Bosna Hersek’te Neler Oluyor? Dodik Niyetini Aşikâr Edince...

Yorum

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ...

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. Andrew Baruch Wachtel’in Dünya Tarihinde Balkanlar isimli eserinde de dediği gibi; mazide kurulan ve şimdiki sınırların ötesinde genişliklere ulaşmış olan her bir Balkan devleti/krallığı, kadim emeller beslenmesinin de en bilindik yolu olur. “Buralar eskiden bizimdi“ söylemi olarak da basitleştirilebilecek bu anlayış, bugün hâlen bitmek bilmeyen bir hamaseti de beslemeye devam etmektedir. Şimdilerde sıra, beklendiği gibi Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Sırp Üyesi Milorad Dodik’te.

Dodik, seçildiği ilk anda yaptığı açıklamalarla açık ettiği Rus desteği/güdümünün de verdiği cesaretle uzun süredir gevelediği Bosna’da yeni bir düzen planını Temmuz ayında başlayan kriz sonunda açıkça ifade etti; hem de büyük bir meydan okumayla. Üstelik neredeyse Rusya’nın bölgedeki bir temsilcisi gibi ve AB’yi tehdit ederek yaptı bunu. Peki, Temmuz ayında neler yaşandı Bosna Hersek’te ve olaylar bu noktaya nasıl geldi?

Görev süresi Temmuz sonunda sona eren Karintiya Sloveni Avusturyalı diplomat Inzko, Bosna Hersek Yüksek Temsilciliği Ofisi’nin (OHR) internet sayfasında 22 Temmuz’da yayımladığı mesaj ile “soykırımın inkârının cezalandırılmasına ilişkin yasa“nın, Bosna Hersek Parlamenterler Meclisi’nde yapılacak oylamaya kadar geçici olarak yürürlüğe gireceğini ifade etmişti. Mesajda, uluslararası mahkemelerde veya Bosna Hersek Mahkemesi’nde kanıtlanmış soykırım, insanlığa karşı suçları ve savaş suçlarını inkâr, yüceltme, önemsizleştirme veya aklamaya çalışan kimselerin, 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacağı belirtilmişti. Irk, renk, din, ulusal veya toplumsal köken, millet veya etnik topluluğa yönelik nefret ve şiddeti körükleyenlerin ise 3 aydan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacağı kaydedilen mesajda, söz konusu suçlara ilişkin afiş, el ilanı ve broşür dağıtan kimsenin ise en az 3 yıl hapse mahkûm edileceği de ayrıca eklenmişti. Elbette bu hamle, yakın tarihte bölgede yaşanan soykırım faaliyetleri sonrası Dünya kamuoyunca uzun süredir bekleniyordu ve insanî bir talepti de. Lâkin Sırpların böyle düşünmediği kısa süre sonra anlaşıldı. Çünkü ülkedeki Sırpların, Inzko sonrasında Ağustos başında göreve başlayan yeni temsilci Alman diplomat Christian Schmidt’in kararı destekleyici açıklamalarına verdikleri tepkiler oldukça sertti.

Dodik’in bu karara verdiği ilk tepki tahrik edici oldu. Zira 1992-1995’te yaşanan savaşı sonlandıran Dayton Antlaşması’nın özüne dönülmezse ordu, yargı ve vergilendirme sistemlerinde radikal adımlar atacağını ifade etmesi uzun sürmedi. Ardından da Bosna Hersek İlaç ve Tıbbi Malzeme Kurumu’nun yetkilerini, Sırp Cumhuriyeti (RS) bünyesinde kurulacak yeni bir kuruma devretmeye ilişkin kanun teklifinin RS Meclisinde kabul edilmesini sağladı. Böylece hâlihazırda var olan Bosna Hersek Devlet düzeni içerisinde bağımsız bir başka devlet yetkilendirmesinin de ilk adımını attı. Bu noktada, atılan adımın, hem Bosna’daki egemenlik hakları hem de savaş sonrasında uluslararası anlaşmalar ile garanti altına alınan düzen açısından kabul edilemeyeceği açık. Hatta bir paralel devlet düzeninin inşa edilmeye çalışıldığı da net.

