Rusya Federasyonu (RF)-Ukrayna “Savaşı”, Bölgesel Güvenlik ve Avrupa Güvenliği ile Güvenlik ve Silahsızlanma Düzenlemeleri Üzerine Olası Etkileri

Makale

Bu çalışmada, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılmasından itibaren RF-Ukrayna arasındaki gelişmelere tarihsel süreç içinde, günümüze kadar ve iz bırakan olaylar çerçevesinde kısaca değinilerek, 24 Şubat 2022 tarihi itibarıyla RF’nin Ukrayna’da başlattığı askerî harekât; bölgesel ve Avrupa güvenliği ile uluslararası güvenliğin önemli enstrümanlarından biri olan silahsızlanma perspektifinden değerlendirilmektedir....

GİRİŞ

Bu çalışmada, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılmasından itibaren RF-Ukrayna arasındaki gelişmelere tarihsel süreç içinde, günümüze kadar ve iz bırakan olaylar çerçevesinde kısaca değinilerek, 24 Şubat 2022 tarihi itibarıyla RF’nin Ukrayna’da başlattığı askerî harekât; bölgesel ve Avrupa güvenliği ile uluslararası güvenliğin önemli enstrümanlarından biri olan silahsızlanma perspektifinden değerlendirilmektedir.

Ukrayna’nın bağımsızlığını ilan etmesinden günümüze kadar olan gelişmeler

Soğuk Savaş yıllarının son dönemlerinde, çok taraflı diplomatik müzakereler neticesinde tesis edilen Avrupa Güvenlik Mimarisi; SSCB’nin ve Varşova Paktının (VP) dağılmasıyla ve VP’dan ayrılan bir kısım ülkenin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’ne katılmasıyla farklı bir yöne evrilmeye başlamıştır. Söz konusu evrilme, RF’de 2000 yılında iktidara gelen Putin yönetiminin güçlenmesini müteakip, bambaşka bir hâl almıştır. Özellikle eski SSCB nüfuz alanında, dağılma sonrasında gündeme gelen “sürüncemede kalmış ihtilaflar“, anlaşmazlıkların temelini teşkil etmiştir.

Sovyetler Birliği’nin parçalanması ve on beş ardıl bağımsız devletin ortaya çıkması, birtakım sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu çerçevede,

-Gürcistan’ın, Abhazya ve Güney Osetya,
-Moldova’nın, Transdinyester,
-Azerbaycan’ın, Dağlık Karabağ bölgesi,
-RF ve Ukrayna arasında Karadeniz Donanmasının paylaşımı ve Kırım ile Kerç Boğazı konusu, başlıca ihtilaf alanları olmuştur.

Buna karşın, dağılmanın neticesi olarak ortaya çıkan bu gibi sorunlar aynı zamanda; RF’nin, arka bahçesi olarak gördüğü ardıl devletlere müdahale edebileceği birer “kaldıraç“ olarak elinde kalmıştır.

Ukrayna’nın Bağımsızlığını Kazanması

Ukrayna’nın bağımsızlık süreci diğer SSCB ardılı ülkelerden farklı olarak gerçekleşmiş ve halkoyuna sunulmuştur. Aralık 1991’de gerçekleştirilen referandum ile bu karar yüzde 90’ın üzerinde oyla kabul edilmiş ve Leonid Kravçuk %61,5 oy alarak ilk Ukrayna Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. 24 Ağustos 1991’de Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada-Yüksek Kurul) Ukrayna’nın bağımsızlığını ilan etmiştir.[1]

Ukrayna bağımsızlığı müteakip 1994 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NPT) Antlaşmasına katılmaya karar vermiştir. Bu çerçevede, NPT Saklayıcı ülkeleri RF, ABD ve İngiltere ile Budapeşte Memorandumunu (N9450764.pdf (un.org)) imzalamıştır. Memorandum ile üç ülke tarafından Ukrayna’ya güvenlik garantileri verilmiş ve Ukrayna’da bulunan nükleer silahlar RF’ye nakledilmiştir [yaklaşık 1900 savaş başlığı, 176 kıtalar arası balistik füze (ICBM), 44 stratejik savaş uçağı (www.armscontrol.org/factsheets/Ukraine-Nuclear-Weapons)]. Üç ülke, diğer yükümlülüklerin yanı sıra Ukrayna’nın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığına karşı kuvvet kullanma tehdidinden sakınacaklarını, BM Şartı ve meşru müdafaa durumları hariç silahlarını Ukrayna’ya karşı kullanmayacaklarını, kendilerine, bağlı bölgelerine, silahlı kuvvetlerine ve müttefiklerine saldırı olmadığı takdirde nükleer silah kullanmayacaklarını teyit etmişlerdir.

Ukrayna’nın SSCB’den ayrılışının, Sivastopol’de konuşlu Karadeniz Donanmasının paylaşımı, Kerç Boğazı konusu ve Kırım hariç nispeten az sancılı olduğu söylenebilir. Ukrayna’nın ayrılma sonrasında “tarafsız ülke“ statüsü almasının ve/veya bazı dönemlerde RF yanlısı liderlerce yönetilmesinin de bu duruma olumlu katkı sağlamış olduğunu söylemek mümkündür. Öte yandan, NATO’nun RF için gerçekten tehdit olup olmadığı bir yana; RF’nin, NATO’dan 1997 yılında akdedilen NATO-RF (NRC) Kurucu Belgesi vasıtasıyla aldığı teminatlar bir süreliğine de olsa RF’yi tatmin etmiştir. NATO-Ukrayna (NUC) Konseyinin de teşkiliyle, iki ülke NATO çatısı altında da bir araya gelmişlerdir.

Bağımsızlığını kazanan Ukrayna yönetimi, başından itibaren amacının Avrupa Birliği (AB) ve ABD ile sıkı bağlar kurmak, kendini Batıya yönlendirmek olduğunu belirtmiş olsa da RF ile ekonomik ve siyasal bağlarını koparmamaya özen göstermiştir. Bu çerçevede Ukrayna’nın, BDT’nin (8 Aralık 1991’de, Rusya, Ukrayna ve Belarus liderlerinin katılımıyla yapılan toplantıda “Minsk Antlaşması“ ile kurulmuştur) etkili bir ekonomik ve politik kuruluşa dönüştürülmesi konusundaki isteksizliğiyle birlikte AB ve NATO ile ilişkilerini geliştirme girişimleri; RF’nin, “Yakın Çevresi“ne ilişkin korkularını tetiklemiştir.[2]

Ukrayna’da 2004’te gerçekleşen Turuncu Devrim sonrasında iktidara Batı yanlısı olarak adlandırılan eski Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko ve eski Başbakan Yulya Timoşenko gelmiştir. Turuncu Devrim’in ardından ülkede istikrar tam anlamıyla sağlanamamış, RF ile ilişkilerde dengeleyici bir güç olarak AB ve NATO’nun etkisi görülmüştür. Ancak, Turuncu Devrim’in üzerinden dokuz yıl geçmişken Ukrayna’da yeni bir kaotik süreç başlamıştır. Bu sürecin asıl kırılma noktası, Rusya’nın baskıları sonrasında 21 Kasım 2013’te Ukrayna hükümetinin AB ile Ortaklık Anlaşması’nı imzalamayı reddetmesi sonrasında başlamıştır. Başkent Kiev’de küçük çaplı protestolarla başlayan bu süreç Turuncu Devrim’in devam eden rüzgârları olarak adlandırılırken; yaşanan kritik gelişmeler Viktor Yanukoviç iktidarını (2010-204) sona erdirmiştir[3].

