Enerji Rekabeti ve Deniz Güvenliğine Etkileri

Makale

Bu çalışmada, “Enerji Rekabeti” ve “Deniz Güvenliği” konuları farklı yönlerden ele alınarak değerlendirmekte ve birlikte irdelenmektedir. ...

ÖZET

Bu çalışmada, “Enerji Rekabeti“ ve “Deniz Güvenliği“ konuları farklı yönlerden ele alınarak değerlendirmekte ve birlikte irdelenmektedir. Bu bağlamda, dünyada ortaya çıkan sorunlara değinilerek, ülkemizi de yakından ilgilendiren “Doğu Akdeniz Enerji Güvenliği“ üzerinde özellikle durulmaktadır. Enerji Rekabeti bağlamında (petrole sahip olmayan ülkeler açısından) başatlıkla enerji arz güvenliği açısından konuya yaklaşıldığı görülmektedir. Oysa enerji arz güvenliği kadar enerji talep güvenliğinin göz önüne alınması önem taşımaktadır. Bu bağlamda, söz konusu bu konuların önemi ve deniz güvenliğine yansımaları ele alınarak açıklanmaktadır. Öz olarak, bu çalışmada genel enerji güvenliği bağlamında yaşanan enerji rekabeti ve deniz güvenliği sorunları ifade edilmektedir. Ayrıca, yaşanabilecek olası enerji-politik ve deniz güvenliği gelişmeleri de vurgulanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Deniz Güvenliği, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Enerji Politikaları, Enerji Rekabeti

GİRİŞ

Sanayi devriminin başlaması ve yaygınlaşmasıyla enerji kaynağı ihtiyacı yadsınamaz şekilde artmış ve o döneme kadar çokça olarak kullanılan odun, enerji kaynağı olarak yetersiz kalmıştır. Önceleri, odunun yerini kömür almışken içten yanmalı motorların geliştirilmesi sonucunda (kalori değeri yük[1]sek sıvı yakıt olan) petrol türevlerinin kullanımıyla birlikte petrol gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda tüm dünyada önce kömür ve takiben petrol başat enerji kaynağı olarak kullanılmış olup halen de kullanıla gitmektedirler (Şekil 1). Kömür, dünyanın birçok yerinde bulunurken, petrolün dünyanın belirli bölgelerinde odaklandığı görülmektedir. Bu odak bölgeler arasında Orta Doğu, Avrasya ve Kuzey Afrika ülkelerinin büyük önem taşıdığı görülmektedir. Oysa gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkede petrol rezervi bulunmamaktadır (Şekil 2). Dolayısı ile petrole ulaşım ve petrolün taşınması sorunu ile birlikte ilaveten kaliteli kömürün taşınması sorunu da ortaya çıkmış olup bu bağlamda “Enerji Rekabeti“ olarak niteleyebileceğimiz konu enerji politik olduğu kadar ekonomik ve siyasi sorunların da ana eksenini oluşturmuş olduğu gizlenmektedir.

Öte yandan konu, taşımacılık açısından ele alınırsa; deniz yolu taşımacılığı ekonomik açıdan genellikle öne çıkmaktadır. Bilhassa uzun mesafeler söz konusu olduğunda bu husus (bir seferde taşıma kapasitesi olarak) hem miktar ve hem de ekonomik açıdan tercih edilir olmaktadır. Farklı taşımacılık şekillerinin karşılaştırmalı bir grafiği Şekil 3’te verilmektedir. Buradan görüldüğü üzere en uygun taşımacılık yolunun deniz taşımacılığı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum petrol için de aynen geçerli olmaktadır. Dolayısıyla enerji politik olarak taşımacılık bağlamında bir deniz rekabeti gündeme gelmektedir. Deniz bölgelerinde enerji rekabeti iki farklı açıdan gündeme gelmektedir. Bunlardan birincisi, denizyolları kullanılarak önceleri karalarda bulunan petrolün ve daha sonraları da doğalgazın LNG formuna getirilerek deniz yoluyla talep bölgelerine taşınması olmaktadır. İkincisi ise 20. Yüzyılın son çeyreğinde ve özellikle de 21. Yüzyılda deniz bölgelerinde bulunan hidrokarbon rezervlerinin kendisi ve bunların yine karalara taşınması olmaktadır.

