İsrail Devletinin Şiddet İçeren Duygusal Politikası: Kudüs

Yorum

İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki, yasa dışı yerleşim, yıkım, zorla yerinden etme, müsadere, tahliye politikalarında bir değişiklik yok. 1967’den beri devam eden bu durum, hiç kuşkusuz sistematik bir devlet politikası ve bu politikaları uygularken kendi hukuk sistemini de sonuna kadar kullanmakta....

İsrail’in Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki, yasa dışı yerleşim, yıkım, zorla yerinden etme, müsadere, tahliye politikalarında bir değişiklik yok. 1967’den beri devam eden bu durum, hiç kuşkusuz sistematik bir devlet politikası ve bu politikaları uygularken kendi hukuk sistemini de sonuna kadar kullanmakta. Örneğin; işgal ettiği toparlaklarda empoze ettiği “Gaiplerin Mülkiyet Yasası“nı kullanarak işgalden dolayı tehcir edilen Filistinlilerin mülklerini ve onlara ait vakıfların arazilerini el koyarak Yahudi yerleşimcilere vermekte.

İsrail özellikle planlı bir şekilde Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksâ, eski şehir ve Şeyh Cerrah başta olmak üzere Arap mahallelerine yönelik Yahudileştirme politikası uygulamakta. Kudüs’te yaşayan Filistinli Arapların nüfusunu azaltmak için; tehcir, evleri yıkma, zorla boşaltma gibi uygulamalarla, Kudüs’e Yahudi kimliği kazandırmayı hedeflemekte. İsrail’in bu uygulamaları uluslararası hukuka aykırı olduğu gibi '“ırkçı, ayrılıkçı'“ altyapıya da sahip. Doğu Kudüs’ü işgal eden İsrail’in, 4. Cenevre Sözleşmesi’nin “Savaş Zamanlarında Sivillerin Korunması“na ilişkin metne göre yargı yetkisi de bulunmamakta. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW) İsrail’in Doğu Kudüs başta olmak üzere işgal ettiği topraklarda yaşayan Filistinlilere karşı uyguladığı sistematik ayrımcılığı '“ırk ayrımcılığı'“ olarak nitelemekte.

Kudüs, İsrail’in Yahudileştirme politikasında merkezî bir yere sahip. İsrail işgalden hemen sonra başladığı Büyük Kudüs Projesi ile Kudüs’ü Batı Şeria’dan ayırmak, Kudüs’e büyük Yahudi yerleşimleri eklemek ve şehirde Yahudi nüfusu çoğunluğu sağlamayı hedeflemekte. İsrail’in bu ayrımcı devlet politikasında; siyasetinde aşırı sağcı ve dinci partilerin etkinlik kazanması ve devlet politikalarında belirleyici olmasının etkisi oldukça büyük. Yine, bu partilerin etkinlik kazanması “İsrail’de Yahudi devleti“ gibi dışlayıcı kanunların çıkartılmasını tetikleyen ana unsurdur.

İbrahimî Dinlerin Kutsal Şehri Kudüs’ün Yahudiler İçin Önemi Çok Büyük

İsrail’in bölgede, özellikle de Kudüs’te uyguladığı sistematik ayrımcı devlet politikasında Kudüs’ün en az dört bin yıllık dinî önemi de oldukça belirleyicidir.

