Paylaşılamayan Bölge: Hazar

Makale

Tarih boyunca ekonominin vazgeçilmez bir parçası olan enerji konusu; büyük güçlerin enerji sahası bölgelere olan ilgileriyle ve devletlerin enerjiye bağımlılıklarının her geçen gün artmasıyla birlikte, günümüzde önemini devam ettirmektedir. Bu yüzden dünya enerji rezervlerinin büyük bir çoğunluğunu elinde bulunduran Hazar Bölgesi halen büyük güçlerin “oyun “alanlarının başında gelmektedir. ...

Tarih boyunca ekonominin vazgeçilmez bir parçası olan enerji konusu; büyük güçlerin enerji sahası bölgelere olan ilgileriyle ve devletlerin enerjiye bağımlılıklarının her geçen gün artmasıyla birlikte, günümüzde önemini devam ettirmektedir. Bu yüzden dünya enerji rezervlerinin büyük bir çoğunluğunu elinde bulunduran Hazar Bölgesi halen büyük güçlerin “oyun “alanlarının başında gelmektedir.
Rusya’nın BDT(Bağımsız Devletler Topluluğu) ülkeleriyle olan enerji antlaşmaları, Türkiye’nin BTC(Bakü-Tiflis-Ceyhan) Boru Hattı ve benzeri projeleri, İran’ın Hazar Denizi’nden eşit pay sahibi olma isteği bölgenin sadece büyük güçler için değil, komşu ülkeler için de bir cazibe merkezi olduğunu göstermektedir.
Bu “oyuna“ ABD’nin ÇBH(Çoklu Boru Hattı Projesi) ile Çin’in Şanghay İşbirliği Örgütü’ndeki Türki Cumhuriyetleri etki altına alma politikasıyla dâhil olması, öte yandan AB’nin “enerji arzı ve güvenliğini“ öngörerek bölgedeki Rus hegemonyasını kırmaya çalışması, KEİ’ninse(Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü) “2007 KEİ Zirvesi Sonuç Bildirgesi“nde de değinildiği üzere enerji konusunda “AB’yle işbirliği içinde çalışma isteği“ enerji konusunu ve Hazar Bölgesi’nin önemini bir kat daha arttırmaktadır.
Diğer yandan bu bölgeyi sadece “enerji“ yönünden ön plana çıkarmamız doğru olmaz, çünkü enerji kaynaklarının yanı sıra bu bölgenin:
-Biokaynaklar bakımından zengin olması
-Doğu-Batı,Kuzey-Güney koridorlarında geçiş bölgesi olması
-Önemli güçler tarafından bölgeye yerleşme bahanesi olarak kullanılması da büyük güçlerin dikkatini çeken diğer yönleridir.
1)HAZAR BÖLGESİ’NDEKİ MEVCUT PROJELER:
Bu bölümde özellikle AB ve ABD’nin üzerinde durduğu “enerji arz ve güvenliğinin sağlanması“ konusunun bir aracı olan mevcut boru hattı projelerine kısa kısa değineceğiz.
-BAKÜ-TİFLİS-CEYHAN BORU HATTI PROJESİ (BTC):
BTC Boru Hattı Projesi, en kısa tanımıyla Azerbaycan petrolünü Gürcistan üzerinden Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına getirmeyi amaçlayan bir projedir. Muhtelif görüşmeleri 1992–1997 yılları arasında yapılan projenin temeli ise 18 Eylül 2002’de atılmıştır. Projenin toplam sistem yatırımı 2,4 milyar dolar olup, Türkiye kesiminin finansmanı projeye iştirak eden şirketlerce karşılanmıştır. BTC Boru Hattı Projesi’ndeki şirketlere göre pay dağılımı da aşağıdaki grafikteki gibidir:
-NABUCCO PROJESİ:
Bu proje ise Hazar ve Ortadoğu doğalgazının Avrupa’ya taşınması amacıyla Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’yı kapsayan bir projedir. Bu proje kapsamında Bulgaristan’ın Bulgargaz, Romanya’nın Transgaz, Macaristan’ın MOL ve Avusturya’nın OMV Gaz firmaları ortaklaşa çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca proje ortaklarınca Haziran 2004 tarihinde, projenin finansman ve boru hattı taşıma kapasitesinin pazarlanması işlerini yürütmek üzere Nabucco Company Pipeline Study GmGH(Nabucco Boru Hattı İş Geliştirme Şirketi) kurulmuştur. Şirketin merkezi Viyana’dadır.