Kırım

Ukrayna’nın bağımsızlığını kazanmasını müteakip Nisan 1993’te Kırım, kendi anayasası ve başkanı ile Ukrayna’nın özerk bir parçası olmuştur. 1994 Ocak seçimlerinde başkanlığa, Rusya ile daha yakın iş birliği ve Ukrayna’dan bağımsızlık için bir referandum arayışına girebileceğini söyleyen Yuri Meşkov getirilmiştir. Bu adım, Kiev ve Moskova üzerinde, Karadeniz Filosunun kontrolü ve Kırım’a ilişkin sorunların çözülmesi için baskıyı arttırabilecek bir unsur olmuştur[4].

Kırım topraklarındaki Sivastopol, 1783’ten bu yana Rusya’nın Karadeniz Donanması’nın komuta noktasıdır. SSCB’nin çöküşünün ardından, Rusya burayı Ukrayna’dan kiralayarak kullanmaya devam etmiştir. 28 Mayıs 1997 tarihinde Ukrayna Başbakanı Pavlo Lazarenko ile RF Başbakanı Viktor Çernomırdin’in imzaladığı nihaî bir anlaşma kapsamında Karadeniz Filosu iki ülke arasında paylaşılmıştır. Rusya, Sivastopol’deki limanları yirmi yıllığına kiralayarak, kira bedelini Ukrayna’nın kendisine olan borcundan düşürtmüştür[5].

RF’de Putin’li yönetim değişikliği, Silahlı Kuvvetlerin durumu

2000 yılında iktidara gelen RF Devlet Başkanı Putin, Çeçen “sorunu“ da dâhil olmak üzere, ülke içindeki ekonomik ve idari sorunları kısmen sonuca bağlayıp, kısmen de düzelterek istikrarı temin edebilmiştir. Putin öte yandan, 14 Ekim 2008 tarihinde o zamanki Savunma Bakanı Serdyukov’un tanıttığı[6] reform programı çerçevesinde Silahlı Kuvvetleri yeniden düzenlemeyi müteakip, “arka bahçe“ olarak gördüğü ardıl devletlere yönelme imkânı bulmuştur.

90’lı yılların sonu ve 2000’li yılların başlarında, Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (AKKA), Viyana Belgesi (VB) ve Açık Semalar Antlaşması (ASA) gibi uluslararası güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde ülkemizce gerçekleştirilen etkinliklerde, RF ordusunun silah, araç, gereçlerinin bakımsızlığına, lojistik, ikmal ve yedek parça temininde yaşadıkları sıkıntılara, maaş alamayan askerî personelin ek işlerle geçimlerini sağlamaya çalıştıklarına bizzat şahit olunmaktaydı.

Bu kapsamda, RF silahlı kuvvetlerinin gerçek anlamda modernizasyona ihtiyacı bulunduğu ve böyle bir yenilemenin uzun yıllar alacağı ortadaydı. Temasların sağlandığı düzenlemelerde deniz kuvvetlerinin yer almaması nedeniyle, bu kuvvete dair net bir izlenim edinilememesine karşın, kara ve hava kuvvetlerinden çok farklı durumda olmayacağı tahmin edilmekteydi.

RF’nin, ABD, AB ve NATO’ya yönelik güvenlik endişeleri

SSCB’nin dağılmasından sonra Batılı ülkelerin ardıl devletlere yönelik ekonomik ve siyasi girişimleri gelişmekte ve bu ülkeler de ABD, AB ve NATO’ya yakınlaşmaktaydı. Öte yandan, Baltık ülkeleri dışında, RF’nin sınır komşusu olduğu ardıl devletlerin NATO’ya üye olmaları ihtimali de belirmişti. 2011 yılında şiddetle karşı çıktığı NATO Füze Savunma Sisteminin teşkili de RF’nin hem NATO’ya yönelik ulusal güvenlik endişelerini hem de arka bahçesini tamamıyla kaybetme ve çevrelenme kaygılarını artırmıştı.

ABD’nin bölge ülkelerine güvenlik bağlamında yakınlaşmak amacıyla ve teşvikiyle kurulan Barış İçin Ortaklık (BİO) misyonunun etkinliklerinin de -kendisi de katılımcı olmasına rağmen- RF’nin hoşuna gitmediği söylenebilir. Ülkemizde, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde bir merkezi de bulunan BİO çalışmaları sayesinde, eski SSCB ve VP ülkeleriyle kurslar, seminerler vb. gibi faaliyetlerle yakın ilişkiler tesis edilmiştir. Gürcistan, Azerbaycan, Ukrayna ve Moldova’nın (GUAM) girişimlerinin de RF tarafında olumlu tepki bulmadığı tahmin edilebilir.

Dünyanın önde gelen özel istihbarat şirketi STRATFOR’un kurucusu ve CEO’su George Freidman, “The Next Decade“ isimli kitabında RF’nin endişeleri ve ABD’nin RF’ye yaklaşımı konularında dikkate değer değerlendirmeler yapmıştır. Freidman’ın, özellikle takip eden paragraflarda sunulan değerlendirmeleri oldukça ilgi çekicidir.

“RF’nin tedirginliği, NATO’nun, artık kapısına kadar ulaştığını görünce iyiden iyiye artmıştır. RF’ye göre, NATO her şeyden önce askerî bir ittifaktı, bu bakımdan her ne kadar hâlihazırda yumuşak bir eğilim gösterse de NATO’nun geleceğe ilişkin tasarımları öngörülemezdi. RF, eğer er ya da geç kendisine saldırmayacaksa, NATO genişlemesinin amacı olmayacağını düşündü.[7]

Büyük bir ülke olan Ukrayna, RF’nin tüm güneybatı cephesini kapatır ve RF’ye göre; RF ulusal güvenliği için anahtardır. Ukrayna-Kazakistan arasındaki RF toprağı sadece 300 mil genişliğindedir (Harita 1). RF’nin Kafkaslara yönelik tüm nüfuzu büyük oranda, güney petrol boru hattıyla beraber bu ara bölgeden geçer.

