıl göreve geliniyorsa o yolla atanıyordu. Devletin İstanbul'da büyükelçisinin konsolos atayarak padişaha kabul verilmesi talebinde bulunması hâlinde padişah kabul ederse agraman/kabul verilir ve yetkili makamlara bildirilirdi. Konsolosların vekillerine gelince, onlarda görevlendirilmesini istedikleri vekilleri valiye bildirdikten sonra valinin onayı ile görevlendirilirler ve daha sonra onay Sudan'daki yetkili makamlara iletilirdi.[16]

Osmanlı Devleti'nin diğer ülkelerle ilişkilerindeki gelişmeler Sudan'a da aynıyla yansımıştır. Örneğin, Osmanlı Devleti 1854'te Yunanistan ile ilişkilerini kestiğinde, Sudan'daki tüm Yunan vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri için on beş gün süre verilmişti.[17]

Eğitim Faaliyetleri

Osmanlı döneminden önce, Sudan toplumu tarıma dayalı idi ancak bu toplum İslâmî eğitim ve kültür konusunda bilinç sahibi idi. Şeyh, temel dînî eğitim olarak Kur'an'ı ve bilimlerini öğretirken okuma ve yazma da talim edilirdi. Bu din eğitimi Sudan'ın şehir ve köylerindeki cami okullarında yaygındı. Bunlar "Halve" adı verilen eğitim kurumlarıdır. Buralarda 7-15 yaş arasındaki çocuklara 8 yıl süren ve Mâlikî fıkhını temel alan Kur’an eğitimi veriliyordu. Hükûmet bu dînî okullara ilgi gösterdi. Şeyhler ve hocalar maaş ve bağışlar almışlardı. Mısır'daki el-Ezher'e birçok Sudanlı öğrenci gönderildi. Amaç, öğrencilerin el-Ezher'de eğitim görmeleri ve Sudan'da din eğitimi veren geleneksel (sufilerin) şeyhlerin yerine Sudan'a eğitmenlik tapmak üzere dönmeleriydi. Sudanlı el-Ezher öğrencilerine maaş ve vergi muafiyeti gibi teşvikler de verilmiştir.[18]

Sudan'a ilk olarak sivil ya da modern eğitim, Osmanlı döneminde girmiştir. Sudan'da ilk modern okul Hidiv Abbas Paşa döneminde 1853’te açıldı. Bu okullarda Türk ve Mısırlı çalışanların çocukları ile Sudanlı ileri gelenlerin çocukları bir arada eğitim görmüşlerdir. Sair halk, çocuklarını dînî eğitim verilen Halve’ye göndermeyi tercih etmişlerdir.[19]

Hidiv İsmail döneminde Hartum, Berber, Dongola, Taka ve Kordofan'da beş okul açılmıştır. Bu okullarda matematik, geometri, hat sanatı, Arapça, Türkçe ve Fransızca dilleri öğretilmektedir. 1871'de Sudan idarecisi Mümtaz Paşa, yabancı mühendis ve teknisyenlerin yerini alması maksadıyla mühendislik ve ziraat sanatlarından eğitilmek üzere yüz genç Sudanlı'yı Mısır'a gönderdi.[20]

Sudan'daki modern eğitim deneyimi, yöneticiler, küçük çalışanlar, telgraf çalışanları (kâtipler ve muhasebeciler) ve askerî cephanelikten sorumlu görevlilerden müteşekkil bir kadronun oluşmasını sağladı.[21]

Cafer Mazhar Paşa halk sağlığına ilgi duymuş[22] ve Hartum Hastanesi'nde temel tıp ve eczacılık eğitimi almak üzere 20 öğrenciye eğitim vermeyi planlamıştır. Ayrıca Mısır'dan Sudan'a daha fazla doktor gönderilmesini talep etmiştir.[23] Osmanlı döneminde halk sağlığı alanındaki idari faaliyetler, marketlerde gıda ve etin denetlenmesi, bataklıkların doldurulması ve sivrisineklerle mücadeleyi gerektiren idari düzenlemelerin çıkarılması, piyasaların düzenlenmesi ve fiyatların belirlenmesini kapsıyordu.[24]