-TRANS-HAZAR PROJESİ:
Türkmenistan’da üretilecek doğalgazın Hazar geçişli bir boru hattı yoluyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını kapsayan bu projeye Rusya “Hazar’ın statüsünü“ bahane ederek karşı çıkmaktadır. Öte yandan ABD’nin Aşkabat Büyükelçisi Tracy Jacobson’un Türkiye’nin Aşkabat Büyükelçisi Hakkı Akil’le birlikte 2 Şubat 2006 tarihinde Türkmenbaşı ile görüşmesi ve bu görüşmede iddia edildiğine göre doğalgazın Rusya’ya teslim edilmesinin sakıncalarının anlatılmış olması, bu konuda ABD’nin Türkiye’yi desteklediğinin açık kanıtıdır.
-MAVİ AKIM PROJESİ:
Rusya’nın içerisinden Karadeniz kıyısına kadar bir boru hattı sayesinde gelecek olan gazın, daha sonra da Karadeniz’in altından geçecek bir boru hattı yardımıyla Samsun’a getirilmesini oradan da Ankara’ya taşınmasını öngören proje şu an itibariyle faal durumda olup yıllık 16 milyar m3 doğalgaz alımını içermektedir.
Bir diğer taraftan Türkiye’deki bazı uzmanlar bu projenin Türkiye’nin zararına olduğunu düşünmektedir. Aslında verilere bakıldığında Rusya’nın Türkmenistan’dan 44 dolara aldığı gazı, AB ülkelerine 110 dolardan, Türkiye’ye ise 133 dolardan sattığı görülmektedir. Bir başka deyişle Türkiye 1000 m3’te 20 dolar fazladan ödeme yapmaktadır.
2)HAZAR’IN STATÜ SORUNU ve YAPILAN ANTLAŞMALAR:
Yıllardır çözülemeyen bir sorun olarak karşımıza çıkan Hazar’ın statü sorununun temelinde “Hazar’ın bir deniz mi, yoksa bir göl mü“ olduğunun tam olarak belirlenmemiş olması yatmaktadır. Bunun yanında:
a)Hazar’ın statüsünün SSCB ve İran tarafından net olarak belirlenmemiş olması
b)Bu antlaşmalara taraf olan SSCB’nin ortadan kalkması
c)Geleneksel statünün günümüz şartlarına göre, İran ve Rusya’nın çıkarlarına uygun olmaması da Hazar bölgesindeki sorunlardan sayılabilir.
Yalnız bu bölümde saydığımız “SSCB’nin ortadan kalkması“ seçeneği geçerliliğini yitirmiştir çünkü Almatı Deklarasyonu’nda da yer aldığı üzere BDT’nin kurucu üyeleri yaptıkları antlaşma ile Sovyetler Birliği’nin iç ve dış sorumluluklarını kabul ettiklerini ve eski imparatorluğun mirasçısı olduklarını kabul etmişlerdir. Bu da doğal olarak ikinci şıkkı geçersiz kılmaktadır.
HAZAR’IN STATÜ SORUNUYLA İLGİLİ YAPILAN ANTLAŞMALAR:
İlk defa 1828 yılında yapılan bir antlaşma da adı geçen Hazar’ın statü sorunu, yapılan bu antlaşmaya göre %88 SSCB’nin, kalan %12’lik kısmınsa İran’ın ulusal sektörü olduğunun kabul edilmesiyle ve SSCB haricindeki devletin Hazar Denizi’nde donanma bulunduramayacağı kararıyla sonuçlanmıştır.