Dodik bu süreçte, birçoklarına göre Rusya’dan da bulduğu yüz ile hızını alamayarak bahse konu hamlelerinin yedi AB üyesi ülke tarafından desteklendiğini açıkladı. Bu arada genel başkanlığını yaptığı Bağımsız Sosyal Demokratlar İttifakı (SNSD) tarafından kabul edilen bildiri metninin basına sızması ve metinde, vakti zamanında Miloseviç’in, savaşın pimini ateşleyen açıklamalarına benzer talep ve planların ifşa olması, giderek artan yeni bir savaş korkusunu da azımsanmayacak düzeyde ortaya koydu.

Bu noktada ülkenin diğer taraflarından gelen açıklamalar da şartların eskisi gibi olmadığı görüşünü destekler nitelikte. Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Boşnak Üyesi Sefik Dzaferovic’in Dodik’e çektiği rest ve Bosna Hersek Demokratik Eylem Partisi (SDA) Başkanı Bakir İzetbegoviç’in Bosna’nın silah gücüne yaptığı sert atıf Sırplar’a verilen bir gözdağı gibi durmakta. Ayrıca İzetbegoviç’in, Hırvatlar’a yaptığı birlikte hareket etme çağrısı da ülkede giderek sertleşen havaya farklı bir konum kazandırmış durumda.

Yakın zamanda Bosna Hersek’i ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanlığı Özel Temsilcisi Matthew Palmer ve Avrupa Dış Eylem Servisi (EEAS) Müdürü Angelina Eichhorst’un ülke bütünlüğünün korunması gerektiğine dair verdikleri destek ise olası bir vesayet savaşının asıl failleri arasında da soğuk bir çekişmenin devam ettiği gösteriyor. Lâkin ABD elçiliği önünde toplanan bir grup Bosnalının Biden’a yaptığı destek çağrısı ve daveti de olayın başka bir taraftan yeni sorunları beraberinde getirebileceğini düşündürüyor.

Kasım ayı sonlarına gelindiğinde Dodik’in tüm cüretkârlık ve küstahlığıyla Bosna Hersek bütünlüğünü hedef aldığı açıkça ilan edilmiş durumda ve en tehlikeli vaadi de Bosnalı bir Sırp ordusu inşa edeceğine dair olanı. Dzaferovic’e göre şu an Bosna’da yaşananalar Dayton sonrasındaki en büyük kriz ve gerekli adımlar atılmadığı takdir de bir oldubittiye razı gelinmesi kaçınılmaz olacak. Ki Dodik’in Ekim ayının başlarında Belgrad’da yaptığı bir görüşmede Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'a sunduğu planının ayrıntıları ve bulduğu destek bu krizin ardındaki asıl gücü de açıklamakta. Bölgeye dair azıcık kafa yoran birinin bu duruma şaşırmayacağı mâlûm. Ama yine de konunun geldiği gerilim düzeyi bölge için acil bir eylem planını kaçınılmaz kılmış durumda.

Dodik’e göre planını engelleyebilecek bir güç yok dünyada. Ayrıca kısa süre içerisinde Sırp entitesi muhalefete rağmen bağımsızlığını ilan edecek ve en kötü ihtimalle daha güçlü bir özerklik talep edecek. Kurmayı planladığı ikinci ordu ile Dodik bu hamleyi bir anayasal başkaldırı ya da darbe şekilde de gerçekleştirmeyi planlıyor gibi duruyor. Ve Belgrad ile Moskova’nın bu durumu büyük bir dikkatle izlediği açık.

Bunun nedenlerinin de iyi okunması gerekiyor. Zira 2022 yılında Bosna Hersek’te genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. Dodik’in güç kaybettiği de biliniyor. Çünkü 2020 yılındaki seçimde Sırp entitesinin idari merkezi Banya Luka şehrini kaybetti. Şimdi halkın desteğini alabilmek adına yeniden radikal söylemlere kalkışması normal kabul edilebilir. Ama böyle bir radikalleşmenin doğuracağı sonuçlar iyi analiz edilmeli.