Petrolün taşınmasında ilk gelişen taşıma şekli denizler üzerinden olan taşımadır. Özellikle kara petrol kuyuları, deniz kıyılarına yakınsa ve uzak mesafelere taşınması söz konusuysa, olabildiğince deniz yolu taşımacılığı tercih edilmektedir. Böylelikle özellikle 20. Yüzyılın ilk 3 çeyreğinde enerji kaynağı taşımacılığı bağlamında deniz taşımacılığı öne çıkmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise giderek artan boyutlarda ve kapasitelerde tankerlerin inşasıyla petrolün taşımacılığının denizler üzerinden dünyanın çok farklı bölgelerine rekabet ortamları yaratılarak taşındığı gözlenmiştir. Bir başka deyişle, deniz rekabeti üzerinden hem deniz taşımacılığı lojistiğinin ve hem de tanker boyutlarının katastrofik boyutlara ulaştığı gözlenmiştir. Halen de farklı boyutlarda tankerlerle, ancak çoğu kez de “katastrofik“ olarak nitelenen devasa tankerlerle petrol taşımacılığı yapıldığı gözlenmektedir. Söz konusu dünya petrol taşımacılığı deniz yollarına ilişkin ana arterler Şekil 4’de verilmektedir.

Söz konusu ana arterler üzerinde önemli rekabetsel olaylar yaşanmış ve bilhassa güzergâh üzerinde liman ve ülkeler bu rekabetin oyun sahası olmuştur. Petrol taşımacılığı yolları birçok liman ve ülkelere artı değer kazandırmışsa da zaman içinde lojistik destek alınan çeşitli liman, ülke ve bölgelerde çoğu kez de ortaya çıkan rekabetten kaynaklanan siyasi çekişme ve çatışmaların yaşanmasına da sebep olmuştur. Nitekim Şekil 3’de görülen petrol taşıma güzergâhlarının karaya değdiği hemen her yerde sıcak çatışma veya kargaşalar yaşanmıştır. Bunlar arasında; Yemen, Somali, Sudan, Mısır, Vietnam, Kamboçya, Nijerya, Küba, Güney Afrika vb. gibi ülkeler sayılabilir.

Öte yandan yaklaşık son 40 yılda doğal gazın kullanımı hayli yaygınlaşmış ve CO2 salımının daha az olması, kolay kullanılabilirliği ve iklim değişikliğine karşı alınan tedbirler bağlamında tercih edilirliği ile doğal gaz talebi önemli artış göstermiştir. Dolayısıyla Doğal gazın da petrol gibi taşınması sorunu gündeme gelmiştir. Doğal gaz pek çok bölgede boru hatlarıyla taşınmaktadır. Ancak, daha pahalı bir alternatif de olsa, özellikle uzak, denizaşırı bölgelere sıvılaştırılarak ve uygun özel gemilerle taşınması da mümkün olmuştur. Bir başka deyişle, kaynak bölgelerinden çıkarılan doğal gaz, LNG (Liquefied Natural Gas) olarak taşınabilmektedir. LNG taşıması için kullanılan ana arter denizyolları Şekil 5’de görülmektedir.

Hemen fark edildiği (ve Şekil 4 ile Şekil 5’ten görüldüğü) üzere hem petrol ve hem de LNG ana arter deniz yollarının birbiri ile genel olarak örtüştüğü gözlenmektedir. Bir başka deyişle hem petrol ve hem de LNG için benzer denizyolu hatları kullanılmaktadır. Bu da deniz rekabetini daha da pekiştiren bir unsur olarak kendini göstermiştir. Bu hatlar incelendiği en stratejik olan ve riskli bölgelerin daha çok “dar suyolu“ bölgeleri olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölgeler içinde en çok öne çıkan dar suyolları; sırasıyla Hürmüz Boğazı, Malaka Boğazı, Süveyş Kanalı, Babülmendap Boğazı, Danimarka Geçişi, Türk Boğazları (İstanbul ve Çanakkale Boğazları) ve Panama Kanalı olmaktadır. Bunlara Cebelitarık Boğazı da eklenebilir. Şekil 6’da denizyolu hatları, riskleri ile birlikte verilmektedir. Bu stratejik bölgelerle ilişkili öne çıkan denizler belirlenmek istenirse, kapalı deniz bölgelerinin öne çıktığı söylenebilir. Söz konusu kapalı bölge denizleri olarak; Basra Körfezi, Akdeniz, Kızıldeniz, Karadeniz ve Baltık Denizi sayılabilir. Bu denizleri, ilişkili olduğu riskli dar suyolu bölgeleriyle irdelemek istersek de en stratejik deniz Akdeniz olmaktadır. Bir başka deyişle, sayılan 9 stratejik geçiş bölgesinden 4’ü (Türk Boğazları, Süveyş Kanalı ve Cebelitarık Boğazı) Akdeniz çevresindedir.