1921 yılında yapılan “Dostluk ve İşbirliği“ antlaşmasıyla birlikte her iki devlete(SSCB-İran) seyr-ü sefer serbestliği getirilmiş ve önceki antlaşmalar iptal edilmiştir. Yine 1940’da imzalanan “Ticaret ve Seyr-ü Sefer Antlaşması“ ile İran ve SSCB’ye 10 millik off-shore sularda balıkçılık yapma hakkı tanınmıştır.
Bu antlaşmaların sadece İran ve SSCB arasında yapılmasının nedeni ise Hazar’ı uluslar arası müdahalelere kapalı tutmaktır.
<<>>
HAZAR’IN STATÜ SORUNUNDA ORTAYA ATILAN YAKLAŞIMLAR:
Bu konu da ortaya atılan önerileri 4 ana başlıkta inceleyebiliriz:
1.Yaklaşım: BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre Hazar açık denizdir. Yine bu sözleşmeye göre Hazar ulusal sektörlere bölünmeli ve her kıyıdaş ülke kendi ulusal sektöründeki kaynakları işleme hakkına sahip olmalıdır.
2.Yaklaşım: Hazar Denizi kapalı bir denizdir. Kapalı deniz terimiyle anlatılmak istenen birden fazla devletin kıyısının olduğu, daha büyük denizlere veya okyanusa dar bir geçitle bağlanmış ya da hiçbir çıkışı olmayan denizdir. Böyle bir durumda Hazar’ın ulusal sektörlere bölünmesi mümkün değildir ama kıyıdaş devletler (Rusya,Azerbaycan,Kazakistan,İran,Türkmenistan) Hazar’ı bir bütün olarak karşılıklı işletebilirler.
3.Yaklaşım: Hazar Deniz değil, sınır gölüdür.Hazar bir göl olarak tanımlandığında ise,uluslar arası sınır gölü statüsü kazanır ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin yetki alanına girmeyecektir.Sınır gölleri için kabul edilmiş bir sınır belirleme yöntemi yoktur.Böyle bir durumdaysa hukuka örnekler kaynaklık edecektir.Bu tür bir bölünmeye ABD ve Kanada arasındaki Büyük Göller ve Fransa ve İsviçre arasındaki Geneva Gölü örnek gösterilebilir.
4.Yaklaşım: Hazar bir göldür ve kıyıdaş ülkeler arasında “Ortak Mülkiyet“ şeklinde idaresi savunulmaktadır. Sınır göllerinin sınırlarının belirlenmesi ile ilgili ender kullanılan bir metod da Bolivya ve Peru arasındaki Titticaca Gölü’nün paylaşımında olduğu gibi her bir kıyı devletinin 12 millik kara sularına sahip olması ve gölün geri kalanının ortak kullanıma açık olması şeklindedir.
HAZAR’IN STATÜSÜ HAKKINDA KIYIDAŞ ÜLKELERİN YAKLAŞIMLARI:
Yukarıda belirttiğimiz gibi Hazar’ın statü problemini çözmek için 4 yaklaşım öne sürülmüştür.Bu bölümde ise kıyıdaş devletlerin(Rusya,Azerbaycan,Kazakistan,Türkmenistan, İran) bu konuya yaklaşım tarzlarını inceleyeceğiz:
RUSYA FEDERASYONU:
Hazar’ın statüsüne ilişkin politikalarında günümüze kadar üç temel politika değişikliğine giden Rusya, statünün belirlenmesinde en etkin devlet konumundadır.1993–1996 yılları arasında kıyı şeridi dışındaki su kütlesinin ve deniz tabanının ortak kullanılmasını öneren Rusya,1996–1998 yılları arasında ise kara sularını 45 mile çıkarmayı teklif etmiştir.1998’den sonra ise deniz tabanının eşit uzaklık ilkesine göre paylaştırılmasını ve su kütlesinin ortak kullanılmasını istemiştir. Rusya son değişiklik çerçevesinde “sınır gölü“ tanımına daha çok yakınlaşmıştır.
