Halkın Halk Tarafından Halk İçin Yönetildiği Bir Ülke Haline Gelebilecek Miyiz?

Makale

Bugün muhakkak herkes gibi “halkın yönetildiği” bir ülkeyiz, ama “halk tarafından ve halk için yönetildiği bir ülke” miyiz? Yani, gerçek bir demokrasi olduğumuz söylenebilir mi? Dört veya beş yılda bir kere seçim sandığına yönelen halkımız, kendi kendisini gerçekten yönettiğini mi zannetmektedir?...

Bugün muhakkak herkes gibi “halkın yönetildiği“ bir ülkeyiz, ama “halk tarafından ve halk için yönetildiği bir ülke“ miyiz? Yani, gerçek bir demokrasi olduğumuz söylenebilir mi? Dört veya beş yılda bir kere seçim sandığına yönelen halkımız, kendi kendisini gerçekten yönettiğini mi zannetmektedir? Eğer demokrasi kavramını ve tarifini sadece sandıktaki sonuca indirgerseniz bu kısmen doğru olabilir. Yani temsili demokrasinin bir şartı oluşmuş olur. Ama aşağıdaki sorulara doğru cevaplar verirseniz kendi tarafımızdan yönetilmenin neresindeyiz, daha iyi görebiliriz.

- Halkımız, seçtiği insanların, kendisinin “patronu“ değil, “hizmetkârı“ olduğunun bilincinde midir?
- Aynı bilinç, seçilenler, yani halktan onu temsil sorumluluğu alanlarda da var mıdır?
- Seçilenlere verdiğimiz ayrıcalık, dokunulmazlık, yetkilere karşılık, bununla orantılı sorumlulukları ve görevleri bulunduğunun ve bütün bu geçici ayrıcalıkların belli görevleri yerine getirebilmeleri için kendilerine kısıtlı sürelerle tanındığının veya öyle algılanması gerektiğinin farkında mıyız? (hem seçenler, hem seçilenlerce)
- Dokunulmazlıkların hiçbir uygar ülke demokrasisinde kabul edilemeyecek ölçüde kötüye kullanıldığının ve bu ayrıcalığın kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılmasının gerçek bir demokrasi için zorunlu olduğunun farkında mıyız?
- Devletin bizim yarattığımız, sadece bize hizmet amacıyla oluşturulmuş bir kurum olduğunun, dolayısıyla devlet görevlilerinin (bu kez seçilmemişleri, bürokratları kasdediyorum), bizden üstün ve aramızda sınıf farkı olan bir zümre olmadığının bilincinde miyiz? Ve daha da önemlisi, onlar da bunun bilincinde mi?
- İster seçilmiş, ister atanmış olsun, sivil veya asker kamu yönetim kadrolarındaki kişilerle ilişkilerimiz, ast-üst ilişkileri şeklinde mi yürütülüyor, yoksa her uygar toplumda olması gerektiği gibi eşit fertler arasında karşılıklı sevgi ve saygıya ve nezaket kurallarına dayalı bir iletişim şeklinde mi cereyan ediyor?
- Bir vatandaş sorumluluğuyla seçtiklerimizi iki seçim arasında sürekli denetleme görevini yerine getiriyor muyuz? Yoksa “oyumu verdim, görevim bitti; beğenmezsem öbür seçimde değiştiririm“ diyerek demokratik görevimizi ihmal ederken yerine getirdiğimizi mi zannediyoruz? Daha da kötüsü, aynı zamanda demokratik bir hak olan bu denetleme ayrıcalığından kendi irademizle vaz mı geçiyoruz?