Burada şunu da ayrıca belirtmek gerekir ki; Akdeniz’de de, Doğu Akdeniz stratejik olarak daha çok öne çıkmaktadır. Zira riskli dar suyolu bölgelerinden 3’ü (Türk Boğazları ve Süveyş Kanalı) bağlamında (hatta Babül Mendep Boğazı da uzak ilintili olarak ilişkilendirilirse) Doğu Akdeniz’in kritik bir deniz rekabet bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısı ile bu bölgenin deniz rekabeti ve deniz güvenliği açısından yadsınamaz öneme sahip olduğu söylenebilir. Öte yandan gelişen teknoloji ile beraber petrol taşımacılığında boru hatları da kullanılmaya başlanmış ve özellikle 21. Yüzyılda denizaltına döşenen boru hatlarıyla taşımanın öne çıktığı görülmektedir. Bu boru hatlarının hayata geçirilmesi söz konusu olan bölgeler de daha çok kapalı denizler olmaktadır. Nitekim petrol veya doğal gaz boru hatlarının hayata geçirilmiş olanlarından en önemlilerinin; halen Karadeniz’de Mavi Akım, Türk Akım-1, Türk Akım-2 ve Baltık Denizinde döşenmiş olan Kuzey Akım-1 ve döşenmekte olan Kuzey Akım-2 olmaktadır (Şekil 7 ve Şekil 8).

Bütün bunlardan ayrı olarak çağımızda, gelişen teknolojiyle denizlerde hidrokarbon rezervlerini değerlendirmek mümkün olabilmektedir. Bir başka deyişle, yapılan araştırmalarla dünya denizlerinde rezervlerin hiç de yadsınamayacak miktarlarda olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla enerji rekabetini ve uzantısında deniz güvenliği konularını gündeme getirmiş bulunmaktadır. Dünya denizlerindeki önemli rezerv bölgelerinden birinin yine Doğu Akdeniz olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Doğu Akdeniz’i, (Türkiye’yi de yakından ilgilendirmesi nedeniyle) ayrıca ele alarak incelemek yerinde olacaktır.