Bu bölümde belirttiğimiz üzere Rusya statünün belirlenmesinde çok önemli bir yere sahiptir.2003 yılında yapılan bir antlaşmayla Azerbaycan ve Kazakistan’ı yanına çekmeyi başaran Rusya’nın Türkmenistan’la yaptığı büyük enerji antlaşmalarına bakılacak olursa Rusya’nın bu devleti de yanına çekebileceği aşikârdır. Hatta bazı uzmanlara göre tek başına kalan İran’ın da direncinin kırılacağı ve 2007 sonuna kadar bir liderler zirvesinin toplanabileceği öngörülmektedir.
Zaten İran’ın kendi toprakları dışında yapması gereken uranyum zenginleştirme programını Rusya’da uygulayacak olması, Rusya ve İran’ın Ermenistan’da ortak bir nükleer santral kurma çalışmaları İran’ın direncinin çabuk kırılacağını göstermektedir.
AZERBAYCAN:
Azerbaycan’ın bu konudaki görüşleri ikiye ayrılmış durumdadır. Birincisi kıyı devletlerinin deniz üzerinde münhasır yetkilerini kullanabileceğidir. İkinci savunduğu görüş ise Hazar’ın ulusal egemenlik alanlarına bölünmesini amaçlamaktadır. Bunlardan birincisi açık deniz, ikincisi ise sınır gölü teklifidir.
Son zamanlarda ise Azerbaycan bu görüşlerinden sınır gölü görüşüne ağırlık vererek, Hazar’ın “orta hat“ esasına göre beş ulusal sektöre bölünmesini desteklemektedir.
KAZAKİSTAN:
Azerbaycan ile benzer görüşleri paylaşan Kazakistan, Hazar’ın ulusal sektörlere bölünmesini istemekte ve ortak mülkiyete şüphe ile bakmaktaydı. Hazar’ın bir deniz olarak nitelendirilmesini ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin uygulanmasını istiyordu. Fakat daha sonra tutumunu değiştiren Kazakistan deniz yatağının paylaşılmasını ancak su yüzeyinin de ortak kullanımını savunmaya başladı. Bu tutum değişikliğinin nedenlerini Kazakistan’da yaşayan Rus azınlığın çokluğu, ekonomisinin Rusya’ya bağımlılığı ve Batı piyasalarına giden tek petrol boru hattının Rusya’dan geçiyor olması şeklinde açıklayabiliriz.
Öte yandan Kazakistan Hazar’ın ulusal sektörlere bölünmesiyle sahip olacağı %29,6 lık paydan dolayı İran’ın önerdiği eşit paylaşım önerisini kabul etmemektedir.
İRAN:
Aslında İran’ın bu konudaki tutumunu kıyıdaş ülkeler arasında eşit paylaşım prensibi olarak özetlemek mümkündür. İran Hazar’ın “orta hat“ ilkesine göre paylaştırılmasına ise kesinlikle karşıdır. Bu sebeple Azerbaycan İran’ın görüşme yürüttüğü ülkelerin başında gelmektedir ve Güney Azerbaycan sorunundan dolayı İran, Azerbaycan’ı birincil tehdit olarak görmektedir. Güney Azerbaycan’ın bir cazibe merkezi olmasını engellemek içinde Hazar’daki uzlaşmaz tutumunu devam ettirmektedir.
Bir diğer taraftan İran’ın bu tutumunu sadece Güney Azerbaycan sorunuyla sınırlandırmak doğru olmaz zira İran Hazar’dan kendi payına düşen kısmı beğenmemekle birlikte kendi alanını genişletmek istemektedir. Ayrıca İran bu sorunu çözülünceye kadar 1940 antlaşmasının geçerli olduğunu ve hiçbir kıyıdaş devletin çizdiği haritanın geçerli olamayacağını açıklamıştır.
TÜRKMENİSTAN:
Türkmenistan’ın bu konu hakkındaki tutumu diğer devletlere oranla daha belirsizdir.1994 yılında problemi çözmek için ortak bir şirketler birliği oluşturma teklifini ortaya atan Türkmenistan daha sonra 45 millik Rusya teklifi yönünde hareket edeceğini bildirmiştir. Azeri-Çırağı ve Kepez petrol yataklarının keşfedilmesi üzerine bu tutumundan vazgeçmiş ve ortak hat prensibini desteklemeye başlamıştır.
