2003 Mart tezkeresi, Amerika’nın Irak politikasına eleştirel tavrı, Irak’a komşu ülkeler platformu ve Sünnilerin siyasal sürece katılması girişimleri ile dikkat çeken Türkiye bölgesel diplomasinin gerisinde kaldı. Tüm bölge ülkeleri ile gerek Kürtlerin bağımsızlığı endişesi, gerekse Şiilerin endişe oluşturan Irak hakimiyeti dolayısıyla iyi ilişkilere sahip Türkiye bu konumunu kaybediyor. Irak’ın geleceği Suriye-Suudi Arabistan, İran ve Amerika arasında gerçekleşen yoğun, çok taraflı ve girift diplomasiyle oluşuyor. Ancak tüm bu çabaların sonucunda ortaya çıkan Irak’ta korkunç bir iç savaş ortamı. Türkiye’nin bölgesel düzeyde ve Irak’ta yeniden durumunu belirlemesi hem Türkiye’nin güvenlik endişelerini gidermesi, hem de yanıbaşındaki soruna katkı yapmasını sağlayabilir.
Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına seçilmesi Irak’a yönelik yeni bir atılımın gerçekleştirilmesine yardımcı olabilir. Gül’ün temsil ettiği dış politika çizgisi uzun soluklu, etik kaygıları olan ve reel politikaları gözeten bir yaklaşım sergiliyor. Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde öncülük ettiği Irak’a komşu ülkeler platformu, Irak’ta tüm kesimleri içine alacak bir hükümet tesisi ve Irak’ın büyük ticaret ortaklarından biri olma çalışmalarını sürdürmesi beklenebilir. Irak sorununun dokunulan boyutları itibarıyla dış politikanın mesafe katettiğini söylemek münkün. Ancak bu alanlarda henüz yapılması gerekenler olmakla birlikte, sorunun daha aktif ve dinamik bir diplomasi gerektiren çok farklı boyutlarıyla gündeme geleceğini söylemek mümkün. Mevcut çalışmaların anlamlı bir bağlama oturtulması ve muhtemel gelişmelerin vakit geçmeden karşılanması için Irak ile ilgili daha kuşatıcı, bölgesel/uluslararası gelişmeleri izleyen ve dikkate alan politikalar gerekmekte. Cumhurbaşkanı Gül’ün aktif katılımı yeni bir Irak vizyonunun oluşmasına katkıda bulanabilir.
Irak’ta Durum
Temmuz ayı içerisinde Ortadoğu başkentlerini ziyaret eden Amerika Dışişleri Bakanı Rice’in gündemindeki önemli konulardan birisi Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin desteklenmesini sağlamaktı. Bu amaçla Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Suud el-Faysal ile görüşmesinde diplomatik nezaketi aşacak ısrarla Bağdat’ta kapalı tutulan Suudi büyükelçiliğinin açılması talebini dile getirdi. Faysal’ın cevabı teorik olarak büyükelçiliğin açılmasının mümkün olduğu. Ancak Faysal bir tarih ifade etmeden bu talebi belirsiz bir geleceğe erteledi. Faysal’ın tutumu Irak’taki Maliki yönetimine karşı bir tavır olarak değerlendirildi. Maliki’nin İran dışında bölge ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmada başarılı olamadığı sıkça dile getiriliyor.
Mayıs 2006 da işbaşına gelen Maliki, başbakanlığı döneminde ne Irak halkına ne de Amerika’ya verdiği sözleri yerine getiremedi. Maliki’nin temel vaatleri ülkedeki etnik ve sekteryan bölünmeye son vermek, milis güçleri ortadan kaldırmak, silahları toplamak ve daha güvenli bir Irak için çalışmaktı. Maliki yönetimine Irak’taki farklı kesimler tarafından daha önceki İbrahim Caferi kabinesine verilmeyen bir desteğin olduğunu söylemek mümkün. Kürtlerden Mukteda el Sadr grubuna ordan Sünni Irak Uyum Cephesine kadar geniş bir kesim Maliki yönetimine şans tanıdı. Ancak kısa bir süre içerisinde Maliki yönetimi ciddi kan kaybetti ve arkasında sadece Birleşik Irak İttifakı ve Kürt bloğunun desteği kaldı. Barzani’nin Kerkük tutumunu destekleyen Maliki, Kürtlerin sempatisine ve desteğine sahip. 275 üyeli Irak Meclisinde Kürt İttifakının 58, Birleşik İttifakın 85 koltuğu var.