Doğu Akdeniz Deniz Rekabetinin Değerlendirilmesi

Doğu Akdeniz ele alındığında; bu bölge tarihte olduğu gibi farklı yönlerden önem arz eden stratejik bir durum sergilemektedir.9 Ticaret yollarının yanı sıra enerji bağlamında da odak bölgesi olduğu anlaşılmaktadır. Enerji politik açıdan ilk ele alınabilecek bir konu, enerji taşıma yollarını kontrol edebilme olanağı sağlayan bir konjonktürel coğrafyaya sahip olmasıdır. Şöyle ki; önemli bir petrol kaynak bölgesi olan Orta Doğu’dan, petrol ihtiyacı yüksek bir bölge olan Avrupa’ya (kara taşınmasını takiben) en kısa ve kullanışlı deniz yolu çıkışı esas itibariyle Doğu Akdeniz üzerinden olmaktadır. Son dönemde, özellikle Kuzey Irak’ta bulunan yeni rezervler ve bu bölgedeki olası yeni rezerv bölgeleriyle Suriye’de de yeni rezerv bölgelerinin olabilirliği, Doğu Akdeniz kıyılarında yeni terminal limanların oluşmasına gerekçe oluşturmuş bulunmaktadır.10 Bu bağlamda, bölge dışı ülkelerin ve aktörlerin bölgeye bakış açıları, dolayısıyla da Doğu Akdeniz’e verdikleri dikkat artmıştır. Bu bağlamda Doğu Akdeniz’in doğu kıyısı enerji terminal limanları bölgesi haline gelmiştir denebilir. Bu durum, siyasi ve güvenlik sorunlarını ortaya çıkarmıştır. Terminal limanlar arasında; (halen terminal liman olan ve olası terminal limanlar olarak) Ceyhan, Banyas, Tripoli, Beyrut, Hayfa ve Askelon sayılabilir. Bu limanlar arasında düşünülenin ötesinde bir rekabet yaşanmaktadır (Şe[1]kil 9). Zira terminal limanını öne çıkarabilen ülke ve paydaşları Doğu Akdeniz deniz rekabetinde önemli avantaj sağlamış olacaktır. Bu bağlamda, sıcak çatışmaların arka planını oluşturan bir rekabet yaşanmaktadır denebilir. Öte yandan, Süveyş kanalı bağlantılı enerji taşıma yolları, son olarak 2. Süveyş Kanalının da 2015’de açılmasından sonra Doğu Akdeniz’i daha da önemli hale getirmiştir. Bu bağlamda Doğu Akdeniz, geçmişten buyana sahip olduğu ticaret yollarına hâkim konumda olma özelliğini I. Dünya savaşından sonra enerji geçiş yollarını kontrol edebilme özelliğini de ekleyerek stratejik önemini pekiştirmiş olmaktadır.

Öte yandan, “Modern İpek Yolu“ bağlamında “Bir Yol Bir Kuşak (One Belt One Road)“ ve son olarak (projenin dallanması ve bir ile ifade edilecek yoldan öte olması nedeniyle artık) “Yol ve Kuşak“ olarak nitelenen proje, özellikle 2000’li yıllarda kuvvetle gündeme gelmiş bulunmaktadır. Projenin hayata geçirilmesine ilişkin önemli gelişmeler de yaşanmaktadır.11 “Yol ve Kuşak“ projesinin deniz hattı Doğu Akdeniz’den geçmekte ve dolayısı ile deniz rekabetini pekiştirmektedir (Şekil 10). Projenin zaman içinde giderek kuvvetle gerçekleştirmesiyle Doğu Akdeniz deniz rekabetinin kompleksibilitesi artacaktır.

Bütün bunlardan ayrı olarak Doğu Akdeniz için enerji-politik açıdan bir diğer önemli husus; son dönemlerde Doğu Akdeniz deniz bölgelerinde bulunan zengin hidrokarbon yatakları ve bilinenlerden daha fazlasının bulunmasının bekleniyor olmasıdır. Halen, bulunan rezervler esas itibariyle Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ın güneydoğusundaki Afrodit Bölgesi ile İsrail karasularındaki Levitan ve Tamar bölgeleri bulunmaktadır. Ayrıca Mısır karasularında da önemli Zohr gibi rezervler bulunmuştur. Doğu Akdeniz’de bilinenlerden ayrı çok önemli rezervlerin varlığından bahsedilmektedir (Şekil 11). Bu konu deniz rekabetini kızıştırmış olup, “Münhasır Ekonomik Bölgeler“ üzerinden güvenlik boyutu ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Ayrıca Doğu Akdeniz’de bulunmuş olan rezervler ve bulunması olası rezervlerin esas itibariyle Doğu Akdeniz bölgesinde deniz boru hatlarıyla Avrupa’ya taşınması düşünülmektedir. Bu konuda farklı alternatifler söz konusu olmaktadır. Bu durumda, bulunan ve bulunabilecek olan rezervlerin hangi güzergâh üzerinden taşınacağı ve hangi ülkelerin “Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB)“nden geçeceği sorunu kendini göstermiştir. Dolayısıyla güvenlik boyutu da olan inanılmaz bir rekabet yaşanmaktadır.

Makalenin tamamını okumak için lütfen tıklayınız.

“Atlantik’ten Hint Okyanusu’na Geleceğin İnşası“ e-kitabından alınmıştır. E-kitabı incelemek veya satın almak için lütfen tıklayınız.