2004 yılındaki Turuncu Devrim Moskova tarafından, Ukrayna’yı NATO’ya almak için CIA ve MI6 sponsorluğunda organize edilen Batı yanlısı, Rus karşıtı bir başkaldırı olarak görüldü. ABD-RF ilişkilerinde dönüm noktası olan Ukrayna’daki bu olaylar, RF’yi, ABD’nin onları yıkıma uğratmak istemese de, sıkıca kontrol etmek istediği algısına yönlendirdi.“[8]

Harita 1: Ukrayna-Kazakistan arasındaki RF toprağı[9]


ABD ve AB’nin yaklaşımları

Friedman; “her ne kadar yumuşak tarzlı da görünse, çevrelemenin bir ABD stratejisi olduğu doğrudur. ABD’nin temel çıkarı daima ‘güç dengesidir’. ABD, RF’yi 1990’larda yıkıma uğratmaktan kaçınarak, 2004 yılında, Ukrayna ile ve Sovyet ardılı ülkelerin birçoğunu da dâhil etmek suretiyle; Rus gücünü dengelemek için ‘bölgesel bir güç dengesi’ yaratmaya çalışmıştır.[10]

Avrasya’da ABD çıkarı, dünyanın diğer yerlerindeki ABD çıkarlarıyla aynıdır; yani bölgeyi kendi nüfuzu altına alacak belirgin bir güç ya da koalisyonun önlenmesidir.[11]

Avrupalılar ise eski Sovyet uydularını; üzerlerinden RF ile ilişkilerini yürütürken kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak, Moskova’ya karşı birer ‘tampon’ olarak görürler. Avrupalılar, Doğu Avrupalıların güvenlik endişelerini anlamakla birlikte, Avrupa-Doğu Avrupa ve RF arasındaki ekonomik ilişkilerin, RF saldırganlığını da önleyeceğine inanırlar.[12]

Avrupalılar, ABD’ye bağımlılıklarını azaltarak, Ruslarla karşılıklı çıkar temelinde ilişki kurabilir ve ‘güvenlik politikası’ olarak Doğu Avrupa ülkelerinin oluşturduğu ‘stratejik tampondan’ faydalanmayı sürdürebilirler. Ancak bu, ABD için büyük bir risk oluşturur. Bu nedenle ABD Başkanı, RF’yi çevrelemeyi sürdürecek biçimde hareket etmeli, söz konusu ülkenin uzun süreli iç zafiyetlerinin sürmesini temin etmelidir“ demektedir.[13]

“The Reform of Russian Conventional Armed Forces“ isimli kitabın yazarı McDermott ise; RF silahlı kuvvetleri ve Rus siyasi-askerî elitlerin, başından beri NATO’nun Sovyetler Birliği’ne doğru genişlemesine karşı olduklarını, NATO Üyelik Eylem Planını (MAP) sürdürmek isteyen Ukrayna ve Gürcistan’ın, RF’nin İttifak’a yönelik şüphelerinin artmasına katkı sağladığını ve Ukrayna’nın üyelik olasılığının RF’de bir “varoluş tehdidi“ olarak algılandığını belirtmektedir[14].

[15] Nisan 2008’de gerçekleşen NATO’nun Bükreş Zirve toplantısında Gürcistan ve Ukrayna’nın teşkilata üyelikleri konusunda uzun vadede söz verilmesi de Kremlin’de tedirginliğe neden olmuştur.[16]


Gürcistan-RF çatışması, Kırımın İşgali ve 2022 yılı Ocak ayı öncesi gelişmeler

Gürcistan-RF çatışması

Ağustos 2008’de RF, Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmak suretiyle kendisine sunduğu fırsatı kaçırmadı. Beş günlük çatışmanın sonunda Güney Osetya RF’nin kontrolüne geçti. Devlet Başkanı Shakasvili ülkesini terk etti.

RF’nin NATO tarafından çevrelenme endişesi dışında, Putin Yönetiminin fırsat ele geçtiğinde, ardıl devletlerden toprak alarak ve hatta mümkünse ya kendisine müzahir yönetimlerin işbaşına gelmesini destekleyerek ya da kendisine bağlayarak; yakın coğrafyada kontrolü tekrar ele geçirip eski günlere geri dönme özlemi vardır. Bu özlemini de adım adım gerçekleştirmekte olduğu görülmektedir.

Putin’in bu kadar güçlü olmasında, milliyetçi duygularla, eskisi gibi süper devlet olmak yönündeki halk desteğini de göz ardı etmemek gerekir. II. Dünya Savaşı’nın mağlup ülkesi olarak Versay Antlaşması’nı imzalamak zorunda bırakılan Almanya halkının, söz konusu ezikliğini giderme ümidiyle Hitler gibi bir diktatöre nasıl destek vermiş olduğu hatırlanırsa; millî duyguların nasıl manipüle edilebildiği daha iyi anlaşılabilir. Bu bağlamda, RF’nin, geçmişte olduğu gibi günümüzde de gelişen teknolojilerden de istifadeyle psikolojik harp tekniklerini yoğun olarak kullanmayı sürdürdüğünü söylemek de yanlış olmayacaktır.

Kırım’ın İşgali

Ukrayna’da Yanukovich devrini bitirerek hükûmeti düşüren olaylar sonrasında 2014 yılında, dünyanın dikkati daha ziyade Suriye üzerinde iken, RF sessiz sedasız ve muhtemelen Batı istihbarat örgütlerinin de tespiti dışında Kırım’ı topraklarına katmıştır. RF bununla da yetinmeyerek, Ukrayna’nın doğusunda Luhansk ve Donetsk bölgelerinde Rus yanlısı ayrılıkçıları kullanarak özerk bölge yaratılmasının temellerini atmıştır.

Ukrayna, Kırım’ın işgali sonrasında, 2010 yılında Rus yanlısı cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in döneminde resmileşen “tarafsız ülke“ statüsünü Aralık 2014’te Parlamento’da aldığı kararla sona erdirmiştir. NATO üyeliği yolunu da açan bu karar, RF tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

“Batı’nın, RF’nin Kırım’ı işgalini gerçekten öngöremediği mi, yoksa öngörmesine karşın sessiz mi kaldığı?“ sorusu kafa karıştırıcıdır. Zira 2011 basımlı “2020 Yılında RF“ isimli kitabın yazarlarından Pavel K. Baev’in şu değerlendirmesi oldukça ilginçtir:

“RF-Gürcistan savaşından sonra, Rus liderliğinin olası gördüğü bir diğer kriz Ukrayna’nın (suni devlet olarak tasvir edilen) 2004 Turuncu Devrim’ine benzer bir siyasi kargaşa sonucunda dağılmasıdır. Ukrayna’nın siyasi ve askerî kargaşaları yönetme konusunda tecrübe sahibi olduğu tartışılabilir, fakat RF’nin, Ukrayna’nın hayali parçalanma/ayrılmalarına askerî bir yanıt vermek için hazırlanmadığı açıktır. Olası ‘kardeşçe’ bir müdahalenin temel parametresi, böyle büyük bir ülkeyi kontrol edebilmek için büyük sayıda birliktir, böylece mevcut durumda belirgin artış zorunludur. Böylesi düşünce için en olası senaryo; Kırım’ın, zamanında ulaşacak birkaç taburun desteğiyle ilhak edilmesidir, bu düşük masraflı ‘askerî çözüm’ün siyasi maliyeti ise kesinlikle ağır olacaktır“.[17]

Hatırlanacağı üzere, Kırım’ın RF tarafından işgali tam da söylendiği gibi gerçekleştirilmiştir.