Hâliyle, Kudüs ile ilgili her sorun; içerisinde Yahudi, Hıristiyan ve İslâm’ın kutsal kabul ettiği dinî mekânların varlığını bilmeyi zorunlu kılıyor. Bu mekânlardan ilki MÖ 10. asırda Süleyman peygamber tarafından inşa edilen, MÖ 586’da Babilliler tarafından yıkılan, MÖ 540’lar dolayında tekrar inşa edilen ve 70 yılında Romalılar tarafından tekrar yıkılan Yahudi dinî hayatının merkezi olan I. ve II. mabetler ve bu mabetlerin bulunduğu mabet bölgesi.[1] İkincisi 4. yüzyılda Roma İmparatoru Konstantin tarafından inşaatı başlatılan Kutsal Mezar Kilisesi ve üçüncüsü de Kudüs’ün Hz. Ömer tarafından fethinden sonra Emevi halifesi Abdülmelik b. Mervân (685-705) tarafından inşa ettirilen Mescid-i Aksâ ve Kubbet’üs-Sahra adlı dinî yapılar. Bu yapıların, Kudüs şehri üzerinden Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm arasındaki tarihî ve teolojik bağı ortaya koyduğu kesin. Aslında bu durum; Kudüs’ün, Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların barış içinde birlikte yaşayabileceği bir ortam yaratılmasını çok daha gerçekçi kılmakta. Ancak Kudüs’te durum ne bu gerçekçiliğe yakın ne de İsrail’in bunu içselleştirmesi ile ilgili bir niyeti var.

Kudüs, Yahudiler İçin En Az Dört Bin Yıllık Dinî Öneme Sahip

Kudüs Yahudiler için öncelikli olarak dinî öneme sahip ve günümüzde dahi politik/siyasi alt yapısını belirleyen ana unsur. Yahudiler ve çoğu zaman Yahudi olmayanlar tarafından da dillendirilen ve Yahudilerin kutsal metinlerindeki Kudüs algısıyla paralellik arz eden Kudüs söylemlerinin öne çıkarılması, Kudüs’te Yahudiler dışında başka etnik ve dinî grupların bulunmasının mümkün olmadığı koşullanmasını yaratmakta.

Yahudilik, başka dinî geleneklerin aksine kendini belirli bir toprak parçasına atfeden, hatta onunla sınırlayarak kimliklendiren bir dindir.

Dinlerde “axis mundi“ yani kutsalın tezahür ettiğine inanılan ve inananların da Tanrı veya inandıkları tanrısal güçlerle iletişim içinde oldukları mekânların bizzat Tanrı veya tanrısal varlıklar tarafından belirlendiğine yönelik güçlü bir inanç bulunmakta. Dinlerdeki bu özelliği dikkate aldığımızda Yahudilere göre Kudüs şehrinin kutsallığı, onun İsrâiloğulları tarihinde gördüğü işlevden değil, bizzat Tanrı Yahve’den kaynaklanmakta. Aslında Kudüs şehrinin önemi kral Davut’un İsrail kabilelerini birleştirip Büyük İsrail Krallığını kurarak Kudüs’ü başkent olarak ilan etmesiyle başlamasına rağmen Babil Sürgünü sonrası derlenmeye başlanan Yahudi kutsal metinleri yani Tanah merkezli olarak söz konusu İbrahim peygambere hatta bizzat dünyanın yaratılışına götürülmekte. Bu kapsamda Kudüs, ilk olarak Tanrı Yahve tarafından ilk olarak İbrahim peygamberle yapılan ahitle İsrâiloğulları’na vaat edilen kutsal toprakların sınırlarına dâhil edilmekte. İkinci olarak ilk kurucu ata İbrahim peygamber, oğlu İshak, onun oğlu Yakup ve eşlerinin mezarlarının ve Yakup peygamberin oğlu Yusuf’un Mısır’dan çıkışta Musa peygamber tarafından getirilen kemiklerinin Kudüs şehrinde bulunduğu inancıyla Kudüs âdeta İsrâiloğulları’nın tapulu malı yapılmış. Üçüncü olarak hem Davut döneminde kurulan ilk İsrail Krallığının merkezi olması hem de gelecekte Mesih’in önderliğinde kurulacak olan Büyük İsrail Krallığın merkezi olacağına yönelik güçlü inanç, Kudüs’ün İsrâiloğulları’nın dolayısıyla da Yahudilerin ebedi başkentleri olduğu algısını üretmiş. Son olarak ilk olarak Süleyman peygamber tarafından inşa ettirilen ve Tanrı Yahve ile yapılan ahdi sembolize eden Ahit Sandığı’nı barındırdığına inanılan mabede sahip olması ve ölüm sonrası yeniden diriliş ile Tanrı tarafından hesaba çekilme mekânı olacağına inanılması da Kudüs’ü İsrâiloğulları için olmazsa olmaz bir dinî mekân hâline getirmiş.