- Bizim vergilerimizden, harçlarımızdan, katkı paylarından, bağışlarımızdan, primlerimizden ve alın terimizden her türlü paralarımızdan kamusal havuza aktardığımız gelirlerden yapılan harcamaları denetliyor muyuz? Zengin Batı ülkelerinde her kör kuruşun hesabı “vergi veren“ sıfatını öne süren sıradan vatandaşlar tarafından her gün sorulurken ve kamu görevlisinin (seçilmiş ve atanmış) yakasına yapışılırken, bizim vatandaşımızda bu bilinç yerleşmiş midir? Hepimizin ortak malı olan ve ortak refah için harcanması gereken paraya uzanıp ondan haksız kazanç sağlayan, nemalanan, devlet malını har vurup harman savuran, kendilerine görev ve temsil için geçici ve emaneten verilen devlet olanaklarını kendi kişisel çıkarları için kullanan insanlardan hesap sormak, vatandaşımızın aklına gelmekte midir? Yoksa vatandaşımız, ortak malı sahiplenmemekte, kendi malı gibi görmemekte; bir kamu görevlisinin denetlenmesini, başka bir kamu görevlisine (örneğin müfettişe) emanet etmeyi yeterli mi görmektedir?
- Vatandaş, kuvvetler ayrımının farkında mıdır? Yasama, yargı ve yürütmenin, birbirini denetlemesi ve dengelemesi, ama birbirine karışmaması gerektiğini, bunun diktatörlükle demokrasi arasındaki önemli farklardan biri olduğunu, ama devlet aygıtını oluşturan tüm bu kurumların en üstünde, devletin mevcudiyet sebebini teşkil eden kendisinin bulunduğunu bilmekte midir? “Devlet benim için vardır, ben devlet için değil“ diyebilmekte midir?
- Vatandaşımız küreselleşme ile özelleştirmenin, birbiriyle bazen uyumlu, ama farklı kavramlar olduğunu bilmekte midir? Küreselleşmeden kaçılamayacağını, ama özelleştirmenin özgür kararımıza bağlı olduğunu; birini uluslararası toplumun, öbürünü kendimizin yönlendirdiğini vatandaşımız bilmekte midir ve kontrol görevini yerine getirmekte midir? Yoksa bu kararları verenleri kontrolsüz ve başıboş bırakmakta, onlara yerli ve yersiz, sınırsız olarak güvenmekte midir? Hortumlanan, çarçur edilen, yağmalanan bankalar, kurumlar, tesisler ve ekonomik değerlerde, kendi payı ve emeği ve çocuklarının ve torunlarının geleceği de olduğunu aklına getirerek, “arkadaş bu benim param, kimden alıp kime veriyorsun“ diye sorarak, doğru karar verilip verilmediğini denetlemekte midir? (Bu noktada bir hususun altını çizmek gerekmektedir: Küreselleşmeye uyum da tabiatıyla lüzumlu, özelleştirme de lüzumludur. Bunların aksini düşünmek çağ dışılık olur. Önemli olan doğru yöntemleri, doğru enstrümanları bulmak, doğru zamanda ve ülke çıkarlarına uygun olarak kullanmaktır.)