Osmanlı döneminde Sudan, misyonerler tarafından desteklenen yabancı okulları olan yeni bir eğitim türüne de tanık oldu. Misyonerler, Sudan'daki faaliyetlerine 1843'te, Hartum'da yaşayan Avrupalılar’ın çocuklarını eğitmek için bir okulun açılmasıyla başladılar. Bu okulun müfredatı teknik ve bilimsel konuları, beşeri bilimleri, Arapça, Fransızca ve İtalyanca dillerini içeriyordu. İtalyan uzmanların gözetiminde marangozluk, demircilik, dokuma ve ayakkabıcılık gibi mesleki eğitim bölümleri açıldı. Ayrıca buraya ticari bir bölüm de eklenmiş ve buradan mezun olan öğrenciler devlet dairelerine atanmıştır.[25] Osmanlı döneminde başlayan eğitim alanındaki bu modernleşme hareketi, diğer alanlarda olduğu gibi, daha sonraki Mehdi döneminde (1881-1898) iptal edildi.

Demiryolunun İnşası

Sudan'da demiryolu hattı inşa etme fikri ilk kez Muhammed Ali Paşa dönemine rastlar. Ancak o dönemde gerçekleştirilemeyen bu fikir, Hidiv İsmail Paşa devrinde demiryolu inşaatının başlamasıyla hayata geçmiştir. İsmail Paşa döneminde Sudan'ı çağdaşlaştırmak için bazı girişimlerde bulunmuştur. Bu yolda Hidiv İsmail Paşa'nın kendi döneminde ulaşmak istediği hedeflerden biri de Sudan’a Batı teknolojisinin getirilmesiydi. Bu sebeple O, Sudan'ı demiryolları, nehir vapurları, telgraf ağları ve postane hizmetleri gibi yeni imkânlarla tanıştırarak burayı çağdaşlaştırmaya çalışmıştır.[26]

1863'te Hidiv İsmail Paşa devrinde, Sudan Şirketi kuruldu. Bu şirketin amacı demiryolları inşa etmek ve nehir taşımacılığını yeniden canlandırmaktı. Sudan Şirketi, Avrupa'daki finans kurumları tarafından finanse edilen beş milyon frank sermayeli bir limitet şirkettir.[27] Ancak bu şirketin hedeflediği işi yapamadığı görülmektedir. Şirket Sudan'da demiryolları inşa edemediği gibi nehir ulaşımını da faaliyete geçirememiştir. Nihayetinde şirket 1868'de tasfiye edilmiştir.[28] Akabinde Kahire ve Hartum arasındaki demiryolu projesini uygulamak için hükûmet, 1868'de İngiliz mühendis Perry Walker ile Mısır'ın güneyindeki Korskovy'den Kuzey Sudan'daki Abu Hamad'a giden rotayı incelemek üzere sözleşme yapmıştır.[29] Mart 1869'da bahsedilen mühendis raporunu hükûmete sunar. Şubat 1871'de hükûmet, Sudan'ı Mısır'a bağlayan bir demiryolunun gerekli tasarımlarını yapmak için İngiliz mühendis Fowler ile beş yıllık bir süre için sözleşme yapmış ve ardından Nil'de seyrüsefer geliştirmenin yolları araştırılmıştır. Nihayet Şubat 1873'te Fowler raporunu hükûmete sundu. [30] Bütün bu çabalar, Sudan’da bir demiryolu hattı kurma hayalinin gerçekleşmesiyle sonuçlandı. 1875 yılında Vadi Halfa ile Ambkal arasında 266 km uzunluğundaki ilk hat inşa edildi. 1877'de demiryolu Saras'a ulaştı. Ancak mali sıkıntılar nedeniyle hattın inşası burada durduruldu. Hattın ilave 141 kilometresi ile Ağustos 1885'te demiryolu Akash'a kadar uzatıldı. Gordon Paşa güçlerinin Hartum'da yenilmesiyle inşaat yeniden durduruldu.[31] Her halükarda bu devirde Sudan’da çok önemli bir girişim olarak demiryolu inşası başlamış ve şartların imkân verdiği nispette proje gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.