Türkiye’de olaylardan nasibini aldı geçtiğimiz haftalarda. Çünkü Dodik ülkede yaşanan bir hareketlilikte Türkiye’nin geçmişteki gibi uzaktan izlemeyeceğini biliyor olanları ve bu durumda Türkiye üzerinden de siyaset yapmaktan geri durmuyor. Bosna’nın da bağımsızlığını ilan ederek federatif bir düzende Türkiye’ye bağlanmasını “tavsiye“ etmesi bu manada üstü kapalı bir itham. Türkiye’nin Bosna iç işlerine müdahale ettiğine dair bir kinaye, hatta suçlama. Elbette Dodik’in bu fevri söylemleri kadim diplomasi tecrübesinden gelen Türk kanallarınca kaale alınmayacak ama bu gerilimin daha fazla tırmanmaması için de gerekli hamleler atılacaktır.

Balkanlarda çoğu kriz anlık hamle ve gelişmelerle bir anda alev alabilir. Bunun iyi analiz edilerek gelişmelerin saat saat takip edilmesi gerekli. Hâlihazırda AB ve ABD’nin Sırp ve Rus tesirine karşılık bölgeyi muhafaza ettiğine dair imaj sağlıklı da durmuyor. Türkiye elbette bir plan hazırladı ya da hazırlıyor. Medyanın ciddi bir tavra ihtiyacı var bu noktada. Acilen global bir farkındalık çalışması gerekiyor. Ülkenin sesi olmak adına tüm imkânların seferber edilmesi elzem. Yoksa Hırvatların sessiz kaldığı ortamda Dünya’ya yaşananların aktarılmaması, maziden alınamamış bir dersin de göstergesi olacaktır.

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

Washington’ın ittifakları muazzam bir baskı altında. Birçok müttefik ve ortak, büyük güç niteliğindeki rakiplerden gelen artan tehditlere maruz kalıyor ve Birleşik Devletler’e güvenip güvenemeyecekleri konusunda şüpheye düşüyor. Bu baskılara verilen yanıt ise yeniden silahlanmak oluyor. ;

İnsanoğlunun kentsel ve endüstriyel yaşam biçimine geçişiyle birlikte, antik çağların din dışı ritüelleri ve kolektif deşarj mekanizmaları modern formlara bürünmüştür. Bu formların en kitlesel, en dinamik ve küresel ölçekte en etkili olanı kuşkusuz futboldur. ;

İktisadi düşünce tarihi yazımı, coğrafi ve siyasi sınırların çizgisel takibine indirgendiğinde, ekollerin arkasındaki entelektüel geçişkenlikleri ve can alıcı dip akıntılarını gözden kaçırma riskiyle maluldür. Bu durumun en somut tezahürlerinden biri, Orta Avrupa iktisadi mirasının neredeyse tamamen...;

Modern makroekonomik sistemlerin ve ulusal kalkınma modellerinin karşı karşıya kaldığı en akut yapısal hastalıklardan (patolojilerden) biri, reel sektör bünyesinde üretilen katma değerin ve artı değerin (surplus), spekülatif finansal enstrümanlar (türev piyasalar, gölge bankacılık ve rantiye mekaniz...;

Her uluslararası aktörün öncelikle güvenlik ihtiyacı olduğu ve bunu sağlamak adına politikalar üretmesi gerektiği ve güvenlik kavramı tam olarak ortaya konulmadan uluslararası alanda gerçekleşen olayların açıklamasını yapmanın zor olduğu bilinen bir gerçektir.;

Ortadoğu’nun haşin coğrafyasından evrensel emelleri olan üç büyük din ile peygamberler ve fatihler çıktı. Yahudiler, tarihsel olarak kendilerini Sami ırkı ile ilişkilendirirler. Günümüzde dünyadaki en kalabalık Sami kavmi Araplardır. Irklar tarihine göre, bu dönemde Samilerden başka, Aryanlar (bugün...;

İsrail, Hizbullah bahanesiyle bir kez daha Güney Lübnan’da, Bekaa Vadisinde ve Litani nehrinin kuzeyinde. Bu defa tek fark Cebel Lübnan’a girmemiş olması. Ama mutlaka yüksek yerlerde de eli kolu, gözü ve kulağı vardır. Halen İsrail ordusu, Lübnan’ın güney sınır boyunca yaklaşık 10 kilometrelik derin...;

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

10. İstanbul Güvenlik Konferansı (2024)

  • 21 Kas 2024 - 22 Kas 2024
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2025 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 31 May 2025 - 28 Haz 2025
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

2. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

7. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 2

  • 20 Eki 2022 - 20 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.