Bu dört önemli noktayı dikkate aldığımızda Yahudilere göre genelde Filistin yurdu özelde de Kudüs şehri sıradan bir yer değil, ellerinde tutmak için ve ellerinden çıktığında da tekrar sahip olmak için her şeyi yapmaları gereken bir yer olma özelliğine sahip. [2]

Yahudiler kendileri için hayati öneme sahip olan Kudüs’ün kutsallığının bizzat Tanrı Yahve’den geldiğine inanmakta. İbrahim ve daha sonrada Musa peygamberlerle yapılan ahit gereği Kudüs’ün de içinde bulunduğu Filistin yurdu Tanrı tarafından İsrâiloğulları’na verilmiş bir hediye. Bu özelliğiyle genelde tüm vaat edilmiş topraklar özelde ise Kudüs ve günümüzde II. Mabetten kalan ve “Ağlama Duvarı“ olarak adlandırılan Batı Duvarı ile Mescid-i Aksâ’nın içinde bulunduğu yaklaşık 140 dönümlük alan Yahudiler tarafından hususi kutsal alan olarak kabul edilmekte. Dahası Yahudiler Kudüs ve civarının kıyamete kadar hatta ölüm sonrası dirilişin burada olacak olmasından dolayı ilelebet kendilerine Tanrı tarafından verildiğine inandıklarından hem hayattayken hem de öldükten sonra bu topraklarda bulunma idealine sahip. Bundan dolayı Yahudiler genel olarak arz-ı mev’ûd olarak adlandırılan tüm kutsal topraklarda özel olarak da Kudüs’te sadece kendilerinin yaşama hakkına sahip olduğuna inancı oldukça güçlü. Nitekim Yahudiler bu topraklar için Eretz Israel/İsrail Toprağı ifadesini kullanarak söz konusu toprakların ebedi olarak kendi yurtları olduğunda ısrar etmekte. Dahası Yahudiler ilk insanın yaratıldığı toprağın Kudüs’ten alındığını iddia ederek Kudüs ile cenneti ilişkilendirmekte ve bir anlamda Kudüs’ün kendilerinin cenneti olduğunu dolayısıyla da burada yaşayanların günahlarının Tanrı tarafından bağışlanmış olacağını ima etmekte. Yine Yahudi tasavvurunda dünyaya on ölçek bilgeliğin indirildiği, bunun dokuzunun kendilerine vaat edilen topraklara yani Filistin yurduna, birinin de dünyanın diğer kalanına verildiği; dünyaya on ölçek güzellik verildiği bunun dokuzunun Kudüs’e, birinin ise diğer yerlere lâyık görüldüğün altı çizilerek arz-ı mev’ûd’un özel olarak da Kudüs’ün önemine dikkat çekilmekte. [3]

Kudüs şehri ile ilgili Yahudi kutsal metinlerinde yer alan iddiaları ve Yahudilerin Kudüs şehri ile ilgili telakkilerini bir bütün olarak göz önüne aldığımızda: 19. yüzyılın son yıllarında gündeme gelen siyasi Siyonizm akımının öncülüğünde başlatılan Filistin topraklarında bir İsrail devleti kurma girişimi ile söz konusu devletin kurulmasından sonra ve günümüzde İsrail’in Filistin yurdunu işgal girişimleri ve uyguladığı yıldırma politikaları siyasi olsa da alt yapısında din temelli kutsallık algısı oldukça etkin.
İsrail siyasetinde 1977’de yaşanan radikal dönüşüm bir taraftan İsrail’de yaşayan seküler Yahudilerin toplum içerisinde izole edilmelerine, Likud ve radikal dinci partilerin kamu politikalarını kendi ideolojileri çerçevesinde rahatça dönüştürebilmelerine yol açarken, bir taraftan da Filistin meselesinin iyice içerisinden çıkılmaz bir hâl almasına neden olmaktadır. [4]

İsrail devlet politikasını besleyen, kutsal kitap ve inanç temelli algı sürdükçe, İsrail’in Filistin topraklarını, özelinde ise Kudüs’ü, Eretz Israel/İsrail Toprağı ve Kudüs’ü de İsrail devletinin başkent yapma politikası devam edecektir. Oysa Kudüs’ün geçmişi, Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanların barış içinde birlikte yaşayabileceği bir ortam yaratılmasını çok daha gerçekçi kılmakta.
 