Postane ve Telgraf Teşkilatının Kurulması

Sudan’da ilk postane Osmanlı döneminde, 1867 yılında Sevakin ve Vadi Halfa’da açıldı. 1873'te Dongola ve Hartum’da açılan postaneleri, 1877'de açılan Sinnar, Kadarif, Faşir ve Faşo’da açılanlar takip etti. Hartum, posta servis merkeziydi ve buradan Kahire'ye ve Sudan'ın çeşitli bölgelerine posta ulaştırılıyordu. Posta, Hartum'dan Sevakin'e haftada bir taşınıyordu. Sevakin, Massava ve Taka'da da birkaç postane kurulmuştur.[32]

Posta hizmetine ek olarak, Sudan'ı Mısır'a, diğer tarafta Sudan’ın sair bölgelerine bağlamak için bir de telgraf hattı ağı kuruldu. Kahire'den Hartum'a giden hat en önemli telgraf hattıydı. Bu hattın inşası 1863'te başladı ve bu hat 1866'da Vadi Halfa'ya, 1870’te Hartum'a ve 1874'te Sevakin’e ulaştı.[33] Sevakin ile Kassala arasında 1875'te yeni bir hat kuruldu. Ardından Berber'den Kassala'ya telgraf telleri uzatıldı. 1877'de ise Hartum'dan Darfur'a bir hat uzatıldığı görülmektedir.

Böylelikle kısa sürede telgraf hattı, posta servisi ile senkronize edilerek bir iletişim ağı kurulmuş ve Sudan'ın farklı bölgelerinde telgraf hatları temin edilmiştir. Ancak 1885'te yaşanan Mehdî ayaklanması sonrasında posta ve telgraf hizmetlerinin kapatıldığı görülmektedir.[34]

Nil Ulaşımı

Osmanlı döneminden önce Sudan’da nehir ulaşımı ve geçişler için küçük tekneler kullanılıyordu. Nil Nehri, Nil Havzası bölgesinde önemli bir ulaşım aracı olarak Mısır ile Sudan arasındaki ticaret alanı genişleyince nehir taşımacılığı da bu süreçte başladı. Nehir taşımacılığı, vapurların hareketini engelleyen bir dizi şelalenin varlığı da dâhil olmak üzere bazı zorluklarla karşılaştı. Bu engelleri ortadan kaldırmak için şelaleleri kazmak maksadıyla Mısır'dan kazma makineleri getirildi. Vapurların Asvan'daki ilk şelaleden Hartum'daki son şelaleye geçmesini sağlamak için birkaç kanal kazıldı.[35]

Bu zorlukların üstesinden geldikten sonra ilk modern gemiler Sudan'da görülmeye başladı. Sudan'daki vapurlardan Hidiv adlı vapur çift pervaneli olup diğerleri yandan çarklıdır. Bu vapurların tamamı odun yakıtı ile çalışan araçlardı ki Hartum’da lazım olan odun için zengin kaynaklar bulunmaktaydı. İlk vapurların çoğu zor koşullar altında Mısır'dan getirildi. Bu durum, hükûmeti Hartum'da odun yakıtı kullanan yandan çarklı gemilerin üretildiği bir tersane kurmaya sevk etti. Bu durum nehir taşımacılığına büyük fayda sağladı ve Beyaz Nil, Yukarı Nil Havzası'na bağlandı. Bu şekilde Sudan'da önemli bir nehir trafiği oluşturuldu.[36]

Nehir taşımacılığının geliştirilmesi Mısır ve Sudan arasındaki ticari, politik ve sosyal ilişkilerin gelişmesine önemli bir katkı sağlamıştır. Bu gelişmeler o zamana kadar bilinmeyen Nil'in kaynaklarını keşfetme seferlerinin başlamasına da katkıda bulunmuştur.