HAZAR’IN STATÜ SORUNU VE ENERJİ KONUSUNDA DİĞER DEVLET VE ORGANİZASYONLARIN TUTUMLARI:
ABD:
Enerji kaynakları bakımından çok zengin yataklara sahip olması ABD’nin ilgisini bu bölgeye kaydırmasına neden olmuştur. Bu konuda Washington’un iki önemli hedefi söz konusudur: Birincisi Hazar Havzası enerjisini Basra Körfezi’ndeki miktara alternatif olarak geliştirmek, ikincisi ise Hazar petrol ve gazının Batıdaki pazarlara Rusya ya da İran üzerinden geçmeden ulaşmasıdır. Bu yüzdendir ki ABD Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan liderlerini, Türkiye ve Akdeniz ile Hazar bölgesini bağlayan yeni bir boru hattı sistemini onaylamaları için bu devletleri ikna etmede önemli rol oynamıştır. Ayrıca ABD Gürcistan’da Rusya’nın hareket kabiliyetini sınırlamak ve bu ülkenin stratejik konumundan yaralanmak için askeri güçlerini modernize etmesi amacıyla söz konusu ülkeye önemli yardımlar yapmıştır.
Diğer yandan ABD Hazar Denizi devletlerine (Rusya hariç) çeşitli askeri destek biçimleri sağlamaya başlamıştır. Buna askeri gereçlerin satışı ya da transferi, üst düzey yetkililer arasında düzenli ziyaretler askeri personelin eğitimi ve ortak askeri tatbikatların sponsorluğu da dâhildir.
Dışişleri Bakanlığı’na göre 1998–2000 mali yılları arasında ABD’nin Hazar bölgesi devletlerine yaptığı toplam yardım miktarı 1.06 milyar dolardır. Bu yardımın hem askeri hem de ekonomik başlıca alıcısı Gürcistan’dır.
ABD’nin bölgedeki bir diğer stratejisi de İslami hareketlerin Orta Asya coğrafyasına yayılmasına engel olmaktır. Bir diğer taraftan ABD başkanı Bush’un bölgeye çok sayıda asker göndermeyi planladıklarını açıklaması Azerbaycan’a hızlı müdahale güçlerinin yerleştirilmesine ilişkin spekülasyonlara yol açmıştır.
AVRUPA BİRLİĞİ:
Avrupa ekonomilerinin ithal petrol ve doğalgaza olan ihtiyacı gittikçe artmaktadır. Avrupa’ya diğer bölgelere nispeten yakın bir yerde rezerv yönüyle zengin bir sahanın bulunması AB’nin enerji ihtiyacını karşılamak için büyük bir fırsattır. Bu yeni saha AB’nin enerji transfer yollarını çeşitlendirmesine ve AB’ye Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın belirsizliklerinden kurtulma fırsatı verecektir. Enerji Belgesi(Green Paper)’nde de belirtildiği gibi “Rusya ve Hazar Denizi’ndeki enerji sahaları AB için son derece önemlidir.“
Bu yüzden AB bölge ülkeleriyle olan mevcut ekonomik ilişkilerini geliştirmeyi ve yeniden yapılanma sürecini desteklemeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda AB 1991’den bu yana eski Sovyet cumhuriyetlerine ve 1994’ten bu yana da Moğolistan’a TACIS (Technical
Assistance for the Commonwealth of Independent States) adıyla anılan programla bölgesel yatırımları yaygınlaştırmıştır.