2022 yılı Ocak ayı öncesi gelişmeler

2014-2022 yılları arası dönem, Ukrayna’nın Donetsk ve Luhansk bölgesindeki ayrılıkçılara yönelik müdahaleleri ve RF desteğindeki ayrılıkçıların Ukrayna kuvvetlerine yönelik saldırılarıyla, iki ülkenin olası tüm uluslararası platformlarda birbirlerine yönelik suçlamalarla geçmiştir. 2014 yılında, Misyon başkanlığını ülkemizin yürüttüğü ve keza ülkemizden askerî gözlemcilerin de fiilen yer aldığı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Ukrayna Özel Gözlem Misyonu teşkil edilerek, bölgede Minsk Anlaşmaları ile tesis edilen ateşkesin sürdürülmesine ve tansiyonun düşürülmesine çalışılmıştır.

2022 Şubat ayına gelindiğinde, RF bilinen taktikleri çerçevesinde, tatbikat görüntüsü altında Ukrayna sınırına büyük miktarda konvansiyonel kuvvet konuşlandırmıştır. RF, AGİT’te, özellikle bu tür askerî yığınaklara ilişkin olarak 2011 Viyana Belgesi’nin (VB2011) risklerin azaltılması çerçevesindeki mekanizmasının işletilmesi çabalarına da kayıtsız kalmıştır. Söz konusu mekanizma, VB2011’de belirlenmiş eşiklerin aşılması nedeniyle endişe yaratan askeri faaliyetler hakkında Katılımcı Devletlere ilgili ülkeden bilgi talep etme hakkı vermektedir. RF, bu çerçevedeki taleplere askerî faaliyetleri eşiklerin çok üstünde olmasına karşın tatmin edici bir yanıt vermemiş ve konuyu ele almak üzere düzenlenen toplantıya iştirak etmemiştir.

Bu dönemde, ABD Başkanı dünya kamuoyunu birkaç kez RF’nin-Ukrayna’yı işgal edeceği konusunda uyarmıştır. Söz konusu uyarının gölgesinde 24 Şubat 2022 günü RF, muhtemelen Belarus kara ve hava sahasını da kullanarak[18] (bu, kanıtlandığı takdirde Belarus’u da uluslararası hukuk nezdinde savaşın bir tarafı yapar[19]; bu bağlamda Ukrayna’nın Belarus topraklarında düzenlenen müzakerelere katılması isabetli olmamıştır), kuzey, doğu ve güney olmak üzere üç ilerleme mihveri üzerinden Ukrayna’ya birliklerini sokmaya başlamıştır (Harita 2). RF, olası bir saldırısının sadece ayrılıkçı bölgelere yönelebileceğine dair öngörülerin aksine, üç yönden sürpriz niteliğinde genel işgal harekâtı başlatmıştır.

Harita 2: RF güçlerinin ilerleme mihverleri[20]


RF, bahse konu harekâtı öncesinde, ABD ve NATO nezdinde güvenlik teminatı almaya çalışmıştır. Bu bağlamda, 5 Mayıs 2008 tarihinde Berlin Güvenlik Konferansı’nda o zamanki RF Devlet Başkanı Medvedev tarafından gündeme getirilen ve 2009 yılında metni taraflara sunulan (söz konusu metin İttifak nezdinde kabul görmemişti) “Avrupa Güvenlik Antlaşması“ (AGA) taslağına (http://en.kremlin.ru/events/president/news/6152) benzer güvenlik garantileri içeren bir antlaşma taslağını (https://mid.ru/ru/foreign_policy/rso/nato/1790818/?lang=en) ABD’ye ve diğer bir anlaşma taslağını (https://mid.ru/ru/foreign_policy/rso/nato/1790803/?lang=en) da NATO’ya Ocak 2022 içinde iletmiştir. RF, bu girişimiyle muhtemelen harekâta başlamadan önce zemin yoklaması yapmak istemiştir. Bununla birlikte, RF’nin, hazırlıklarını söz konusu anlaşma taslaklarının kabul görmeyeceği üzerine yapmış olduğu anlaşılmaktadır.

Orduların gerçek gücünü belirleyen husus, nicelikten, yani sayısal üstünlükten ziyade niteliktir. RF silahlı kuvvetlerinin gerek personel gerek silah araç gereç bakımından Ukrayna ordusundan birkaç kat fazla olduğu bilinen bir husustur (Tablo 1). Bu çerçevede, konvansiyonel silahlı kuvvetler bazında sayısal karşılaştırma yapmak çok anlamlı olmayacaktır. Zira RF ordusunun ne kadar eğitimli olduğu ve savaşma azmi; silah araç ve gereçlerinin imkân ve kabiliyetleri, uzun mesafelerde ikmalin sürekliliği gibi muharebe gücünü belirleyen farklı hususlar vardır.

Bu kapsamda, savaşın gidişatını etkileyecek en önemli husus; Ukrayna ordusu ve milletinin azmi ve direnme gücüdür, çünkü onlar başka bir ülke topraklarında değil, vatanlarını ve sınırlarını korumak için çarpışmaktadırlar. En tehlikeli silahın, ölümü göze almış insan olduğunu da bu vesileyle hatırlatmak faydalı olacaktır.

Tablo 1: RF-Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Mukayesesi[21]


SONUÇ

RF tarafı, harekâtın ilk günlerinde hedeflere varıldığı zaman durdurulacağı yönünde beyanlarda bulunmasına rağmen, hedefin ne olduğu halen net olarak bilinmemektedir. RF’nin taktik gereği; esnekliği muhafaza etmek için hedeflerini açıklamadığı, harekâtın gelişmesine göre hedeflerini tadil edeceği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, RF’nin henüz yeterince modernize edemediği konvansiyonel kuvvetlerinin tüm Ukrayna’yı kontrol edip edemeyeceği ve ne kadar zamanda bunu başarabileceğinin, harekâtın başlangıç safhası itibarıyla belli olmadığı şartlarda, harekâtın gidişinden;

-RF’nin, Kiev’e girerek Batı taraftarı meşru yönetimi devirmeye, muhtemelen yerine keza bilindik Sovyet taktikleri çerçevesinde kendine müzahir bir kukla yönetim yerleştirmeye,
-Ukrayna’nın Karadeniz’le bağlantısını kesmeye, Azak Denizi’ni tamamen Rus toprağı yapmaya ve Ukrayna’nın kendisine tehlike arz edebilecek askerî imkân ve kabiliyetini yok etmeye,
-Moldova’nın ayrılıkçı bölgesi Transdinyester ile karadan bir koridor oluşturmaya,
-Harekâtın seyrine ve başarısına göre, Ukrayna’ya masada kendi şartlarını kabul ettirmeye çalıştığı tahmin edilmektedir.

