Küresel Yönetişimde Güneydoğu Asya:“ASEAN Yolu”ndan Çıkarılan Dersler

Makale

Boutros-Ghali’nin BM Genel Sekreteri iken yaptığı bir konuşmada ifade ettiği gibi günümüzde her ne kadar devletler küresel sistemin en temel aktörü olmaya devam etse de, sınırları üzerindeki hâkimiyetlerini ve kontrollerini sarsacak gelişmeler yaşanmakta, bu da diğer aktörlerle işbirliğini zorunlu kılarak egemenliklerinden taviz vermeyi gerektirmektedir. ...

1. Giriş
Mutlak ve paylaşılamaz egemenliğin zamanı geçti, teorisi zaten gerçeğe hiç uymuyordu.
Boutros Boutros- Ghali

Boutros-Ghali’nin BM Genel Sekreteri iken yaptığı bir konuşmada ifade ettiği gibi günümüzde her ne kadar devletler küresel sistemin en temel aktörü olmaya devam etse de, sınırları üzerindeki hâkimiyetlerini ve kontrollerini sarsacak gelişmeler yaşanmakta, bu da diğer aktörlerle işbirliğini zorunlu kılarak egemenliklerinden taviz vermeyi gerektirmektedir. Ulus-devletlerin egemenliklerine meydan okuyan gelişmeler artık sadece askeri güvenlik gibi geleneksel güvenlik konularından değil, enerji, sağlık, gıda, çevre gibi ‘geleneksel olmayan güvenlik alanlarından’ kaynaklanmaktadır. 2004 yılındaki Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’nin Tehditler, Meydan Okumalar ve Değişim Paneli Raporu’na göre, günümüz dünyası devletler için özellikle fakirlik, salgın hastalıklar ve çevresel bozulma gibi alanlarda karmaşık güvenlik tehditleri ile büyük bir risk altındadır. Dolayısıyla devletler karşılaşılan sorunların sınırları aşan niteliği nedeniyle artık tek başlarına mücadele edecek güce ve kapasiteye sahip değil. Bu çerçevede uluslararası örgütler, devletleri bir araya getirerek işbirliğini artırmak üzere önemli platformlar oluşturmaktadır. Ancak günümüz uluslararası sisteminin en kapsayıcı uluslararası örgütü olarak Birleşmiş Milletler’in geleneksel olmayan güvenlik sorunlarına çözüm üretmesi kapasite ve yapısal sorunları nedeniyle mümkün değildir. İşte bu noktada küresel yönetişimde bölge ölçeği ve buna bağlı olarak da farklı bölgeselci eğilimler öne çıkmaktadır. Katzenstein gibi kimi düşünürler, artık ‘bölgelerden ibaret yeni bir dünya düzeninin’ oluştuğunu iddia etmekte; “Yeni Bölgeselcilik“ tartışmaları kendi içinde homojen bir yapıya sahip olmasa da devletlerin başat aktör olmadıkları, örgütler etrafında derinleşen bütünleşme pratiklerinin devletleri dönüştürdüğünü savunmaktadır.

Asya-Pasifik Bölgesi’nde en eski bölgesel bir örgütlerden biri olan Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği –ASEAN8 da Batı’da gördüğümüz örgütlenme pratiklerinin dışında, ASEAN yolu olarak ifade edilen kendisine has kurallar çerçevesinde bütünleşme sürecini takip ederek üye devletlerinin kendi kapasiteleri ile baş edemedikleri geleneksel olmayan güvenlik tehditleri karşısında çözüm reçeteleri sunmaktadır. Soğuk Savaş döneminde kurulan ve gündemi bölgesel güvenlik ve istikrarı sağlamak olan ASEAN, Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni roller üstlenerek bütünleşme sürecini derinleştirmiştir. Acharya’nın ifadesiyle “ASEAN kendisini yeniden keşfetmiştir“ ve bu süreçte Avrupa Birliği bir model olmasa da ilham kaynağı olmuştur.9 2007 yılında kabul edilen ASEAN Şartı ile 2015’te ASEAN Topluluğu oluşturmayı hedefleyen, kurumsal açıdan yapısını güçlendiren bu örgüt artık sadece geleneksel güvenlik sorunları ile değil, insan kaçakçılığından salgın hastalıklara kadar birçok geleneksel olmayan güvenlik konularında politikalar üretmeye başlamıştır. Nitekim 27. ASEAN Zirvesi’nde 22 Kasım 2015’te imzalanan Kuala Lumpur Deklarasyonu ile de ASEAN Topluluğu’nun resmen kurulduğu ilan edilmiştir.