Tablo 1: Ülkelere göre TACIS taksimleri,1991–9 ve 2002–3
ÜLKE
MİKTAR(milyon avro)
Azerbaycan
333,9
Kazakistan
116,9
Türkmenistan
44
Kaynak: Avrupa Dış İlişkiler Departmanı Tanıtım(ülke bazında) ve Stratejik Yazısı 2002–2006 ve Orta Asya için Gösterge Programı
Ayrıca Avrupa Komisyonu Avrupa genelinde boru hatlarının inşasını da teşvik etmektedir. Bu nedenle komisyon Trans-Avrupa enerji hatlarının (TEN’s) kurulmasını da desteklemektedir. Dahası AB sekiz eski Sovyet cumhuriyetinin Avrupa’yla bağlantısını sağlamak için Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaşım Koridoru’nu(Transport Corridor Europe-Caucasus-Asia) faaliyete geçirmiştir. TRACECA kapsamında 39 teknik destek ve 14 yatırım projesi finanse edilmiştir. Bu projelerin AB’ye toplam maliyeti ise 110 milyon avro civarındadır.
Bu proje haricinde AB için önem teşkil eden başka bir projeyse INOGATE(Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Doğalgaz Taşımacılığı) adlı bir projedir. Bu proje eski SSCB’nin yeni bağımsız devletleri için AB’nin teknik yardım programı dahilinde önemli bir bölgesel girişimidir. Kısa bir süre önce, Phare programı kapsamında finanse edilmekte olduğu bazı Orta Asya ve Doğu Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Projenin başlıca amaçları ise:
a)Bölgesel petrol ve doğalgaz ürünlerini daha iyi hale getirmek
b)Hazar ve Orta Asya’dan Avrupa ve Batı piyasalarına hidrokarbon taşınması için farklı seçeneklerin değerlendirilmesine yönelik olarak taraf ülkelerin çabalarını desteklemektir. AYB, AİKB ve Dünya Bankası projeyi desteklemektedir.
Bu projelerin haricinde Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın AGİK’e tam üye olmasıyla birlikte AB bu ülkelere doğrudan yardım da yapmaya başlamıştır.
Tablo 2:Ülke Bazında Toplam AB yardımları
ÜLKE
KÜMÜLATİF 1991-1999
2000
Azerbaycan
58.5
7
Kazakistan
119.6 10 (2001)
Türkmenistan
42.3 0
Kaynak: Avrupa Komisyonu Dış İlişkiler Departmanı
ÇİN:
Ekonomik gelişimine önem veren Çin, buna giden yolun enerjiden geçtiğinin farkındadır. Bu bağlamda Ortadoğu kadar önemli bir enerji havzası olan ve enerji ulaşım yolları üzerinde Orta Asya da Çin için önemli bir bölge haline gelmiştir.
Çin enerji fiyatlarının mümkün olduğunca düşük ve istikrarlı seyretmesi taraftarıdır. Bu yüzden Çin’in Orta Asya politikası genellikle ekonomi temelli olduğu söylenebilir.
Öte yandan Çin ABD’nin bölgede gereğinden fazla kalmasından ve hâkimiyet kurmasından çekinmektedir. Buna karşın ABD’nin bölgede gereğinden kısa kalması ve bölgedeki sorunları çözmeden ayrılması halinde arkasında baş etmesi son derece zor bir istikrarsızlık ve kaos bırakacağı da aşikardır.
Çin aynı zamanda Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da petrol/doğalgaz yatırımları ve antlaşmaları yapmış, ayrıca bir Kazak enerji firmasını satın alarak Atasu-Alaşanku petrol boru hattının hayata geçiriliş sürecini hızlandırmıştır.
Çin Hazar’ın statüsü ile ilgili herhangi bir ülkeyi ya da öneriyi desteklememekte, bu “oyunun“ dışında kalmayı tercih etmektedir. Buna rağmen Çin’in her geçen gün artan enerji ihtiyacını göz önüne alacak olursak Çin’e enerji sağlayan boru hatlarını tehlikeye düşürecek bir yaklaşım benimsendiği zaman, Çin’in buna sıcak bakmayacağı da son derece açıktır.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2633 ) Etkinlik ( 211 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1345 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 281
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

Türkiye’nin 7 ana bölgesi ve 81 ilimizin her birinin akademik, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınması ile Ülkemizin yapısal dönüşümüne stratejik, bilimsel, derinlikli katkılar sağlamak üzere kurumsal altyapısı oluşturulan TASAM Türkiye Mükemmeliyet Merkezleri’nin resmî internet sitesi açıldı.;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.