Öte yandan RF’nin, iyi bir savunma hattı olması itibarıyla, konvansiyonel düzeyde yeterli derinlik sağlayabilecek bir tampon bölge olarak, Dinyeper nehri doğusunu tamamen kendi kontrolü altına almak istediği de düşünülebilir. Böyle bir stratejinin, Ukrayna’nın Dinyeper nehri boyunca bölünmesi ve söz konusu hattın doğusunda kalan bölgenin doğrudan RF toprağına katılması veya etnik Rus ve Ukraynalıların belirtilen hat sınır olmak üzere bir Federasyon oluşturması suretiyle gerçekleştirilmesi tasarlanmış olabilir.

Bununla birlikte, RF’nin askerî harekâtı belirli bir hedef gözetmek yerine, Ukrayna’yı silahlı gücüyle baskı altına alıp masada istediğini almak üzere kurgulamış olabileceği de akla gelmektedir. Neticeyi tabiatıyla, sahadaki ve masadaki gelişmeler gösterecektir.

Nitekim sahada muhtemelen arzu edilen ilerleme sağlanamadığı ve Ukrayna’nın kısmi karşı taarruzlarının yer yer Rus birliklerini geri itmeye başladığı şartlarda, RF Genelkurmayı askerî harekâtın birinci ayını doldurduğu 25 Mart 2022 tarihinde yayınladığı bir raporla [ISW Blog (iswresearch.org)] başlangıç hedeflerinde düzeltme yapılacağının işaretini vermiştir.

Değerlendirme

1994’te RF; ABD ve İngiltere ile imzaladığı Budapeşte Memorandumu’yla, Ukrayna’nın bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi, (meşru müdafaa ve BM Sözleşmesi’ndeki ilgili diğer şartlar dışında) Ukrayna’nın siyasi bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne karşı güç kullanmaktan kaçınmayı taahhüt etmiştir. Ukrayna-Rusya arasında 1997’de imzalanan Paylaşım Anlaşması çerçevesinde Moskova, Kiev’in Kırım üzerindeki hâkimiyetini kabul etmiştir.[22]

RF’nin Ukrayna’ya yönelik olarak başlattığı askerî harekâtı, akdedilmiş ve yürürlükte olan ilgili düzenlemeler çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Bu çerçevede, BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi Üyesi olmak sıfatıyla, BM Şartına öncelikle kendisi uymak gibi bir rolü de bulunan RF’nin Ukrayna’ya yönelik askerî girişimi;

-BM Şartının 2.3.[23] ve 2. 4[24]. Maddelerine;
-Literatürde AGİT ilkeleri olarak yer bulan, Helsinki Nihai Senedi’nin I,II,III,IV,V,IX ve X. ilkelerine[25];
-1994 Budapeşte Memorandumu’nun 1,2 ve 3. Maddelerine[26] aykırıdır.

RF Dışişleri Bakanı Lavrov, 10 Mart 2022 tarihinde Antalya’da Ukrayna tarafı ile gerçekleştirilen müzakerelerde düzenlenen basın toplantısında verdiği bir soruya yanıtında, AGİT 1999 İstanbul Belgesi ve 2010 Astana Belgelerine atıfta bulunmuştur.

Lavrov’un esasen atıfta bulunduğu husus, “AGİT üyelerinin hiçbirinin kendi güvenliği yararına diğer üye ya da üyelerin güvenliğini azaltmamasına“ dair ilkedir. RF bu ilkeyi 1990’lı yıllardan bu yana, birçok çok taraflı uluslararası toplantıda dile getirmektedir. Ancak, RF’nin dikkate getirdiği bu husus dışında; ülkelerin kendi güvenliklerini temin için özgür biçimde ittifaklara dâhil olabileceklerine dair de ilgili düzenlemelerde hükümler mevcuttur.

Bu çerçevede, hangi pakta, hangi uluslararası topluluğa ve/veya kuruluşa katılıp katılmayacağına karar verme yetkisi; uluslararası hukuk nezdinde bağımsız ve hükümran bir devlet olan Ukrayna’nın kendi seçimidir. SSCB, tarihteki diğer imparatorluklar gibi tarihe karışmıştır, selefleri tarafından kabul edilmiş olan bu durumu günümüz ve gelecekteki Rus yetkililerin de artık anlamaları ve ülke güvenliğine dair tedbirlerini eski yöntem olan doğrudan askerî güç kullanmak yerine, uluslararası hukuk kurallarına uygun yöntemlerle almaları gerekir.

Her halükârda, RF uluslararası hukuk kapsamında hükümran bir ülkenin topraklarına, uluslararası hukuk bağlamında geçerli ve sağlam bir gerekçesi olmadan, olası bir NATO genişlemesini bahane ederek ve “Ukrayna’nın Rus toprağı“ olduğu yönünde kendisine göre tarihî gerekçelerle silahlı kuvvetlerini sokmak suretiyle en temel hükümleri açık bir şekilde çiğnemiştir. Bu harekâtını, sadece kendi oluşturduğu ayrılıkçı bölgede değil Ukrayna’nın neredeyse tamamına yakın bölümüne yönelik başlatması ise saldırıyı tamamen uluslararası hukuk dışına taşımıştır.

RF’yi bu cesareti veren hususun ise Kırım’ı işgalinde karşı karşıya kaldığı tepkilerin, RF üzerinde caydırıcı etki sağlamaktan uzak kalması olduğu açıktır. Bu çerçevede, RF’nin Kırım’ı ilhakına karşın ekonomik tedbirler dışında kendisi üzerinde gerçekten caydırıcılık etkisi yaratacak daha ciddi birtakım önlemlerle karşılaşmamasından ve Avrupa’nın başta petrol ve doğal gaz olmak üzere ekonomik çıkarlar nedeniyle kendisine karşı çıkamayacağı inancından aldığı cesaretin, bugünkü gelişmelere yol açtığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda, Batı’nın, RF’ye hammadde ve ekonomik bağımlılığını azaltmadan, RF saldırganlığını önlemek için atılacak adımların yeterli olmayacağını artık anlamış olması beklenir. Bu çerçevede, RF ile karşılıklı ithalat ve ihracatın azaltılarak, bağımlılıktan kurtulmak için gerekli adımların gecikmeden atılmasına ihtiyaç olduğu görülmektedir.
RF’nin, Ukrayna’nın işgalini başarması hâlinde, bunun RF ve ortakları açısından Batı’ya karşı gerek büyük bir moral üstünlük, gerekse stratejik açıdan oldukça önemli bir kazanım olacağı ve RF’nin sadece güvenliğine değil, Ukrayna’nın zengin kaynaklarıyla ekonomisine de katkı sağlayacağı aşikârdır.