- İyi ve demokratik bir yönetimin temel şartlarından biri, tüm nüfusun ve tabanın katılımının sağlanmasıdır. Nüfusun yarısını teşkil eden kadının yönetime katılımı, erkekle eşit şekilde sağlanamazsa, halkımızın kendini yönettiği söylenebilir mi? Olsa olsa halkın bir bölümünün diğer bölümünü yönettiği söylenebilir. Bununla sadece kadının siyasete girerek seçilme ve yönetme hakkını bihakkın kullanabilmesini (örneğin İsveç gibi) ifade etmekle yetinmeyip, daha seçme hakkı aşamasında üzerindeki ataerkil ve toplumsal etki ve baskı ipoteklerinden kurtulup yukarıda saydığımız tüm hususlarda bilinçlenerek özgür iradesine kavuşmasını ve vatandaşlık görevini yerine getirmesi gereğini vurgulamak istiyoruz.
- Vatandaşımız seçim kampanya dönemlerinde kendisini ziyarete gelen siyasetçilerin doğruyu mu söylediklerini, oy avcılığı için mi geldiklerini gerçek kanıtlarıyla süzgeçten geçirip anlayabilmekte midir? Örneğin, ütülü, kravatlı, marka elbisesiyle gelip köylüye şirin görünmek için yere oturup, ortadaki çorba tenceresine topluca kaşık sallayarak ve etleri elleriyle kemirdikten sonra ellerini üstüne başına süren bir politikacıyı acaba vatandaşımız sempatik bulmalı mıdır ve kendinden saymalı mıdır? Yoksa kendisini yer sofrasından masaya kaldırıp, sandalyeye oturtan ve çatal bıçakla yemek yemeğe ikna edebilecek bir politikacıyı vatandaşımız kendisinden uzak ve antipatik mi bulmaktadır? Bu kriterin hiçbir kamuoyu yoklamasında ele alınmış olduğunu sanmamaktayım ve uygulamada da birinci şıkkın maalesef egemen olduğunu tahmin etmekteyim. Bu da, ülkemizde yürütülen seçim politikalarının onyıllardan beri “Demokrasi“ diye yutturulmaya çalışılan ucuz bir popülizm olduğunu göstermekte ve bu oyun çeşitli şekil ve örneklerle devam etmektedir. Vatandaşın sağduyusuna hakaret eden bu ucuz propagandanın, bizzat vatandaş tarafından layık olduğu cezaya çarptırılacağı günün de geleceğine – 60 yıllık çok-partili “demokrasi“ deneyiminden sonra artık inanmak gerektiğini düşünüyorum. İşte o zaman vatandaş kendi yönetimine gerçek anlamda sahip çıkabilecektir.
- Vatandaşımız kendisine ait olan ve yönetimini üstlenmesi ve tabiatıyla koruması gereken vatanının sahipliğinin ne ölçüde bilincindedir? Bir yandan “tabii onun sahibiyim“ derken, onu her türlü tehlikeden koruma işinin başkasına ait bir görev ve sorumluluk olduğunu mu düşünmektedir? Yani örneğin, ormanı yakan veya başkası yakarken seyreden, kundakçıya engel olmayan, onun cezadan kurtulmasına aldırış etmeyen vatandaşımız, buna karşı tedbir almanın kendisine ait bir sorumluluk ve görev olmadığını mı düşünmektedir? İzmariti ve çöpü, arabasının penceresinden atarken ve böylece arabasını temiz tutarken “sokaklar, ormanlar, parklar benim değildir“ mi demektedir? “Elalemin koskoca denizini ben mi temiz tutacağım, deniz nasıl olsa bu kiri temizler“ mi diyor? Sayabildiğiniz kadar sorumsuzluk ve bilinçsizlik örneği sayabilirsiniz. Bunu söylerken sorumluluk duygusuyla hareket eden vatandaşlarımızı töhmet altında bırakmak istemiyorum, ama maalesef zararlıların gücü bazı alanlarda daha fazla olabiliyor.