Kitabın Künyesi

Kitap Adı : Atlantik’ten Hint Okyanusu’na Geleceğin İnşası - Building Future From Atlantic to Indian Ocean
Editör : İzgi SAVAŞ
Yayın Yönetmeni : İhsan TOY
Grafik Tasarım : Ahmet TECİK
Sayfa Sayısı : 238
Yayınevi : TASAM Yayınları
Dizisi : Uluslararası İlişkiler Dizisi
ISBN : 978-605-4881-50-5
Yayın Tarihi ve Yeri : 2021 Aralık, İstanbul
Format : PDF Merchant©
Fiyatı : 37,00 TL (KDV Dâhil)

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2684 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 631
Asya 98 1061
Avrupa 22 638
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1369 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 290
Orta Doğu 22 600
Karadeniz Kafkas 3 297
Akdeniz 3 182
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1293 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 512
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2034 ) Etkinlik ( 80 )
Alanlar
Türkiye 80 2034

ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan arasındaki güvenlik diyalogu için oluşturulan mekanizmayı ifade eden QUAD, İngilizce bir sözcük olarak “Dörtlü” anlamına gelir. Söz konusu dört ülkenin liderleri, Ocak 2004’te Endonezya'yı sarsan deprem sonrasında oluşan tsunaminin Güneydoğu Asya’da neden olduğ...;

Uluslararası ilişkilerde küreselleşmenin etkisiyle devletler ve toplumlar arasındaki ilişkiler değişime uğramış, dış politikada geleneksel diplomasinin yanında yeni bir mekanizma olarak kamu diplomasisi ortaya çıkmıştır. Devletlerin başka devlet ve toplumlara yönelik yaptığı bu faaliyetlerde sivil t...;

Gramsci’nin yıllar önce işaret ettiği gibi “eski düzenin ölmeye başladığı ancak yeni bir düzenin doğamadığı” hegemonsuz bir ara döneme (interregnum) doğru ilerliyoruz. Ben bunu “küresel bir fetret devri” olarak tanımlıyorum. Modern sonrası çağa geçişte yakalandığımız ara bir dönem bu. Küresel hegem...;

Çoğumuz çocukluğumuzdan bu yana duyduğumuz kabotaj kelimesinin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için ne anlama geldiğinin pek farkında değilizdir. Kabotaj, yüzyıllardır Osmanlıyı sömüren kapitülasyonların, yani ülkenin sömürülmesi için yabancılara izin verilen bir hakkın adıdır. Bu imtiyaz ile yaban...;

Son yıllarda iklimler ve ekosistemler üzerindeki değişimler nedeniyle uluslararası kamuoyunda iklimsel değişiklikler üzerine sıkça yorumlar ve tartışmalar gündeme gelmektedir. Konuyla ilgili insan ya da ekosistem merkezli olmak üzere ekonomik, sosyal ve ya politik endişelere sahip olan çeşitli görüş...;

Bu makalede Turgut Özal dönemi (1983-1993) Türkiye’nin Orta Asya/Türkistan politikası ele alınmaktadır. Söz konusu zaman dilimi Özal’ın başbakanlık (1983-1991) ve cumhurbaşkanlığı (1991-1993) dönemlerini kapsamaktadır. Turgut Özal dönemi Soğuk Savaş yıllarının aksine Türkiye’nin Türkistan politikası...;

Avrupa Birliği (AB)'nden ayrılarak tarihinde yeni bir sayfa açan Birleşik Krallık, aktif bir küresel oyuncu olarak rolünü yeniden tanımlamak istemekte ve vizyon ve stratejisini kendisinin belirlediği güvenlik, savunma, kalkınma, uluslararası ilişkiler alanında yeni arayışlar içerisinde bulunmaktadır...;

“Şayet Türkler olmasaydı Rus tarihi en azından 1000 yıldır boşluk içinde kalırdı!” demek yanlış sayılamaz. Zira Türk-Rus ilişkilerinin tarihi, yüzyıllardır birbiriyle komşuluk yanında aynı bölgeyi ve hatta aynı devleti paylaşan, bugün dahi paylaşmaya devam eden eşine az rastlanır bir ilişkiler yumağ...;

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 14 Haz 2023 - 14 Haz 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.