RF, Ukrayna kıyılarını da kontrol ederek; Türkiye, Bulgaristan, Romanya gibi NATO ülkelerinin yanı sıra, Batı’ya yakın, Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerin sahildar olduğu, Moldova’nın ise Tuna nehri üzerinden çıkış sağladığı Karadeniz’de hâkimiyet alanını genişletmiş olacaktır Ayrıca;

- Ukrayna dışında tutmak suretiyle, NATO’ya karşı stratejik derinlik ve reaksiyon süresi kazandıracak bir tampon bölgenin kontrolünü ele geçirmiş,
-Batı desteğiyle, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasının bir nevi rövanşını almış,[27]
-Arka bahçesi olarak gördüğü diğer ülkelere ve komşu ülkelere gözdağı vermiş,
-Her ne kadar gerçekte hâlihazırda bölgesel güç düzeyindeyse de; bir nevi, dünya ligine, “süper güç“ olarak döndüğünü ilan etmiş olacaktır.

RF’nin başarılı olması, Batı ve ABD için ise öncelikle bir yenilgi, sonra Ukrayna’nın batı cephesinde yer almasıyla sağlanacak ekonomik kayıplarla birlikte, önemli bir zemin, prestij ve stratejik üstünlük sağlama imkânının yitirilmesi olacaktır.

Bir nevi soğuk savaş yıllarına ve silahlanma yarışına dönüş durumu yaşanacaktır. Avrupa’da, ABD’nin sağlamaya çalıştığı güç dengesi RF lehine değişecektir. Yüksek olasılıkla, NATO ve AB ülkelerinden gelecek taleplerle, ABD istediği takdirde, Soğuk Savaş yıllarında olduğu üzere Avrupa’da daha fazla güç bulunduracaktır, silah ticareti artacak, son yıllarda zaten artmış olan silahlanma yarışı hızlanarak sürecektir.

Nitekim NATO, hâlihazırdaki gelişmeler çerçevesinde doğu kanadındaki güçlerini takviye etmeye başlamıştır. NATO’nun bu bölgede önlemlerini daha da artıracağı 24 Mart 2022 tarihinde düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Olağanüstü Zirve Bildirisi’nde (NATO - News: Statement by NATO Heads of State and Government - Brussels 24 March 2022, 24-Mar.-2022) yer almıştır. NATO'nun son olarak 2010 yılında Lizbon Zirvesi’nde kabul edilen Stratejik Konsept Belgesi güncellenerek, Haziran 2022’de Madrid’de yapılacak Zirve’de kabul edilecektir. Yeni belge tabiatıyla, Ukrayna bağlamındaki gelişmelere göre yeni ya da ilave tedbirler içerecektir.

Diğer taraftan, Avrupa güvenlik mimarisinin önemli unsurları olan güvenlik ve silahların kontrolü ve silahsızlanma düzenlemeleri, değişen şartlar nedeniyle ya tadil edilmek durumunda kalacak ya da Anti Balistik Füze Antlaşması (ABM) ve Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Antlaşması gibi yürürlükten kalkacaklar veya ASA ve AKKA gibi, ABD ve RF’nin olmadığı şartlarda yürütüleceklerdir. ABD ve RF’nin içinde yer almadığı bu tür düzenlemelerin Avrupa güvenliğine arzu edilen katkıyı, bu gelişmelerden sonra sağlamayacağı açıktır.

Suriye’de yaşananları göremeyen ya da görmek istemeyen Batı için, RF-Ukrayna çatışmasında şehirlerin ve yerleşim yerlerinin savaş alanı olarak kullanılması ciddi bir göz açıcı etki yaratabilecektir. Bu bağlamda, savaş ve çatışmalarda sivillerin bölgeden tahliyesi, göçmen kontrolü, sivil zayiatların azaltılması, yerleşim yerlerinde patlayıcı silahların kullanımının sınırlandırılması, yerleşim yerleri alt-yapılarının imhasının önlenmesi, Cenevre Sözleşmesi’ne uyum gibi hususlar; çok taraflı diplomaside daha sıklıkla ele alınan ve gündemde üst sıralarda yer alan konular hâline gelecektir.

RF’nin Ukrayna’da kullandığı hipersonik silahlar henüz bir silahların kontrolü ve silahsızlanma düzenlemesine konu edilmemekle birlikte, üzerinde ilgili formatlarda görüşmeler bir süredir yapılmaktadır. Ukrayna çatışması sonrasında, bu görüşmelerin bir düzenlemeye dönüştürülmesi yönünde Sivil Toplum Kuruluşlarından (STK) girişimler olması beklenebilir. RF’nin yine Ukrayna’da kullandığı çeşitli şekilde haberlere konu olan termobarik silahlar/vakum bombaları için de benzer girişimler vuku bulabilecek ve/veya Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi (BKSS) çalışmalarında son yıllarda gündeme gelen “yakıcı silahlar“ başlığı altında konunun ele alınması yönünde girişimler olabilecektir.

RF’nin Ukrayna saldırısıyla, II. Dünya Savaşı’ndan ve Soğuk Savaş’tan sonra oluşturulmaya çalışılan düzen derin yara almıştır. Bu çerçevede, küresel güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korunmasında BM’nin, Avrupa Güvenliği konusunda ise AGİT’in rolü daha fazla sorgulanmaya başlanacak, söz konusu örgütlerin çalışmaları daha fazla erozyona uğrayacak, hatta varoluş gerekçeleri ve revizyona tabi tutulmaları tartışılmaya başlanabilecektir.

RF’nin çeşitli uluslararası kuruluşlara üyeliğinin sonlandırılması ya da askıya alınması gibi yaptırımlar daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanacaktır.

Avrupa’da, Soğuk Savaş’ın son dönemlerinde tesis edilen barış, güvenlik ve istikrar temelli siyasi-askerî iklim, yerini güvensizlik, silahlanma yarışı ve soğuk savaşa bırakacaktır.

RF, gerek NPT gerek Budapeşte Memorandumu’nda mevcut yükümlülükleri hilafına nükleer güçlerine de hazırlık talimatı vererek, gerekirse nükleer silah kullanma tehdidinde bulunmuştur. RF’nin taktik düzeyde dahi olsa, nükleer silah kullanma ihtimalinden duyulan endişenin, Batılı ülkeler nezdinde yarattığı tedirginlik ve caydırıcılık etkisi dikkate alındığında; diğer bölge ülkelerinin de nükleer silaha sahip olma arzusu artabilecektir. Tabiatıyla, böyle bir durum; nükleer silahsızlanma, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NPT) ve Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW) çalışmalarına olumsuz etki yapabilecektir.