Bu bildiride ASEAN’ın küresel çevresel yönetişime nasıl bir katkı sağladığı sınır aşan hava kirliliği sorunu (transboundary haze pollution) üzerinden tartışılacaktır. Bildirinin temel argümanı ASEAN’ın eksiklikleri ve zayıflıklarına rağmen bölgesel çevre yönetişimi açısından önemli bir aktöre dönüşerek üye devletlerinin pratiklerini dönüştürmeye başladığı ancak ‘ASEAN Yolu’ yaklaşımı nedeniyle bu alanda hızlı bir ilerleme sağlayamadığıdır. Bildiride önce küresel yönetişimde bölgenin önemine değinilerek çevre sorunlarının yarattığı tehditler Güneydoğu Asya özelinde değerlendirilecektir. Ardından ASEAN Yolu bütünleşmenin ne anlama geldiği ve ASEAN’ın çevre sorunlarına yaklaşımı ele alınacaktır. Sınır aşan hava kirliliği sorunu özelinde ASEAN’ın nasıl politikalar ürettiği ve bunun çevresel yönetişim açısından sonuçları ise son bölümde ele alınacaktır.

2. Küresel Yönetişim ve Geleneksel Olmayan Güvenlik Tehditleri

Küreselleşmenin hızını artırarak çehresini değiştirdiği dünya sisteminde devletlerin egemen konumlarının devlet-dışı aktörler tarafından sarsıldığı noktasında Uluslararası İlişkiler yazınında bir uzlaşıdan söz etmek mümkündür. Küresel yönetişim kavramı da 1970’li yıllarda uluslararası ilişkiler disiplininde devlet egemen analizlerin yetersiz kalmaya başladığı, sınır ötesi ilişki ağlarının derinleşmeye başladığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Nye ve Keohane’a göre, yönetişim bir grubun kolektif aktivitelerine yön veren ve sınırlayan resmi ya da resmi olmayan süreç ve kurumları ifade etmektedir. Yönetişim sadece devletler ve onların yetki verdikleri uluslararası kuruluşlar aracılığıyla gerçekleşmez. Özel şirketler, şirket birlikleri, hükümet-dışı örgütler ve bu örgütlerin birlikleri hükümet organlarıyla birlikte yönetişim yaratabilirler. Ancak yazarlara göre ulus-devletler küresel yönetişimin temel aktörü olmaya devam etmekte, fakat tek aktörü olmamakta, diğer aktörlerle tamamlanmaktadır. Rosenau’ya göre de “küresel yönetişim uluslararasındaki ilişkilerin resmi kurum ve kuruluşlar eliyle yürütülmesi ya da yürütülememesinden daha fazlasını ifade eden bir kavramdır.“ Birleşmiş Milletler sistemi ve ulusal hükümetler küresel yönetişimde merkezi bir konumdadır ancak resmin bütününü oluşturmamaktadırlar. Küresel yönetişimin günümüzdeki temel sorunlarından biri neo-liberal küreselleşmenin Soğuk Savaş sonrasında artan hızı nedeniyle ortaya çıkan kolektif sorunlar karşısında uluslararası kurumların bu hıza kurumsal gelişme açısından ayak uydurmada geç kalışıdır. Söz konusu sorunlara çözüm bulunabilmesi için bölgesel örgütler, hükümet-dışı kuruluşlar, iş çevreleri gibi farklı aktörlerin desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. Geleneksel olmayan güvenlik tehditleri ise Soğuk Savaş sonrası devletleri ve sistemdeki diğer aktörleri işbirliği yapmaya iten en önemli motivasyon kaynaklarıdır.