Kasım, 2021, İstanbul

[1] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/749844
[2] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/749844
[3] https://www.setav.org/5-soru-israilin-mescid-i-aksa-baskini-ve-gazze-saldirisi/
[4] https://alternatifpolitika.com/site/cilt/10/sayi/3/4-Polat-Israil-Siyasetinde-Isci-Partisi-Hegemonyasinin-Sonu.pdf

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Ulusal ve uluslararası alanda ülkelerin güveliği sadece siyasi ve askeri meseleler ile ilgili olmamıştır. Özellikle soğuk savaş sonrasında oluşan yeni dünya düzeninde küreselleşmenin yükselişiyle beraber, ekonomik konuların önemi daha artmıştır. ;

İsrail'in devletinin kurulduğu 1948 yılından günümüze uzanan Siyonist ideolojinin militarist bir devlete dönüşmesi, orta doğu coğrafyasında katliama varan insan hakları ihlallerinin sona ermeyeceğinin göstergesidir. İsrail devletinin 7 aydır süren bombardımanlarının Gazze'de yarattığı yıkım ve sonuc...;

Dünya hemen her konuda sınırın “ölçüsüzce“ zorlandığı “kritik“ bir dönemden geçmektedir. Başta zihin ve beden itibarıyla bizzat insan olmak üzere aile, toplum ve devlet gibi hemen her toplumsal ve siyasal yapı bu durumun bir yansıması olarak derin bir “güvenlik krizi“yle karşı karşıyadır. Uluslarara...;

Tüm eş-etkinlikleri ile birlikte, bu yıl onuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Teknopolitik Yeni Dünya: Güvenliğin Güvenliği - Akıl, Nesil, Aile, İnanç ve Devlet Güvenliği““ ana teması altında küresel ölçekte katılımla ...;

Tüm eş-etkinlikleri ile birlikte, bu yıl onuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Teknopolitik Yeni Dünya: Güvenliğin Güvenliği - Akıl, Nesil, Aile, İnanç ve Devlet Güvenliği““ ana teması altında küresel ölçekte katılımla ...;

İsrail ve Hamas arasında yeniden başlayan çatışmalar, yeniden yüz yüze gelinen Husi füze tehdidi, Hint Pasifik ve Kuzey Kutbu'nda yükselen tansiyon, Sahra Altı Afrika'daki çalkantılar ve Rusya'nın üçüncü yılına doğru ilerleyen Ukrayna savaşı geçtiğimiz yıl oldukça değişken bir güvenlik ortamı yaratt...;

7 Ekim 2023’te başlayan süreçten bu yana İsrail, binlerce Gazzeliyi yerinden etti ve öldürdü. İsrail’in insanlık dışı saldırılarına karşı ABD ve İngiltere tam destek verirken, uluslararası kamuoyu devam eden açlık, susuzluk ve insani kayıplara karşı elle tutulur bir adım atmış değil. Gazze'de devam ...;

Afrika kıtası, 1998 yılında somutlaştırılan Afrika Açılım Eylem Planı’ndan bugüne Türkiye’nin dış politikasında her geçen gün daha çok önem kazanmaya devam etmektedir. Afrika Açılım Eylem Planı’nın hemen ardından 2005 Afrika Yılı’nın ilanı ve 2008 Birinci Türkiye-Afrika Ortaklığı Zirvesiyle Türkiye ...;

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

Dünya Türk Forumu Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2023 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 2023
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...