Maliki’nin alternatifleri arasında yer alan Iyad Allavi bölge ülkeleri arasında daha fazla desteğe sahip. Şam ve Riyad’ın Allavi desteği açıkça gözleniyor. Adil Abdul Mehdi bir diğer potansiyel aday. Hem İran, hem de ABD ile iyi ilişkilere sahip. Dava Partisi içinden bir değişiklik de imkan dahilinde ve Maliki’nin eski patronu İbrahim Caferi yeniden gündeme gelebilir. Amerika’nın desteğini çekmesi Maliki’nin dayandığı meclis aritmetiğini alt üst edebilir. Bush yönetiminin desteği Eylül ayında Temsilciler Meclisine sunulacak Irak raporu ve Amerikan askerlerinin çekilme takviminin tartışıldığı bir dönemde Irak’ta hükümet krizi çıktığı izlenimi vermemeyi amaçlıyor.
Türkiye’nin Tutumu
Maliki’nin bölge ülkeleri içerisinde karşılıksız destek gördüğü tek ülke Türkiye. Sünnilerin siyasal sürece dahil olması ve Maliki hükümetinin ortaya çıkmasında Ankara’nın tartışılmaz bir desteği var. Irak devlet başkan yardımcısı Tarık El-Haşimi’nin ziyareti Irak’ta hükümet krizinin aşılmasında Türkiye’nin oyanayabileceği rol ile ilgili. Ancak Maliki’nin Kerkük ve PKK ile ilgili turumunun Türkiye’nin endişelerini dikkate aldığını söylemek zor. Türkiye’nin PKK terör örgütü ile ilgili eleştrilerini yoğunlaştırıdığı dönemde Kürdistan Bölgesel Yönetimine destek ziyareti gerçekleştirmesi Maliki’nin tavrını ortaya koyuyor. Maliki’nin Türkiye ziyareti, imzalanan güvenlik protokolü ve basın toplantısı, Maliki yönetiminde Irak ile Türkiye arasında ufukta zor günlerin beklediğinin habercisi. Dış politika yapıcılarının Maliki yönetimi ile ilişkileri gözden geçirmesi ve Irak’ta muhtemel değişikliğe hazır olması gerekir. Maliki’nin Suriye’ye gerçekleştirdiği ziyaret sonrası Haşimi’nin Türkiye ziyaretinin daha olumlu bir havada geçmesinde Irak yönetiminin bölgedeki sıkışmışlığını farketmesi önemli rol oynadı.
Maliki iktidarda olsun yada olmasın, Türkiye’nin Iraklı Şii grupları dikkate alması gerekiyor. Irak’ta İran benzeri bir teokratik yapıyı reddeden ve modern bir devlet kurmak isteyen seküler gruplarla daha rahat ilişki kurulabilir. Bu ilişki Irak’ın diğer meşru Şii oluşumlarını kapsayacak şekilde genişletilebilir.Böylelikle dış politika sadece Sünnileri dikkate alan bir görünümden kurtulabilir. Öte yandan Sunniler ile kurulan iyi ilişkiler korunmalı ve Sunnilerin hükümette yer almasının Şii-Kürt birlikteliğini zayıflatacağı ve istikrara katkıda bulunacağı akılda tutulmalı. Haşimi akıllı bir tercih olmakla birlikte Sunni cephe ile ilişkiler derinleştirilmeli. Kürdistan Bölgesel Yönetimini daha yapıcı bir çizgiye çekmek, Irak’ın genelini kapsayacak etkili politikalar ile gerçekleşebilir.
Ayrıca Gül sembolik önemi olan ziyaretler ve kabuller ile Iraklı siyasilere ve devlet adamlarına diplomatik dersler verebilir ve yapıcı Türk tavrını ortaya koyabilir. Irak’ta hükümet ve diğer siyasi aktörlerin iç politik mülahazaların ötesine geçen ve komşu ülkelerin kaygıları ile kendi çıkarlarını barıştıran politikalar izlemeleri daha fazla diyalog ile mümkün olabilir. Daha dinamik ve aktif bir diplomasi ile şekillenecek yeni Irak vizyonu aynı zamanda Amerikan askerlerinin çekilmeye başladığı döneme hazırlık anlamı taşıyacak.Türkiye’yi önemli bir bölge ülkesi ve potansiyel siyasi ve ekonomik işbirliği imkanı olarak görecek bir Irak yönetimi etnik öngörülerle tüm bölgede sorun oluşturacak politikaların hayata geçirilmesine destek vermeyecektir. Bu yaklaşım Irak’ın içişlerine karışmak yada Irak batağına düşmek şeklinde eleştirilebilir. Ancak Türkiye halihazırda Irak’a müdahil durumda ve dışarıda kalma şansı mümkün gözükmüyor.