RF’nin ulaşmak istediği hedeflerle orantılı ve bu hedeflerin açıkça ortaya konmamış olduğu şartlarda; RF’nin askerî harekâtının hangi durumda başarısız kabul edilebileceği göreceli bir durumdur. Bununla birlikte, Kiev’i ele geçirip meşru hükûmeti deviremese dahi; Ukrayna’ya tarafsız ülke statüsüne dönmeyi, NATO üyeliğinden vazgeçmeyi, Kırım’ın Rus toprağı olduğunu ve Donetsk ve Luhansk’a özerklik vermeyi kabul ettirdiği şartlarda başarılı olduğu varsayılabilecektir.

RF’nin, işgal ettiği yerlerden büyük ihtimalle çekilmeyeceği de düşünülürse; Ukrayna içinde askerî güç bulundurmak suretiyle de başarı kazanmış olacaktır. Bu hususların gerçekleştirilemediği şartlarda ise her ne kadar bazı bölgeleri ele geçirmiş olsa da bunun kısmi bir başarı olmaktan öte geçmeyeceği ve Rusların başarılı olamadığı söylenebilecektir. Doğal olarak, RF’nin başarılı olamadığı oranda başarı Batı’nın ve olası bir RF saldırısına karşı hazırlamaya çalıştığı Ukrayna’nın olacaktır. RF’nin askerî harekâtının birinci ayının tamamlandığı son günlerde, gerçekte olmasa dahi kendisini nasıl başarılı gösterebileceğinin arayışlarına başladığı görülmektedir.

RF’nin istediği başarıyı sağlayamaması, sert ekonomik yaptırımların Rus halkı üzerindeki etkisiyle Putin yönetiminin tahtını da sallamaya başlayabilecek, iç karışıklıklara yol açabilecektir. ABD’nin de bu yönde bir beklenti içinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

RF’nin Ukrayna’ya yerleştiği olası yeni durum karşısında, başta Baltık ülkeleri, sonra Polonya, Slovakya, Macaristan ve Romanya’nın güvenlik endişeleri artacak, bu çerçevede NATO’nun, yeni duruma göre planlarını ve kuvvet konuşlandırmalarını uyarlaması gerekecektir. RF’nin taraf olduğu düzenlemelerdeki yükümlülüklerin hilafına böyle bir askerî harekâta girişmesine misilleme olarak, 1997 NRC Kurucu Belgesiyle RF’ye verilen güvenlik garantilerinin ve Baltık ülkelerine kuvvet konuşlandırmama yükümlülüğünün, nükleer silah miktarlarının artırılıp artırılmayacağı gibi hususların tekrar değerlendirilmesi; NATO tarafında tartışmalara konu olabilecektir.

RF’nin saldırgan tutumunu ve Bulgaristan ve Romanya gibi müttefiklerin denizden de korunmasına ihtiyaç olduğu gerekçe gösterilerek müttefiklerin Montrö Sözleşmesi çerçevesinde ülkemiz üzerinde baskı yaratmaya çalışmaları söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda, Montrö Sözleşmesi’ne uygun olsa da, RF’yi tedirgin ederek ülkemizi sıkıntıya sokabilecek sıklıkta ittifak gemisinin Karadeniz’e giriş/çıkışı gündeme gelebilecektir.




KAYNAKÇA

- Russia in 2020, Scenarious for the Future, Maria Lipman, Nikolay Petrov, Carneige Endowment 2011,
- Roger N. McDermott, The Reform of Russian Conventional Armed Forces, Problems, Challenges and Policy Implications, 2011, The Jamestown Foundation
-America’s Secret War, inside the hidden worldwide struggle between America and its enemies, George Friedman, Anchor Books, 2004,
- The Next 100 Years, George Friedman, Anchor Books, 2009,
- The Next Decade, George Friedman, Anchor Books, 2012,
-Ukraine Analytica, Issue 3 (5), 2016, Military Security
- The Russian and Ukrainian Spring 2021 War Scare, By Mykola Bielieskov, September 2021
- Russia’s Possible Invasion of Ukraine, By Philip G. Wasielewski & Seth G. Jones, January 2022
-Russian New Generation Warfare Handbook, Asymmetric Warfare Group, Version 1: December 2016
-Council Special Report No. 79, March 2017, Council on Foreign Relations, Center For Preventive Action
-Faulty Powers: Who Started the Ukraine Crisis? Author(s): Michael McFaul, Stephen Sestanovich and John J. Mearsheimer Source: Foreign Affairs , November/December 2014, Vol. 93, No. 6 (November/December 2014), pp. 167-178 Published by: Council on Foreign Relations
-House of Commons Defence Committee Towards the next Defence and Security Review: Part Two—NATO Third Report of Session 2014–15
-Congressional Research Service, In Focus, Ukrainian Armed Forces, Updated January 26, 2022
- Forecast Series: Putin’s Likely Course Of Action In Ukraine Putin’s Military Options
Frederick W. Kagan, Natalıya Bugayova, George Barros, Kateryna Stepanenko, and Mason Clark December 2021
-Foreign Affairs, Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault, Volume 93 Number 5, September / October
- Atlantic Council, Scowcroft Center for Strategy and Security, Meeting The Russian Conventional Challenge Effective Deterrence By Prompt Reinforcement, Franklin D. Kramer and Hans Binnendijk
-The Ukrainian Crisis and European Security Implications for the United States and U.S. Army, F. Stephen Larrabee, Peter A. Wilson, John Gordon IV, RAND Corporation, Santa Monica, Calif.,2015
- Analiz, Avrasya’nın Jeopolitik Anahtarı Ukrayna Üzerinde Güç Mücadelesi, Furkan Şenay, Muhammet Koçak, Ağustos 2014 Sayı: 107
-Responding to Russia’s New Military Buildup Near Ukraine Crisis Group Europe Briefing N°92 Kyiv/Moscow/Brussels, 8 December 2021
- Ukrayna ve ötesi, Prof.Dr. Sait Yılmaz, 28 Şubat 2022
-Ukrayna’da Rus askeri harekâtı, Prof.Dr. Sait Yılmaz, 7 Mart 2022
-Putin ve Rus halkının şifreleri, Prof.Dr. Sait Yılmaz, 14 Mart 2022
- Kuhrt, N. and Feklyunina, V. (eds.) (2017) Assessing Russia's Power: A Report. King’s College London and Newcastle University.
- Foreign Affairs, November/December 2021, Volume 100 • Number 6The Myth of Russian Decline, Why Moscow Will Be a Persistent Power, Michael Kofman and Andrea Kendall-Taylor
- Globesec ideas shaping the World, Ukraine Essential, Brief Four 7 March 2022
-Karadeniz ve Kafkaslar: Riskler Ve Fırsatlar, Ekonomi, Enerji ve Güvenlik
-Karadeniz ve Kafkasya’da Güvenlik Ve İş Birliği Paneli Bildiri Kitabi, 31 Mart 2014, İstanbul
-Küresel Hegemonya Savaşında Türkiye ve Türk Dış Politikası I, (2013-2016), Ömer Kalaycı
-Soğuk Savaş Sonrası Karadeniz’de ABD-Rusya Rekabeti: Çevrelemenin Yeniden Yaratılması, Yüksek Lisans Tezi, Ferit Çakıcı
 