Soğuk Savaş’ın sona erişi ve ardından küreselleşmenin ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda hız kazanması güvenlik ne demek, güvenlik nasıl sağlanır ve güvenliği sağlamak kimin sorumluluğundadır gibi konuları yeniden ele almaya neden olmuştur.14 Barry Buzan; People, States and Fear adlı eserinde Soğuk Savaş sonrası güvenlik kavramını askeri, ekonomik, toplumsal, insani ve çevre güvenliğini içerecek şekilde genişleten ilk düşünürlerden biridir.15 Geleneksel güvenlik tehditleri askeri konuları önceleyen bir bakış açısı sunarken 1990’lı yıllarda güvenlik söylemi askeri tehdit içermeyen bu nedenle de geleneksel olmayan alanları da kapsayacak şekilde değişmiştir. Günümüzde iklim değişikliği, doğal kaynakların kıtlığı, doğal afetler, göç, açlık, insan kaçakçılığı, sınır aşan suçlar gibi askeri kaynaklı olmayan, devletlerin ve insanların varlığına tehdit oluşturan güvenlik sorunları “geleneksel olmayan güvenlik“ konuları arasında en önemli başlıklardır.

Geleneksel olmayan güvenlik konuları içinde çevresel güvenlik, güvenlik alanına devlet merkezli bakış açısının ciddi bir reforma ihtiyacı olduğunugözler önüne seren bir alandır. Zira karmaşık çevre sorunsalı iklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi gibi sınır ve ulus tanımayan, birbirine bağlı sorunlardan oluştuğu için bütünsel bir çevre perspektifinden küresel işbirliği oluşturmak oldukça elzemdir. Bu çerçevede hükümetler arası örgütler küresel işbirliğinin yürütüleceği; çevre sorunları ile mücadelede rejim ve uluslararası hukuk oluşturmada önemli aktörlerden biridir. Ayrıca söz konusu örgütler, ‘birçok devletin biraraya geldiği platformlar olarak çevre korunmasına ilişkin çeşitli antlaşmaların oluşturulmasına, normatif kuralların geliştirilmesine ve müzakere süreçlerinin yürütülmesine katkı sağlamaktadırlar.’

Geleneksel olmayan güvenlik sorunlarına devletlerin yetersiz kapasiteleri nedeniyle tek başlarına çözüm üretemediği ve bu nedenle bölgesel düzeyde işbirliğine ihtiyacın aciliyet kazandığı bölgelerden biri de Güneydoğu Asya’dır. 2006 yılında ASEAN Genel Sekreterliği tarafından yayınlanan bir raporda, bölgenin güvenliğine tehdit yaratan unsurlar, yoksulluk, sınıraşan sağlık tehditleri/bulaşıcı hastalıklar, çevresel bozulma ve doğal afetler ile sınıraşan suçlar olarak sıralanmıştır. Bu tehditler içinde çevre alanındaki sorunlar bölge ülkelerinin kalkınma politikalarına ve insan güvenliğine ciddi meydan okumalar sunmaktadır.


TASAM Yayınlarının “Küresel Yönetişim, Güvenlik Ve Aktörler:70. Yılında BM“ isimli kitabından alınmıştır.


Not: TASAM Yayınlarının kitapları http://yayinlar.tasam.org/ sitesinden çevrimiçi olarak alınabilir.


KİTABIN KÜNYESİ
Kitap Adı : Küresel Yönetişim, Güvenlik Ve Aktörler:70. Yılında BM
Editör : Emel PARLAR DAL, Gonca OĞUZ GÖK, Tolga SAKMAN
Genel Yay. Yön. : İhsan TOY
Y.Koordinatörü : Ali BAŞAR
Grafik Tasarım : Ahmet TECİK
Sayfa Sayısı : 541 s.
Yayınevi : TASAM Yayınları
Dizisi : Uluslararası İlişkiler Dizisi
ISBN : 978-605-4881-17-8
Format : Kitap ve E-Kitap (PDF Merchant)
Yayın Tarihi : 2016
Fiyatı : 29,00 TL (KDV Dâhil)

Kitap için tıklayınız | e-kitap için tıklayınız


 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1999 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1999

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.