Bunları yapanlardan vatan topraklarını, vatan denizlerini yönetme ve koruma sorumluluğu ve bilinci beklenebilir mi? Bunların faturasını, ülkemizin gerçek vatanseverleri, milliyetçileri, halkın halk tarafından halk için yönetilmesi gerektiğine inananlar, onların masum çocukları ve torunları ödemeye mecbur bırakılmaktadır. Ülkemizin eksik ve kusurlu demokrasiyle yönetilmesine sebep olanlarla maalesef aynı hava, toprak ve suyu paylaşmak zorunda kalmaktayız.

Dört mevsimi bir arada yaşayan, iki kıtayı kucaklayan, ana kucağı kadar sıcak ve şefkatli denizlerle çevrili, bize yedi bin yıllık dünya medeniyetini hediye eden, bu dünyanın en güzel ve verimli ülkesi ve onurlu vatanı, bu muameleye layık değildir. Uygarlıkların beşiği, uygar Türkiye bu değildir ve olmamalıdır. Er geç bu sıkıntılardan kurtularak vatanını gerçekten seven ve onu sahiplenen tertemiz çoğunlukla kucaklaşacağına ve özlenen demokrasiyi ve uygarlık düzeyini yerleştireceğine yürekten inanıyorum.

Murat BİLHAN, Büyükelçi (E), TASAM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Kültür Üniversitesi Öğr. Gör.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2857 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1155
TASAM Avrupa 23 662
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 307
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 84 )
Alanlar
TASAM Türkiye 84 2071

Almanya Başbakanı Merz, Münih Güvenlik Konferansında konuştu. "Dünya düzeninin yeniden şekillendiği bu dönemde tereddüt en büyük lükstür ve biz böyle bir lükse sahip değiliz." Merz'in konuşmasından öne çıkan hususlara yakından bakalım.;

Birleşik Krallık Özel Kuvvetleri (UKSF), İngiliz dış politikasının keskinliğini sağlamaktadır. Bu, statüleri ve örgütlenmelerinde de yansıtılmaktadır; UKSF, diğer silahlı kuvvetlerin karargahlarından ayrı olarak, Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı (MoD) bünyesinde bir Direktörlük oluşturur ve doğrud...;

Dünyanın genel durumu 19. Yüzyıla benzemeye başladı. Kendini dünya işlerinden soyutlayıp, Amerika kıtasına odaklanmak (Monroe Doktrini) isteyen ABD, kendi çıkarları olduğunda Samsun’a, Çin ve Japonya kıyılarına kadar donanması ile gelip büyük pastadan (silahlı gemi diplomasisi ile) pay peşinde koş...;

2026’nın Şubat ayındayız ve 2022’den bu yana artık Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş başlayalı 4 yıl oldu. Avrupa’nın savaş gölgesinde geçirdiği bir dönemin sona ermek üzere olduğunu yazmak isterdim, lakin ortada kırılgan ve cılız müzakere süreci söz konusu. Henüz kamuoyuna açıklanmış hiçbir barış ...;

Trump, Hindistan’la ipleri önce iyice gerdi. Sonra bir şekilde şimdilik iş tatlıya bağlandı. Son zamanlarda ABD nin yaptığı bu sözde ikili anlaşmaların çoğu yazılı olmadığı için, ayrıntılarından çok azı anlaşılabilir durumda. Daha doğrusu hiçbirini yeterince anlamak mümkün değil. Diğerlerinde olduğu...;

Yönetici Özeti Japonya, azalan doğum oranı ve yaşlanan nüfus nedeniyle ciddi işgücü ve beceri eksiklikleriyle karşı karşıya olup, bu nedenle her bir çalışanın verimliliğini ve çalışma ortamını iyileştirerek ekonomik büyüme ve sürdürülebilir ücret artışları sağlamayı hedeflemektedir. Yapay zekâ tek...;

Yönetici Özeti Küresel ortamın zorlu olmasına rağmen ekonomik büyüme güçlü seyrini sürdürüyor ve ivmesini koruyor. ·Küresel politika belirsizliğinin artmasına rağmen, Sahra Altı Afrika'daki ekonomik büyüme ivmesini korudu. 2023'teki dip noktasının ardından, bölgesel faaliyetin 2024'teki %3,5'lik o...;

Ortadoğu’da bu girişime karşı durabilecek tek ülke, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye bir Ortadoğu devleti haline getirilmeden, bölgede emperyalizmin beklentisine uygun bir düzen kurulamaz. Irak, Suriye ve Lübnan’da yaşananlar, ABD-İsrail’in İran planları, Türkiye’nin yalnızlaştırılarak Batı emperyal...;

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2025 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 31 May 2025 - 28 Haz 2025
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Türkiye - AB İlişkilerinin 60. Yılı ve Geleceği Konferansı

  • 24 Eki 2023 - 24 Eki 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...