Nil Kaynaklarının Keşfi

Osmanlı İmparatorluğu'nu Sudan'ı ilhak etmeye iten sebeplerden biri, Mısır'ın yaşamında büyük ölçüde dayandığı Nil sularını güvence altına alma arzusuydu. Eski ve modern zamanlardan beri Habeşistan Nil'in yönünü değiştirmekle tehdit etmekteydi. Osmanlı Devleti, İngiltere ve Fransa gibi büyük güçlerin, Habeşistan'ı Nil'in sularını Mısır yönünde kesmeye teşvik etmesinden endişe ediyorlardı.[37] Bu nedenle Osmanlılar, suları güvence altına almak için Nil'in kaynaklarını keşfetmekle ilgilendiler ve bunun için Osmanlılar ve yabancılar tarafından yürütülen bilimsel gezilere büyük meblağlarda para harcadılar.[38]

Osmanlı hükûmeti, 1839-1842 yılları arasında Nil'in kaynaklarını keşfetmesi için Beykbaşı Salim Kubtan’ı göndermiş ve Kubtan, ardı ardına üç gezi yapmıştır.[39] Kubtan Selim'in seyahatleri sayesinde; Nil'in sadece Habeşistan'dan kaynaklandığına dair uzun zamandan beri yaygın olan yanlış sona ermiş ve Beyaz Nil'in ekvator kaynaklarından çıktığı anlaşılmıştır. Ayrıca Nil kaynaklarının yakınında yaşayan halklar İslâm'ı tanımış ve bazıları da bu dini benimsemiştir.[40]

Bu geziler Avrupalı bilim kurumlarını da harekete geçirmiş ve onları Nil Nehri'nin geçtiği bölgeleri keşfetme doğrultusunda teşvik etmiştir. Böylece bu geziler zamanla daha fazla keşif gezisinin yolunu da açmıştır.[41] Ancak bu keşif gezileri bölgede Avrupa sömürgeciliğinin yayılmasını da hızlandırıyordu ki Avrupalılar Nil'in kaynaklarını keşfettikten sonra bölgeyi sömürmek, kaynaklara el koymak üzere buraya geldiler.[42]

Matbaa

Sudan'da Türkler’in başarılarından biri de matbaadır. Sudanlılar, Türkler ile ilk kez matbaayı öğrenmişlerdir. Türkler, Sudan’a mali belgeleri ve diğer resmî belgeleri basmak maksadıyla küçük bir taşbaskı aleti getirdiler. Bu matbaa sayesinde matbaacılık ve yayıncılık hareketi ülkede gelişti. Sudan halkı matbaacılık konusunda deneyim kazandı ve bu durum kültürel harekete de katkıda bulundu. Ayrıca, hükûmetin kâğıt ve defter ihtiyacını karşılamak için bir kâğıt üretim tesisi de kuruldu. Bu çabalar Sudan Osmanlı dönemi arşivlerinin de çekirdeğini oluşturdu ve bu devre ait belgelerin bir kısmı şu anda İstanbul, Kahire ve Hartum arşivlerinde bulunmaktadır.[43]


Not: Bu çalışma, Prof. Dr. Altan ÇETİN ve Alyaguot Yousif Hassan AHMED’in “Sudan’da ‘Türkiye Devrinde’ Türklerin Sudan'ın Gelişmesine Katkıları (1821-1885)“ adlı makalesinden alınarak hazırlanmıştır.
.
 