[1] IV. Türkiye Lisansüstü Çalışmaları Kongresi - Bildiriler Kitabı II, Rus Dış Politikasında Ukrayna Krizi ve Türkiye’ye Etkileri, Merve Suna Özel, S75-76
[2] A.g.e,S75-76
[3] A.g.e, S76
[4] A.g.e, S76
[5] A.g.e,S78
[6] Roger N. McDermott, The Reform of Russian Conventional Armed Forces, Problems, Challenges and Policy Implications, 2011, The Jamestown Foundation, S.15.
[7] The Next Decade, George Friedman, Anchor Books, 2012, S122
[8] A.g.e.,S124
[9] A.g.e.,S123
[10] A.g.e,S125
[11] A.g.e.,S131
[12] A.g.e.,S133
[13] A.g.e,S133
[14] Roger N. McDermott, The Reform of Russian Conventional Armed Forces, Problems, Challenges and Policy Implications, 2011, The Jamestown Foundation, S.30.
[16]Karadeniz’deki gelişmeler, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, Rapor No:62, Ağustos 2014
[17] Russia in 2020, Scenarious for the Future, Maria Lipman, Nikolay Petrov, Carneige Endowment 2011, Pavel K. Paev, S366.
[19] Relatıons of Bellıgerent States And Neutral States: 1. A neutral state has the right and duty to abstain from taking part in the hostilities and from giving assistance to either belligerent; 2. to prevent its territory and other resources from being used in the conduct of hostilities by the belligerents;
[22] Karadeniz’deki gelişmeler, Bilge Adamlar Kurulu Raporu, Rapor No:62, Ağustos 2014
[23] Tüm üyeler, uluslararası nitelikteki uyuşmazlıklarını, uluslararası barış ve güvenliği ve adaleti tehlikeye düşürmeyecek biçimde, barışçı yollarla çözerler.
[24] Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletlerin Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.
[25] I. Sovereign equality, respect for the rights inherent in sovereignty, II. Refraining from the threat or use of force, III. Inviolability of frontiers, IV. Territorial integrity of States, V. Peaceful settlement of disputes, IX. Cooperation among States, X. Fulfilment in good faith of obligations under international law.
[26] 1. The Russian Federation, the United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland and the United States of America reaffirm their commitment to Ukraine, in accordance with the principles of the Final Act of the Conference on Security and Cooperation in Europe, to respect the independence and sovereignty and the existing borders of Ukraine; 2. The Russian Federation, the United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland and the United States of America reaffirm their obligation to refrain from the threat or use of force against the territorial integrity or political independence of Ukraine, and that none of their weapons will ever be used against Ukraine except in self-defence or otherwise in accordance with the Charter of the United Nations; 3. The Russian Federation, the United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland and the United States of America reaffirm their commitment to Ukraine, in accordance with the principles of the Final Act of the Conference on Security and Cooperation in Europe, to refrain from economic coercion designed to subordinate to their own interest the exercise by Ukraine of the rights inherent in its sovereignty and thus to secure advantages of any kind;
[27] RF’nin Bosna-Hersek Büyükelçisinin, Bosna-Hersek NATO üyeliğine yöneldiği takdirde Ukrayna’nın başına gelenlerin kendisinin de başına gelebileceği yönünde bir söylemde bulunmuştur.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2683 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 631
Asya 98 1060
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2034 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2034

Uluslararası ilişkilerde küreselleşmenin etkisiyle devletler ve toplumlar arasındaki ilişkiler değişime uğramış, dış politikada geleneksel diplomasinin yanında yeni bir mekanizma olarak kamu diplomasisi ortaya çıkmıştır. Devletlerin başka devlet ve toplumlara yönelik yaptığı bu faaliyetlerde sivil t...;

Gramsci’nin yıllar önce işaret ettiği gibi “eski düzenin ölmeye başladığı ancak yeni bir düzenin doğamadığı” hegemonsuz bir ara döneme (interregnum) doğru ilerliyoruz. Ben bunu “küresel bir fetret devri” olarak tanımlıyorum. Modern sonrası çağa geçişte yakalandığımız ara bir dönem bu. Küresel hegem...;

Son yıllarda iklimler ve ekosistemler üzerindeki değişimler nedeniyle uluslararası kamuoyunda iklimsel değişiklikler üzerine sıkça yorumlar ve tartışmalar gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili insan ya da ekosistem merkezli olmak üzere ekonomik, sosyal ve ya politik endişelere sahip olan çeşitli görüş...;

Bu makalede Turgut Özal dönemi (1983-1993) Türkiye’nin Orta Asya/Türkistan politikası ele alınmaktadır. Söz konusu zaman dilimi Özal’ın başbakanlık (1983-1991) ve cumhurbaşkanlığı (1991-1993) dönemlerini kapsamaktadır. Turgut Özal dönemi Soğuk Savaş yıllarının aksine Türkiye’nin Türkistan politikası...;

Avrupa Birliği (AB)'nden ayrılarak tarihinde yeni bir sayfa açan Birleşik Krallık, aktif bir küresel oyuncu olarak rolünü yeniden tanımlamak istemekte ve vizyon ve stratejisini kendisinin belirlediği güvenlik, savunma, kalkınma, uluslararası ilişkiler alanında yeni arayışlar içerisinde bulunmaktadır...;

“Şayet Türkler olmasaydı Rus tarihi en azından 1000 yıldır boşluk içinde kalırdı!” demek yanlış sayılamaz. Zira Türk-Rus ilişkilerinin tarihi, yüzyıllardır birbiriyle komşuluk yanında aynı bölgeyi ve hatta aynı devleti paylaşan, bugün dahi paylaşmaya devam eden eşine az rastlanır bir ilişkiler yumağ...;

Dünya İslâm Forumu ve İslâm Ülkeleri Düşünce Kuruluşları Platformu (ISTTP) tarafından, dördüncü defa verilecek olan İslâm Dünyası İstanbul Ödülleri açıklandı.;

II. Dünya Savaşı sonrasında ABD ve Birleşik Krallık tarafından temeli atılan Beş Göz ittifakı, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki teknik istihbarat iş birliği mekanizmasıdır. Sorumluluk sahaları açıkça beyan edilmese de üye ülkelerin dünyanın belirli bölgelerine yön...;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • DTB Hilton İstanbul Topkapı Otel -
  • İstanbul - Türkiye

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.