[1] Sudan Tarihi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Na’ûm Şukayr, Tarihu’s-Sudan, Matbaat Dari’l-Cîl, Beyrut, 1981; Ahmet Kavas, Sudan, D.İ.A., c. 37, İstanbul, 2009, s. 459-461.
[2] Türkiye’de çok bilinmeyen bir husus olarak, Türklerin Sudan'daki hâkimiyetinin başlaması ilk olarak Memlûkler döneminde olmuştur. Memlûkler Nubia'nın (yani Kuzey Sudan) İslamlaşmasında ve Araplaşmasında büyük katkı sağladılar ve böylece Sudan'ın kuzey bölgelerine hâkim olan Memlûkler, Osmanlı'nın daha sonraki devirde bölgeyi kontrol etmesini sağlayacak zeminin oluşması ve gelişmeleri kolaylaştırmada önemli bir rol oynamışlardır. İlgili olarak bkz. Said Abdulfettah ‘Âşûr, el-‘Asr el-Memâlîkî fî Mısr ve’ş Şâm, Kahire, 1976, s. 77.
[3] Kavas, “Sudan“, s. 462; Tuğrul Oğuzhan Yılmaz, “Türklerin Sudan’daki Hâkimiyet ve İdaresi“, Türk Dünyası Araştırmaları, c. 118, s. 233, Mart-Nisan 2018, s. 160-165.
[4] Moorehead Alan, The White Nile, The Reprint Society, London, 1960.
[5] Moorehead Alan, The Blue Nile, Hamish Hamilton, London, 1922.
[6] Ebu Salim, Tarih el-Hartum, s.5.
[7] Dirar Saleh Dirar, Tarih es-Sudan el-Hadis, Al-Hayat Kütüphanesi, Beyrut, 1968, s. 59.
[8] Ebu Salim, Tarih el-Hartum, s.29.
[9] Ahmed Ahmed Sayed Ahmed, Tarih Madinat Al-Hartum: Taht Al-Hukm Al-Masrı, 1820-1885, s.273.
[10] Şukrri, el-Hukm el-Misri fi es-Sudan, s.21.
[11] Ebu Salim, Tarih el-Hartum , s.44.
[12] Ebu Salim, Tarih el-Hartum, s. 46.
[13] Şukrri, el-Hukm el-Misri fi es-Sudan, s. 105.
[14] Ebu Salim, Tarih el-Hartum, s. 46.
[15] Ebu Salim, Tarih el-Hartum, s. 46.
[16] Muhammed Rıfat Ramazan, Vade es-Sudan fi Nitâk el-Alagat bayn Misr ve ed-Devlet el-Osmaniyye hatta âm 1863, s. 25.
[17] Muhammed Rıfat Ramazan, Vade es-Sudan fi Nitâk el-Alagat bayn Misr ve ed-Devlet el-Osmaniyye hatta âm 1863, s. 26.
[18] Hill, Egypt in the Sudan, s. 126.
[19] Bashir Koko Hamida, “el-Hidiv İsmail ve el-Talim ed-Dinî ve el-Medani fi es-Sudan 1863-1879“, Macalat Dirasat Sudaniya, c. 16, S. 2, Hartum, 1982, s. 111.
[20] Şübeyke, Sudan Abre’l-Kurûn, s. 171.
[21] Yusuf Fadl Hasan, Melamih el-AlaKat es-Sudaniyah at-Turkiyye, Afrika ve Asya Araştırmaları
Enstitüsü, Hartum, 2004, s.118.
[22] Şukrri, Al-Hukm al-Misri fî es-Sudan 1820- 1886, s. 98.
[23] Hill, Egypt in the Sudan, s. 127.
[24] Richard Hill, Egypt in the Sudan, London, 1959, s. 54.
[25] Bashir Koko Hamida, el-Hidiv İsmail ve et-Talim ed-Dîni ve el-Medenî fî es-Sudan 1863-1879, s. 116.
[26] Şukrri, el-Hukm el-Misrî fî es-Sudan, s. 108.
[27] Şukrri, el-Hukm el-Misrî fî es-Sudan, s. 108.
[28] Robert Collins, History of Modern Sudan, Cambridge University, 2008, s. 35.
[29] Şübeyke, Sudan Abre’l-Kurûn, s. 175.
[30] Şukrri, el-Hukm el-Misrî fî es-Sudan, s. 108.
[31] Hassan, Hamadna Allah Mustafa, et-Tatavvurat el-İktisadiyye ve el-İctimaiyye fî es-Sudan 1841-1881, s.248.
[32] Collins, History Of Modern Sudan, s. 36.
[33] Hassan, et-Tatavvurat el-İktisadiyye ve el-İctimaiyye fî es-Sudan 1841-1881, s. 248
[34] Şübeyke, Sudan Abre’l-Kurûn, s. 173.
[35] Hill, Egypt in the Sudan, s 60.
[36] Hill, Egypt in the Sudan, 62.
[37] Şukrri, el-Hukm el-Misrî fî es-Sudan, s. 130.
[38] Şukrri, el-Hukm el-Misrî fî es-Sudan, s. 131.
[39] Bu gezi hakkında daha fazla bilgi için bakınız: Beykbaşı Salim Kubtan, Rihle ilâ 'Eâli en-Nil el-Abyad 1839 - 1840, el-Müessese el-Arabiye li’d-Dirasat ve en-Neşr, Beyrut, 2002.
[40] Şübeyke, Sudan Abre’l-Kurûn, s. 174.
[41] Kerküklü Mehmed Mihrî, Rihlat Misr ve es-Sudan, 1.Baskı, Matbaat el-Hilal, Kahire, 1914, s. 230.
[42] Şukrri, el-Hukm el-Misrî fî es-Sudan, s. 131.
[43] Ebu Salim, Tarih el-Hartum , s.37.


Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2689 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 633
Asya 98 1064
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1370 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 291
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2036 ) Etkinlik ( 81 )
Alanlar
Türkiye 81 2036

Jeopolitik, siyasi coğrafyadan doğan bir bilim dalıdır. Bu bilim, siyasi coğrafyanın devletlere sağladığı avantaj ve dezavantajları inceler. Jeopolitik kavramı üzerinde uzlaşılmış kısa bir tanım yoktur. Jeopolitik, devletlerin coğrafi özellikleriyle siyasetleri arasındaki ilişkileri inceleyen bilim ...;

Arktik Okyanusu son dönemlerde uluslararası siyasetin öne çıkan bölgelerinden birisi hâline gelmiştir. Dev buz kütlelerinin küresel ısınmayla birlikte büyük bir ekolojik değişim dönemine girmesi hem Kuzey Kutup Dairesi’ne hem de kıyıdaş ülkelere yeni fırsatlar sunarken, aynı zamanda bu fırsatları ko...;

Tarihte ilk millî marşlar Tanrı'ya adanmış ilahilerdir (örneğin, Hint şiirindeki Veddler). Daha sonra kurtuluş mücadelelerinde halka ilham vermek ve ulusal bilinci uyandırmak gibi amaçlar doğrultusunda millî marşlar ortaya çıkmıştır. Millî marşlar içeriğine ve müzikalitesine bağlı olarak didaktik ve...;

Dünyanın en değerli teknoloji şirketlerinden Google, Microsoft ve IBM son on yıl içerisinde Afrika kıtasına ciddi yatırımlar yaparak ilgiyi bu yöne çekmiştir. Kıtadaki ilk araştırma merkezini 2013 yılında Nairobi’de açan IBM, 2016 yılında Johannesburg ile yatırımlarını sürdürmüştür. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı ;

BRAINS2 TÜRKİYE; ‘Biyoteknoloji’, ‘Robotik’, ‘Yapay Zekâ’, ‘Nanoteknoloji’, ‘Uzay’ ve ‘Stratejik Hizmetler’ alanlarında pazar, ekosistem ve kapasite geliştiren, Türkiye merkezli çok programlı bir marka/inisiyatiftir. Küresel ekonomide yeni iş modeli ve çok boyutlu güç dağılımını dönüştüren bu temel ...;

Eski çağlardan beri insanlar ihtiyaç duydukları ancak üretemedikleri mal veya hizmetleri elde etmek için farklı yollara başvurmuşlardır. Başlangıçta ihtiyaçların örtüşmesi esasına dayalı olarak kullanılan takas yöntemi, zamanla yerini farklı ödeme şekillerine bırakmıştır. Takas yöntemi takip edilere...;

Hubel’i çağrıştıran Nobel geleneğinin ilhamıyla hareket eden İsveç menşeli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) Mayıs 2022 tarihli ve “Barış Ortamı [İnşası]: Yeni bir Risk Döneminde Güvenlik” başlığını taşıyan raporunda, dünyanın birbiriyle çakışan iki önemli sorundan kaynaklanan bir “...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...